AİHM İçtihatlarına Göre Kira Kontrolü Şeklindeki Müdahalelerde Bulunması Gereken Şartlar

Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesine göre, mülkiyet hakkına getirilecek kısıtlamaların bazı şartları taşıması gerekmektedir. Maddenin kendisinden ve AİHM içtihatlarından kaynaklanan bu şartlar aşağıda açıklanmıştır:

1. Hukuk Tarafından Öngörülme

AİHM içtihatlarına göre mülkiyet hakkına yapılacak bir müdahalenin hukuk tarafından öngörülmesi gerekir. Çünkü Ek 1 No’lu Protokol’ün birinci maddesinin birinci paragrafın ikinci cümlesi mülkten mahrum bırakmaya sadece “yasada öngörülen koşullara uygun olarak” olması halinde izin verir ve ikinci paragraf devletlerin “yasaları uygulayarak” mülkiyetin kontrol etme hakları bulunduğunu ifade eder.

Bu hukuk normunun düzeyinin ne olacağı tamamıyla ulusal makamların takdirindedir. “Hukuk tarafından öngörülme” şartı, müdahalenin mutlaka yasama meclisince çıkarılan bir kanunla düzenlenmesi gerektiği anlamına gelmez. AİHM’ne göre temel hak ve özgürlüklerin ne gibi normlarla düzenleneceği ulusal makamların takdirindedir. Kira ilişkilerine müdahale eden mevzuat kanun, tüzük ya da yönetmelik olabilir.

Ancak müdahalenin bir mevzuat normu tarafından öngörülmüş olması, müdahalenin hukuk tarafından öngörülen şartlarda yapıldığını göstermeye yetmemektedir, hangi norm olursa olsun açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olmalıdır. Bunun yanı sıra kira ilişkilerini düzenleyen mevzuat, vatandaş tarafından ulaşılabilir olmalıdır. Bir başka ifadeyle bu mevzuatın aleniliği sağlanmalıdır.

2. Sınırlandırmanın Kamu Yararına Olması

Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesinde yer alan “ancak kamu yararı sebebiyle” ve “genel çıkarlara uygun olarak” ibareleri, mülkiyet hakkında devlet tarafından yapılan müdahalelerin kamu yararına uygun olmasını gerektirmektedir. Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde yer alan hangi kural uygulanırsa uygulansın mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin kamu yararı gibi meşru bir amaç taşıması gerekir.

AİHM’ne göre kanun koyucunun; sosyal ve ekonomik tedbirleri uygulamaya sokabilmesi açısından, hem mülkiyetin kullanılmasının kontrolü için tedbirler alınmasını gerektiren kamusal bir sorunun varlığı ve hem de bu sorunun çözümlenmesi amacıyla alınabilecek tedbirler konusunda geniş bir takdir alanına sahip olması gereklidir. Buna göre Mahkeme devletlerin;

a) Taşınmaz kiralamalarına sınırlama getirilmesini gerektiren ekonomik ve sosyal sebeplerin ve amaçların var olup olmadığının tespitinde,

b) Bu tür ekonomik ve sosyal sıkıntıların giderilmesi amacıyla alınması gereken tedbirlerin seçiminde,

Takdir hakkının bulunduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle AİHM, açıkça makul bir temelden yoksun olmadıkça, kamu yararının ne olduğu konusunda kanun koyucunun takdir hakkına saygı göstereceğini vurgulamaktadır (AİHM’nin Mellacher ve Diğerleri/Avusturya kararı, Boyar, 2011/e).

Üstelik bu takdir hakkı alternatif çözüm yollarından kendisine göre en uygun olanı seçme hakkını da kapsar. Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi “kesin gereklilik” şartı taşımamaktadır, bu nedenle bir meselenin veya bir sosyal sorunun birden fazla çözüm yolunun bulunması, otomatikman, yapılan müdahalenin haksız olduğu anlamına gelmemektedir.

Kanun koyucular kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla belli bir sonuca ulaşmak için değişik yolların seçiminde siyasi takdir yetkisine sahiptirler. Bir başka anlatımla, takdir yetkisinin aşılmaması şartı ile yapılan müdahalenin sorunu çözmede en uygun yöntem olup olmadığı konusunda devletlerin geniş bir takdir yetkisi vardır ve bu meseleyi karara bağlamak AİHM’nin görevi değildir (AİHM’nin Mellacher ve Diğerleri/Avusturya kararı, Boyar, 2011/e).

3. Özel Kişiler Lehine Getirilecek Sınırlamalarda Kamu Yararı Olgusu

Mahkeme James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararında (Doğru, 2011/c) taşınmaz kiralamalarına özel kişiler lehine getirilen sınırlamaların kamu yararına olup olmayacağını tartışmak zorunda kalmış ve bu tür sınırlamaların, özel kişiler lehine yarar sağlasa bile, kamu yararına olabileceğine karar vermiştir.

Kiraya konu taşınmazın mülkiyetinin çıkarılan bir kira reformu kanunu ile kiracılara geçişinin öngörülmesi nedeni ile açılan bu davada Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin özel kişiler lehine yapılması durumunda dahi bunun kamu yararına uygun olabileceğine ve diğer şartları taşımak kaydıyla, mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.

4. Orantısallık

AİHM, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, toplumun genel menfaati ile kişinin temel haklarına ilişkin menfaatleri arasındaki adil dengeyi kurması ve koruması gerektiğini kabul etmektedir (AİHM’nin Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararı, Doğru, 2011/a). Bu kapsamda bireyin aşırı ve orantısız külfetlere katlanması sonucunu doğuran müdahaleler, Mahkeme tarafından mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir.

Örneğin Mahkeme kira artışlarının sınırlandırılmasını hukuka aykırı bulmazken, kiraların tamamen dondurulmasını mülkiyet hakkının ihlali olarak görmektedir.

Ya da AİHM Büyük Dairesinin Hutten Czapska/Polonya kararında olduğu üzere, taşınmaz malikinin kiracısını belirleme ve kiracılarıyla serbest kira sözleşmesi yapma hakkı tanınmayarak taşınmazların devlet tarafından kiraya verilmesi, maliklerin haklarının aşırı derecede kısıtlanması, kira bedelinin, bakım bedelinin dahi altında kalacak kadar düşük belirlenmesi, mal sahiplerine kira artışı yapma hakkının tanınmaması, taşınmaz maliklerini bireysel ve aşırı külfet altına sokmakta ve toplumun genel yararının gerekleri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerekleri arasındaki dengeyi bozmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.