AİHM Tarafından Tazminata Hükmedilmesinin Şartları

Sözleşmenin 41. maddesi, bir devletin müdahalesi nedeni ile zarar gören tarafa ödenmesi gereken tazminatı düzenlemektedir. 41. maddeye göre Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve sorumlu devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.

Sözleşme’nin 41. maddesindeki “adil karşılık” hükmünün uygulanması için şu şartların bir araya gelmesi gerekir:

1. Sözleşme’yle Korunan Bir Hakkın İhlal Edilmiş Olması

Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin makamları tarafından alınan bir kararın veya yapılan bir tasarrufun Sözleşme’den doğan yükümlülükleri ihlal ettiğini tespit etmiş olmalıdır.

Bu şarttan iki sonuç çıkmaktadır.

Öncelikle Sözleşme ile korunan bir hakkın söz konusu olması gerekir. Bu husus aynı zamanda Mahkeme’nin konu bakımından yetkisini oluştur. İkinci olarak Mahkeme’nin ihlale karar vermesi gerekmektedir. AİHM tarafından çıkarılan AİHS’nin 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge’nin 8. maddesine göre bir Sözleşme ihlali oluşturduğu tespit edilmeyen hadiseler ve durumlar için veya yargılamanın önceki safahatında kabul edilmez ilan edilmiş şikayetlerle ilişkili zararlar için tazminata hükmedilemez.

Bu genel kurala karşılık Mahkeme 08.02.2000 tarihli Caballero/Birleşik Krallık kararında doğrudan bir ihlale karar vermeden tazminata karar vermiştir (Cengiz, 2002: 2). Ancak bu davada dahi Mahkeme doğrudan bir ihlale karar vermemekle birlikte Birleşik Krallık Hükumetinin ihlalin var olduğuna dair kabulünü dikkate almıştır. Mahkeme kararının sonuç bölümünde herhangi bir hakkın ihlal edildiğine dair bir hükme yer vermemiş, sadece Birleşik Krallık Hükumetinin ihlalin var olduğuna dair kabulünü kabul ettiğini ifade etmekle yetinmiştir.

2. Mağdur

Zarar gören bir “taraf” bulunmalıdır. Başvurucu, dava konusu eylemden kendisinin zarar gördüğünü ispat etmelidir. Bundan dolayı kamunun geneli için söz konusu olan genel zararların tazmin edilmesi zorunluluğu söz konusu değildir. Bu konuyla ilgili olarak şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHM Nezdinde Dava Açmanın Temel Şartı: Mağdurluk

3. Zarar

Tazminata hükmedilebilmesi için sorumlu devletin müdahalesi nedeniyle ortaya çıkan bir “zarar” olmalıdır. Bu zarar maddi ve manevi zararı kapsar. Bunun yanı sıra AİHM nezdinde dava açılaması için yapılan giderler de Mahkeme tarafından tazmin taleplerinde dikkate alınmaktadır. Yönergenin 6. maddesine göre AİHM, maddi ve manevi zarar ile yargılama için yapılan masraf ve giderleri için tazminata hükmedebilir.

AİHM Tarafından Tazminine Karar Verilen Maddi ve Manevi Zarar

4. Zararla İhlal Teşkil Eden Müdahale Arasında İlliyet Bağı

Yönergenin 8. maddesine göre zarar, ihlal teşkil eden müdahalenin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olmalıdır. Üstelik Yönergenin 7. maddesi de iddia edilen ihlal ile talep edilen zarar arasında net bir nedensellik ilişkisinin kurulması gerektiğini ifade etmektedir.

Mahkeme iddia edilen zarar ile ihlal arasındaki salt yüzeysel bir ilişkiyi veya ne olabileceği hususundaki spekülasyonları yeterli görmemektedir.

Bu illiyet bağı, sadece şikayet edilen ihlalden kaynaklanan zararların tazminini haklı kılar. Örneğin AİHM 03.03.2011 tarihli Kiziroğlu/Türkiye davasında verdiği kararında hukuka aykırı olarak bir göreve atanan kamu görevlisinin, bu göreve atanması ile ilgili olarak açtığı davada, Milli Savunma Bakanlığı tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesine sunulan bilgilere davacının erişiminin engellenmesini adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmüş fakat bu ihlal ile başvurucunun maddi zarar olarak ileri sürdüğü maaş ve hukuka aykırı atamadan kaynaklanan diğer mali kazançların kaybı arasında bir illiyet bağı görmediği için maddi tazminata ilişkin talebi reddetmiştir.

İhlal teşkil eden müdahale ile iddia edilen zarar arasında nedensellik ilişkisinin bulunduğunu ispat etmek başvurucuya düşen bir yükümlülüktür (AİHM’nin Neumeister/Avusturya kararı). Köy yakma olayları nedeniyle Türkiye aleyhine açılan davaların bazılarında (Örneğin Artun ve Diğerleri/Türkiye) Mahkeme davacının, mallarının tahrip edilmesinden devletin sorumlu olduğunu yeterli delillerle ispatlayamadığını dikkate alarak herhangi bir ihlalin bulunmadığına karar vermiştir.

Bunun yanı sıra tazminat da tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermeye yönelik olmalıdır. Hakkaniyete uygun tazminata hükmedilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokollerinin ihlaline karar verilmesinin otomatik bir sonucu değildir. Sözleşme’nin 41. maddesinin ifadesine göre, Mahkeme, sadece iç hukukta bütünüyle bir giderime olanak bulunmadığında tazminata hükmedebilmektedir. Bir başka ifadeyle davalı hükümet, Mahkeme’nin ihlal kararının gereklerini yerine getirerek zararı bütünüyle tazmin etmişse Mahkeme tazminata hükmetmemektedir.

5. İhlalin Sonuçlarının İç Hukukta Tam Olarak Giderilememesi

Sözleşme’nin 41. maddesi, özellikle bir ihlalin sonuçlarının iç hukukta tamamen temizlenemediği, fakat ihlalin (bir başka ifadeyle mağduriyetin) sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması gereken durumlar için öngörülmüştür.

Buna göre sorumlu devletin iç hukuku Sözleşme’yle korunan bir hakkın ihlal edilmesinin sonuçlarının tam olarak giderilmesini sağlamaya yetmiyorsa adil tazmin hükümleri devreye girmektedir.

Bunun yanı sıra adil bir karşılığa hükmetme yetkisi veren bu hüküm, mağduriyetin niteliği gereği “zararın tam olarak giderilmesinin” mümkün olmadığı durumları da kapsar.

Mahkeme’nin, zararın tam olarak giderilmesinin mümkün olmadığı hallerde olduğu gibi, davalı devletten adil bir karşılık alamayan zarar görmüş kişiler için de adil bir karşılık verilmesine hükmetme yetkisi vardır.

6. Mahkeme’nin Gerekli Görmesi

Tazminata hükmedilebilmesi için Mahkeme, adil bir karşılık verilmesini “gerekli” görmelidir (De Wilde, Oomps ve Versyp/Belçika kararı). Adil karşılık, sadece “gerekliyse” sağlanır. AİHS’in 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge de (Çev: Cengiz, 2008: 411 – 417) her ihlal kararının tazminata hükmedilmesini gerektirmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yönergeye göre tazminata hükmedilmesi Mahkemenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek Protokolleri tarafından garanti altına alınmış bir hakkın ihlal edildiğine dair tespit yapmasının otomatik bir sonucu değildir. 41. maddenin lafzı, Mahkemenin sadece iç hukukun eksiksiz bir giderimin yapılmasına müsaade etmediği ve bu halde bile “gerekli” (Fransızca metindeki s’il ya lieu) olması durumunda tazminata hükmedeceğini açıkça belirtir.

Bundan dolayı Mahkeme bazı durumlarda iddia edilen zararlara ilişkin bazı başlıklar açısından ihlal kararı vermekle yetinmekte (bir başka ifadeyle hakkın ihlal edildiğinin tespitini yeterli görmekte) ve ayrıca bir tazminata karar vermemektedir. Bu yönde bir karar verirken Mahkeme, olayın niteliğini, başvurucunun tutumunu, sorumlu devletin ihlal konusundaki davranışlarını dikkate almaktadır.

7. Mahkeme’nin Tazminata Hükmedilmesini Hakkaniyete
Uygun Bulması

Mahkeme’nin tazminata hükmedilmesini hakkaniyete uygun bulması gerekir ve bu konu Mahkeme tarafından neyin hakkaniyete uygun olduğu göz önüne alınarak takdir edilir (Dudgeon/Birleşik Krallık Krallık kararı).

Mahkeme, ancak koşullara göre “adil” (Fransızca metindeki equitable) olarak değerlendirilmesi durumunda tazminata hükmedecektir. Hakkaniyet ilkesi gereği Mahkeme gerçekten maruz kalınan zararın veya gerçekten meydana gelmiş olan gider ve masrafların değerinden daha az tazminata hükmetmek veya tamamıyla hiçbir tazminata hükmetmemek için nedenler bulabilir.

Böylesi bir durum, örneğin şikayet edilen durumun, zararın miktarının veya masrafların düzeyinin başvurucunun kendi kusurundan kaynaklandığı hallerde söz konusu olabilir. Tazminat miktarının belirlenmesinde, Mahkeme sırasıyla ihlalden zarar görmüş olan taraf olması nedeniyle başvurucunun ve kamu yararından sorumlu olması nedeniyle devletin durumlarını ayrıca dikkate alır. Son olarak Mahkeme normal olarak yerel ekonomik koşulları hesaba katmaktadır.

8. Talep ve Resmi Gerekliliklere Riayet

Başvurucu tarafından açıkça ya da zımnen talep edilmediği sürece Mahkeme’nin resen tazminata karar verme imkanı yoktur. Tazminata hükmedilebilmesi için zarar gören mağdurun tazminat talebinde bulunması gerekir. Ayrıca Sözleşme ve Mahkeme İç Tüzüğünden kaynaklanan resmi ve esasa dair gerekliliklere uyulmalıdır.

9. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesinin Zorunlu Olmaması

Mahkemenin Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamında tazminata hükmedebilmesi için tazminat konusunda ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmez.

 İç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı sadece Mahkemeye başvurmak için gereken bir şarttır. Mahkeme mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verirse tazminata da hükmedecektir.

Bundan dolayı, ihlal kararından sonra tazminat için iç hukuk yollarının tekrar tüketilmesi şartı yoktur. Mahkeme’ye göre, Sözleşme’nin 35. (Eski 26.) maddesi, yeni bir davanın açılmasıyla ilgilidir. 41. madde kapsamında verilecek tazminat kararları ise yeni dava olmayıp, Mahkeme’nin önüne daha önce gelmiş bir davanın son aşamasına ilişkindir. 41. madde kapsamındaki tazminat talepleri, Mahkeme’nin daha önce verdiği ihlal kararına dayanılarak mağduriyetin giderilmesi ile ilgilidir.

Bu nedenlerle bu madde açısından 35. maddenin uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Mahkeme’ye göre eğer Sözleşme’yi hazırlayanlar, adil karşılık için yapılan taleplerin kabul edilebilirliğini, önceden iç hukuk yollarının kullanılmış olmasına bağlamak istemiş olsalardı, bunu 41. maddede açıkça gösterirlerdi. Oysa Sözleşme’de böyle açık bir hüküm yoktur. Sözleşme’nin 41. maddesi klasik türdeki antlaşma hükümlerinden kaynaklanmaktadır; iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı ile bir ilgisi yoktur.

Ayrıca mağdur, Mahkeme’nin hükmedeceği adil karşılığı alabilmek için ikinci kez iç hukuk yollarını tüketmeye zorlanacak olursa, Sözleşme organları önündeki yargılamanın toplam süresi, insan haklarının etkili bir biçimde korunması düşüncesiyle uyuşmayacaktır. Böyle bir şart, Sözleşme’nin amacına uygun düşmeyen bir durumun meydana gelmesine yol açacaktır (De Wilde, Oomps ve Versyp/Belçika kararı). Üstelik başvurucu iç hukukta tazminat için dava açmış olsa bile bu durum Mahkemenin adil karşılık konusunda karar vermesine engel olmamaktadır. Bununla birlikte Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin mağduru, ilk önce iç hukuk düzeninde tazminat almak isterse, ulusal mahkeme tarafından nihai karar verilinceye kadar, hele başvurucu da talep etmişse, Mahkeme karar vermeyi erteleyebilmektedir (Eckle/Almanya kararı).

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.