1982 Anayasasına Göre Kültür ve Tabiat Varlıklarının Mülkiyeti

Makalemizi paylaşır mısınız?

Kültür ve tabiat varlıklarının mülkiyeti konusunda dünyada uygulanan üç sistem söz konusudur (Mumcu, 1969: 51). Bunlardan birincisinde kültür ve tabiat varlıklarının mülkiyeti, kişilere bırakılmaktadır. Böyle bir sistemin temel amacı kamu yararının doğrudan doğruya kişilerin hür tasarruflarıyla gerçekleşmesini sağlamaktır (Mumcu, 1969: 51). İkinci sistemde kültür ve tabiat varlıklarının mülkiyeti kişilere bırakılmakla beraber, mülkiyet hakkına önemli sınırlamalar getirilmektedir. Taşınır varlıkların kontrol ve tespiti çok zor olduğu için, bunlar üzerinde ayrı bir mülkiyet rejimi uygulanmaz. Sınırlı mülkiyet rejimi daha çok taşınmaz varlıklar için uygulanır. Bu sistemde tespit ve tescil edilen kültür ve tabiat varlıkları üzerinde, maliklerinin tasarruf hakları büyük ölçüde sınırlanır. Kişinin malından yararlanması, onun üzerinde tasarrufta bulunması, tamirat ve tadilat yapması izne tabi tutulmaktadır. Bundan dolayı bu sistem sınırlı mülkiyet sistemi olarak adlandırılmaktadır (Mumcu, 1969: 51). Üçüncü ve son sistem ise taşınır ya da taşınmaz bütün kültür ve tabiat varlıklarının devlet mülkiyetinde olmasını, özel mülkiyette bulunanların ise kamulaştırılmasını öngörmektedir.

1924 Anayasası döneminde yürürlükte olan Asarı Atika Nizamnamesi kültür ve tabiat varlıklarının mülkiyeti konusunda en katı yaklaşımı benimsemiştir. Nizamname’nin 4. maddesine göre gerek Devlete, gerek kişilere veya cemaatlere ait olsun her türlü taşınmazda mevcudiyeti bilinen ya da ileride keşfolunacak her türlü kültür ve tabiat varlığı devletin mülkiyetindedir.

1961 Anayasası’nda kültür ve tabiat varlıklarının mülkiyeti konusunda herhangi bir hüküm yer almamıştır. Ancak bu dönemde çıkarılan 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu’nda nerede çıkarsa çıksın bütün taşınır ve taşınmaz eski eserlerin Devletin malı olduğu kabul edilmiştir. Kanun’un 3. maddesine göre Devlete ait arazi ve emlak ile, özel ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan emlak ve arazide, varlığı bilinen veyahut ilerde meydana çıkacak olan her çeşit anıtlar, bütün taşınır ve taşınmaz eski eserler Devletin malıdır.

1982 Anayasası döneminde uygulanan sistemin ise sınırlı mülkiyet sistemi ile devlet mülkiyeti sisteminin bir karması olarak düzenlendiği ve her iki sistemden bazı özelliklerin uygulandığı görülmektedir. Öncelikle sistemin, sınırlı mülkiyet sistemine benzeyen yönlerini açıklayalım. 1982 Anayasası’nın 63. maddesi kültür ve tabiat varlıklarının devlet mülkiyetinde bulunmasını zorunlu kılmamakta, tam aksine bu varlıkların özel mülkiyette bulunabilmesine izin vermektedir. 63. madde’nin 2. fıkrasında yer alan “Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara” ibaresi, anayasa koyucunun kültür ve tabiat varlıklarının tamamen devlet mülkiyetine alınması gibi bir düşüncesi olmadığını ortaya koymaktadır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu da kültür ve tabiat varlıklarının özel mülkiyette bulunabileceğini kabul etmektedir. Fakat bireylerin sahip olduğu bu mülkiyet hakkı oldukça kısıtlanmıştır.

Ancak mevcut sistemimizin devlet mülkiyeti sistemini andıran yönleri de bulunmaktadır. Örneğin 2863 sayılı Kanun’un 5. maddesine göre Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. Kanun’un 15. maddesi de kültür ve tabiat varlıklarının kamulaştırılmasını düzenlemektedir. Madde hükmüne göre taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır:

a) Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur.

Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri ve mahallî idare birlikleri tescilli taşınmaz kültür varlıklarını, koruma bölge kurullarının belirlediği fonksiyonda kullanılmak kaydıyla kamulaştırabilirler.

b) Menşei vakıf olup da çeşitli sebeplerle kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetine geçen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunların korunma alanlarının kamulaştırılmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır. Bu maksat için Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yeteri kadar ödenek konur.

c) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanları, imar planında yola, otoparka, yeşil sahaya rastlıyorsa bunların belediyelerce; sair kamu kurum ve kuruluşlarının bakım ve onarım ile görevli oldukları veya kullandıkları bu gibi kültür varlıklarının korunma olanlarının ise, bu kurum ve kuruluşlarca, kamulaştırılması esastır.

d) Kamulaştırmalarda bedel takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaz.

e) Kamulaştırma işlemleri, bu Kanun hükümleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun bu Kanun’a aykırı olmayan hükümlerine göre yapılır.

f) Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, aynı ada içerisindeki bütün parsel maliklerinin başvurusu ve karşılığında önerilen parsellerin tamamının kabulü koşuluyla, başka Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir. Sit alanı ilan edildiği tapu kütüğüne şerh edilen taşınmazları, miras ve ölüme bağlı tasarruflar dışında, sonradan edinenlerin talepleri değerlendirilmez. Ancak, Bakanlık izniyle gerçekleştirilen kazıların yapıldığı alanlarda bulunan parsellerde, maliklerin başvurusu ve kabulüne ilişkin koşul parsele yönelik uygulanır ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planı şartı aranmaz. Bu parsellerin üzerinde bina veya tesis varsa malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli, 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerine göre belirlenerek ödenir. Bu bentle ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.

Ancak dikkat etmek gerekir ki devletin kültür ve tabiat varlıkları üzerindeki mülkiyet hakkı, özel hukuktaki mülkiyet hakkından oldukça farklıdır. Devletin bu varlıklar üzerinde dilediği gibi tasarruf etmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bundan dolayı devletin kültür ve tabiat varlıkları üzerinde gerçek anlamda bir mülkiyet hakkı söz konusu değildir (Umar, 1980: 10).

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2451 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.