1924 Anayasası Döneminde Kıyıları İlgilendiren Düzenlemeler

1924 Anayasasında kıyılarla ilgili herhangi bir hüküm yer almamıştır. Bu dönemde yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 641. maddesinde “Sahipsiz şeyler ile menfaati umuma ait olan mallar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Hilafı sabit olmadıkça menfaati umuma ait sular ile ziraata elverişli olmayan yerler, kayalar, tepeler, dağlar ve onlardan çıkan kaynaklar kimsenin mülkü değildir” hükmü yer almışsa da Cumhuriyet döneminin uzunca bir bölümünde de kıyıların hukuki statüsü, düzenlemeye muhtaç durumda kalmıştır.

Bu anlamda Medeni Kanun’un 641. maddesinin çıkarılmasını öngördüğü özel hükümler, konumuzu teşkil eden kıyılar hakkında uzunca bir süre yürürlüğe konulamamıştır. Kıyıların da 641. madde kapsamında “menfaati umuma ait olan mallar” kapsamına girdiği (Pala, 1975: 9) yönünde yaygın bir görüş olsa da kıyıları kamu malı statüsüne sokan özel bir düzenleme yapılmamıştır.

Kıyıları korumaya yönelik bir yasal düzenlemenin bulunmayışı dolayısıyla ortaya çıkan yasal boşluk, yargının doktrinden de esinlenerek yaptığı yorum ve verdiği kararlarla doldurulmaya çalışılmışsa (Duru, 2003; 253) da gerek açık bir mevzuatın olmayışı ve gerekse mevcut hukuk normlarının gereği gibi yorumlanıp uygulanmaması nedeniyle kıyılarda özel mülkiyet konusu taşınmazlar ortaya çıkmasına ilişkin süreç, Cumhuriyet döneminde de uzunca bir süre devam etmiştir.

Üstelik Medeni Kanun’un 641. maddesindeki “hilafı sabit olmadıkça” ibaresinin yaktığı yeşil ışık sayesinde (Duru, 2003: 254), yürürlüğe konulan bazı kanunlarla, kıyılarda özel mülkiyet kazanılması mümkün kılınmıştır. 1972 yılına gelinceye değin kıyıları korumaya yönelik bir yasal düzenlemeye gidilmediğini; tam aksine kıyıların özel mülkiyete konu olmasına neden olan pek çok düzenleme yapılarak kıyıda özel mülkiyet adına arsa ve arazi iktisap edildiğini görmekteyiz (Anal, 2001: 23).

Bunlardan ilki olan 1515 sayılı Tapu Kayıtlarından Hukuki Kıymetlerini Kaybetmiş Olanların Tasfiyesine Dair Kanun’la tapuda kayıtlı olup tapu dışı yollarla, tapu maliki dışında birinin kullanımına geçen taşınmazların idari yoldan tesciline imkan tanınmıştır. Tapu defterlerinde kayıtlı olup da tapu dışı yollarla başkasının kullanımına geçen yerlerin tasfiyesini amaçlayan bu Kanun, bu şekilde başkasının kullanımına geçen yerlerin belirli bir süre malik sıfatıyla davasız ve iyi niyetli olarak kullanılmaları halinde bu kişiler adına tesciline imkan tanımıştır.

1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 159. maddesi, belediyeler tarafından denizden doldurulan yerlerin tasarruf, idare ve nezaretinin belediyelere devredileceğini hüküm altına almıştır.

1933 yılında yürürlüğe giren 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nun 4. maddesinin (F) bendinde “su kenarlarında rıhtımdan veya rıhtım yapılacak noktadan 10 m. genişliğinde bir mahal umumun istifadesine mahsus olarak serbest bırakılacaktır.” hükmü yer almışsa da bu hüküm yalnızca “rıhtımda veya rıhtım yapılacak noktada” kıyıyı sınırlandırmış ve koruma altına almıştır. Üstelik bu Kanunu, 1957 yılında yürürlükten kaldıran 6785 sayılı İmar Kanunu bu yönde bir hüküm ihtiva etmemiştir (Pala, 1975: 14).

1934 yılında çıkarılan 2613 sayılı (mülga) Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu kıyılarla ilgili özel bir hüküm ihtiva etmediği gibi 22. maddesinin (g) bendi imar ve ihya yoluyla taşınmaz edinilmesine imkan tanımıştır.

1934 yılında çıkarılan bir başka kanun olan 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 8 ila 14. maddeleri deniz, göl ve nehirlerden doldurma ve kurutma yoluyla arazi elde edilmesine izin vermiştir. Bu maddeler, 6785 sayılı (mülga) İmar Kanunu’nda 1972 yılında 1605 sayılı Kanun’la yapılan değişikliğe kadar varlığını sürdürmüş, bu tarihten sonra 1605 sayılı Kanun’la denizden doldurmanın yasaklanması nedeniyle zımnen ilga edilmiştir.

1956 tarihli ve 6785 sayılı İmar Kanunu, yapıların, yol ve su kenarlarına olan mesafelerini belirleme yetkisini yönetmelik ve tüzüklere bırakmış; İmar Tüzüğü de imar planı bulunmayan su kenarlarında yapıların su kenarına en fazla 30 m yaklaşabileceğini hükme bağlamıştır (Akyol ve Sesli, 1999: 104).

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.