Anayasa Mahkemesinin İptal Kararından Sonra Kamulaştırma Kanunun 38. Maddesinin Uygulanması

Hukuk Genel Kurulu’nun 25.05.2005 tarihli ve E: 2005/5-288, K: 2005/352 sayılı Kararı

Türkiye’de zaman zaman çıkarılan kanunlar ile, kamulaştırma yapılmaksızın el konulan taşınmazların mülkiyetlerinin kamu idaresine geçmesi öngörülmüştür. Örneğin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 38. maddesi, kamu idareleri tarafından kamulaştırmasız el atılan taşınmazların mülkiyetinin, belirli şartların gerçekleşmesi halinde, bedel ödenmeksizin kamu idaresine geçmesini öngörmekteydi. 38. maddeye göre idarenin el koyarak taşınmazı kamu hizmetine özgülemesi ve bir tesis yaptırması eyleminin üzerinden yirmi yıl geçmiş ise, artık sahibinin tapuda malik olarak görünse bile, her türlü dava hakkı düşmekteydi.

Bu madde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak şu yazımıza bakabilrisiniz: Kamulaştırmasız El Atma ve Anayasa Mahkemesi: Kamulaştırma Kanunu’nun 38. Maddesinin İptali

38. maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, konuyu tam anlamıyla çözememiştir. Bu kez de Anayasa Mahkemesi kararına kadar 20 yıllık süre dolan taşınmazların durumu tartışma konusu olmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra ilk zamanlarda (2003-2005 yılları arasında) Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlarda 38. maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, bu nedenle 20 yıllık hak düşürücü süreden söz edilemeyeceği vurgulanarak bu maddeye dayanılarak açılan tescil davalarının reddedilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Örneğin 5. Hukuk Dairesinin 17.11.2003 tarihli ve E: 2003/6231 K: 2003/13457 kararında “2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesi Anayasa Mahkemesinin 10.04.2003 gün ve 2002/112 Esas – 2003/33 sayılı kararı ile Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiğine göre acılan davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği” vurgulanmıştır.[1]

Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.05.2005 tarihli ve E: 2005/5-288, K: 2005/352 sayılı kararı ile; 38. maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği tarihe kadar 20 yıllık süre dolmuş ise 38. madde hükmüne göre mülkiyetin kamu idaresine kanun gereği ve tescilsiz olarak geçeceği karara bağlanmıştır. Söz konusu karara göre 38. maddeye göre açılacak tescil davasının 38. maddenin iptalinden sonra açılmasına engel yoktur.

Her ne kadar verilen karar içtihadı birleştirme kararı niteliğinde değilse de Hukuk Genel Kurulu kararı olması nedeni ile emsal olmak bakımından önem taşımaktadır. Çünkü bu karardan sonra 5. Hukuk Dairesi de görüşünü değiştirerek Hukuk Genel Kurulu’nca kabul edilen görüşü benimsemiştir.[2]

Hukuk Genel Kurulu’nun kararının ayrıntılarına geçmeden önce karara neden olaylara göz atmakta fayda vardır. Bir kamu idaresi tarafından kamulaştırma yapmaksızın üzerine bina inşa edilen taşınmazın; kamulaştırmasız el atma tarihinden dava tarihine kadar 38. maddede öngörülen yirmi yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği ileri sürülerek Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesine dayanılarak kamu idaresi adına tescili için açılan davada ilk derece mahkemesince davanın kabulüne ve taşınmazın idare adına tesciline karar verilmiştir. Ancak söz konusu karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 24.05.2004 tarihli ve E: 2004/4278, K: 2004/5930 sayılı kararı ile “2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesinin, Anayasa Mahkemesi’nin 10.04.2003 tarihli ve E: 2002/112, K: 2003/33 sayılı ve kararı ile iptal edildiği, bu nedenle yasal dayanağı kalmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin kararında direnmesi üzerine dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelmiştir. Hukuk Genel Kurulu çeşitli gerekçelerle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar 20 yıllık süre dolmuş ise kamu idarelerinin, iptal kararından sonra dahi 38. maddeye dayanarak tescil davası açmalarının mümkün olduğuna karar vermiştir. Bu gerekçeleri sırasıyla açılayalım:

İlk gerekçe, 38. maddede yer alan 20 yıllık sürenin Medeni Kanun’da yer alan olağanüstü kazandırıcı zamanaşımına benzemesidir. Hukuk Genel Kurulu kararında 38. maddede yer alan 20 yıllık sürenin Medeni Kanun’un 713. maddedeki kazandırıcı zamanaşımına nitelik olarak benzediği, bu şekilde mülkiyet hakkının kazanılmasının tescilsiz iktisap hallerinden biri olduğu, kamu idaresi adına sonradan yapılan tescilin kurucu değil, açıklayıcı nitelikte olduğu ifade edilerek Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına kadar 20 yıllık süre dolmuş ise taşınmazın mülkiyetinin tescilsiz olarak kamu idaresine geçeceği vurgulanmıştır. Hukuk Genel Kurulu’na göre 38. maddenin gerekçesi[3]; kanun koyucunun 38. maddedeki yirmi yıllık zamanaşımı süresini, idare açısından Medeni Kanun’un eski 639, yeni 713. maddesindeki kazandırıcı zamanaşımı süresi olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Bu anlamda; bir yandan taşınmaz maliki kendi taşınmazına başkasının el atmasına yirmi yıl boyunca ses çıkarmamışsa taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını kaybetmekte, diğer yandan ise bu sürenin geçmesi ile birlikte idarenin o yer üzerinde mülkiyet hakkı doğmaktadır.

İkinci gerekçe 38. maddenin tescilsiz iktisap hallerinden birini teşkil etmesidir. Hukuk Genel Kurulu’na göre; mülkiyetin idareye geçmesi, 38. maddedeki şartların gerçekleşmesi sonucu kendiliğinden olur, bundan dolayı idare mülkiyeti tapuda kendi adına yapılan tescilden önce, tescilsiz olarak kazanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu’nun kararına göre tescilsiz iktisap halleri Medeni Kanun’un 705. maddesinde sayılanlarla sınırlı değildir, 38. madde de bir tescilsiz iktisap halidir. 38. maddedeki koşullar gerçekleştiğinde mülkiyet hakkı kendiliğinden idareye geçmektedir (ancak idarenin taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunabilmesi için taşınmazın 38. madde uyarınca kendi adına tescilini sağlamalıdır); bundan dolayı tapudaki tescil işlemi, kurucu değil, açıklayıcı bir işlemdir. Bir başka ifadeyle, mahkemece idare adına verilen tescil kararı, yenilik doğuran (kurucu) bir hüküm olmayıp, daha önce meydana gelmiş bir hukuki durumu tespit edici (açıklayıcı) bir hükümdür. 38. maddede 20 yıl dolmakla mülkiyetin idareye geçtiğinin açıkça yazılmamış olması sonucu değiştirmez. Çünkü, 38. maddenin yürürlükte olduğu dönemde bu hükme dayanılarak mahkemelerce verilen kararlar Yargıtay’ın da denetiminden geçerek kesinleşmiştir.

Bir başka gerekçe Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümemesidir. Hukuk Genel Kurulu, Anayasa’nın 153. maddesinin ikinci fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceğini, bu kuralın amacının kazanılmış hakları korumak olduğunu, idarenin yirmi yıllık sürenin dolması ile kazanılmış hakkının doğmuş olacağını, 38. madde uyarınca (tescilden önce, 20 yıllık sürenin geçmesi ile) ortadan kalkan mülkiyet hakkının, 38. maddenin iptal edilmesiyle yeniden canlanmayacağını, aksini kabul etmenin, iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesini zedeleyeceğini ifade etmiştir. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının, kazanılmış hakları ve kanunun yarattığı durumları ortadan kaldırması düşünülemez. Hukuk Genel Kurulu’na göre 38. maddedeki şartların gerçekleşmesi durumunda kamu idaresi taşınmazın mülkiyetini tescilsiz olarak kazanmakta olduğu için Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, bu karar tarihine kadar tescilsiz iktisap şartları gerçekleşmiş taşınmazlarda idareler lehine ortaya çıkan mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Üstelik Hukuk Genel Kurulu’na göre Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği sadece soyut norm denetimi ile ilgili kararlarda değil, fakat aynı zamanda somut norm denetimi ile ilgili kararlarda da geçerlidir. Söz konusu karara göre, somut norm denetimi yolu ile Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirilen işlerde dahi bu Anayasa Mahkemesi’nin kararları ile, geçmişte oluşmuş hukuki durumların değiştirilmesi ve taşınmaz malikleri yararına imkanlar yaratılıp, yasaların tanımadığı bir hakkın onlara verilmesi mümkün değildir. Bu nedenle 38. maddenin iptalinden sonra idarelerce ya da taşınmaz maliklerince açılan davalardan Anayasa’ya aykırılık nedeni ile Anayasa Mahkemesinin önüne gelen davalarda da 38. maddenin uygulanması gerekir. Kararın bu davalar sonucu Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiş olması sonucu değiştirmez.

Bir başka gerekçe ise Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına kadar 38. maddeye dayanılarak verilen tescil kararlarının varlığıdır. Hukuk Genel Kurulu’na göre 20 yıl geçmekle idarenin mülkiyet hakkını kazandığını kabul etmemek, 38. maddeye dayanılarak geçmişte verilen tescil kararlarını da geçersiz saymak anlamına gelir. Bunun sonucu olarak da idarelerin 6830 ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunlarının 17. maddelerine göre kamulaştırıp bedelini ilgililerine ödedikleri halde mülk sahiplerinin ferağa yanaşmamaları nedeniyle bunlar üzerine kayıtlı gözüken taşınmazlarla alakalı olarak açtığı, fakat idarenin belge (banka ödeme makbuzu veya kamulaştırma evrakı) temin ve ibraz edememesi nedeniyle 38. maddeye göre 20 yıllık sürenin geçtiği savunmasıyla kazandığı tüm davaları “yolsuz tescil” iddiası ile kaybetmek durumunda kalmaları söz konusu olabilecektir ki; böyle bir kaosun yaşanmasına hukukun ve dolayısıyla mahkemelerin sebebiyet vermesi düşünülemez.

Son gerekçe ise pratik nedenlere dayanmaktadır: Hukuk Genel Kurulu’na göre kanun koyucuyu bu yönde bir hüküm tesis etmeye iten neden Kamulaştırma Kanunu’ndan önceki istimlak kanunları uyarınca kamulaştırılıp bedeli ödendiği halde idare adına tescili yapılmayan pek çok taşınmaz bulunmasıdır. Devletin arşiv ve kayıt düzeninin sağlıklı işlememesi sebebiyle önceki yıllarda kamulaştırma yapmış olan idareler bugün, çok daha yüksek meblağlara varan bedelleri ikinci kez bu kişilere ödenmek zorunda bırakılma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş bulunmaktadırlar. 38. maddenin konulmasındaki amaç idarelerin ikinci kez kamulaştırma bedeli ödemesinin önlenmesidir. Özetlemek gerekirse, Hukuk Genel Kurulu kararından çıkan anlam şudur:

1) Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen ve kamu idaresinin taşınmaza el atmasından itibaren geçmesi gereken 20 yıllık süre Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına kadar dolmuş ise, kamu idaresinin mülkiyet hakkı tescilsiz olarak doğmakta ve taşınmazın eski malikinin hiçbir dava açma hakkı kalmamaktadır. İdare, taşınmazın mülkiyetini 20 yıllık sürenin dolması ile tescilsiz olarak kazanmaktadır, bu nedenle tapuda yapılan tescil işlemi kurucu değil, açıklayıcıdır.

2) 38. maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, bu tarihe kadar tescilsiz olarak taşınmaz edinen idarelerin mülkiyetine etki edemez. Aksini kabul etmek Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceğini öngören Anayasa hükmü ile çelişir.

3) 38. madde kapsamında açılan davalardan Anayasa’ya aykırılık iddiası nedeni ile Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen davalar açısından da durum aynıdır. Bu davalarda da 20 yıllık süre dolmuş ise 38. madde gereğince mülkiyet kamu idaresine geçmektedir.

[1] 5. Hukuk Dairesi’nin benzer kararları: 18.11.2003, E: 2003/6718 K: 2003/13622; 19.11.2003, E: 2003/11875 K: 2003/13650; 19.11.2003, E: 2003/12198 K: 2003/13680; 08.12.2003, E: 2003/6272 K: 2003/13886 29.01.2004, E: 2003/12469 K: 2004/573

[2] Ancak Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararından sonra Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin E: 2004/9166, K: 2005/599 sayılı kararında “Somut olayda uygulanması gereken 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 10.4.2003 gün, 2003/112 esas, 2003/33 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve gerekçeli karar 4.11.2003 gün ve 25279 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak kesinleşmiştir. Böylece davanın yasal dayanağını oluşturan anılan yasa maddesi ortadan kaldırılmış olup, davacı idarenin el attığı dava konusu yerin mülkiyetinin kendisine devrini zorunlu kılan yönteme uygun kesinleşmiş bir kamulaştırma kararı ya da lehine mülkiyeti geçiren başka bir yasal tasarruf işlemi bulunmadığı cihetle, hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” denilerek 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinin uygulanırlığının kalmadığına karar vermiştir. Böylece taşınmaz sahibinin mülkiyet hakkının devam edeceği, idarenin mülkiyet hakkına hak kazanamayacağı belirtilmiştir.

[3] 38. maddenin gerekçesinin bir kısmı şu şekildedir: “Medeni Kanunumuzun 638, 639 ve 897’nci maddeleri dikkate alınarak mülk edinmedeki kazandırıcı zamanaşımı süresinin mülkiyetin kaybedilmesinde de idarelerin menfaatleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.