2011-32714 sayılı Genel Yazı (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu)

 

T.C. MALİYE BAKANLIĞI Milli Emlak Genel Müdürlüğü

Sayı: B.07.MEG.0.14.00.00-01.0-99[3100-2415] 032714 * 24.11.2011

Konu: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu  

… VALİLİĞİNE (Defterdarlık)

İlgi: Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünün 26/10/2011 tarihli ve B.07.0.BHM.0.08.00.00-4221-103379/33344 sayılı yazısı.

4/2/2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldıran 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun uygulanması konusunda Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünden alınan ilgi yazı ile eki bu Kanunun uygulanmasına yönelik olarak uygulamada birliğin sağlanması amacıyla Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünce 81 İl Defterdarlığına (Muhakemat Müdürlüğü/Hazine Avukatlığı) yazılan 20/10/2011 tarihli ve B.07.O.BHM.O.08.OO.OO/4221-103379/32745 sayılı genel yazının birer örneği ilişikte gönderilmektedir.

Bilgilerini, gereği ile bu yazımız ve eklerinin İlinize bağlı ilçelere iletilmesini rica ederim.

EK: İlgi yazı ve eki yazının örnekleri (9 sayfa).

H.Abdullah KAYA

Bakan a.

Genel Müdür

DAĞITIM:

T.C. MALİYE BAKANLIĞI

Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü

Sayı: B.07.0.BHM.0.08.00.00-4221-103379/33344 * 26/10/2011

Konu: 6100 HMKhk.

MİLLİ EMLAK GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

Bilindiği üzere, 4/2/2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.

6100 sayılı Kanunda; 1086 sayılı Kanundaki ana yapının korunduğu, “Çekişmesiz yargı”, “Geçici hukuki korumalar” gibi yeni kavram ve müesseselerin yargılama usulü hukukuna girdiği, “Ön İnceleme” müessesesinin ayrıntılarıyla düzenlendiği, Kanun dili bakımından anlaşılır hale geldiği, bununla beraber “istinaf’, ”temyiz” gibi usul hukuku terminolojisinde yerleşmiş kavramların varlıklarını sürdürdüğü, yargılama hukukundaki yazılı, basit, seri ve sözlü olmak üzere dört yargılama usulünün 6100 sayılı Kanun ile ikiye indirildiği, buna göre asliye hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulü, sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanacağ, diğer kanunlarda yer alan seri yargılama usulü ile sözlü yargılama usulüne ilişkin olarak 1086 sayılı Kanuna yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanunun basit yargılama usulüyle ilgili hükümlerine yapılmış kabul edileceği hususlarının düzenlendiği görülmektedir.

6100 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle, yargılama hukukunda somut vakıaların hukuki gerekçelerinin doğru ve tam olarak ifade edilebilmesi, hukuki nitelendirmelerin yerinde yapılabilmesi, Hazine avukatlarının temsilcisi oldukları İdarelerin hak ve menfaatlerinin korunması açısından dava ve cevap dilekçelerinin önemi daha da artmış bulunmaktadır.

Dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar, Kanunun 119 uncu maddesinde gösterilmiş olup, maddenin (e) ve (f) bentlerine göre davacının iddiasının dayanağ olan bütün vakıaların sıra numarasıyla açık özetlerinin bildirilmesi, iddia edilen vakıaların ispatı için kullanılacak delillerin neler olduğunun yazılması gerekmektedir.

Cevap dilekçesinde bulunması gereken hususlar ise Kanunun 129 uncu maddesinde gösterilmiş, maddenin (d) ve (e) bentlerine göre davalının savunmasının dayanağ olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin ve bu vakıaların hangi delillerle ispat edileceğinin cevap dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir.

Ayrıca; uygulamada somut vakıalara dayanılmadan soyut ifadelerle davaların açılıp yürütülmesini engellemek amacıyla “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194 üncü madde, yeni bir düzenleme olarak, usul hukukuna girmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre tarafların, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükü bulunmaktadır. Bu yükü yerine getirmeyen tarafın sonuçlarına katlanacağı madde gerekçesinde açıkça ifade edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında ise tarafların dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunluluğu hükme bağlanmıştır.

Dikkat edilmesi gereken diğer önemli husus; 4353 sayılı Kanuna tabi idareler için 1086 sayılı Kanunda öngörülen otuz günlük cevap süresinin Kanunda yer almadığı, davaya cevap verme süresinin 6100 sayılı Kanunda iki hafta olarak düzenlendiği hususudur. Bu nedenle sürenin kısalığı ve cevap dilekçesinin hazırlanması için gerekli süre de dikkate alınarak savunmaya esas tüm bilgi ve belgelerin Kanunun 129 uncu maddesinde öngörülen şekilde hazırlanmak suretiyle eksiksiz olarak idare görüşüyle birlikte doğudan ilgili Muhakemat Müdürlükleri/Hazine Avukatlıklarına gönderilmesinde yarar ve zorunluluk bulunmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen önemli bir değişiklik de “Ön İnceleme” müessesesinin yargılama hukukuna girmiş olmasıdır.

Kanunun “On incelemenin kapsamı” başlıklı 137 nci maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, Mahkemece ön inceleme aşamasında; dava şartlarının ve ilk itirazların inceleneceği, uyuşmazlık konularının tam olarak belirleneceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemlerin yapılacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği düzenlenmiştir.

Kanunun 140/5 maddesinde; ön inceleme duruşmasında taraflara dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verileceği, bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi halinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır. 

Ön inceleme tutanağının uyuşmazlığın çözümünü gösteren yol haritası olacağı, tutanakta yer almayan hususların tahkikat konusu yapılamayacağ ve tarafları bağlayacak olması nedeniyle İdarelerce yukarıda belirtilen hususların yerine getirilmesi son derece önem kazanmıştır. Bu bağlamda; bilgi ve belgelerin gönderilmemesi veya eksik ya da zamanında gönderilmemesinden doğacak sorumluluk İdarelerine ait olacağından, herhangi bir hak kaybına veya Hazine zararına sebebiyet verilmemesi için azami dikkat ve özenin gösterilmesi gerekeceğ tabiidir.

Mahkemenin, ön inceleme aşamasında, tarafları sulhe teşvik edeceği öngörüldüğünden, ön inceleme duruşmasında tutulacak tutanak, yargılamanın seyrini tayin edecektir. Taraflarca uyuşmazlığın sulhen çözümlenmesinin mümkün görülmesi halinde ön inceleme tutanağı yapılacak sulh işlemlerine dayanak olacak, tarafların bu hususta anlaşamamaları halinde tahkikat aşamasına geçilecektir.

Genel bütçe kapsamındaki idarelerde uyuşmazlığın sulhen çözümlenmesi, yürürlükteki mevzuatın (DSİ dışında halen 4353 sayılı Kanun) ilgili maddelerinde yer alan usule ve uyuşmazlık miktarına göre Kanunen yetkili makam veya merciin onayına dayanılarak yapıldığından Hazine avukatlarının ön inceleme aşamasında sulh anlaşmasının kabulü veya reddi konusunda yetkileri bulunmamaktadır. Kaldı ki; 6100 sayılı Kanunun 74 üncü maddesinde de, açıkça yetki verilmiş olmadıkça vekilin sulh olamayacağ emredici hüküm olarak yer almıştır. Dolayısıyla idarelerde sulh konusu, halen 4353 sayılı Kanunda öngörülen usule bağlı olduğundan ön inceleme duruşmasında idarelerce sulhe ilişkin işlemlerin tamamlanması fiilen mümkün olamayacaktır.

Bu nedenle, Muhakemat Müdürlükleri/Hazine Avukatlıklarınca, idarelerden sulhe ilişkin görüşleri sorulduğunda, idarelerce, olumlu veya olumsuz görüşlerinin, ön inceleme duruşmasından önce ulaşacak şekilde ilgili muhakemat müdürlükleri/hazine avukatlıklarına bildirilmesi gerekmektedir.

İdarelerden süresi içinde herhangi bir cevap alınamaması veya takdirin Bakanlığımıza bırakılması halinde, Hazine avukatlarının, bu aşamada sulh yetkileri bulunmadığ hususunda beyanda bulunmaları gerekecektir. İlgili idare tarafından, uyuşmazlığın sulhen çözümlenmesinin mümkün olabileceği hususunda görüş belirtilmesi ve bu hususun karşı tarafça da kabul edilmesi halinde, Hazine avukatları tarafından, kanunen yetkili makam veya merciden onay alınmak suretiyle sulh olunabileceği hususunun tutanağa yazdırılması sağlanarak sulh anlaşmasının sonuçlandırılması için Mahkemeden makul bir süre verilmesinin talep edilmesi mümkün olabilecektir.

Hakimin sulh işlemlerinden sonuç alınabileceği kanaatine bağlı olarak ancak bir defaya mahsus olmak üzere bir sonraki duruşmaya kadar süre verebileceği Kanunun 140/2 maddesinde düzenlenmiştir.

Diğer yandan, dava açılması istemlerinde, Kanunun “Kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçlan” başlıklı 329 uncu maddesinde getirilen düzenleme dikkate alınarak, maddede öngörülen müeyyidelerle karşılaşılmaması için dava açılmasına ilişkin taleplerin doğu ve yerinde değerlendirilmesine özen gösterilmesi gerekmektedir.

6100 sayılı Kanunun uygulamasına ve açıklanan hususlara yönelik olarak, uygulamada birliğin sağlanması açısından, muhakemat müdürlükleriffiazine avukatlıklarına gönderilen 20/10/2011 tarihli ve 32745 sayılı genel yazımızın bir örneği ekte gönderilmektedir.

Bilgi ve gereğini arz ederim.

Selahattin İNCİ

Başhukuk Müşaviri ve Muhakemat Genel Müdürü

Ek : Genel yazı örneği

26.101 1 033 138

T.C. MALİYE BAKANLIĞI Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü

Sayı: B070BHM0080000/4221-103379

Konu : 6100 sayılı HMK. hk.

DEFTERDARLIĞINA (Muhakemat Müdürlüğü/Hazine Avukatlığı)

Bilindiği üzere, 4/2/2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.

6100 sayılı Kanuna genel olarak bakıldığında; 1086 sayılı Kanundaki ana yapının korunduğu, “çekişmesiz yargı”, “Geçici hukuki korumalar” gibi yeni kavram ve kurumların yargılama usulü hukukuna girdiği, “Ön İnceleme” kurumunun ayrıntılarıyla düzenlendiği, Kanun dili bakımından anlaşılır hale geldiği, bununla beraber “istinaf’, “temyiz” gibi usul hukuku terminolojisinde yerleşmiş kavramların varlıklarını sürdürdüğü,

Yargılama hukukundaki yazılı, basit, seri ve sözlü olmak üzere dört yargılama usulünün 6100 sayılı Kanun ile ikiye indirildiği, buna göre asliye hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulü, sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanacağı, diğer kanunlarda yer alan seri yargılama usulü ile sözlü yargılama usulüne ilişkin olarak 1086 sayılı Kanuna yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanunun basit yargılama usulüyle ilgili hükümlerine yapılmış kabul edileceği hususunun Kanunun 447 nci maddesinde düzenlendiği görülmektedir.

Kanunun uygulaması ile ilgili olarak muhakemat müdürlüklerimizde birtakım tereddütlerin oluştuğu anlaşıldığından, uygulamada birliğin sağlanması açısından önemli gördüğümüz konulara ilişkin olarak aşağıdaki açıklamaların yapılması gereği hasıl olmuştur.

  • Görev

Kanunda, asliye hukuk- sulh hukuk mahkemesi ayırımı korunmuş, görevli mahkemenin dava konusunun değer ve miktarına göre belirlenmesi kuralı terkedilmiştir. (HMK.m.2)

Askeri olsun veya olmasın İdarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğmu doğuran her türlü idari işlem, eylem ve diğer sebeplerden kaynaklanan vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen kaybı ya da kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararlardan dolayı açılacak tazminat davaları asliye hukuk mahkemelerinde görülecektir. İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri saklı tutulmuş olup İş Kanunu hükümlerine tabi tazminat talepleri iş mahkemelerinde görülmesine devam edilecektir. (HMK.m.3)

Sulh hukuk mahkemesinin görevini düzenleyen 4 üncü maddeye göre İR. ‘mm ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümleri ayrık olmak üzere kira ilişkisinden doğan her türlü davada sulh hukuk mahkemesi görevli olmaya devam edecektir.

  • Yetki

Gerçek veya tüzelkişinin davanın açıldığı tarihİeki yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğuna dair genel yetki kuralı korunmuş, yerleşim yerinin; 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirleneceği Kanunda düzenlenmiştir. (HMK m. 6)

Kanunun 10 uncu maddesinde sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği hükme bağlanmıştır. 1086 sayılı Kanunun 10 uncu maddesindeki “sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisi” kuralına 6100 sayılı Kanunda yer verilmemiştir.

1086 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde yer alan haksız fiilden doğan davalarda, “haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinin yetkisi” kuralının kapsamı genişletilmiştir.

Haksız fiilden doğan davalar, artık haksız fiilin işlendiği yerde açılabileceği gibi;

Zararın meydana geldiği,

Zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu,

Zarar görenin yerleşim yeri

Mahkemesinde de açılabilecektir. (HMK.m. 16)

Yetki sözleşmesi ancak tacirler veya kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilecek, tacirler veya kamu tüzelkişileri aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabileceklerdir. (HMK.m. 17)

  • Görevsizlik veya yetkisizlik karan üzerine yapılacak işlemler

Görevsizlik veya yetkisizlik karan üzerine yapılacak işlemlerde, 1086 sayılı Kanunun sisteminden kısmen ayrılınmıştır. Davanın açıldığı mahkemece, görevsizlik veya yetkisizlik karan verilmesi halinde, verilen karar kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise sürenin dolmasından itibaren, kanun yoluna başvurulup başvuru reddedilmişse ret kararının tebliğinden itibaren, iki hafta içinde taraflardan birinin karan veren mahkemeye başvurarak dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini istemesi gerekmektedir. Bu süre içinde başvurulmayacak olursa, yine aynı mahkeme, davanın açılmamış sayılmasına karar verecektir. (HMK.m.20)

  • Devletin sorumluluğu ve rücu

Kanunun 46 ncı maddesinde yer alan hükümle, 1086 sayılı Kanunun 573-576 ncı maddelerinde düzenlenen hakimin kusurlu davranışlarından, Devletin sorumlu tutulamayacağı yönündeki esastan ayrılınmış, Anayasanın 129 uncu maddesinin beşinci fıkrası hükmüne uygun olarak Devlet aleyhine tazminat davası açılması esası kabul edilmiştir. (HMK.m.46)

Hakimlerin hukuki sorumluluğunu gerektiren sebepler, 1086 sayılı Kanunda olduğu gibi tahdidi olarak sayılmıştır.

Devletin ödediği tazminat nedeniyle sorumlu hakime rücu edeceği kabul edilmiş, rücu için bir yıllık süre öngörülmüştür.

Tazminat davası açılacak mahkeme Kanunun müteakip maddelerinde belirtilmiştir.

Kanunun 285 inci maddesinde de ‘”Bilirkişinin hukuki sorumluluğu” başlığı altında benzer ve yeni bir düzenleme getirilmiştir.

  • Belirsiz alacak ve tespit davası

6100 sayılı Kanunun 107 nci maddesinde düzenlenen “Belirsiz alacak ve tespit davası” ile ilgili hükümle artık “eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açılamaz.” kuralı terk edilmiştir. Böylece bu tür davalarda fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına ve ıslah talebinde bulunulmasına gerek kalmaksızın yargılama esnasında belirlenecek alacak miktarının talep edilmesi mümkün olabileceği gibi bu davaların açılması ile alacağın tamamına yönelik olarak zamanaşımı da kesilmiş olacaktır.

  • Dava Şartları

1086 sayılı Kanunda sayılan dava şartlarına ilave olarak;

Gider avansının yatırılmış olması,

Teminat gösterilmesine ilişkin kararın yerine getirilmesi,

Derdestlik

Dava şartı haline gelmiştir. (HMK.m.114)

  • Avans yatırılması

Kanunun 114 üncü maddesinde, gider avansının yatırılması dava şartlan arasında sayıldığından gider avansı peşin olarak yatırılacaktır. Avansın yetmemesi durumunda mahkemece verilecek kesin süre içerisinde avansın tamamlanması ve herhangi bir hak kaybına sebebiyet vermemek bakımından gereken tedbirlerin alınması yerinde olacaktır.

  • Vekâletname ibrazı

Kanunun 76/2 maddesinde kamu kurum ve kuruluşlarının avukatlarına yetkili amir tarafından usulüne uygun olarak düzenlenip verilmiş olan temsil belgelerinin geçerli olduğu, ayrıca noterce onaylanmasına gerek bulunmadığına dair düzenlemenin, temsil yetkisi 4353 sayılı Kanundan doğan hazine avukatları için uygulanması söz konusu değildir.

  • İlk İtirazlar

6100 sayılı Kanunda ilk itirazlar;

Tahkim itirazı

İşbölümü itirazı

Yetkinin kesin olmadığı hallerde yetki itirazı

olmak üzere tahdidi olarak sayılmıştır.(HMK.m. 1 16)

İlk itirazların tamamı cevap dilekçesinde ayrı ayrı öne sürülmek zorundadır. (HMK.m.117)

Cevap dilekçesinin verilmesinden sonra, cevap süresi dolmamış olsa bile ilk itirazlar ileri sürülemeyecektir. (HMK.m. 131)

  • Dilekçelerin Hazırlanması

Ön inceleme tutanağında yer almayan hususların tahkikat konusu yapılamaması ve iddia edilen veya savunulan her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerektiğine ilişkin düzenleme ile Kanunun 194 üncü maddesinde yer alan somutlaştırma yükü kapsamında dayanılan vakıaları ispat edecek delillerin mahkemeye sunulması zorunluluğu nedeniyle;

Dava ve cevap dilekçeleri hazırlanırken, Kanunun 119 ve 129 uncu maddelerinde bentler halinde sayılan hususların mutlaka yer almasına özen gösterilmesi,

Dava açılmak veya savunmaya esas olmak üzere gönderilen bilgi ve belgelerin dikkatle incelenmesi, herhangi bir tereddüt olması halinde yasada öngörülen süreler dikkate alınarak ilgili idarelerden eksik kalan bilgi ve belgelerin temin edilmesi,

Dava konusu her bir vakıanın ve bu vakıayı ispat edecek delillerin açıkça belirtilerek buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin idaresinden talep edilmesi, bilgi ve belgelerin gönderilmemesi veya eksik ya da zamanında gönderilmemesi halinde sorumluluğun idarelerine ait olacağının bildirilmesi,

gerekmektedir.

Bu aşamada dikkat edilmesi gereken diğer önemli hususlar aşağıda belirtilmiştir.

1086 sayılı Kanunun 195/2 maddesindeki “4353 sayılı Kanuna tabi kamu kuruluşları için öngörülen 30 günlük cevap süresi” 6100 sayılı Kanunda yer almamakta olup, 6100 sayılı Kanunda bu süre yazılı yargılama usulünde İKİ HAFTA olarak düzenlenmiştir. (HMK.m. 127)

Bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir.

Cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verme süreleri İKİ HAFTA’dır.

Karşı tarafın açıkça rızası olması halinde davada taraf değişikliği mümkündür.   Maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi ile tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilecektir. (HMK.m. 124)

  • ÖN İNCELEME

Kanunun “Ön incelemenin kapsamı” başlıklı 137 nci maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, Mahkemece ön inceleme aşamasında; dava şartlarının ve ilk itirazların inceleneceği, uyuşmazlık konularının tam olarak belirleneceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemlerin yapılacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği düzenlenmiş, Kanunun 74 üncü maddesinde de açıkça yetki verilmiş olmadıkça vekilin sulh olamayacağı emredici hüküm olarak yer almıştır.

Diğer yandan, genel bütçe kapsamındaki idarelerde uyuşmazlığın sulhen çözümlenmesi, yürürlükteki mevzuatın (DSİ dışında halen 4353 sayılı Kanun) ilgili maddelerinde yer alan prosedüre ve uyuşmazlık miktarına göre Kanunen yetkili makam veya merciin onayına dayanılarak yapıldığından Hazine avukatlarının ön inceleme aşamasında sulh anlaşmasının kabulü veya reddi konusunda yetkileri bulunmamaktadır.

Dolayısıyla idarelerde sulh konusu, halen 4353 sayılı Kanunda öngörülen prosedüre bağlı olduğundan mahkemelerce verilen ve çoğu kesin süre olarak belirtilen iki haftalık süre içinde sulh olunması fiilen mümkün olamayacaktır.

Kaldı ki 6100 sayılı Kanunun 313 üncü maddesinde “Sulh” müessesesi müstakil olarak düzenlenmiş ve 314 üncü maddesinde de “Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. ” hükmüne yer verilmiştir.

Buradan hareketle, mahkemelerce ön inceleme aşamasında sulhe teşvik amacıyla verilen süreler içerisinde idarelerin sulh olması fiilen mümkün olamayacağından, bu aşamada ancak ilgili idareden alınacak görüş doğrultusunda, tarafların belli koşullarda sulh olunabileceği konusundaki karşılıklı iradelerinin açıklanması ve bu hususun tutanağa geçirilmesi ile yetinilmesi gerekecektir.

Bu nedenle, Hazine avukatlarımızca ön inceleme duruşmasından önce, ilgili idare ile yazışma yapılmak suretiyle sulh konusundaki görüşlerinin sorulması, idarelerden süresi içinde herhangi bir cevap alınamaması veya takdirin Bakanlığımıza bırakılması halinde, yukarıdaki hususlar belirtilmek suretiyle bu aşamada sulh konusunda hazine avukatlarının yetkisinin bulunmadığı hususunda beyanda bulunulması yeterli olacaktır. İlgili idare tarafından, uyuşmazlığın sulhen çözümlenmesinin mümkün olabileceği hususunda görüş belirtilmesi ve bu hususun karşı tarafça da kabul edilmesi halinde, kanunen yetkili makam veya merciden onay alınmak suretiyle sulh olunabileceği hususunun tutanağa yazılmasının sağlanması ve sulh anlaşmasının sonuçlandırılması için Mahkemeden makul bir süre verilmesinin talep edilmesi uygun olacaktır.

Ön inceleme tutanağının uyuşmazlığın çözümünü gösteren yol haritası olacağı, tutanakta yer almayan hususların tahkikat konusu yapılamayacağı ve taranan bağlayacak olması sebebiyle ön inceleme duruşmasına hazine avukatlarımızın dosyaya ve konuya vakıf olarak çıkması, ön inceleme tutanağının dikkatle incelenmesi, iddia veya savunmalarımızda eksik kalan hususlar varsa tutanağa geçirilmesinin sağlanması, aksi halde eksik hususlar belirtilmek suretiyle tutanağın imzalanması uygun olacaktır.

Diğer yandan ön inceleme duruşmasına sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, mazeretsiz gelmeyen tarafın, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın onun muvafakati olmadan iddia veya savunmalarını genişletebileceği dikkate alındığında, hazine avukatlarımızın ön inceleme duruşmalarında mutlaka hazır bulunmaları gerekmektedir.

  • İhtiyati tedbir/İhtiyati haciz

6100 sayılı Kanunda; Devletin, dolayısıyla hazinenin teminat muafiyeti kaldırıldığından, Hazine tarafından açılacak davalarda teminat yatırılması gerekebilecektir. Ancak tedbir talebi, resmi bir belgeye ya da kesin bir delile dayanıyorsa yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme teminatın gösterilmesinden tarafı muaf tutabilecektir. (HMK.m.392)

Hazine hak ve menfaatinin korunması açısından dava konusunun;

Para alacağı olması halinde ihtiyati haciz,

Mal veya hak olması halinde ihtiyati tedbir,

Talepli olarak açılacak davalarda yukarıdaki hususların göz önünde bulundurulması ve gerekli hallerde İdaresinden bu konuda görüş alınması uygun olacaktır.

  • Uygulama

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacaktır. (HMK.m.448)

Kanunun yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden önce açılan davaların açıldığı tarihte görevli olan mahkemelerce bakılmasına devam edilecektir. (Geçici madde I)

Kanunun uygulaması ile ilgili olarak yukarıda belirtilen hususlarda bilgi ve gereğini, genel yazının bağlı ilçe Hazine avukatlıklarına da duyurulmasını rica ederim.

DAĞITIM:

81 İl Defterdarlığına

(Muhakemat Müdürlüğü)

(Hazine Avukatlığı)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.