1961 Anayasasına Göre Mülkiyet Hakkının Sınırlandırılması

1961 Anayasası’nın 36. maddesi mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceğini öngörmüştür. Madde gerekçesinde 1961 Anayasasının benimsediği mülkiyet hakkının Roma hukukundaki anlamda kişinin istediği gibi kullanabileceği bir hak, sınırsız bir özgürlük olmadığı ifade edilmiştir: “Artık mülkiyet hakkı, Roma Hukukundaki anlamda, ferdin toplum menfaatini dahi hesaba katmaksızın istediği gibi kullanabileceği bir hak, hudutsuz bir hürriyet niteliğini taşımamaktadır. Batı medeniyetinin öncüleri olan ve kolektif iktisat temayüllerinden çok uzak buluna memleketlerde ve hatta eski hukukumuzda dahi mülkiyet anlayışı, mülkiyetin aynı zamanda sosyal karaktere sahip bir hak olduğu yolundadır.”

Zaten maddenin son fıkrası da mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı ifade edilerek mülkiyet hakkının kullanımının sınırsız olmadığı teyit edilmiştir.

Bundan dolayı mülkiyet hakkının kanunla sınırlandırılması mümkündür. Ancak anayasa, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını bizzat kendisi düzenlememiş ve bu konuyu kanun koyucuya bırakmıştır. Kanun koyucu ise mülkiyet hakkını sınırlandırırken Anayasa’nın 36. maddesine uygun davranmak zorundadır. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan ve mülkiyetin toplum yararına aykırı kullanılamayacağını ve toplum yararına kanunlarla sınırlanabileceğini öngören bu düzenleme mülkiyetin hakkının temelini oluşturmaktadır. Bu iki sınırlama, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasının temelini oluşturmaktadır. Kanun koyucu yapacağı yasal düzenlemelerde bu iki ilkeye uygun davranması gerekir.[1]

1961 Anayasası’nın 11. maddesi genel olarak temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını, 36. maddesi ise özel olarak mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını düzenlemiştir. 1961 Anayasasının çeşitli maddeleri de kamu yararının gerekli kıldığı mülkiyet hakkının çeşitli şekillerde sınırlandırılabilmesini düzenlemekteydi. Bu sınırlamaların pek çoğu taşınmaz mülkiyetiyle ilgilidir.    Ancak diğer maddelerde yer alan bu sınırlamalar “kamu yararı” kapsamında değerlendirilmiştir. Bu anlamda mülkiyet hakkının sınırlanması bakımından 36. maddenin yanı sıra temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ile ilgili hükümler ihtiva eden 11. maddenin uygulanması gerekmekteydi. 11. madde hükmü şu şekildeydi:

“Temel hak ve hürriyetler Devletin ülkesi ve Milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile veya Anayasanın diğer maddelerinde gösterilen sebeplerle Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabilir.

Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.

Bu Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirisi, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ile kullanılamaz.

Bu hükümlere aykırı eylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir.”

Buna göre 1961 Anayasası döneminde mülkiyet hakkının sınırlanması ile ilgili olarak aşağıdaki şartlara uyulması gerekmekteydi:

1) Mülkiyet hakkı ancak, Devletin ülkesi ve Milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile veya Anayasanın diğer maddelerinde gösterilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Bu sınırlama nedenleri kanun koyucuya mülkiyet hakkının sınırlandırılması açısından oldukça geniş bir hareket alanı tanımıştır. Ancak mülkiyet hakkı genellikle kamu yararı amacıyla sınırlandırılmıştır.

2) Sınırlama Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olmalı, mutlaka kanunla yapılmalı ve hakkın özüne dokunmamalıdır.

[1] Anayasa Mahkemesi bir kararında (20.09.1966, E: 1963/156, K: 1966/34) bu durumu şu şekilde açıklamıştır: “(K)anun koyucunun mülkiyet hakkına dilediği kayıtları koymakta serbest bulunduğu düşüncesi hatıra gelebilir. Fakat bu noktada anayasanın 36. maddesindeki kurallar karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten anayasanın 36. maddesinde, kanun koyucu, ancak kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkı üzerinde sınırlama yapmaya yetkili kılınmış ve mülkiyet hakkı sahibi de bu hakkını toplum yararına aykırı bir şekilde kullanmaktan menedilmiştir. Anayasanın bu hükümleri karşısında mülkiyet hakkının, söz konusu iki istikametteki kayıtlamalardan başka herhangi bir kayıtla sınırlandırılması mümkün değildir. Diğer bir deyimle kanun koyucunun yetkisi de bunlarla sınırlandırılmıştır”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.