AİHS Kapsamında Kamu Yararının Belirlenmesinde Takdir Hakkının Kapsamı

AİHS Kapsamında Kamu Yararı ve Takdir Hakkı

Takdir hakkı toplumun yararına olan çözüm yolları konusunda geniş bir hareket alanı yaratmaktadır. AİHM tarafından devletlere tanınan takdir hakkının çeşitli yönleri bulunmaktadır.

Sorunların Varlığı ve Kamu Yararının Gerekleri

Takdir hakkının ilk yönü, neyin kamu yararına olduğunun takdir edilmesidir. Mahkeme, neyin kamu yararına olduğunu belirleme konusunda devletlerin geniş bir takdir hakkı sahip olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme Scollo/İtalya davasında verdiği kararında modern toplumlarda yasama meclisinin sosyal ve ekonomik politikaları uygulamak için mülkiyet hakkına müdahale edilmesini gerektiren bir kamu sorunu olup olmadığı konusunda geniş bir takdir yetkisi bulunması gerektiğini ifade etmiştir.

Takdir hakkının bu yönü aynı zamanda mülkiyet hakkının hangi durumlarda sınırlandırılabileceğini de ifade etmektedir. Bir başka ifade ile devletler, mülkiyet hakkının sınırlandırılabileceği durumları tayin etmekte takdir hakkına sahiptirler. Sözleşme’nin diğer maddelerinde sınırlama sebepleri açıkça belirtilmişken mülkiyet hakkının sınırlama sebebi “kamu yararı” olarak belirlenmiştir. Bu anlamda devletler hangi müdahalenin kamu yararına olduğu belirlemede geniş bir takdir hakkına sahiptirler.

Mahkeme de mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, devletler tarafından ileri sürülen müdahale amacının meşruiyetini genellikle tartışmamakta ve bu konuda devletlere geniş bir takdir hakkı tanımaktadır.

Sorunların Çözümü İçin Alınacak Tedbirler

Takdir hakkı, ekonomik ve sosyal problemlerin alternatif çözüm yollarından kendisine göre en uygun olanı seçme hakkını da kapsamaktadır. Mahkeme içtihatlarına göre Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi “kesin gereklilik” şartı taşımamaktadır. Bu nedenle birden fazla çözüm yolunun bulunması, otomatikman, yapılan müdahalenin haksız olduğu anlamına gelmemektedir. Takdir yetkisinin aşılmaması şartı ile, yapılan müdahalenin sorunu çözmede en uygun yöntem olup olmadığı konusunda devletlerin geniş bir takdir hakkı vardır ve bu nedenle birden fazla çözüm yolu olan meselelerde en uygun çözüm yolunun hangisi olduğunu belirlemek AİHM’nin görev alanına girmemektedir (AİHM’nin Mellacher ve Diğerleri/Avusturya kararı, Boyar, 2011/e). AİHM Agosi/Birleşik Krallık kararında (Çev: Doğru, 2010/k) bu konuda şu yorumu yapmıştır: “Devlet hem uygulama yollarının seçiminde, hem de söz konusu hukuki hedefe ulaşmak için uygulamanın sonuçlarının genel çıkarlar doğrultusunda haklı olup olmadığını belirleme konusunda geniş bir takdir hakkına sahiptir.” Bundan dolayı Sözleşme’de güvence altına alınan hakların nasıl korunacağı, bu haklar arasına ve bu haklar ile toplumun genel menfaatleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceği konusunda, kendi ülkelerinin politik koşullarına uygun yöntemler geliştirmeleri konusunda üye devletlere geniş bir takdir hakkı tanınmalıdır (Çoban, 2008: 192).

Tazminat Koşullarını Belirleme

Takdir hakkı sadece mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin şeklinde değil, aynı zamanda yapılan müdahale karşılığında malike ödenecek tazminatın koşullarının (miktarı, ödeme süresi ve şekli) belirlenmesinde de kendisini gösterir. AİHM’nin Lithgow/Birleşik Krallık kararında (İHAMİ, 2011/b) da vurguladığı üzere devletlerin tazminat şartlarını belirleme konusunda da takdir hakları söz konusudur ve AİHM’nin inceleme yetkisi tazminat koşullarının devletin geniş takdir hakkının dışında kalıp kalmadığımın belirlenmesi ile sınırlıdır. Kararın makul bir temele dayanmadığı açıkça belli olmadığı sürece AİHM, yasama meclisinin bu konudaki hükmüne saygı duyacağını ifade etmiştir.

Müdahale Öngörecek Hukuk Normu ve Niteliği

Takdir hakkının önemli bir yönü de mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin hangi hukuk normu ile düzenleneceğidir. AİHM’ne göre mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ne gibi normlarla düzenleneceği ulusal makamların takdirindedir.

Ancak önemle belirtilmesi gereken husus şudur ki mülkiyet hakkına yapılacak müdahaleler hangi hukuk normu ile düzenlenirse düzenlensin hukukilik şartını yerine getirmek üzere açık, öngörülebilir ve herkes tarafından ulaşılabilir olması gerekmektedir. Bir başka ifade ile, devletler mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin hangi hukuk normu ile düzenleneceği konusunda geniş bir takdir hakkına sahip olmakla birlikte, bu hukuk normunun taşıması gereken açıklık, öngörülebilirlik ve ulaşılabilirlik koşullarını sağlaması konusunda herhangi bir takdir hakkına sahip değillerdir. Üstelik hukuk normları, uygulayıcılara keyfiliğe varacak bir hareket alanı tanımayacak şekilde olmalıdır. Hukuk normları, hukuk normunun keyfi kullanımını engelleyecek tedbirler içermelidir (Çoban, 2008: 209).

AİHM Kararlarının Yerine Getirilmesi ve Sözleşme’ye Uygunluğun Sağlanması

Takdir hakkının bir diğer yönü ise, AİHM’nin ulusal bir normun hukuka aykırı olduğunu tespit etmesi durumunda ulusal hukukun Sözleşmeye uygunluğunun nasıl sağlanacağıdır. Her ne kadar AİHM, İrlanda/Birleşik Krallık kararında Sözleşmenin iç hukuka yansıtılmasının Sözleşmeyi hazırlayanların niyetini daha iyi yansıtacağını belirtmiş ise de Mahkeme kararlarının iç hukukta kendiliğinden sonuç doğurması söz konusu değildir. Mahkeme kararı ile tespit edilen aykırılıkların giderilmesinde seçilecek yöntem, tamamıyla devletlerin takdirindedir. Mahkeme de, kararlarının beyan edici/tespit edici özelliğine dikkat çekmekte, iç hukukun Sözleşmeye olan uyumsuzluğunun nasıl giderileceğinin devletlerin takdirinde olduğunu vurgulamaktadır (Arslan, 2002: 274).[1]

Ancak hemen belirtelim ki iç hukukun Sözleşme’ye uygunluğunun sağlanması konusunda devletlerin sahip olduğu takdir hakkı, Mahkeme kararlarının uygulanması söz konusu olduğunda geçerliliğini kaybetmektedir. Bir başka ifade ile Sözleşmeci Devletlerin Mahkeme kararlarını yerine getirmeme hakkı bulunmamaktadır.

[1] Mahkeme bu konuda Marcx/Belçika kararında şu yorumu yapmıştır: Mahkeme kararının bu spesifik davanın ötesinde bir takım sonuçlar doğurması kaçınılmazdır, zira tespit edilen ihlal uygulanan bireysel tedbirlerden değil, doğrudan doğruya tartışmalı hükümlerden kaynaklanmaktadır. Ancak karar, kendiliğinden bu hükümleri iptal etmez veya ortadan kaldırmaz. Mahkemenin kararı esas itibarı ile deklare edicidir ve 53. maddeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmek için, iç hukukunda kullanacağı araçları seçme işini devlete bırakmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.