AİHM Tarafından Tazminine Karar Verilen Maddi ve Manevi Zarar

Tazminata hükmedilebilmesi için sorumlu devletin müdahalesi nedeniyle ortaya çıkan bir “zarar” olmalıdır. Bu zarar maddi ve manevi zararı kapsar. Bunun yanı sıra AİHM nezdinde dava açılaması için yapılan giderler de Mahkeme tarafından tazmin taleplerinde dikkate alınmaktadır. Yönergenin 6. maddesine göre AİHM, maddi ve manevi zarar ile yargılama için yapılan masraf ve giderleri için tazminata hükmedebilir.

1. Maddi Zarar

Yönergenin 10., 11. ve 12. maddeleri maddi zarara ilişkin hususları düzenlemektedir. Bu maddelere göre maddi zararın amacı, başvurucuyu, Mahkeme tarafından tespit edilen ihlal gerçekleşmemiş olsaydı bulunması muhtemel olan duruma mümkün olduğu kadar getirmektir, başka bir ifade ile maddi açıdan eski halin iadesinin (restitutio in integrum) sağlanmasıdır.

Maddi zarar hem gerçekten maruz kalınan zararı, hem de gelecekte beklenen kazanç kayıplarını ihtiva edebilir.

Malvarlığında azalma

Gerçekten maruz kalınan zarar başvurucunun, sorumlu devletin bir eylem ya da ihmali nedeniyle malvarlığında bir azalma meydana gelmesidir. Örneğin Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan köy yakma olayları nedeniyle Türkiye aleyhine açılan davalarda Mahkeme, köy yakma eylemleri nedeniyle ortaya çıkan zararların tazmin edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Kazanç kaybı

Buna karşılık kazanç kaybı, sorumlu devletin bir eylem ya da ihmali nedeniyle, başvurucunun gelecekte elde etmeyi beklediği gelirlerinde bir azalma olmasıdır. Fakat başvurucunun elde etmeyi beklediği gelirlerin hukuki bir alt yapısının olması gerekir. Örneğin bir sözleşmeye dayanılarak elde edilmesi umulan gelirler, kazanç kaybı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde gelecekte elde edilmesi umulan ücret gelirleri de kazanç kaybı olarak değerlendirilebilir.

İleride elde edilmesi muhtemel gelirler konusundaki bir spekülasyon

Buna karşılık ileride elde edilmesi muhtemel gelirler konusundaki bir spekülasyon, kazanç kaybı olarak değerlendirilemez. Mahkeme Podbielski/Polonya davasında verdiği kararında gelecekte karşılaşılması muhtemel iş fırsatlarına dayanan tazminat taleplerinin kendi içinde spekülatif olduğunu, Mahkemenin bu iş fırsatlarının gerçekleşeceği ya da gerçekleşmeyeceği konusunda bir tahminde bulunmayacağını belirterek tazminat talebini reddetmiştir.

Aynı şekilde Mahkeme Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri/Türkiye davası kararında kapatılan bir siyasi parti açısından patinin tüzel kişiliğinin kaybı nedeniyle kendi malvarlığından yararlanamadığı ve üyeleri ile destekçilerinden yardım alamadığı ve devlet yardımından yararlanamadığı gerekçesiyle talep edilen tazminatı, üye ve destekçilerinin yapacakları muhtemel yardımlara ilişkin taleplerin hayal mahsulü olduğuna işaret ederek reddetmiştir.

Maddi zararı ispat külfeti..

Maddi zararın iddia edilen ihlal veya ihlallerin sonucu olduğunu göstermek başvurucuya düşmektedir. Mahkeme’ye göre, maddi zararları kanıtlama külfeti başvurucuya aittir. Örneğin Mahkeme Sosyalist Parti/Türkiye davasında Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermesine rağmen başvurucuların uğradıkları maddi zararı ispatlayamadıklarını dikkate alarak maddi zarara ilişkin talebi reddetmiştir. Başvurucu sadece mevcut duruma ilişkin dokümanları değil, ayrıca zararın değerini ve miktarını gösteren konuyla ilgili evrakları mümkün olduğunca göndermelidir.

Normal olarak Mahkemenin hükmettiği tazminat miktarı, Mahkeme tarafından hesaplanan gerçek zarar miktarını yansıtacaktır.

Ancak burada iki hususa dikkat etmek gerekir.

Piyasa Değerinden Düşük Bedel

Mahkeme, malikin uğradığı zararın tamamından daha az olan bir tazminata hükmetmek için adil gerekçeler bulabilmektedir. Mahkemeye göre Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi her durumda tam bir tazminat hakkını teminat altına almamaktadır. Bu anlamda, bazı durumlarda malın piyasa değerinden daha düşük bir bedelin ödenmesi, bazen de hiç tazminat ödenmemesi meşru görülebilmektedir. Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamında yapılacak tazminat talepleri de buna dahildir (AİHM’nin 5.4.2011 tarihli Yıldırır/Türkiye davası kararı).

Mahkeme’ye göre özellikle mülke karşılık uygun bir beden ödenmediği gerekçesiyle açılan böyle davalarda, uygun tazminatın belirlenmesinde AİHM, “AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin, değeriyle makul biçimde bağlantılı bir meblağ ödenmeden mülkten mahrum bırakmanın normalde, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında haklı biçimde değerlendirilemeyecek ölçüde orantısız bir müdahale teşkil edeceği, öte yandan, kamu yararı meşru amacının, tam piyasa değerinin karşılanmasından daha azını gerektirebileceği” yönündeki kuralın uygulanması gerektiğini karara bağlamıştır.

Mülkün kamu idarelerine geçtiği durumlar nedeniyle açılan davalarda da Sözleşme’nin 41. maddesi uygulanırken bu kuralın uygulanması gerekir. Buna göre kamu yararının meşru amaçları, tam piyasa değerinin karşılanmasından daha azını gerektirebileceğinden, Sözleşme’nin 41. maddesi de her koşulda tam tazminat hakkına ilişkin bir teminat sağlamaz (AİHM’nin Kutsal Manastırlar/Yuanistan kararı). Bazı durumlarda mülkiyet hakkına yapılacak müdahale karşılığında malike ödenecek tazminat piyasa değerinin altında olabilir.

Gerçek zararın kesin olarak hesaplanamaması durumunda, Mahkeme elinde bulunan olaylara dayanan bir hesaplama yapmakta ve tazminat miktarını takdiren belirlemektedir.

Bu durumun temel iki nedeni söz konusudur. Öncelikle bu yola, tazminat miktarının kesin olarak hesaplanamadığı durumlarda başvurulmaktadır. Örneğin Mahkeme Sporrong ve Lönnroth/İsveç davasında, taşınmaz meselelerinin teknik özellikleri, başvurucular ile davalı Hükümet adına hareket eden uzmanlar tarafından yapılan hesaplamaların karmaşıklığı gibi nedenlerden dolayı üzerinde her iki tarafında uzlaşabileceği bir zarar tespit yöntemi bulunmadığı kanaatine varmıştır. Bu konuda davacılar tarafından, başvurucuların var olan binalarının yıkılması ve yerlerine yenilerinin yapılması suretiyle, taşınmazlarının tamamen yenilenmesini varsay “hipotetik yeniden gelişme” denilen yöntem önerilmiş ancak bu yöntem Mahkeme tarafından “aşırı ve harici” bulunmuştur. İsveç Hükümeti tarafından önerilen ve “taşınmazların söz konusu izinlerden önceki değeri ile izinlerin kaldırılmasından sonraki değerini karşılaştırılması ve ikinci olarak da, taşınmazların değerindeki değişiklik ile enflasyon oranındaki değişikliğin karşılaştırılması” esasına dayanan “gerçek kullanma” yöntemi de Mahkeme tarafından katı bulunarak reddedilmiştir. Sonuçta Mahkeme bu tür bir olayda uygulanabilirliği şüphe götürmez bir yöntem bulunmadığını belirterek taşınmaz maliklerinin uğradıkları zararı “takdiren” tespit etmekle yetinmiştir.

Tazminat miktarının takdiren belirlenmesinin ikinci nedeni, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararına olduğu durumlarda tazminatın mülkün tam değerini yansıtması zorunluluğunun bulunmamasıdır. Tazminatın, mülkün tam değerini yansıtmadığı böyle bir durumda, kaçınılmaz sonuç, taşınmaz malikine ödenecek tazminatın tamamen “takdire dayalı” ya da Mahkeme tarafından ifade edildiği şekilde “götürü” şekilde belirlenmesidir.

2. Manevi Zarar

Manevi tazminat; kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır.

Yönergenin 13., 14. ve 15. maddeleri manevi zararı düzenlemektedir. Mahkemenin manevi zarar için hükmettiği tazminat, söz konusu ihlalden kaynaklanan kaygı, sıkıntı ve belirsizlik gibi maddi olmayan durumlar için finansal tazminat sağlamayı amaçlamaktadır (Ekdal ve Diğerleri/Türkiye Davası). Doğası gereği manevi zararın kendisi, kesin bir hesaplamaya müsaade etmez. Böylesi bir zararın varlığının tespit edilmesi ve Mahkeme’nin de parasal bir giderimin gerekli olduğuna karar vermesi durumunda, Mahkeme, kendi içtihatlarından çıkan standartları dikkate alarak, adilane bir şekilde hesaplama yapacaktır. Manevi zararları için tazmin edilmeyi arzu eden başvurucular adil olduklarını düşündükleri miktarı talep etmeye davet edilmektedirler. Birden fazla ihlalin mağduru olduklarını düşünen başvurucular tüm iddia edilen ihlalleri içine alan toplam bir miktar veya iddia edilen her bir ihlal için ayrı miktarlar talep edebilirler.

Tüzel kişiler açısından manevi tazminat konusu irdelenirken iki hususu değerlendirmek gerekir. Bunlardan ilki tüzel kişilere manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğidir. Yargıtay ve Danıştay’ın uygulaması kişilere manevi tazminat ödeneceği yönündedir. Bu kararlarda gerçek kişiler yanında, tüzel kişilerin de kişilik haklarına yönelik bir saldırı nedeniyle manevi zarara uğrayabilecekleri, bu tür zararların da tazmini gerektiği ifade edilmiştir. Örneğin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.09.2001 tarihli ve E: 2001/4164, K: 2001/8421 sayılı kararında tüzel kişilere manevi tazminat ödenmesi gerektiği karara bağlanmıştır. AİHM de tüzel kişilere manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Örneğin Mahkeme Emek Partisi ve Şenol/Türkiye davası ile Sosyalist Türkiye Partisi/Türkiye davasında tüzel kişilik lehine manevi tazminata hükmetmiştir.

İkinci husus tüzel kişinin yanı sıra bu tüzel kişileri oluşturan gerçek kişilere manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğidir. Mahkeme Sosyalist Parti/Türkiye davasında ve Sosyalist Türkiye Partisi/Türkiye davasında parti tüzel kişiliğinin yanı sıra partinin genel başkanına ya da kurucu üyelerine manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme Sosyalist Parti/Türkiye davasında manevi tazminat ile ilgili olarak sadece partinin kapatıldığı tarihteki başkanı ile önceki başkanının manevi tazminat taleplerini kabul etmiştir. Buna karşılık Mahkeme Sosyalist Türkiye Partisi/Türkiye davasında AİHM, başvuranların ve STP’nin kurucu üyelerinin manevi zarara uğradıklarını kabul etmiştir.  

3. Masraf ve Giderler

Yönergenin 16-21. maddeleri giderler ve masrafların tazmin edilmesini düzenlemektedir. Mahkeme başvurucunun ihlalin olmasını önlemeye çalışması veya ihlal nedeniyle giderim elde etmeye çalışması sırasında öncelikle ulusal düzeyde ve sonrasında da Mahkeme önünde yapılan yargılama nedeniyle maruz kaldığı gider ve masraflarının ödenmesine karar verebilmektedir. Bu tür gider ve masraflar tipik olarak hukuksal yardım gideri, mahkeme harçları ve benzerlerini kapsar. Gider ve masraflar aynı zamanda, özelikle de bunlar Mahkeme yargılamasına katılma nedeniyle maruz kalınmış ise, seyahat ve ikamet masraflarını da ihtiva eder. Mahkeme gider ve masrafları ancak tespit ettiği ihlallerle bağlantılı olması halinde onaylamaktadır. Mahkeme tespit edilmeyen ihlallerle ilgili olan şikayetlerle veya kabul edilmez olarak ilan edilen şikayetlerle ilgili gider ve masraf taleplerini reddetmektedir. Bu nedenle başvurucular ayrı talep kalemleri ile bazı şikayetlerini bağlantılandırabilirler.

Gider ve masraflar gerçekten meydana gelmiş olmalıdır. Bunun anlamı başvurucu mutlaka onları ödemiş veya yasal veya sözleşmesel yükümlülükler nedeniyle ödemekle mükellef olmalıdır.  Yerel makamlar veya Avrupa Konseyi tarafından adli yardım yoluyla ödenen veya ödenecek olan her türlü meblağ mahsup edilecektir.

Gider ve masraflar zorunlu olarak meydana gelmiş olmalıdır. Bunun anlamı gider ve masrafların ihlalin önlenmesi veya ihlal nedeniyle giderim elde edilmesi için kaçınılmaz olmasıdır.

Gider ve masraf talepleri miktar açısından makul olmak zorundadırlar. Gider ve masrafın aşırı olduğunu tespit etmesi halinde Mahkeme, kendi hesaplamasına göre makul bir miktara hükmedecektir.

Gider ve masraflar ispat edilmiş olmalıdır. Mahkeme listelenmiş fatura veya gider belgelerini gerekli görmektedir. Bu belgeler Mahkemenin yukarıdaki gerekliliklerin ne derece yerine getirildiğini tespit etmesini sağlayacak şekilde ayrıntılı hazırlanmalıdır. Mahkeme Sosyalist Parti/Türkiye davasında Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermesine rağmen başvurucuların yaptıkları gider ve masrafları ispatlayamadıklarını dikkate alarak buna ilişkin talebi reddetmiştir. Mahkeme aynı tutumunu 11.02.2011 tarihli Faruk Temel/Türkiye davasında da yinelemiştir. Hatta Mahkeme 11.01.2011 tarihli Özer Öner/Türkiye davasında başvurucuların meblağ belirtmeden ve hiçbir belge ile desteklemeden ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve gideri için talep ettikleri 100 Euro tutarındaki tazminatı reddetmiştir.

Buna karşılık Mahkeme Emek Partisi/Türkiye davasında başvurucuların hiçbir kanıt sunmadan 3.000 euro masraf ve gider talep etmelerine rağmen bu talebin karşılanmasına karar vermiştir. AİHM, bu kararı verirken Strazburg organları önündeki usul işlemlerinin süresini ve karmaşıklığını göz önüne alarak, istenilen rakamın tümünü başvuranlara ödemenin uygun olacağına kanaat getirmiştir. Mahkeme 11.01.2011 tarihli Cahit Aydın/Türkiye davasında başvurucuların avukatlık sözleşmesi ve asgari ücret tarifesi dışında herhangi bir belge sunmamalarına rağmen masraflar ve giderler için tazminata hükmetmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.