AİHS ve AİHM İçtihatlarında Mülkiyet Hakkının Niteliği

Sözleşme ve Ek Protokoller, temel hak ve özgürlükleri mutlak ve sınırsız olarak kabul etmemiş ve bunların Sözleşme’de belirtilen hallerde ve Sözleşme’de belirtilen şartlara uyulmak şartı ile sınırlandırılabileceğini öngörmüştür.

Bu anlamda Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin benimsediği mülkiyet hakkının sınırsız olmadığını söylemek mümkündür.

Zaten Sözleşme’nin İkinci Dünya Savaşının sonrasında Avrupalı devletlerin savaşın yaralarını sarabilmek için mülkiyet hakkına müdahale edilmesini gerektiren pek çok faaliyete giriştiği bir dönemde hazırlandığı dikkate alınacak olursa Sözleşme’yi hazırlayanların sınırsız bir mülkiyet arzu etmediği rahatlıkla anlaşılacaktır.

Sözleşme’yi hazırlayan devletler devletlerin mülkiyet hakkına müdahale edebilmesini sağlayacak düzenlemeleri madde metnine yerleştirmişlerdir. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi kamu yararının gerektirdiği hallerde bireylerin mülkiyet hakkına müdahale edilebileceğini hüküm altına almış, maddenin ikinci fıkrası ise mülkiyet hakkının vergilerin, para cezalarının ve benzeri katkıların ödenmesinin sağlanması ya da mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılmasının düzenlenmesi amacıyla sınırlanabileceğini hüküm altına almıştır.

Üstelik Sözleşme’nin 17. maddesi temel hak ve özgürlüklerin, başkalarının haklarına zarar verecek veya bu hakları sınırlayacak şekilde kullanılmasını yasaklamaktadır.  Bu anlamda bir bütün olarak Sözleşme’nin, özel mülkiyeti ve herkesin mülkünden barışçıl şekilde yararlanma hakkını esas almakla birlikte mülkiyetin sosyal yönüne oldukça büyük bir önem verdiği görülmektedir.

AİHM de mülkiyet hakkının sosyal yönüne ağırlık vermekte ve mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılabileceğini kabul etmektedir. Mahkeme, günümüzde devletlerin sosyal adaletsizlik olduklarını düşündükleri problemlerin çözümü için gerekli tedbirleri alma hakkı bulunduğunu vurgulamakta (AİHM’nin James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/c) ve bunu, demokratik bir yasama organının işlevleri arasında görmektedir.

Bu yaklaşımına paralel olarak Mahkeme kamu yararı kavramını oldukça geniş yorumlamakta ve açıkça dayanaktan yoksun olmadığı sürece devletlerin bu konudaki takdir haklarına karışmamaya özen göstermektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.