1. Ana Sayfa
  2. Yorum-Analiz
  3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Göre Mülkiyet Hakkının Sınırlandırılması

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Göre Mülkiyet Hakkının Sınırlandırılması


Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Göre Mülkiyet Hakkının Sınırlandırılması

Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyet hakkının çeşitli sebeplerle sınırlandırılmasını öngörmektedir. Olağan dönemlerde mülkiyet hakkının sınırlandırma amaçları ve şartları, bu madde hükümlerine tabidir. Ayrıca Sözleşmenin 15. maddesi, tüm hakların olduğu gibi mülkiyet hakkının da olağanüstü dönemlerde, madde metninde belirtilen şartlarda sınırlandırılmasına cevaz vermektedir.

Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına geçmeden önce bir noktayı vurgulayalım: Mülkiyet hakkına bir müdahale bulunduğunu ispatlamak başvurucuya düşen bir görevdir (Grgiç vd, 2007: 2).

1. Sınırlandırma Sebepleri

Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi, üç temel sınırlama sebebi düzenlemiştir: Bunları kamu yararı, vergi ve benzeri katkılar ile para cezalarının ödenmesi ve mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılmasının sağlanması olarak sıralayabiliriz.

1.a) Kamu Yararı

Bu konu ile ilgili olarak şu makalemize göz atabilirsiniz: AİHM İçtihatlarına Göre Mülkiyet Hakkının Sınırlandırma Nedeni Olarak Kamu Yararı

1.b) Vergi ve Benzeri Katkılar ile Para Cezalarının Ödenmesinin Sağlanması

Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası devletlere vergilerin ve başka katkıların ödenmesini sağlamak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale etme imkanı tanımaktadır. Bu kapsamda hem vergi ve benzeri yükümlülüklerin konulması, hem de bunların tahsili için gerekli tedbirlerin alınması mümkündür. Bu fıkrada “vergi ve benzeri katkılar” olarak ifade edilen değerlere başta vergiler olmak üzere resim ve harçlar, para cezaları gibi unsurlar girmektedir. Ayrıca mesleki veya sosyal sandıklar için yapılan zorunlu kesintiler de vergi toplama konusunda devlete tanınan yetki kapsamında değerlendirilmektedir.

Vergi konusu, bir devletin varlığını sürdürebilmesi ve kamu hizmetlerinin devamının sağlanabilmesi için hayati önem taşıdığı ve her devletin siyasi, ekonomik ve sosyal politikaları ile yakından ilgili olduğu için AİHM, bireylere yüklenecek vergilerin türü ve miktarı konusunda, devletlere geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır (Carss-Frisk, 2003: 37).

Sözleşme’ye taraf devletlerce ülkenin ekonomik durumuna göre ekonomi politikasının iyileştirilmesi, mali düzenin sağlam temellere oturtulması amacıyla vergisel konularda yapılan düzenlemeler AİHM tarafından “kamu yararına uygun ve demokratik yapının bir gereği” olarak değerlendirilmiştir (Etgü, 2009: 187).

Ancak vergi gibi önlemlerin sadece mali amaçlarla değil; suçla savaşım, toplumsal gereklilikler, uyuşturucu kullanımını geriletmek, halk sağlığını korumak, kamu güvenliğini sağlamak, kumarı önlemek gibi toplumsal amaçlarla da yapılabileceği gözden kaçırılmamalıdır. AİHM 13.01.2004 tarihli Oron-Breclav, S. R. O./Çek Cumhuriyeti kararında oyun makineleri için söz konusu olan işletim ruhsatı harcının toplumsal güvenliği sağlamak ve kumarı önlemek amacıyla artırılmasını mülkiyet hakkına aykırı bulmamıştır (Etgü, 2009: 188). Mahkemeye göre böyle bir yasanın getirilmesindeki amacın sorgulanmasında, davalı devletin izlediği ekonomik politikalarla birlikte, toplumsal güvenlik yönündeki beklentilerini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

1.c) Mülkiyetin Toplum Yararına Kullanımının Sağlanması

Hiç şüphesiz ki devletler, mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını sağlamak üzere bireysel mülkiyette bulunan taşınmazlar hakkında çeşitli tedbirler almak durumunda kalmaktadırlar. Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi, devletlere mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını sağlamak üzere çeşitli tedbirler alma hakkı tanımaktadır. AİHM 1. maddenin 2. paragrafının, devletlerin genel çıkarlar doğrultusunda mülkün kontrolü için gerekli gördükleri kanunları çıkarma haklarını saklı tuttuğunu, bu tür kanunlara özellikle modern toplumlarımızda sıkça rastlandığına vurgu yapmaktadır. Örneğin imar planlarında resmi ya da umumi hizmet alanı için ayrılmış taşınmazlar kamulaştırılıncaya kadar bu taşınmazlar üzerinde inşaat yasakları uygulanması, ülkeye kaçak olarak sokulan mallara el konulması, suçta kullanılan malların müsadere edilmesi gibi uygulamalar mülkiyetin kamu yararına kullanımını sağlama amacı kapsamında kalmaktadır.

2. Mülkiyet Hakkına Müdahale ve Sınırlandırma Şekilleri

AİHM mülkiyet hakkına yapılan müdahaleleri değerlendirilirken “üç kural analizi” olarak tabir edilen bir analiz metodu kullanmaktadır. İlk kez Sporrong-Lönnroth/İsveç davasında (Doğru, 2011/a) ana hatları ile ortaya konulan bu analiz, mülkiyet hakkını koruma altına alan Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesindeki tasnifle doğrudan bağlantılıdır ve mülkiyet hakkına yapılabilecek müdahaleleri sınıflandırmaktadır. Bu konuda şu yazımıza bakınız: AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkına Müdahale ve Sınırlandırma Şekilleri

3. Mülkiyet Hakkına Yapılacak Müdahalelerde Bulunması Gereken Şartlar

Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin varlığı tespit edildikten sonra yapılması gereken işlem bu müdahalenin Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesindeki şartlara uygun olup olmadığını tespit etmektir. Aşağıda beş başlık altında sayılan müdahale kriterleri AİHM tarafından Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi yorumlanarak geliştirilmiştir.

Bu tespitimize karşılık Grgiç ve diğerleri, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerde bulunması gereken şartları “kanun tarafından öngörülme, kamu yararını amaçlama, demokratik bir toplumda gerekli olma” olarak üç başlıkta sıralamaktadır. Bkz. Grgiç ve Diğerleri (2007) “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Mülkiyet Hakkı”, Çeviren: Özgür Heval Çınar ve Abdulcelil Kaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokollerinin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz Kitap, Avrupa Konseyi, İnsan Hakları El Kitapları, No:10, 2007, s: 13

Mahkeme aşağıda açıklanacak olan bu şartlara uygunluk analizini mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülen pek çok davada (örneğin AİHM’nin James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/c) uygulamıştır.

Bu şartlara ilaveten her ne kadar bazı yazarlar  (Grgiç vd, 2007: 15) tarafından “demokratik toplumda gereklilik” şartının da gerçekleşmesi gerektiği ifade edilmiş ise de Mahkemenin mülkiyet hakkına ilişkin kararlarında bu yönde bir şarta rastlanmamıştır.

Son olarak şu hususu belirtmek faydalı olacaktır: AİHM tarafından mülkiyet hakkına yapılan bir müdahale bulunduğuna karar verilmesi durumunda mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin aşağıdaki şartları taşıdığını, dolayısıyla haklı olduğunu ispat yükü, müdahalede bulunan devlete aittir.

3.1. Hukuk Tarafından Öngörülme

Bu konuda şu yazımıza bakınız: AİHS Mülkiyet Hakkına Yapılacak Müdahalelerde Hukuk Tarafından Öngörülme Şartı

3.2. Uluslararası Hukukun Genel İlkelerine Uygun Olma

Bu konuda şu yazımıza bakınız: 

Mülkiyet Hakkına Müdahale Açısından Uluslararası Hukukun Genel İlkelerine Uygun Olma Şartı

3.3. Orantısallık

Bu konuda şu yazımıza bakınız: AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkına Yapılan Müdahalelerde Orantısallık Şartı

3.4. Ölçülülük

Bu konuda şu yazımıza bakınız: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Ölçülülük İlkesi

4. AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkının Olağanüstü Dönemlerde Sınırlandırılması

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi savaş veya devletin varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı halinde Sözleşme’ye taraf devletlere, durumun gerektirdiği ölçüde Sözleşme’ye aykırı tedbirler alma hakkı tanımaktadır. Türkiye’de zaman zaman yaptığı bildirimler ile Sözleşmeden sapma beyanında bulunmuştur. 

Madde hükmüne göre savaş ya da milletin varlığını tehdit eden bir genel tehlikenin varlığı halinde devletler durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ilişkin olarak Sözleşme’de öngörülen şartlara ve yükümlülüklere aykırı tedbir alma hakkına sahiptirler. Ancak mülkiyet hakkının olağanüstü dönemlerde bu şekilde sınırlandırılabilmesi için aşağıdaki şartların varlığı zorunludur:

a) Savaş ya da ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin mevcut olması gerekir. Bu tehlikenin varlığının tespiti, devletin takdir alanı içindedir. AİHM, 26.05.1993 tarihli Brannigan ve Mc Bride/İrlanda kararında ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin mevcudiyeti ve bu tehlikenin önlenmesi için alınacak tedbirlerin derecesinin, taraf devletlerin takdir alanı içerisinde bulunduğuna karar vermiştir (Ünal, 1994: 54). Mahkemeye göre, ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin mevcudiyeti ve bu tehlikenin önlenmesi için alınacak tedbirlerin kapsamı konusunda ulusal makamlar uluslar arası bir yargıca göre daha iyi bir konumdadırlar, bu nedenle devletlerin bu konuda geniş bir takdir hakkının bulunması doğaldır.

b) Savaş ya da ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin bertaraf edilmesi için alınacak tedbirler, ancak durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve özgürlükleri sınırlandırabilir. Her ne kadar devletler alınacak tedbirlerin niteliği ve derecesi konusunda geniş bir takdir hakkına sahip olsalar da alınacak tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı AİHM tarafından denetlenmektedir. Mahkeme, devleti bu tedbirleri almaya sevk eden tehlikenin boyutlarını, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaları dikkate alarak karar vermektedir.

Ancak devletin, bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için aldığı tedbirlerin, sorunun çözümü konusunda en uygun tedbir olup olmadığı Mahkemenin denetimi dışındadır. Mahkeme, alınan tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığını denetlemekle birlikte, sorunun çözümü konusunda en uygun tedbir olup olmadığı ya da devletin Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini daha iyi bir şekilde yerine getirebilecek başka tedbirler arayıp aramadığı ile ilgilenmemektedir (Brannigan ve Mc Bride/İrlanda kararı, aktaran, Ünal, 1994: 55)

c) Bu kapsamda alınacak tedbirler Sözleşmeci devletlerin uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamalıdır.

d) Sözleşmeye taraf devletlerin, bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için aldığı tedbirler; meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, yaşam hakkına (madde 2), işkence yasağına (madde 3), cezaların yasallığı ilkesine (madde 7) ve kölelik yasağına (4. maddenin 1. fıkrası) aykırı olamaz.

e) Sözleşmeden sapma bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirilmesi gerekir. 15. maddenin 3. fıkrasına göre bu maddeye göre aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler ile sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı tarihi Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.

5. Sınırlamaların Amacı Dışında Kullanılamaması

Sözleşme’nin 18. maddesine göre bu Sözleşme’nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.

Yorum Yap

Yorum Yap