1982 Anayasasının Hazırlık Çalışmalarında “Kıyılar” Konusu

Makalemizi paylaşır mısınız?

1982 Anayasası, kıyı rejimini belirlerken, kendisinden önce oluşturulan sistemi benimsemekle beraber, kıyının hukuksal konumunu, genel nitelikte doğal servet ve kaynaklarla ilgili maddeler dışında bağımsız ve ayrı bir maddede düzenleme ihtiyacı hissetmiş ve Anayasası’nın 43. maddesinde kıyıların hukuki durumunu düzenlemiştir. Bu madde Danışma Meclisi Anayasa Komisyonunun hazırladığı tasarıda 47. maddede yer almaktaydı (Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 19, Alıntı: Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 89):

“E. Kıyılardan yararlanma

Madde 47 – Deniz, göl ve nehir kıyılarından yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.”

Maddenin gerekçesi ise şu şekildedir (Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 29, Alıntı: Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 149):

“Kıyılardan yararlanma

Deniz göl ve nehir kıyılarından yararlanmada kamunun önceliğinin bulunduğu ve bu yararlanmanın kamu yararı ile olacağı genellikle kabul edilmiştir. Fakat daha önce doğmuş olan özel mülkiyet haklarının da korunması hukuk devleti ilkesinin tabiî sonuçlarından bulunmaktadır.

Böylece kıyılardan kamunun yararlanması ve kıyılardaki doğmuş bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi gerekmektedir.

Madde deniz göl ve nehir kıyılarında yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğini, kişilerin bu yerlerden yararlanmasının ise kanunla düzenleneceğini açıklarken, işlem bu bağdaştırmayı hukuk devleti ilkesi içinde gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Devlet, kıyılarda doğmuş olan mülkiyet haklarının kamu yararı mülahazasıyla sona erdirmek istiyorsa 48 inci maddedeki şartlarda kamulaştırma yoluna başvurarak bunu sağlayabilir.”

Maddenin Danışma Meclisindeki görüşmelerinde pek çok eleştiri söz konusu olmuştur. Bu eleştirilerden bir tanesi, maddede hem kıyılardan yararlanmada kamu yararının gözetileceğinin belirtilmesi, hem de kişilerin bu yerden yararlanmalarının ve dolayısıyla özel mülkiyetin önünün açılmasıdır. Bundan dolayı Ali Mazhar Haznedar tarafından “Bu bölgelerin kullanılış amaçlarına göre, derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.” şeklinde bir önerge verilmiştir. Bu önerge kabul edilmiş ve maddenin Anayasa Komisyonu tarafından yeniden yazımında dikkate alınmıştır.

İkinci eleştiri kıyıda daha önceden oluşan mülkiyet haklarının ne olacağı sorununun madde metninde çözülmemiş olduğudur. Hatta bu gerekçe ile üyelerden bazıları tarafından, kıyılarda daha önceden oluşan mülkiyet haklarının korunacağını öngören önergeler verilmiştir. Fakat Anayasa Komisyonunun gerek başkanı ve gerekse üyeleri maddenin kıyılarda oluşmuş bulunan mülkiyet haklarını koruduğunu, madde metninde geçen “öncelikle kamu yararının gözetileceği” yolundaki hükmün özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldırmadığını vurgulamışlardır. Buna göre devlet kıyılarda oluşan mülkiyet haklarını tasfiye etmek istiyorsa kamulaştırma yoluna başvurmalıdır. Üstelik daha sonra yapılan pek çok itiraza ve sorulan sorulara karşın Anayasa Komisyonu başkanı, kıyıda daha önceden yürürlükte bulunan mevzuata göre oluşmuş bulunan mülkiyet haklarının korunacağını açıkça beyan etmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 8, Sayfa: 456-470) [1].

Bir diğer eleştiri “nehir” kavramının tanımlanmamış olmasıdır. Bu eleştiri paralelinde maddede geçen nehir kelimesi akarsu olarak değiştirilmiştir.

Önemli bir eleştiri de kıyılarda özel mülkiyet kurulamayacağına, bir başka ifadeyle kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağına dair bir hüküm yer almamasıdır. Zaten bu nedenle üyelerden bazıları maddenin “Deniz, göl ve nehir kıyıları, Devletin hüküm ve tasarrufu altında ve herkese açık olan doğal kaynaklardır. Üzerinde özel mülkiyet oluşturulamaz ve toplum yararına aykırı kullanılamaz.” şeklinde değiştirilmesi için önergeler vermişlerdir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 8, Sayfa: 452).

Yapılan eleştiriler ve kabul edilen değişiklik önergeleri üzerine madde, yeniden düzenlenmek üzere Anayasa Komisyonuna iade edilmiş ve Komisyon tarafından aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 9, Sayfa: 838):

“E. Kıyılardan yararlanma

Madde 47 – Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; kazanılmış haklar saklıdır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.”

Madde üzerinde yapılan en önemli değişikliklerden bir tanesi kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunun açıkça ifade edilmesidir. İkinci değişiklik ise kazanılmış hakların, bir başka ifadeyle kıyılarda daha önceden yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak tesis edilen mülkiyet haklarının saklı olduğunun ifade edilmiş olmasıdır.

Madde Danışma Meclisinde bu haliyle kabul edilmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 10, Sayfa: 586). Danışma Meclisindeki ikinci görüşmelerde de herhangi bir değişiklik söz konusu olmamıştır.

Milli Emlak Kitabı

Anayasa tasarısı, Danışma Meclisinde kabul edildikten sonra, maddelere uygun olarak gerekçeler hazırlanmıştır.  Milli Güvenlik Konseyine sunulan bu tasarıda kıyılarla ilgili bu maddenin gerekçesi, Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan gerekçe ile aynıdır (Danışma Meclisince Kabul Edilen Anayasa Tasarısı ve Gerekçesi, Sayfa: 24).

Anayasa tasarısı Danışma Meclisinde kabul edildikten sonra Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından değerlendirilmiştir. Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu maddenin birinci cümlesindeki “kazanılmış haklar saklıdır” ibaresini yanlış anlamalara yer bırakmamak amacıyla madde metninden çıkarmıştır. Buna gerekçe olarak kazanılmış hakların kanunların öngördüğü biçimde saklı olacağı konusunda kuşkuya yer olmadığı; ancak, böyle yerleşmiş bir hukuk prensibinin bu maddede ayrıca düzenlenmesi kazanılmış haklar deyimine değişiklik getirilmek istendiği şeklindeki yorumlara neden olabileceği gösterilmiştir. (Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 71, Alıntı: Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 498). Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından benimsenen metin şu şekildedir:

“A. Kıyılardan yararlanma

Madde 43- Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.”

Milli Güvenlik Konseyinde yapılan görüşmelerde maddede herhangi bir değişiklik yapılmamış (Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 351) ve madde bu haliyle yasalaşmıştır.

[1] Anayasa Komisyonu Başkanı Orhan Aldıkaçtı bu konuda şunları vurgulamıştır  (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 8, Sayfa: 454): “(Y)ani deniz göl ve nehir kıyılarında Devletin hüküm ve tasarrufu altında herkese açık olan doğal kaynaklarda, zamanında kanuna uygun olarak, hukuka uygun olarak yaptırılmış binalar, yaptırılmış tesisler ne olacak? Soru burada açıkta kalmaktadır. Sorunun çözüm yolu, kanunun makable şamil olup olmamasıdır. Kanun makable şamil olabilir. Olabilir; ama ancak bu kamulaştırma aracılığı ile halledilebilir. Yoksa, bunlar kanun gereğince, bugünkü yapılacak kanun gereğince “Kanun dışıdır.” diyerek buralara hodbehot el konulamaz. Hukuk devletinin temel kuralı bunu gerektirir.”

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.