1961 Anayasasında Toprak Mülkiyeti

Makalemizi paylaşır mısınız?

1961 Anayasası’nı hazırlamakla görevli Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından toprak mülkiyetiyle ilgili olarak hazırlanan 37. maddenin ilk şekli şu şekildedir:

“b) Toprak mülkiyeti

Madde 37 – Toprağın verimli olarak işletilmesini sağlamak ve toprak mülkiyetinde sosyal adaleti gerçekleştirmek amacıyla değişik tarım bölgelerine veya çeşitlerine göre kişilerin sahibolabıleceği toprağın genişliği, kanunla tesbit edilebilir.

Devlet, çiftçinin işlediği veya işliyebileceği toprağa ve işleme araçlarına doğrudan doğruya veya ortaklaşa sahibolmasmı sağlıyacak tedbirleri alır.

Toprak dağıtımı, ormanların küçülmesi veya diğer toprak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.”

Anayasa Komisyonu Raporunda 37. maddenin gerekçesi olarak şu ifadelere yer verilmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 2, Sayfa: 22):

“Halkımızın büyük çoğunluğunu teşkil eden köylünün (çiftçinin) fiilen toprağa sahibolabilmesini sağlamak, Devletin başta gelen vazifelerindendir. Aksi halde hem iktisadî hayatımızın refah istikametinde seyretmesine ve hem de sosyal huzurun muhafazasına imkân yoktur. Aynı mülâhazalarla, birçok memleketin yalnız alelade kanunlarında değil, bizzat anayasalarında dahi 37 nci maddenin ilk cümlesindeki hükme benzer hükümlere yer verilmiştir. Esasen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunumuzla bu istikamette adımlar atılmış ise de, kifayetsiz olan bu gidişin memleket ihtiyaçlarına cevap verir bir vüs’ata sahibolabilmesi için böyle bir direktifin Anayasaya yerleştirilmesi uygun görülmüştür. Birinci ve ikinci fıkradaki hükümler birbirini tamamlamakta ve bu sınırlamanın totaliter olduğu gibi Devlet çiftlikleri yaratmak ve kollektif iktisadi tesis etmek maksadiyle değil, sadece çiftçiyi toprak sahibi yapmak (sosyal adaleti gerçekleştirmek) gayesiyle caiz olduğunu belirtmektedir. Üçüncü fıkradaki kaydın lüzumu kolayca takdir edilir.”

Fakat maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi esnasında bazı eleştiriler söz konusu olmuştur. Bu eleştirilerden en önemlisi maddede yer alan sosyal adalet kavramının sosyalist devlet kavramını çağrıştırabilme ihtimalidir. 1961 Anayasası’nın görüşmelerinde hemen tüm maddelerde yaşanan genel bir endişe olan bu durum 37. madde açısından da yaşanmıştır.

Aslında Temsilciler Meclisindeki hemen tüm üyeler sosyal adalet kavramının sosyalist devleti işaret etmediğini kabul etmişlerdir. Ancak ileride bu kavramın farklı şekillerde anlaşılabileceği endişesi hasıl olmuştur. 37. maddenin birinci fıkrasında geçen “sosyal adaleti gerçekleştirmek” ve ikinci fıkrasında geçen “ortaklaşa” kelimeleri de bu endişeleri artırmıştır. Eleştiriler üzerine Komisyon 37. maddeyi yeniden düzenlemiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 330):

Maddenin yeni şeklinde dikkat çeken ilk husus “toprak mülkiyetinde sosyal adaleti gerçekleştirmek” ifadesinin madde metninden çıkarılmış olmasıdır. Bu değişikliğin temel sebebi, sosyal adalet kavramının farklı anlamlarda anlaşılabilme, özellikle de sosyalist devlete bir vurgu şeklinde anlaşılabilme ihtimalidir.[1] Yapılan ikinci değişiklik “Devlet, çiftçinin işlediği veya işliyebileceği toprağa ve işleme araçlarına doğrudan doğruya veya ortaklaşa sahibolmasmı sağlıyacak tedbirleri alır.” cümlesinde geçen “ortaklaşa” ibaresinin çıkarılması olmuştur. Buradaki gerekçe ise ortaklaşa mülkiyetin bir çeşit kolektivizm olarak algılanmasındaki endişedir. Oysa ki buradaki ibare kolektif bir mülkiyet anlayışını değil, birlikte ya da elbirliği mülkiyetini kastetmek üzere kullanılmıştır

Fakat maddenin bu hali de bazı eleştirilere neden olmuştur. Bu görüşmeler esnasında Kasım Gülek tarafından önemli bir noktaya temas edilmiştir. O da çiftçiye araç ve kredi temin edilmesinin devlete bir görev olarak yüklenmesidir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 332). Buna göre çiftçiye araç ve kredi vermek, toprak vermek kadar önemlidir. Çünkü toprağın verimli şekilde işletilebilmesi için çiftçinin tarım aletlerine ve işletme sermayesine ihtiyacı vardır.[2]

İkinci eleştiri “Kanun, bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir.” cümlesinde geçen toprağın genişliği ifadesinin, toprağın en küçük yüzölçümünü mü, yoksa hem en küçük hem de en büyük yüzölçümünü mü gösterdiği hususunun madde metninde açıkça yer almamasıdır. Bir başka ifadeyle bu cümlenin yasa koyucuya, bir kişinin sahip olabileceği azami toprak büyüklüğünü sınırlama yetkisi verebileceği ihtimali endişelere neden olmuştur. Bu eleştiriye göre madde metni toprağın sadece asgari büyüklüğünü değil, azami büyüklüğünü de sınırlamaktadır. Bir kişinin sahip olabileceği azami toprak büyüklüğünün belirlenebilme ihtimali ise endişelere neden olmuştur.[3] Hatta belirli bir büyüklüğe kadar olan arazileri, 37. madde kapsamında çıkarmak amacıyla M. Salim Hazerdağlı tarafından;

“a) Toprak malikleri tarafından hakkiyle isletilmekte,

b) Veya hakikiyle işletilmese bile modern ziraate elverişli (zirai bir bütün = vahdet = cüzü tam) teşkil etmekte ise, 5 000 dekara kadar olan miktarı dağıtıma tâbi tutulmaz.” şeklinde bir değişiklik önergesi verilmiş ise de (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 334) kabul görmemiştir.

Bunun yanı sıra tarım topraklarının imara açılmasının sınırlandırılmasına yönelik bir düzenlemenin maddede yer almaması da eleştirilmiştir. Bu eleştirilere göre tarım toprakları sınıflara ayrılmalı ve imara yalnızca 4. ve 5. sınıflara giren topraklar açılmalıdır. Verimsiz tarım arazileri dururken, verimli arazilerin imara açılması, ülkenin toprak servetinin önemli ölçüde azalmasına neden olur. Halbuki kalkınma ve çiftçinin korunması için verimli topraklara her zaman ihtiyaç duyulacaktır. Bu nedenle, toprak mülkiyetini düzenleyen 37. maddede, tarım topraklarının imara açılmasını kısıtlayıcı bir düzenleme yer alması gerekir.[4]

İmar planı kapsamına alınması ya da tarım toprağı haline getirilmesi yoluyla mera varlığının azaltılması endişesi de görüşmelerde kendisini göstermiş ve bazı üyeler (örneğin Esat Çağa) toprak dağıtımının mera varlığını azaltmayacağına dair maddeye hüküm konulmasını öneren önergeler vermişlerdir. Bu üyelere göre toprak dağıtımı, mera varlığının azalması sonucunu doğurmamalıdır.

Ayrıca devlet mülkiyetinde bulunan tarım topraklarına ilişkin olarak 37. maddede bir hüküm bulunmaması da eleştiri konusu olmuştur. Bu eleştirilere paralel olarak madde hakkında çok sayıda değişiklik önergesi verilmiş ise de önergeler kabul edilmemiş ve madde aşağıdaki şekilde kabul edilmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 342):

“b) Toprak mülkiyeti

Madde 37- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmıyan çiftçiye toprak sağlamak amaçlariyle gereken tedbirleri alır. Kanun, bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme araçlarına sahibolmasını kolaylaştırır.

Toprak dağıtımı, ormanların küçülmesi veya diğer toprak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.”

Milli Emlak Kitabı

Maddenin Temsilciler Meclisindeki ikinci görüşmelerinde de herhangi bir değişiklik söz konusu olmamıştır (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 4, Sayfa: 495). Bu maddenin Milli Birlik Komitesinde yapılan ilk görüşmelerinde herhangi bir değişiklik söz konusu olmamıştır (Milli Birlik Komitesi, Genel Kurul Toplantısı Tutanakları, Cilt: 6, Sayfa: 4). Ancak daha sonradan Milli Birlik Komitesi üyelerinden seçilen 5 kişilik bir komisyon tarafından maddeye “Devlet, arsa mülkiyetinin toplum yararına aykırı olarak kullanılmasını önleyici tedbirleri alır.” şeklinde bir fıkra eklenmesi teklif edilmiş ve madde bu teklifin eklenmesiyle kabul edilmiştir (Milli Birlik Komitesi, Genel Kurul Toplantısı 87. Birleşim Tutanakları, Cilt: 6, Sayfa: 19).

Ancak Anayasa tasarısının Milli Birlik Komitesince değiştirilen maddelerinin Temsilciler Meclisince yeniden görüşülmesi esnasında Anayasa Komisyonu, Milli Birlik Komitesi tarafından eklenen bu fıkranın çıkarılması yönünde bir önerge vermiştir. Bu önergenin gerekçesi olarak 36. maddenin son fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz hükmünün mevcut olduğu; gerek bu hükmün ve gerekse sosyal devlet kavramının, yalnız arsa mülkiyetinin toplum yararına aykırı olarak kullanılmasını değil, mülkiyet hakkının bu istikamette kullanılmasını önleyici bütün tedbirlerin alınmasını, Devlete bir görev olarak yüklediği, bundan dolayı arsa mülkiyetinin bu bakımdan ayrıca ele alınmasının, hem gereksiz olduğu, hem de diğer mülkiyet konuları bakımından aynı ödevin mevcut olmadığı izlenimini yaratabileceği ileri sürülmüştür (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 5, Sayfa: 455 – 456)[5]

Neticede Milli Birlik Komitesinin değiştirdiği madde Temsilciler Meclisince kabul edilmemiş ve madde karma komisyona havale edilmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 5, Sayfa: 458). Karma komisyonda görüşülmesinden sonra Kurucu Meclisin 26.05.1961 tarihli toplantısında 37. madde, Temsilciler Meclisince kabul edildiği şekliyle kabul edilmiştir (Kurucu Meclis Tutanak Dergisi, Cilt: 2, Sayfa: 93) . Netice itibarıyla madde şu şekilde yasalaşmıştır:

“b) Toprak mülkiyeti

Madde 37- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmıyan çiftçiye toprak sağlamak amaçlariyle gereken tedbirleri alır. Kanun, bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme araçlarına sahibolmasını kolaylaştırır.

Toprak dağıtımı, ormanların küçülmesi veya diğer toprak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.”

[1] Anayasa Komisyonu Başkanvekili Emin Paksüt bu durumu şu şekilde izah etmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 330): “37 nci maddenin eski halinde; sosyal adaletin gerçekleşmesi amacından bahsedilmişti. Sosyal adalet deyiminin birtakım yorumlara mâruz kalması maksadın tersine yorumlara sebebiyet verilmesi karşısında buradaki maksadı başka şekilde ifade etmenin isabeti derkârdır. Bu itibarla daha menus bir ifade ve anlayışla ‘Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmıyan çiftçiye toprak sağlamak amaçlariyle gereken tedbirleri alır. Kanun, bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme araçlarına sahibolmasını kolaylaştırır. Toprak dağıtımı, ormanların küçülmesi veya diğer toprak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.’ şeklinde maddeyi getirmiş bulunmaktayız.”

[2] Kasım Gülek eleştirilerinde şu hususlara vurgu yapmıştır (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 332):“Modern usuller, ziraatta gidilecek yegâne yoldur. (…) Sayın arkadaşlarım, üzerinde önemle durduğumuz bu meselede biz toprakla beraber araç ve kredi temini hususunda da önemle durmamız lâzımdır. Bunu belirttikten sonra maddenin şu şekilde değiştirilmesi için bir teklifte bulunuyorum. Kanaatimce madde şöyle olmalıdır: “Devlet topraksız olan veya yeter toprağı olmıyan çiftçiye toprak, araç ve kredi sağlamak için gereken tedbirleri alır”. Bu suretle araç ve kredinin toprak kadar mühim olduğu birlikte ifade edilmiş bulunmaktadır. Elimizdeki tasarı “Devlet, çiftçinin işletme araçlarına sahip olmasını kolaylaştırır” diyor. Bu çok mühim mevzuu, bu tabir ikinci dereceye getirir. Üç mühim meseleyi beraber ifade etmek çok büyük bir kuvvettir. Çiftçi toprak, araç ve krediye muhtaçtır. Onun için bu maddenin bu şekli almasında büyük fayda görmekteyim. Bu suretle üzerinde önemle durulan rantabl işletme teessüs ettiği gibi toprak araç ve kredinin sağlanması da belirtilmiş olur.”

[3] Cahit Zamangil bu endişeleri şu şekilde ifade etmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 334-335): “Şimdi kanunla arazinin genişliğini tayin, yetkisi verildiğine göre demektir ki, kanun Türkiye’de bir kimsenin şu miktardan fazla veya şu miktardan fazla veya şu miktardan az araziye sahibolması yolunda hüküm sevk edebilir. Böyle hem azamiyi tahdit, hem de asgariyi tahdit yetkisi verilmiştir. Sözcü ise “büyük arazi parçaları bahis mevzuu değildir, yalnız küçük verimsiz araziler için tedbir almak üzere sevk edilmiş bir hükümdür” dediler. Komisyon böyle düşünebilir. Ama madde böyle düşünmüyor. Madde hem azami, hem asgari tahdit koyuyor. Sözcü ne derse desin, bu vardır. O halde azamiyi de asgariyi de nasıl kullanacaklarını iyice izah etmelidirler.”

[4] Üyelerden Fehmi Yavuz, Temsilciler Meclisindeki görüşmelerde bu konuda şunları söylemiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, Sayfa: 337): “Şüphesiz imar ihtiyaçlarını da karşılamak zorundayız. Ama bunun için ikinci, üçüncü ve dördüncü derecede topraklar varken en kıymetli topraklarımızı israf etmek doğru olmaz. Binaenaleyh, ilerde imar ve kalkınma ihtiyaçlarımız için daha çok toprak ihtiyaçlarımız olacaktır. Başka memleketlerde toprak sınıflara ayrılmıştır. Meselâ İngiltere’de topraklar 5 sınıfa ayrılmıştır. Bunlar en az kıymetliden en kıymetliye kadar kademeli olarak ayrılır. Bâzan birinci derecede kıymetli bir toprak meselâ bir hava meydanı yapmak için kullanılabilir. Mahallî idareler imar plânlarını yaptırırken ve ruhsat verirken, kıymetli ziraat toprağını israfını önleyici istikamette çalışmalar yapar. Bendeniz bir arkadaşımla bu fıkranın değiştirilmesi hakkında bir önerge hazırlamış bulunuyorum, önerge şudur:“Devlet, ormanların küçülmesini ve toprak servetlerinin azalmasını önleyici tedbirler alır.”

[5] Anayasa Komisyonu sözcüsü de önergeleri ile ilgili olarak şu hususları vurgulamıştır (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 5, Sayfa: 456): “Biz diyoruz ki, arsa spekülâsyoniyle ilgili olarak konulan şu önleyici büküm, bir taraftan da yanlış bir zehap uyandırabilir : «Toplumun zararına olan bir tutumu önleyici tedbirler almaya, sanki genel olarak imkân yokmuş da, yalnız arsa mülkiyetinde bu imkân istisnai olarak yaratılmıştır.» yolunda bir zehap hâsıl olabilir. Böylece sosyal istikamette faydalı olunmak isterken, «diğer hallerde tedbirlerin alınamıyacağı» yolunda zihinlerde tereddütlerin husule gelmesine sebebolunabilir.”

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2451 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.