1924 Anayasası’na Göre Toprak Mülkiyeti ve Mülkiyet Hakkı

Makalemizi paylaşır mısınız?

1. Sadece Çiftçilere Toprak Dağıtımı Yapılabilmesi

1924 Anayasası’nın 74. maddesinin ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun mülkiyet hakkı yönünden getirdiği uygulamalardan bir tanesi topraksız olan ya da yeterince toprağı bulunmayan çiftçilere arazi dağıtımıdır. Bu düşüncenin temel felsefesi şudur: Bir tarım arazisinin verimli olarak işletilebilmesi için işleten kişinin, malik olması gerekir (Cin, 1981/c: 376).

Bu husus dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından 1937 yılında şu şekilde ifade edilmiştir: “Toprak mahsulünü ancak bir vaziyette verir. Bu vaziyet de o toprağın, işleyenin malı olmasıdır.” Bundan dolayı bu dönemde çiftçilere toprak dağıtımı, toprak reformunun en önemli konusu olmuştur.

Dikkat etmek gerekir ki gerek 74. madde ve gerekse Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu topraksız kişilerin değil, çiftçilerin topraklandırılmasını öngörmektedir. Bu da Anayasa’nın ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun konuyu herkese toprak sağlamak açısından değil, zirai ve iktisadi kalkınma açısından değerlendirdiğini göstermektedir (Berki, 1973: 93).

İkinci olarak arazi dağıtımında çiftçi açısından bir zorunluluk yoktur. Bir başka ifadeyle çiftçi, ancak kendisinin istemesi durumunda dağıtılan topraktan alabilecektir. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu zorla toprak dağıtımı sistemini sarahate yakın bir delâletle reddetmiş bulunmaktadır (Berki, 1970: 83). Ayrıca Kanun, toprak dağıtımında mutlak bir eşitlik öngörmemiştir. Bu esasa göre, herkesin kişisel ve ailevi durumları dikkate alınarak toprak dağıtımı yapılacaktır.

Kanun topraksız olan ya da yeterince toprağı bulunmayan çiftçilere öncelikle devlet mülkiyetinde bulunan arazilerin dağıtılmasını öngörmektedir.[1] Çünkü Berki’nin de belirttiği üzere toprak reformu bir kamu hizmetidir ve her kamu hizmetinde olduğu gibi bu hizmetin de yükünün ilk olarak Hazine tarafından karşılanması gerekir (Berki, 1970: 90). Bu arazi ihtiyacı karşılamaz ise, Kanun’un 14. maddesi gereği, mülhak ve mazbut vakıflar adına kayıtlı taşınmazlar ile il özel idareleri ve belediyelere ait olup da kamu hizmetlerinde kullanılmayan arazi dağıtılacaktır.[2]

2. Toprak Reformu Amacıyla Kamulaştırma Yapılabilmesi

1924 Anayasası’nın 74. maddesi çiftçiyi topraklandırma amacıyla kamulaştırma yapılabileceğini öngörmektedir. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu da kamu idarelerinin mülkiyetinde bulunan arazilerin ihtiyacı karşılamaması durumunda Kanun’un mülkiyet hakkına dönük ikinci uygulamasının devreye girmesini ve büyük toprakların kamulaştırılmasını öngörmektedir. Bu anlamda Anayasa koyucu toprak davasını, bir kamu sorunu olarak görmüş ve bu sorunun çözümü amacıyla gerektiğinde özel mülkiyete müdahale edilebilmesine izin vermiştir (Berki, 1973: 94).

Ancak bu kamulaştırmalar en büyük tarım arazisine sahip kişilerin taşınmazlarından başlayacağı için Kanun bir yandan topraksız olan ya da yeterince toprağı olmayan kişileri toprak sahibi yapmak, bir yandan da büyük toprak sahiplerinin arazilerinin belli bir miktarı  (5000 dönüm) geçen kısmını kamulaştırarak toprak mülkiyetinde adil bir dağıtım hedeflemiştir. Buna göre gerekmesi halinde, büyük toprak sahiplerinin arazilerinin belli bir miktarı  (öncelikle 5000 dönüm) geçen kısmının kamulaştırılması sonucu elde edilen arazinin dağıtılması öngörülmüştür (Berki, 1973: 96).[3] Bu arazinin de yetmemesi durumunda arazi ihtiyacı, yüzölçümü 2.000 dönümden büyük arazinin kamulaştırılması suretiyle karşılanacaktır. Ancak bu arazilerin kamulaştırılabilmesi için sahibi tarafından işletilmiyor olması gerekir. Kanun’un 16. maddesine[4] göre sahibi tarafından işletilen orta arazi (yabancılara, cemaatlere ve şirketlere ait arazi hariç olmak üzere) büyüklüğü 2000 dönümden fazla olsa da kamulaştırılamaz.

Kanun bu amaçla kamulaştırma yapılabileceğini öngörmekle beraber, bu kamulaştırmalar kesinlikle bedelsiz olmayacaktır. Çünkü 1924 Anayasası’nın 74. maddesi toprak reformu için büyük toprakların kamulaştırılmasını öngörmüştür. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu da, toprak dağıtımı için dahi olsa, arazi sahiplerinin ellerinden topraklarının gasp suretiyle değil, kamulaştırma yoluyla alınabileceğini öngörerek Anayasa’nın 74. maddesine sadık kalmıştır (Berki, 1970: 82). Buna göre büyük çiftlikler bedel ödenmeksizin zorla alınarak topraksız çiftçilere dağıtılamaz (Berki, 1973: 94). Ancak bu bedel rayiç bedel değil, emlak vergi değeridir. 4753 sayılı Kanun’un 02.03.1950 tarihli ve 5618 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 21. maddesine göre;

“Kamulaştırmalarda, 1944 bütçe yılı arazi vergisine matrah olan kıymetin dört katı kamulaştırma karşılığıdır. 1944 bütçe yılı başında kesinleşmiş değeri bulunmayan arazide bu değer Vergi Usulü Kanunu gereğince yetkili komisyonlar tarafından belli edilir. Ancak bu değer, çevrelerindeki en yakın benzeri arazinin 1944 bütçe yılı vergisine matrah olan değerlerden fazla olamaz. Bu yolla bulunan değer kesinleştikten sonra, dört katı kamulaştırma karşılığı olur. Bu fıkra gereğince tesbit olunacak değere Vergi Usulü Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilir.

Hazinece taksitle satılmış olupta kamulaştırma tarihinde taksit bedelleri tamamen ödenmemiş olan arazinin ihale tarihinden kamulaştırma tarihine kadar geçen her yıl için ihale bedelinden % 5 tenzil edildikten sonra kalan miktar vergi kıymetinden fazla olduğu takdirde kamulaştırma bedeli olarak kabul edilir.”

Görüldüğü üzere bu madde rayiç bedel üzerinden değil, 1944 yılı emlak vergi değeri üzerinde kamulaştırma öngörmüştür.

Fakat 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kurulmasıyla birlikte, 21. maddenin 1961 Anayasası’nın 38. maddesine aykırılığı gerekçesiyle dava açılmıştır. Söz konusu madde Anayasa Mahkemesi’nin 18.03.1963 tarihli ve E: 1963/10, K: 1963/61 sayılı kararıyla[5] iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi vergi değeri üzerinden kamulaştırmayı, 1961 Anayasası’nın kamulaştırmanın gerçek değer üzerinden yapılmasını öngören 38. maddesine aykırı bulmuştur. Anayasa Mahkemesine göre Anayasa’nın 38. maddesinde kamulaştırmanın gerçek karşılık üzerinden yapılacağının hüküm altına alınmasına rağmen 4753 sayılı Kanun’da kamulaştırmanın vergi değeri üzerinden yapılacağının öngörülmesi Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır.[6]

3. Dağıtılan Topraklarla İlgili Kısıtlamalar

Aslında 1924 Anayasası’nın 74. maddesinde dağıtılan topraklarla ilgili olarak mülkiyet hakkının kısıtlanabileceğine dair bir hüküm yer almamaktadır. Ancak 4753 sayılı Kanun dağıtılan topraklarla ilgili olarak çeşitli kısıtlamalar getirmiştir. İlk olarak bu şekilde dağıtılan arazinin dağıtım yapılan kişilerce işletilmesi ve boş bırakılmaması zorunludur. Bu arazilerin, dağıtım yapılan çiftçiler tarafından terk edilmesi, boş bırakılması ya da ortakçılık/kiraya verme yoluyla işletilmesi durumunda geri alınması öngörülmüştür. Kanun’un 57. maddesine göre[7] bu şekilde terk edilen, boş bırakılan, ortakçılıkla veyahut özürsüz olarak kira ile işletilen tarım arazisi Tarım Bakanlığı’nın açacağı dava sonucu Hazine adına tescil edilir ve bu Kanun hükümlerine göre diğer hak sahiplerine dağıtılır. Anayasa Mahkemesi 28/04/1966 tarihli ve E: 1966/3, K: 1966/23 sayılı kararında bu madde ile mülkiyet hakkına getirilen sınırlamayı 1961 Anayasası’nın mülkiyet hakkını düzenleyen 36. ve toprak mülkiyetini düzenleyen 37. maddesine aykırı bulmamıştır. Anayasa Mahkemesine göre toprak dağıtımını kamu yararı amacıyla bazı yükümlere ve koşullara bağlamak ve böylece mülkiyet hakkını kanunla sınırlamak devletin hakkı ve görevidir. Dolayısıyla bu sınırlamada ne 36, ne de 37. maddeye aykırılık söz konusudur.

İkinci olarak Kanun’un 54. maddesine göre, verilen arazilerin bedelleri ödenmedikçe bunlar üzerinde temliki hiçbir tasarrufta bulunulamaz ve başkaları lehine ayni bir hak ihdas edilemeyeceği gibi şahsi bir hak da bu gayrimenkullerin sicillerine kaydedilemez. Bu gayrimenkuller tüzel ve gerçek kişilerin alacakları için haciz olunamaz. Borç daha evvel ödenmiş olsa bile borçlanma tarihinden başlayarak 25 yıl geçmedikçe ilgili arazi, yapı ve tesislerle işletme vasıtaları bu hükümlere bağlı kalırlar.

Bir diğer kısıtlama dağıtılan toprağı bizzat işleme zorunluluğudur. Kanun’un 56. maddesine göre bu kanunla verilen arazi ortakçılıkla işletilemez ve kiraya verilemez. Askerlik ve belgelendirilen uzun hastalık gibi makbul sebepler varsa dilediği şekilde işletilebilir. Bu Kanun’la verilen arazi sahibi tarafından işletilemeyerek terk edilir veya ortakçılıkla veyahut özürsüz olarak kira ile işletilirse Tarım Bakanlığının, bu kanun gereğince ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere, gayrimenkullerin geri verilmesini ve tapu kaydının silinerek Hazine adına değiştirilmesini mahkemeden istemeye hakkı vardır. Bu işlerde basit muhakeme usulü uygulanır. Gayrimenkullerin geri alınması halinde ödenen taksitler ve yapılan zaruri veya faydalı giderlerle araziden elde edilmiş olan intifaın bedelleri karşılıklı olarak hesap edilir. Değerlerde ziyade varsa fazlası geri alınır. Arazinin işletilmeyen yıllara ait ecrimisili tazminat olarak kendisinden alınır.

Kanun’un 59. maddesi ise dağıtılan toprağın miras yoluyla intikale konu olması durumunda uygulanacak hükümleri düzenlemektedir. Madde hükmüne göre arazi, yapı ve tesis verilen kişinin ölümünde mirasçıları araziyi iştirak halinde işletirler. Muristen kalan araziyi idare ve işletmek için mirasçılar kendi aralarında uyuşarak ortaklığa terekenin açılmasından başlayarak üç ay içinde bir temsilci seçerler. Bu süre içinde seçemedikleri veya uyuşamadıkları takdirde sulh yargıçlığınca mirasçılar arasından reşit ve yeterli kişi seçilir. Sulh yargıçlığı yeterliğin belli edilmesinde tarım kuruluşunun düşüncesini alabilir. Ortaklıktan ayrılmak isteyen mirasçılar kalmak isteyenlere uyuşarak hisselerini mirasçılardan birine veya birkaçına satabilirler. Şu kadarki arazi bütünlüğünün bozulmaması ve arazi üzerindeki bütün yapı ve tesislerle işletme vasıtalarının dahi birlikte devredilmesi şarttır. Ortaklıktan ayrılan mirasçıların miras hisseleri için dahi bu arazi ipotek edilemez. 54, 55, 56, 57, 58. maddeler hükümleri mirasçılar tarafından katılma halinde işletilen arazi, yapı ve tesisler hakkında dahi uygulanır. Borç tamamıyla ödenmedikçe ve ödense bile borçlanma tarihinden başlayarak yirmi beş yıl geçmedikçe taksim ve şüyuun giderilmesi istenemez.

[1] Kanun’un 8. maddesine göre bu kanun hükümlerine göre dağıtılacak arazi şunlardır:

Milli Emlak Kitabı

a) Devletin hüküm ve tasarrufu veya özel mülkiyeti altında bulunup kamu işlerinde kullanılmayan arazi; b) Bir veya birkaç köy, kasaba veya şehrin ortalamalı olan arazinin ihtiyaçtan fazla olduğu Tarım Bakanlığınca belirtilen parçası; c) Sahibi bulunamayan arazi; d) Devletçe kurutulan sahipsiz bataklıklardan kazanılacak arazi; e) Göllerin kuruması ve nehirlerin doldurmasıyla elde edilecek arazi;

[2] Dağıtılan toprakların mülkiyetlerinin değil, sadece kullanma haklarının çiftçilere devredilmesi, buna karşılık rekabenin (kuru mülkiyetin) Hazine’de kalmasına yönelik olarak Şakir Berki tarafından yapılan öneri için bkz. Berki, Ş. (1973) “Cumhuriyet Devrinde Toprak Rejimi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 1970, Cilt: 30, Sayı: 1, s: 100. Yazar bu konuda şu hususları vurgulamaktadır.

Toprak davasının iki aslî gayesi şudur:

1) Memleket topraklarının sürekli olarak ziraî ekonomiye faydalı olmasını temin,

2) Dağıtılan toprağın ferdî mülkiyete intikal etmesine mâni olmak, köylü ve kasabalı çiftçi ailelerinin müşterek ziraî aracı olarak aileden aileye intikalini temin etmek. Filhakika aksi olursa, günün birinde dağıtılacak Hazine topraklan kalmaz ve Devlet dağıtım işini hep istimlâk suretiyle yapmaya mecbur olur ki, bunun Devlete yükleyeceği mâli külfet izaha lüzum olmayacak kadar açıktır.

Bu iki gayeyi temin edebilmenin tek çaresi, dağıtılan toprakların yalnız hukuku ziraiyesini devretmek, rakabeyi Hazinede bırakmaktan ibarettir. Hele Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun 25 sene sonra dağıtılan topraklan kendisine toprak verilmiş olan aile reisinin yahut mirasçılarının ferdî mülkiyetine nihaî olarak devretmiş olması’ tamamiyle yanlış ve Nutukda sözü geçen «toprağın bölünmemesi» prensibiyle bağdaşamaz. Zira ferdî mülkiyete inkilâb eden bir toprak, mâliki tarafından satım, hibe, vasiyet yoluyla tamamen veya kısmen başka şahıslara intikal ettirilebileceği gibi, miras suretiyle de müteaddit kimselere geçerek bunlar arasında taksime tâbi tutulup bölünmeye mahkûmdur. Bu sebeb lerden dolayıdır ki, vaktiyle yapmış olduğumuz etüdde Cumhuriyet devrinde de dağıtılan topraklarda rakabenin Hazinede kalması, yalnız hukuku ziraîyenin «isticarı bilâ müddet» suretiyle gerek kendisine toprak verilene, gerek mirasçılarına intikali sisteminin kabul edilmesi lüzumunu tavsiye eylemiştik. Aynı tavsiyede ısrarlıyız; hattâ bu kere, verilen toprağın yalınız ziraatle uğraşan mirasçılara intikaline taraftarız. Aksi halde Nutukda ifade edilen ve toprağın bölünmemesine dâir olan haklı temenniyi tahakkuk ettirmek imkân haricinde kalır.

Arazî kanununda kabul edilmiş olan sistem nutukdaki tavsiyeyi tahakkuk ettirecek, kuvveden fiile çıkabilecek olan yegâne hukukî ve pratik çaredir.

[3] Madde 14 – Arazisi olmayan ve yetmeyen çiftçilere ve bu kanun gereğince topraklandırılmaları kabul edilenlere dağıtılmak üzere aşağıda yazılı arazi, üzerinde zirai işletme ile ilgili yapı ve tesisleri ile birlikte, Tarım Bakanlığınca kamulaştırılır:

a) Mülhak ve mazbut vakıfların tüzel kişilikleri namına vakıflar Genel Müdürlüğü veya mütevelliler tarafından tasarruf edilmekte bulunan bütün vakıf arazisinin tamamı;

b) Özel İdare ve belediyelere ait olup da kamu hizmetlerinde kullanılmayan arazi;

c) Gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerine ait araziden beşbin dönümü geçen parçaları;(Zirai Devlet Kuruluşları ve müesseseleri arazisinin beşbin dönümden yukarı kısmı işlenmek şartıyla ve Bakanlar Kurulu Kararı ile bu hükmün dışında bırakılabilir)

d) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra işlenmeyen arazi.

[4] Madde 16 – (Değişik Madde 22/03/1950 – 5618 S.K./1. md.) Bu kanunun uygulandığı bölgelerde dağıtma işlerine 8 inci madde gereğince Devlete ait arazi ile 14 üncü madde esaslarına göre kamulaştırılacak araziden başlanır. Bu arazinin 39 uncu madde uyarınca ihtiyaca kafi gelmeyeceği anlaşıldığı takdirde gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerine ait orta arazinin kamulaştırılmasına gidilir. Sahibi tarafından işletilmeyen orta arazinin 2.000 dönümden fazlası kamulaştırılabilir. Bu suretle kamulaştırma dışında kalan araziyi mal sahibi istediği şekilde işletebilir. Mahalli imkan ve şartlara göre gerekli tesis ve donatımı olduğu halde sahibi tarafından işletilen orta arazi kamulaştırılamaz.442 sayılı Köy Kanunun 87 nci maddesinde bahsi geçen şahıslarla cemiyet ve şirketlerin köylerdeki arazileri ikinci ve üçüncü fıkraların hükmü dışındadır. Bu arazinin tamamı kamulaştırılabilir.

[5] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 16.5.1963/11404

[6] Anayasa Mahkemesine göre “Anayasa’nın kişilere sağladığı hakların en önemlilerinden biriside mülkiyet hakkıdır. Bu hakkın sınırlanması veya ortadan kaldırılması ancak kamu yararının gerektirdiği hallerde caizdir. Anayasa’nın 38 inci maddesi, bu esası koymuş ve kamu yararının gerektirdiği hallerde de, gerçek karşılıkları peşin ödenmek şartiyle kişilerin taşınmaz mallarının, kamulaştırılmasını kabul etmiştir. Bu konuda en önemli unsur, gerçek karşılığın peşin ödenmesidir. (Gerçek karşılık) deyimi, kamulaştırma günündeki serbest alım satımla beliren tam değeri ifade eder. 21 inci maddesinde kamulaştırılacak taşınmaz mala değer biçmek için kanun koyucu karine sistemine dayanmış ve kamulaştırma parasının, 1944 Bütçe yılı Arazi Vergisine matrah olan değerin dört katı olacağını kabul etmiştir. Bu tutum, Anayasa’nın şart koştuğu (gerçek karşılık) verilmesi esası ile bağdaşmamakta ve Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırı bulunmaktadır. Bu bakımdan anılan kanunun 21 inci maddesinin iptali gerekir.”

[7] Madde 57 – Bu kanunla verilen arazi sahibi tarafından işletilemeyerek terk edilir veya ortakçılıkla veyahut özürsüz olarak kira ile işletilirse Tarım Bakanlığının, bu kanun gereğince ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere, gayrimenkullerin geri verilmesini ve tapu kaydının silinerek Hazine adına değiştirilmesini mahkemeden istemeye hakkı vardır. Bu işlerde basit muhakeme usulü uygulanır. Gayrimenkullerin geri alınması halinde ödenen taksitler ve yapılan zaruri veya faydalı giderlerle araziden elde edilmiş olan intifaın bedelleri karşılıklı olarak hesap edilir. Değerlerde ziyade varsa fazlası geri alınır. Arazinin işletilmeyen yıllara ait ecrimisli tazminat olarak kendisinden alınır.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2451 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.