1982 Anayasası Hazırlık Çalışmalarında Mülkiyet Hakkı Konusu

Makalemizi paylaşır mısınız?

1982 Anayasası Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanmış, Danışma Meclisi tarafından iki kez görüşüldükten sonra Milli Güvenlik Konseyi tarafından son hali verilmiştir.

Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan Anayasa tasarısının III. Bölümünde mülkiyet ve miras hakları Mülkiyet ve miras hakları” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu bölümde ilk olarak mülkiyet hakkıyla ilgili genel kurala, sonrasında ise mülkiyet hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran diğer konulara (toprak mülkiyeti, tanının ve tarımla uğraşanların korunması, kooperatifçiliğin geliştirilmesi, kıyılardan yararlanma, kamulaştırma, devletleştirme) yer verilmiştir. Tasarı da mülkiyet hakkı, Sosyal ve Ekonomik Haklar bölümünde şu şekilde düzenlenmişti (Danışma Meclisi Anayasa Tasarısı, Sayfa: 17, Alıntı: Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 87):

“III. Mülkiyet ve miras hakları

1. Genel kural

MADDE 43 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, diğer temel haklar gibi, Anayasanın güvencesi altındadır.

Mülkiyet ve miras hakları, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması, toplum yararına aykırı olamaz.

Kamu hizmeti ve kamu yararı amacıyla dahi mirasçıların saklı payları azaltılamaz.”

Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu raporunda mülkiyet hakkıyla ilgili şu gerekçelere yer vermiştir (Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 26, Alıntı: Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 146):

“Madde, birbirine yakın ve birbirleriyle ilgili iki temel hakkı, mülkiyet ve miras haklarını birlikte düzenlemiştir. Bu birlikte düzenleme 18 inci yüzyıldan beri gelen geleneğin sonucudur. Anayasa hem mülkiyet hakkını, hem miras hakkını Anayasal bir müessese olarak teminat altına almaktadır.

Maddede mülkiyet ve miras haklarının, diğer temel haklar gibi ve onlar derecesinde düzenlenmiş ve Anayasa güvencesine bağlanmıştır.

Madde bundan sonra mülkiyet ve miras haklarının kamu yararı amacı ile sınırlandırılabileceğine işaret etmiş; daha sonra mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağını hükme bağlamıştır.

Mülkiyet hakkı devletten önce de var olan bir gerçek olması itibariyle (Maunz – Dürig – Herzog – Scholz, Grundgesetz, Kummentar, Art. 14, N. 5) ekonomik ve sosyal haklar arasında değil de, kişinin temel hakları arasında düzenlenmesi düşünülebilirse de, Komisyon şimdiki düzenlemenin yerinde olduğu sonucuna varmıştır.

Mülkiyetin Anayasa güvencesi altına alınması, yine Anayasanın komünizmi, faşizmi ve din temeline dayanan devlet kurmayı yasaklayan hükümleriyle birlikte karşılaştırılınca, mülkiyetin bu şekildeki himayesi bir ölçüde ekonomik sistem tercihi bakımından da bir gösterge teşkil etmektedir. Kısaca, özel mülkiyetin, özellikle üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin yok edilmesi, inkâr edilmesi de önlenmiştir. Kamu yararının bulunduğu hallerde rayiç bedel ödenmek suretiyle kamulaştırma ve devletleştirme mümkündür ve Anayasada 48 ve 49 uncu maddelerde düzenlenmiştir.

Mülkiyeti Anayasa teminatı altında bulundurmanın ülke ekonomisinin ihtiyacı olan uluslararası ilişkileri geliştireceği, yabancı sermayenin ülkemizde yatırım yapmasını mümkün kılacağı, bu ilişkilerde ülke menfaatlerine öncelik tanınması durumunda ise ekonomik büyümenin gerçekleşmesi suretiyle toplumun refahını artıracağı genellikle kabul edilmektedir (Dürig – Maunz – Herzog – Scholz. Art. 14.N.7).

Mülkiyeti Anayasa teminatı altına alan bu madde doğrudan devlete hitab etmektedir. Mülkiyetin şahıslara karşı korunması Medenî Kanun, 5917 sayılı Gayrı Menkule Tecavüzün Meni Hakkında Kanun gibi mevzuatla sağlanmaktadır. Mülkiyetinin münferit himayesini fert mahkemelerden ve idareden talep edecektir.

Mülkiyetin müessese olarak güvence altına alınmasından ise kanun koyucu, başka açıdan devlet, anayasaya uygunluk denetimini yapacak olan Anayasa yargısı tarafından sağlanacaktır (Mangoldt – Klein I. S. 422).

Mülkiyetin Anayasa teminatı altına alınması kimlerin yararlanacağı ise bir problem doğurmaz. Malik sıfatını taşıyan gerçek ve tüzelkişiler, bu Anayasal güvenceden yararlanırlar ve onu dermeyan edebilirler.

Gerçek kişilerin fiil ehliyetlerinin farklı olması sebebiyle bu temel hakkın sahipliği bakımından bir ayrım yapılamaz. Başka deyişle mülkiyete sahip olmak bakımından hiçbir ehliyet ayırımı gözetilemez.

Kişinin, şahsiyetini geliştirebilmesinde, mülkiyetin Anayasaca güvence altına alınmasının azımsanmayacak rolü vardır. Çünkü klasikleşmiş bir kabule göre, insan şahsiyetinin bir parçası «ekonomik şahsiyet» olarak adlandırılmaktadır. Anayasanın «Herkes yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.» diyen 16 ncı maddesinin I inci fıkrası ile mülkiyet güvencesi getiren 43 üncü madde arasında bu açıdan irtibat vardır. Başka deyişle, mülkiyet hakkını Anayasa teminatı altında tutan 43 üncü madde, 16 ncı maddenin I inci fıkrasına nazaran özel hüküm niteliğindedir.

Milli Emlak Kitabı

Mülkiyetin korunması, hürriyeti de güvence altına alır.

Mülkiyetin, güvencesi ile ilgili 43 üncü madde, konut dokunulmazlığını güvence altına alan 22 nci madde birlikte uygulanır.

49 uncu maddede düzenlenen devletleştirmenin mülkiyetin Anayasa güvencesi altına alınması ile çelişir bir yanı yoktur. Bu noktaya yukarıda temas edilmiştir.

Mülkiyetin anayasal güvencesi ile 13 üncü maddedeki temel hakları kötüye kullananların o hakları kaybedecekleri hükmü arasında bir uyumsuzluk bulunmamaktadır. Türk Ceza Kanunundaki müsadere hükümleri ile Anayasanın 30 uncu maddesindeki müsadere hükümleri 13 üncü madde anlamında «o hakkın kaybedilmesi» değildir. Kanun koyucu 13 üncü maddedeki şartlarda mülkiyet hakkının kaybedilmesinin şartlarını ve karar verecek mercileri özel bir kanunla düzenleyebilir. Mülkiyetin ve bu arada üretim araçlarının anayasal güvence altına alınması, anayasal güvence altına alınmış olan bu mülkiyet konularının tekelleşmesinin ve kartelleşmenin sakıncalarının da önlenmesini gerekli kılmaktadır. Aksi halde ekonomik kudretin toplum zararına kullanılması yolu açık olurdu. Bu ihtiyaç ise Anayasanın 60 inci maddesinde, Devletin «piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği» düzenlenerek giderilmiştir. Böylece hem mülkiyete anayasal bir güvence sağlanmış, hem de tekellerin ve kartellerin sakıncaları engellenmek istenmiştir.

Mülkiyetin anayasal güvence altına alınması tek tek menkul ve taşınmaz malları, para ile değerlendirebilen hakları ve mal varlığını toplu olarak ve tabiî olarak üretim araçlarını içeren bir teminattır. Bu teminat, hukuk devletinin gereğidir. Bu teminat, mülkiyetin kamu yararı amacıyla sınırlanmasına engel değildir. Ağır vergilendirme, peşin olmayan ödemelerle kamulaştırma ve devletleştirmeler, mülkiyet güvencesine aykırı düşer.

Miras hakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır, özel bir şeklidir. Bu nedenle mülkiyet ve miras aynı maddede ardarda düzenlenerek anayasal güvence altına alınmıştır. Miras hakkının ağır vergilendirme yolu ile muhtevasız hale getirilmesi, miras hakkının ortadan kaldırılması önlenmek istenmiştir.

Bilindiği üzere Medenî Kanun’da mirasçılara, miras bırakana yakınlıklarına göre mahfuz hisseler (saklı paylar) tanınmıştır. İşte bu kanunî mahfuz hisselerinin kamu yararı ve kamu hizmeti gibi amaçlarla dahi, bu saklı payların azaltılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu son nokta giderek özel miras hakkının ve mirasçılık haklarının yerine mirasın Devlete veya kamu kurum veya kuruluşlarına geçmesine yol açabilecek tehlikeli bir yol olarak görülmektedir.”

Maddenin Danışma Meclisindeki görüşmelerinde bazı önemli eleştiriler söz konusu olmuştur. Bu eleştirilerin başında da maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bu haklar, diğer temel haklar gibi, Anayasanın güvencesi altındadır.” ibarenin gereksiz olduğu yönündeki eleştiriler gelmiştir. Bu eleştirilere göre Anayasa’nın diğer maddelerinde açıkça bu yönde bir ibare bulunmamasına rağmen mülkiyet hakkıyla ilgili maddede bu hükmün bulunması hem gereksizdir, hem de diğer haklara ilişkin anayasal güvenceyi azaltmakta, sanki diğer haklar anayasanın güvencesi altında değilmiş gibi bir algı ortaya çıkarmaktadır.[1] Buna karşılık Anayasa Komisyonu Başkanı Orhan Aldıkaçtı, bu yönde bir belirtme yapmalarının gereksiz olduğunu kendilerinin de farkında olduklarını, ancak mülkiyet hakkına yapılan tecavüzleri önlemek ve engellemek adına bu şekilde bir belirtme yapma ihtiyacı hissettiklerini vurgulamıştır. Komisyon, mülkiyet hakkının korunmasını ayrıca vurgulamak üzere böyle bir ifadeyi tercih etmiştir. Anayasa Komisyonu Başkanına göre, Komisyon, mülkiyet hakkının korunmasının Anayasa kuralı olduğunu okuyanlara derhal hatırlatmak; okuyanlara, okuyanların genel kültürü içerisinde değil, maddenin kendi muhtevası içerisinde mülkiyet ve miras haklarına dokunulmamak gerektiği anlatmak istemiştir. Komisyon, mülkiyet ve miras haklarına son yıllarda yapılan devamlı tecavüzler veyahut da teşvikler yüzünden bu maddenin yazılmasında, daha doğrusu bu cümlenin ilave edilmesinde yarar görmüştür. Yapılan görüşmeler ve oylama neticesinde cümlenin madde metninden çıkarılmasına ilişkin önergeler reddedilmiştir.

İkinci eleştiri ise mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceğini öngören 2. fıkranın, devletin iktisadi sistemin tamamen değiştirilmesine yol açabileceğidir. Bu endişelere göre mülkiyet hakkı çok kuvvetli şekilde kısıtlanırsa bu durumun devletin iktisadi sisteminin kapitalizm dışına çıkarma riski söz konusudur. Bundan dolayı mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılmasının dahi devletin iktisadi rejimini değiştirmeyeceği ve mülkiyet hakkını ortadan kaldıramayacağına dair önergeler verilmiştir. Ancak Anayasa Komisyonu ve üyelerden büyük bir kısmı böyle bir endişeye katılmadıkları için önergeler reddedilmiştir. Ayrıca maddenin “Kamu hizmeti ve kamu yararı amacıyla dahi mirasçıların saklı payları azaltılamaz.” hükmünü ihtiva eden son fıkrasının çıkarılması yönünde pek çok önerge verilmiştir. Bu önergelere Anayasa Komisyonunun da katılmasıyla fıkra, madde metninden çıkarılmış ve Danışma Meclisindeki ilk görüşmelerde madde aşağıdaki şekilde kabul edilmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 8, Sayfa: 415):

“Madde 43 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, diğer temel haklar gibi, Anayasanın güvencesi altındadır.

Mülkiyet ve miras hakları, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması, toplum yararına aykırı olamaz.”

Maddenin Danışma Meclisindeki ikinci görüşmelerinde de herhangi bir değişiklik söz konusu olmamış ve madde aynen kabul edilmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 10, Sayfa: 585). Tasarı madde, gerek birinci ve gerekse ikinci görüşmelerde “Sosyal ve Ekonomik Haklar” bölümünde düzenlenmiştir.

Anayasa tasarısı, Danışma Meclisinde kabul edildikten sonra, maddelere uygun olarak gerekçeler hazırlanmıştır.  Milli Güvenlik Konseyine sunulan bu tasarıda mülkiyet hakkının gerekçesi olarak, Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan gerekçe bir küçük değişiklik dışında aynen kabul edilmiştir. Bu küçük değişiklik ise mirasçıların saklı paylarının korunmasıyla ilgilidir. İkinci gerekçede, ilk gerekçede bulunan “Bilindiği üzere Medenî Kanunda mirasçılara, miras bırakana yakınlıklarına göre mahfuz hisseler (saklı paylar) tanınmıştır. İşte bu kanunî mahfuz hisselerinin kamu yararı ve kamu hizmeti gibi amaçlarla dahi, bu saklı payların azaltılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu son nokta giderek özel miras hakkının ve mirasçılık haklarının yerine mirasın Devlete veya kamu kurum veya kuruluşlarına geçmesine yol açabilecek tehlikeli bir yol olarak görülmektedir.” kısmı çıkarılmıştır (Danışma Meclisince Kabul Edilen Anayasa Tasarısı ve Gerekçesi, Sayfa: 23)

Anayasa tasarısı Danışma Meclisinde kabul edildikten sonra Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından değerlendirilmiştir. Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu birinci fıkrasında yer alan “Bu haklar, diğer temel haklar gibi Anayasanın güvencesi altındadır.” cümlesini maddeden çıkarmıştır. Bu değişikliğin gerekçesi olarak Anayasada sayılan tüm temel hak ve hürriyetler gibi mülkiyet ve miras hakkının da herhangi bir açıklamaya gerek olmaksızın Anayasanın güvencesi altında olması, diğer temel hak ve hürriyetler için ilgili maddelerinde bu kurala yer verilmemesi gösterilmiştir (Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 71, Alıntı: Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 496)

Ayrıca Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu mülkiyet hakkını, Sosyal ve Ekonomik Haklar bölümünden çıkararak, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” bölümüne, 35. madde olarak almıştır. Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından benimsenen metin şu şekildedir:

“Madde 35 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

Milli Güvenlik Konseyinde yapılan görüşmelerde maddede herhangi bir değişiklik yapılmamış ve madde bu haliyle yasalaşmıştır (Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 347): 

Görüldüğü üzere maddenin ilk fıkrası mülkiyet hakkını, ikinci fıkrası ise mülkiyet hakkının sınırlanmasını düzenlemekte, üçüncü fıkra ise mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak kullanılmayacağını öngörmektedir. Ayrıca Anayasa’nın 13. maddesi, mülkiyet hakkının da aralarında bulunduğu temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin hükümler ihtiva etmektedir. Bunların yanı sıra, Anayasa’nın 43, 44, 46, 47, 63, 73, 167 ve 168. maddeleri de (açıkça olmasa da) mülkiyet hakkının sınırlandırılması sonucunu doğuran hükümler ihtiva etmektedir.

[1] Necip Bilge bu konuda şunları vurgulamıştır (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 8, Sayfa: 408): “Temel haklar bölümünü ele aldığımız zaman görüyoruz ki, temel haklarla ilgili kısım 11 inci maddeden 82 nci maddeye kadar uzanmaktadır. Demek ki bunlar 71 maddeden ibarettir. Genel hükümlerle ilgili kısmı çıkartacak olursak, 16’dan 82’ye kadar temel haklarla ilgili 66 madde vardır. Bu maddelerden sadece 43 üncü maddede «Mülkiyet ve miras hakları» söylendikten sonra, «Bunun anayasal güvence altında olduğu» ayrıca ifade edilmektedir ki, 66 maddeden yalnız birisinde bu ifade bulunmaktadır. O halde, böyle bir şeyi kabul edecek olursak diğerleri anayasal güvence altında değildir demektir ki, doğru olmadığını Anayasa Komisyonu da kabul eder. Onun içindir ki, 43 üncü maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin çıkarılması, «Miras ve mülkiyet haklarının Anayasa ile teminat altına alınmış olduğu» hususundan hiçbir şey eksiltmez veya o cümlenin oraya konulmuş olması da yeni bir şey ilave etmez.”

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.