AİHS Kapsamında Mal ve Mülk Dokunulmazlığı İlkesinin İhlali

AİHM mülkiyet hakkına yapılan müdahaleleri değerlendirilirken “üç kural analizi” olarak tabir edilen bir analiz metodu kullanmaktadır. Bu analiz, mülkiyet hakkını koruma altına alan Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesindeki tasnifle doğrudan bağlantılıdır ve mülkiyet hakkına yapılabilecek müdahaleleri sınıflandırmaktadır. Bu analize göre mülkiyet hakkına;  mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlali (birinci kural), mal ve mülkten yoksun bırakma (ikinci kural), mal ve mülkün kullanımının kontrol edilmesi (üçüncü kural) şeklinde müdahale edilebilmektedir.

Mahkeme tarafından yukarıda adı geçen Sporrong ve Lönnroth kararında yapılan analize göre mülkiyet hakkına;  mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlali (birinci kural), mal ve mülkten yoksun bırakma (ikinci kural), mal ve mülkün kullanımının kontrol edilmesi (üçüncü kural) şeklinde müdahale edilebilmektedir.[2] Mahkeme tarafından yapılan analize göre mülkiyet hakkına yapılabilecek müdahaleler şunlardır:

a) Mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlali (1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 1. paragrafının ilk cümlesi: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.”) Bu konuyla ilgili olarak şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHS Kapsamında Mal ve Mülk Dokunulmazlığı İlkesinin İhlali

b) Mülkten mahrum bırakma (1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 1. paragrafının 2. cümlesi: “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebi ile ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”) Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkına Müdahale Şekilleri-2: Mal ve Mülkten Yoksun Bırakma

c) Mal ve mülkün kullanımının kontrol edilmesi (1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 2. paragrafı: “Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”) Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkına Müdahale Şekilleri-3: Mal ve Mülkün Kullanımının Kontrol Edilmesi

AİHS’ne Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin “Her gerçek ve tüzel kişinin mallarının masuniyetine riayet edilmesini isteme hakkı vardır”[1] şeklindeki birinci cümlesinde öngörülen birinci kural, diğer iki kuralın uygulanamadığı durumlarda uygulanabilecek bir tür “joker kural” niteliğindedir (Dutertre, 2005: 451). Birinci kural, ancak ikinci ya da üçüncü kuralın uygulanamadığı durumlarda geçerli olabilmektedir. Bir başka ifade ile birinci kural bireyin mülkiyet hakkına müdahalenin söz konusu olduğu, fakat müdahalenin mülkiyetten yoksunluk veya mülkiyetin kullanımının kontrolünün ortaya çıkmadığı her durumu kapsamaktadır (Grgiç vd, 2007: 12).

Birinci kural tali bir nitelik taşıdığı için Mahkeme, inceleme yaparken ilk önce mülkiyetten yoksun bırakma ve kullanımın kontrol edilmesi durumları olup olmadığına bakmakta, eğer mülkiyet hakkına yapılan müdahale mülkten yoksun bırakma ya da mülkiyetin kullanımının kontrolü anlamına gelmiyorsa (bir başka ifade ile yapılan müdahale ikinci ya da üçüncü kural kapsamında kalmıyorsa) birinci kuralı devreye sokmaktadır.

Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki birinci kural, ikinci ve üçünü kuralın aksine devlete, mülkiyet hakkına müdahale için açık bir yetki vermemektedir. Eğer devlet tarafından yapılan müdahale ikinci ve üçüncü kural kapsamına girmiyorsa mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlalinden bahsedilmektedir.

Bu müdahale türüne örnek olarak, imar planında resmi ve umumi hizmet alanlarına ayrılmış bulunan taşınmazlar hakkında verilen kamulaştırma izinleri gösterilebilir. Mahkeme, Sporrong ve Lönnroth/İsveç davasında (Doğru, 2011/a) bu tür taşınmazlar hakkında uygulanan kamulaştırma izinlerini birinci kural kapsamında mal ve mülk dokunulmazlığının ihlali olarak nitelendirmiştir.

Kararın özünü ve mülkiyet hukuku bakımından ne ifade ettiğini tam olarak kavrayabilmek için dava konusu olan olayın kısaca açıklanmasında fayda vardır. Hukuki bir kişiliğe sahip olan Sporrong Miras Şirketine ait olan bir taşınmaz hakkında (bölgedeki diğer 163 taşınmaz ile birlikte) İsveç Hükümeti tarafından, İmar Kanunu’nun 44. maddesine dayanarak, 21.07.1956 tarihinde Stockholm Belediyesine beş yıl süreli bir kamulaştırma izni verilmiştir. Bu sürenin dolmasından önce Belediyenin, kamulaştırma bedelinin belirlenmesi ve taşınmazın belediye adına tescili için dava açması gerekmektedir. Hakkında kamulaştırma izni verilen taşınmaz için aynı zamanda Stockholm İdare Kurulu kararı ile inşaat yasağı uygulanmaya başlamıştır. Kamulaştırma izinleri ve inşaat yasakları 1979 yılına kadar devam etmiştir. 1979 yılında hem belediyeye verilen kamulaştırma izni, hem de taşınmazlar üzerine konulan inşaat yasakları kaldırılmıştır. Taşınmazları etkileyen kamulaştırma izni 23 yıl, inşaat yasağı ise 25 yıl sürmüştür. İnşaat yasağı süresi boyunca taşınmaz malikleri taşınmazlarını satmak için teşebbüslerde bulunmuşlar, ancak taşınmaz üzerinde kamulaştırma izni bulunması nedeni ile bu teşebbüsler sonuçsuz kalmıştır. Ayrıca taşınmaz malikleri taşınmazları için kiracı bulmakta da zorlanmışlardır. Taşınmazlarının uzun süre kamulaştırılmaması ve taşınmaz üzerine inşaat yasağı konulması nedeni ile taşınmaz malikleri uğradıkları zararın tazmini için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde İsveç Hükümeti aleyhine tazminat davası açmışlardır. Taşınmaz malikleri mülkiyetlerinden resmen ve kesin olarak yoksun bırakılmadıkları halde, söz konusu kamulaştırma izni ve inşaat yasağının mülklerinden yararlanma ve tasarruf etme yetkilerini ağır kısıtlamalara tabi tuttuğunu ve herhangi bir tazminata da meydan vermediğini iddia etmişlerdir. Maliklerin iddiasına göre, söz konusu tedbirler yürürlükte kaldığı sürece, mülkiyet hakları özünden yoksun kalmıştır (Doğru, 2011/a).

Yapılan yargılamada AİHM, üç kural analizini yaparak, müdahalenin üç kuraldan hangisinin kapsamına girdiğini tayin etmeye çalışmıştır. Mahkeme göre başvurucuların, bu süre boyunca kanunen mülkü kullanabilmeleri, satabilmeleri veya diğer tasarrufi işlemleri yapabilmeleri mümkündü. Kamulaştırma izinleri ve inşaat yasakları nedeni ile mülkü satmak daha zorlaşmış olmakla birlikte, başvurucuların istedikleri takdirde bunu yapmaları mümkündü. Bu nedenle, Mahkeme birinci paragrafın ikinci cümlesinin (yani ikinci kural) bu olayda uygulanamayacağına karar vermiştir. Maddenin ikinci paragrafına gelince (üçüncü kural), bunun inşaat yasakları ile ilgili olduğu, bunun da mülkün kullanımının kontrolü anlamına geldiğine karar verilmiştir. Bu nedenle Mahkeme, dava konusu olayda ikinci ve üçüncü kuralın uygulanamayacağını, genel kural olan birinci kuralın uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Mahkemenin, kamulaştırma izinlerini birinci kural kapsamında görmesinin temel nedeni başvurucuların (hakkında kamulaştırma izni verilen taşınmazın maliklerinin), bu izinler boyunca kanunen mülkü kullanabilmeleri, satabilmeleri veya diğer tasarrufi işlemleri yapabilmelerinin mümkün olmasıdır. Bu nedenle, Mahkeme birinci paragrafın ikinci cümlesinin (yani ikinci kural) bu olayda uygulanamayacağına karar vermiştir. Diğer taraftan kamulaştırma izinleri, mülkün kullanımını kontrol etme amacını taşımadığı için üçüncü kural kapsamına da girmemektedir.

Poiss/Avusturya davasında verilen kararda arazi toplulaştırması yapılan alanlarda bulunan taşınmazlara devlet tarafından geçici olarak (toplulaştırma işlemleri tamamlanıncaya kadar) el konulması da Mahkeme tarafından birinci kural kapsamında değerlendirilmiştir.[2] Mahkemenin, geçici devri birinci kural kapsamında görmemesinin iki temel nedeni bulunmaktadır. Öncelikle, yapılan devir işlemi geçicidir, bir başka anlatımla hukuki ya da fiili bir kamulaştırma bulunmamaktadır. Dolayısıyla geçici devir ikinci kural kapsamına girmemektedir. Ayrıca geçici devir mülkiyetin kullanımının kontrolü amacını da taşımadığından üçüncü kural kapsamına girmemektedir.

[1] Bu cümle Sözleşmenin İngilizce metninde “peaceful enjoyment of his possesions” olarak ifade edilmiştir, ifadeyi “herkesin mallarından barışçıl şekilde yararlanma hakkı” şeklinde Türkçeye çevirmek mümkündür.

[2] Kararda şu hususlar vurgulanmıştır: “Başvurucuların, Protokol’ün 1. Maddesi tarafından teminat altına alınan mülkiyet hakkına tartışmasız olarak bir müdahale gerçekleşmiştir. 22 Nisan 1963’te arazileri konsolidasyon programının tarafları olan diğer mülk sahiplerine tahsis edilmiş veya topluma yönelik önlemler veya tesisler için kullanılmış; şu ana kadar, yerel yasaların öngördüğü ayni tazminat nihai bir kararla kendilerine ödenmemiştir. Mahkeme öncelikle, Avusturya yetkililerinin ne resmi bir kamulaştırma, ne de fiili kamulaştırmayı hayata geçirmediğinin altını çizer. 1963’te gerçekleşen devir geçici bir devirdir; ancak konsolidasyon planının yürürlüğe girmesi bunu geriye dönülmez kılacaktır. Yani başvurucular, nihai plan işlemlerin daha önceki aşamasında yapılan dağıtımı teyit etmediği takdirde arazilerini geri alabilirler. Buna göre, başvurucuların 1. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde vurgulandığı şekilde kesin olarak mal ve mülklerinden yoksun bırakıldıkları söylenemez. Geçici devir, arazinin kullanımını (1. maddenin ikinci fıkrası) kısıtlamak veya düzenlemek amacı ile de tasarlanmamıştır; “geçici mülk sahipleri” tarafından, daha ileri ve ölçekli tarım yapılması amacıyla konsolidasyon alanının yeniden yapılandırılması amaçlanmıştır. Bu nedenle devir 1. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında ele alınmalıdır.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.