1961 Anayasasına Göre Toprak Mülkiyeti ve Mülkiyet Hakkı

Anayasa’nın 4573 sayılı Kanun’un hükümlerine paralel olan 37. maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan 1757 sayılı Kanun mülkiyet hakkına çeşitli yönlerden sınırlama getirilebilmesine imkan tanımıştır. 1961 Anayasası’na göre toprak mülkiyetinin temel esaslarını ve bunların mülkiyet hakkı karşısındaki durumunu aşağıdaki ilkelerle açıklamak mümkün görünmektedir.

1. Toprağın Verimli Olarak İşletilmesi ve Topraksız Olan veya Yeterli Toprağı Bulunmayan Çiftçilere Arazi Sağlanması İçin Gerekli Tedbirlerin Alınması

1961 Anayasasının 37. maddesi devlete, toprağın verimli olarak işletilmesini sağlama ve topraksız olan ya da yeterli toprağı bulunmayan çiftçilere toprak sağlama konusunda görev yüklemektedir. Bu madde Devlete tarım topraklarına ilişkin ve toprak ve tarım reformu uygulamasını gerçekleştirmek amacıyla, bu konuda önlemler alabilme yetkisini tanımaktadır (Zevkliler, 1977: 573).

Üstelik “gereken tedbirleri alır” şeklindeki ifade sadece bir yetkiyi değil, fakat aynı zamanda devlete yüklenmiş c g bir görevi de ifade etmektedir. Anayasa Komisyonu Başkanvekili Emin Paksüt, Temsilciler Meclisinde yapılan görüşmelerde, bu ibarenin devlete görev yüklemek için konulduğunu açıkça ifade etmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 331): “Toprak mülkiyetinde sosyal adaleti gerçekleştirme amacı ile” ibaresi yerine, asli maksadımıza göre ‘topraksız olan veya yeter toprağı bulunmıyan çiftçiye toprak sağlamak amaçlariyle gereken tedbirleri alır. Kanun, bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme araçlarına sahibolmasını kolaylaştırır.’ tarzındaki madde ile Devlete ödev tahmil etmek istedik. Bunun için de ‘gereken tedbirleri alır’ dedik.”

Üstelik 1961 Anayasası’nın 52. maddesinde yer alan “Devlet, halkın gereği gibi beslenmesini, tarımsal üretimin toplumun yararına uygun olarak artırılmasını sağlamak, toprağın kaybolmasını önlemek, tarım ürünlerini ve tarımla uğraşanların emeğini değerlendirmek için gereken tedbirleri alır.” hükmü devlete tarımsal üretimi artırmak için gerekli önlemleri almayı bir ödev olarak yüklemektedir (Zevkliler, 1977: 574).

Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında belirttiği üzere “Devlete yüklenmiş olan sosyal adaleti gerçekleştirmek, memleketi kalkındırma ödevinin gereklerinden biri de; Anayasanın mülkiyet hakkını belirten 36. maddesinden hemen sonra gelen 37. maddesiyle Devlet’e yüklenmiş olan, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve toprağı olmayan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amaçlarıyla gereken tedbirleri almaktır. Bu gibi tedbirlerin mülkiyet hakkını kısıtlayacağına şüphe yoktur, gün ve sayısı yukarda açıklanan kararda belirtildiği gibi toprak dağıtımı geniş ölçüde kişisel çıkarları harekete getiren bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin aralıksız, çabuk ve düzenli yürütülmesinde, kanun koyucunun kamu yararı gördüğü açıktır.” (Anayasa Mahkemesi, 02.06.1964, E: 1964/13, K: 1964/43).[1]

Anayasa, toprak dağıtımının asıl amacının tarım topraklarının verimli hale getirilmesi olduğunu kabul etmiş ve ancak bu amaçla toprak dağıtılmasına izin vermiştir (Berki, 1970: 159). Zaten 1961 Anayasası’nın 36. maddesi de mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak kullanılamayacağını öngördüğü için tarım toprakları açısından toprağın verimli olarak işletilmesini[2] sağlamak amacıyla mülkiyet hakkının bazı yönlerden kısıtlanması gayet doğal karşılanmalıdır.

Anayasa’nın 4573 sayılı Kanun’un hükümlerine paralel olan 37. maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan 1757 sayılı Kanun mülkiyet hakkına çeşitli yönlerden sınırlama getirilebilmesine imkan tanımıştır: 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu’nda Toprak Mülkiyetine Getirilen Sınırlamalar

2. Kendisine Toprak Verilen Çiftçiye Ziraî Araç Verilmesi

Topraksız olan ya da yeterli toprağı bulunmayan çiftçilere toprak dağıtılması, tek başına zirai kalkınma için yeterli değildir (Berki, 1973: 108). Bunun yanı sıra çiftçinin toprağı işleyebilmek için gerekli donanıma sahip olması gerekir. Anayasa’nın 37. maddesi de bu zorunluluğu dikkate alarak Devleti, çiftçinin işletme araçlarına sahip olmasını kolaylaştırmakla yükümlü kılmıştır.

Burada işletme araçları ibaresinden yalnızca traktör, kazma, kürek gibi aletleri anlamamak gerekir, tohum sağlanması ve çiftçilerin eğitilmesi de bu madde kapsamındadır. Anayasa görüşmeleri esnasında Anayasa Komisyonu Başkanvekili Emin Paksüt bu konuda şunları ifade etmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 338): “Şimdi araç kelimesini dar mânada alırsak bundan bir şey anlaşılmaz. Traktör veya kazma kürek gibi aletler yanında araç meyanına tohumu da almak icabeder. Bundan daha ileri olarak çiftçimiz tarım hakkında tam bir bilgiye de sahip değildir. Bu dahi bir eksikliktir. Bütün bunları kapsıyacak şekilde araç kelimesini koyalım, o zaman verimli bir istihsal olur demek mümkün ve doğrudur.”

37. maddedeki bu hükme paralel olarak 1757 sayılı Kanun çiftçilere işletme araçları verilmesini öngörmüştür. Kanun’un 208. maddesine göre Tarım Bakanlığı, Devlet Üretme Çiftliklerinde, ıslah istasyonlarında, fidanlıklarında, hayvan yetiştirme kurumlarında ve haralarında yetiştirilen tohumluk, fidan ve damızlık hayvanlardan dağıtılacaklar, öncelikle bu Kanun gereğince topraklandırılanlara verilir. Türkiye Zirai Donatım Kurumu tarımsal üretim araç ve gereçlerini Toprak ve Tarım Reformu Kooperatiflerine taksitle sağlar.

3. Toprak Dağıtımı, Orman Varlığı ve Toprak Servetleri İlişkisi

Anayasa’nın 37. maddesine göre toprak dağıtımı, ormanların küçülmesi veya diğer toprak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz. Bundan dolayı orman alanları toprak dağıtımı amacıyla kullanılamaz. Burada kastedilen sadece devlet ormanları değildir. Anayasa devlet ormanı ya da özel orman olduğuna bakmaksızın tüm ormanları bu kapsamda değerlendirmiştir. Üstelik 1961 Anayasası’nın 131. maddesi de devlet ormanların mülkiyetinin devredilmesine engel teşkil eder. Yanan ormanlar dahi bu amaçla kullanılamaz. Çünkü 131. madde “Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir. Ve bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.” hükmünü ihtiva etmektedir. Maddede geçen toprak servetleri ifadesi ise toprakta bulunan tabii servet ve kaynakları (petrol, maden gibi) ifade etmektedir (Berki, 1970: 163). Bundan dolayı altında tabii servet ve kaynaklar bulunduğu bilinen tarım topraklarının toprak reformu kapsamında dağıtılması mümkün değildir.

[1] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 16.07.1964/11755

[2] Toprağın verimli olarak işletilmesinden ne anlaşılması gerektiği 1757 sayılı Kanun’un 6. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre toprağın verimli olarak işletilmesi; toprağın özel niteliklerine ve bulunduğu yerin ekonomik ve doğal imkan ve koşullarına uygun biçimde işlenmesi veya işletilmesi ile su ve toprak kaynaklarının korunması, toprak verimliliğinin artırılması bakımından zorunlu ve olağan tedbirlerin alınması suretiyle çiftçilik yapılmasıdır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.