AİHM İçtihalarına Göre Devletin Pozitif Yükümlülüklerinde Takdir Hakkı

Makalemizi paylaşır mısınız?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mülkiyet hakkının korunması açısından negatif yükümlülükler ve pozitif yükümlülükler olmak üzere daha basit ikili bir ayrımı benimsemiştir (Grgiç vd, 2007: 10). 

AİHM, devletin mülkiyet hakkına karşı tutumunun genellikle negatif olması gerektiğini kabul etmekle beraber, bazı durumlarda mülkiyet hakkının korunması bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin de olabileceğini ifade etmektedir. Bu konuyla ilgili şu yazımıza bakabilirsiniz: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına Göre Mülkiyet Hakkının Korunması Açısından Devletin Yükümlülükleri

Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerde kamu yararı konusunda Sözleşme’ye taraf devletlerin geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu ifade etmektedir. Bu takdir hakkı aynı zamanda pozitif yükümlülüklerin ne şekilde yerine getirileceğini, hangi düzenlemelerin yapılacağı konusunu da kapsamaktadır.

Mahkeme Sözleşmeye taraf devletlerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmede ise uluslararası yargıca göre daha iyi bir konumda olduğunu daha vurgulu bir şekilde belirtmektedir (Çoban, 2008: 206).

Örneğin Mahkeme Öneryıldız ve Diğeleri/Türkiye davasında verdiği kararda sosyal, ekonomik ve şehirciliğe ilişkin sorunların nasıl çözüleceği konusunda kendi görüşlerini ulusal makamların görüşlerinin yerine koymanın kendi görevi olmadığını hatırlatmış ve ulusal makamların öncelikleri ve kaynakların nasıl kullanılacağını belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını belirtmiştir.

Mahkemeye göre “AİHM şehir ve ilçe planlanması politikalarının ve bunlar sonucunda oluşturulan önlemlerin seçimi ile uygulanmasında birçok yerel etkeni kapsayan bir takdir hakkı bulunduğunu kabul etmektedir. Ancak söz konusu davadakine benzer bir sorunla karşılaşıldığında, bu takdir hakkının yetkilileri zamanında, uygun ve hepsinden de önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme görevlerinden muaf tutması beklenemez. Söz konusu davada böyle olmamıştır, zira kaçak yapılan engellemeye yönelik yasaların uygulanmasında Türk toplumunda yaratılan belirsizliğin, başvuranın meskenine ilişkin durumun bir gece içerisinde değişebileceğini sanmasına neden olması elbette mümkün değildir” (İNHAK BB, 2010/i).

Ancak Mahkeme, bir hakka yapılacak müdahalelerde alınması gereken pozitif tedbirleri belirleme yetkisini ulusal makamlara bırakmakla birlikte bu tedbirlerin çerçevesini çizmekten de geri kalmamıştır. Mahkemeye göre devletlerin bir hakkın korunması ile ilgili iki temel pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi hukuki tedbir alma ödevidir ki bu ödevler yukarıda bahsedilen esas yönünden yükümlülükler kapsamına girmektedir. İkinci olarak devletler, pratik ve operasyonel tedbirler almak durumundadırlar (Kocabaş, 2009: 40), bu tedbirler ise usul yönünden yükümlülükler kapsamına girmektedir.

Pozitif yükümlülükler devletin belirli bir eylemi gerçekleştirmesini gerektirdiğinden ve bunların çoğu kaynak ihtiyacı doğurduğundan devletin bu pozitif yükümlülükleri ekonomik kaynaklar ile sınırlıdır.     Fakat bu durum daha ziyade ekonomik ya da sosyal politikaların uygulanmasıyla ilgilidir. Örneğin devletin herkesin barınma ihtiyacını karşılamak üzere konut yapması, mutlaka ekonomik kaynaklarla sınırlı olacaktır.

Buna karşılık bir yargı kararının yerine getirilmesi ya da mülkiyete el konulması karşılığında tazminat ödenmesi gibi hususlarda kaynak yokluğu gerekçesi AİHM tarafından kabul görmemektedir. Bu kapsamda Mahkeme, devletlerin bireylere karşı yükümlülüklerini yerine getirmemelerini, yargı kararlarının uygulanmamasını, hak sahiplerine istihkaklarının ödenmemesini mülkiyet hakkının ihlali olarak yorumlamaktadır (Dinç, 2007: 242).

Mahkeme Burdov/Rusya davasında, davalı devletin kaynak yokluğu gerekçesini kabul etmeyerek radyoaktif emisyonlara aşırı derecede maruz kalan kişinin sağlık sorunlarının giderilmemesi nedeniyle tazminata hükmetmiştir (Grgiç vd, 2007: 19). Bu davada Mahkeme yargı kararının kaynak yetersizliği gerekçesiyle uygulanmamasını mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir.

Mahkeme Tütüncü ve Diğerleri/Türkiye davasında da yargı kararıyla kesinleşen tazminatın, kaynak yokluğu gerekçesiyle ödenmemesini mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. 

Mahkeme Pznakhırına/Rusya davasında da benzer şekilde karar vererek yargı kararının yerine getirilmemesinin kaynak yetersizliği ile açıklanamayacağına karar vermiştir. Prodan/Moldavya davası ise mülkiyetin devlete geçmesi karşılığı tazminat ödenmesinin kaynak yokluğu gerekçesine bağlanamayacağına güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.