Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemlerinin İptaline İlişkin Yargı Kararının Uygulanması

A. Genel Olarak

İmar planlarının uygulama işlemlerinden biri olan arazi ve arsa düzenlemesi (parselasyon) işlemleri, bireysel idari işlem niteliği taşırlar. Bu nedenle diğer idari işlemler gibi bu işlemler de idari yargıda iptal davasına konu edilebilirler. Parselasyon işlemleri, İmar Kanunu’nda ve İmar Kanununun 18’inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik’te sayılan pek çok unsurdan oluşan bir işlem niteliğindedir. Bu nedenle, bu unsurlardan birisinin hukuka aykırı olması durumunda parselasyon işleminin iptal edilmesi gerekir.

İdari yargıda bazı iptal kararları kendiliğinden sonuç doğurur. Bazı iptal kararı ise kendiliğinden sonuç doğurmaz, bunların uygulanabilmesi için idarenin bir takım işlemler yapması gerekir. Arazi ve arsa düzenlemesi işlemlerinin idari yargı tarafından iptal edilmesi durumunda da, idari işlem ortadan kalkar, ancak iptal kararının sonuç doğurabilmesi için, düzenlemeyi yapan idarenin bazı işlemler yapması gerekir[1].

Uygulamada iptal kararının sonuç doğurabilmesi için yapılması gereken işlemler ve bu işlemlerin yerine getirilmemesi durumunda yapılabilecek işlemler konusu yeterince açık değildir. Gerçekten de belediyelerin parselasyon işlemlerinin kontrol etmekle ve denetlemekle yükümlü olan idarelerin (TKGM, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı-Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü) arazi ve arsa düzenlemesi işlemlerinin iptal edilmesi durumunda belediyeler tarafından yapılması gereken işlemlere dair bir mevzuatı bulunmamaktadır. Ayrıca belediyelerin yargı kararını yerine getirmemesi durumunda açılabilecek davalar konusunda Yargıtay içtihatları ile Uyuşmazlık Mahkemesi ve Danıştay içtihatları arasında farklılıklar bulunmaktadır.

B. Yargı Kararının Yerine Getirme Zorunluluğu

İdari yargı tarafından verilen iptal kararları geçmişe etkili olarak sonuç doğurur ve işlem hiç yapılmamış gibi addedilir. Ancak, bazı idari işlemlerin yargı tarafından iptal edilmesi, kendiliğinden sonuç doğurmaz. Bu kararların idare tarafından işlem tesis edilerek uygulanması gerekir. Parselasyon işlemi de bu tür idari işlemlerdendir. İşlemin iptal edilmesi, geçmişe etkili olarak sonuç doğurur, ancak bu sonuç kendiliğinden ortaya çıkmaz. Sonucun, idare tarafından işlem tesis edilerek ortaya çıkarılması gerekir.

İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesi gereği idareler, idari yargı makamlarının verdikleri iptal kararlarını en geç 30 gün içinde yerine getirmek zorundadır. Madde hükmüne göre “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.”

Bu kapsamda, parselasyon işleminin iptal gerekçesi dikkate alınarak idarece iptal kararının yerine getirilmesi gerekir. Sorunlar, yargı kararının gerekçeleri dikkate alınmadan, yeni bir uygulama imar planı ve bu plana dayalı parselasyonla çözülemez[2].

C. Yargı Kararının Yerine Getirilmesi İçin İdareye Başvurunun Zorunlu Olup Olmadığı

İdareler yargı kararını, herhangi bir başvuru olmasa bile yerine getirmek zorundadırlar. Bu açıdan bakıldığında yargı kararının uygulanması için ilgililerin idareye başvuruda bulunmaları zorunlu değildir.

Danıştay 6. Dairesi, 04.11.2011, E:2009/3446, K:2011/4308

2577 sayılı Yasa’nın 28. maddesinde yer alan ve idarenin yargı kararlarının icaplarına göre en geç otuz gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu yolundaki hükmün, otuz günlük sürenin geçirilmesi ve ilgililerin bu sürenin geçirilmesi üzerine hemen tekrar yargı yoluna başvurmaması durumunda idareleri kararı uygulama zorunluluğundan kurtarmayacağı açıktır.

Bu karar da gösterir ki idareler kendilerine herhangi bir başvuru olmasa dahi yargı kararlarını yerine getirmek üzere gerekli işlemleri tesis etmek zorundadır.

Aynı karara göre lehine hüküm verilen ilgili, ilamın kendisine tebliğinden itibaren 10 yıl içinde idareye başvurarak ilam gereklerinin yerine getirilmesini isteyebileceği gibi 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde mahkeme kararı gereğini yerine getirmeyen idareye karşı sonraki 60 gün içinde iptal kararına göre işlem yapılmaması nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle dava açılabileceğinin de kabulü gerekmektedir.

Bu durumda ilgili kişilerin, kararın kendilerine tebliğinden itibaren yargı kararını 30 gün içerisinde yerine getirmeyen idare aleyhine 30 günlük sürenin bitiminden itibaren 60 günlük süre içerisinde tazminat davası açma hakları olduğu gibi kararın tebliğinden itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde idareye başvurup idarenin açık ya da zımni ret cevabı üzerine 60 gün içerinde dava açma hakları bulunduğu görülmektedir.

D. Yargı Kararının Yerine Getirilmesi İçin İdareye Başvuruda Süre ve Zaman Aşımı

Danıştay 6. Dairesinin, yargı kararının yerine getirilmesi için idareye yapılacak başvuruda zamanaşımı süresine ilişkin içtihatları çelişkilidir[3]. Danıştay 6. Dairesinin 30.01.2007 tarihli ve E:2004/831, K:2007/453 sayılı kararında, Danıştay 6. Dairesinin 11.11.1992 tarihli kararının tebliğinden sonra 30.09.2002 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğuna karar verilmiştir.

Buna karşılık aynı Dairenin 04.11.2011 tarihli ve E:2009/3446, K:2011/4308 sayılı kararında “Ayrıca lehine hüküm verilen ilgili, ilamın kendisine tebliğinden itibaren 10 yıl içinde idareye başvurarak ilam gereklerinin yerine getirilmesini isteyebileceği gibi 2577 sayılı Yasa’nın 28. maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde mahkeme kararı gereğini yerine getirmeyen idareye karşı sonraki 60 gün içinde iptal kararına göre işlem yapılmaması nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle dava açılabileceğinin de kabulü gerekmektedir. 10 yıllık süre idareye başvuru süresi olup dava açma süresi değildir.” ifadelerine yer verilmiştir. Bu karara göre ise 10 yıllık genel zamanaşımı süresinde idareye başvurularak yargı kararının yerine getirilmesinin talep edilmesi mümkündür.

E. Parselasyona İlişkin İptal Kararının Uygulama Şekli

Parselasyonun iptali üzerine yapılacak işlem, idari yargının iptal gerekçesine göre değişmektedir. Eğer iptal gerekçesi, şekil eksikliklerine dayanıyorsa bu tür eksikliklerin iptal kararından sonra yerine getirilerek parselasyon işleminin sağlıklı hale getirilmesi mümkündür[4].

Örneğin, düzenlemeye ilişkin encümen kararında belirtilmeyen bir parsel hakkında açılan dava neticesinde verilen iptal kararı üzerine yeni bir encümen kararı verilerek bu parsel de düzenlemeye dâhil edilebilir.

Benzer şekilde, parselasyon işlemlerine ilişkin toplantılara katılmaması (5393 sayılı Belediye Kanununun 35. maddesine göre encümen başkan ve üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü encümen toplantılarına katılamazlar) gereken encümen üyelerinin katılmaları nedeni ile iptal kararı verilmiş ise, bu üyelerin katılmadığı yeni bir encümen kararı alınarak yargı kararı yerine getirilir.

Ancak iptal kararı; yanlış DOP kesilmesi, hatalı ferdileştirme, hatalı tahsis gibi doğrudan arazi ve arsa düzenlemesi işleminin kendisini ilgilendiren sakatlıklara dayanıyor ise, bu durumda ilgili belediye ya da özel idarenin geri dönüşüm cetvelleri düzenleyerek dava konusu parselleri eski haline getirmesi gerekir[5].

Bir başka ifadeyle iptal kararının gereğinin yerine getirilmesinin ilk aşaması kök parsellere dönüş cetvellerinin hazırlanması, onanması ve tapu kayıtlarında değişiklik olmuşsa eski hale dönüş yapılarak, ilgilisi açısından parselasyon öncesi hukuki duruma yeniden gelinmesinin sağlanmasıdır. Düzenlenen geri dönüşüm cetvellerine göre kök parsele döndürülen miktarın, parselin düzenlemeye giren eski yüzölçümüne eşit olması gerekir.

Geri dönüşüm cetvellerinin, İmar Kanununun 19. maddesi gereğince encümen tarafından onaylanması gerekir[6]. Bu husus, yetki ve şekilde paralellik ilkesinin de gereğidir. Encümen kararında iptal edilen uygulamanın varsa numarasının ve imar adalarının numaralarının belirtilmesi gerekir. Encümen tarafından onaylanan geri dönüşüm cetvellerinin bir ay süre ile askıda tutulması da gerekir.

Parselasyonu yapan idarenin, geri dönüşüm cetvelleri ile birlikte yeni bir parselasyon işlemi yapılması da mümkündür. Ancak, önemle vurgulanması gereken bir nokta şudur ki, iptal kararından sonra ikinci kez yapılacak parselasyon işleminin kök parseller esas alınarak yapılması gerekmektedir. Ancak böyle bir durumda, yargı kararı uygulanmış olur. Yani iptal kararından sonra ikinci kez yapılacak düzenleme ancak düzenleme öncesi duruma dönüş sağlandıktan sonra ve kök parseller üzerinden yapılabilir. Danıştay kararları da bu yöndedir.

Aynı Dairenin 08.03.2006 tarihli ve E:2004/1082, K:2006/953 sayılı kararında da, parselasyon işleminin iptal edilmesi halinde, yargı kararının uygulanmış sayılabilmesi için, kök parsele dönüşüm yapılarak işlem yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu konuda şu yazılarımıza da bakabilirsiniz:

Parselasyon (18. Madde Uygulamaları) İşlemlerinin İdari Yargıda İptalinde Mülkiyeti Değişen Taşınmazların Durumu

İptal Edilen Parselasyon İşlemlerinde Düzenleme Ortaklık Payının İadesi Meselesi

[1]     Şimşek, Suat (2014) “Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemlerinin İptaline İlişkin Yargı Kararının Sonuçları ve Eski Halin İhyası İçin Açılacak Davalarda Görevli Yargı Meselesi, s: 295

[2]     Kaya, Mustafa (1998) “İmar Uygulamalarının İptaline Yönelik Adli ve İdari Yargıca Verilen Kararların İnfazı”, s: 25-26

[3]     Şimşek, Suat (2014) “Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemlerinin İptaline İlişkin Yargı Kararının Sonuçları ve Eski Halin İhyası İçin Açılacak Davalarda Görevli Yargı Meselesi, s: 295

[4]     Şimşek, Suat (2014) “Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemlerinin İptaline İlişkin Yargı Kararının Sonuçları ve Eski Halin İhyası İçin Açılacak Davalarda Görevli Yargı Meselesi, s: 295

[5]     Şimşek, Suat (2014) “Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemlerinin İptaline İlişkin Yargı Kararının Sonuçları ve Eski Halin İhyası İçin Açılacak Davalarda Görevli Yargı Meselesi, s: 296

[6]     Köktürk, Erdal (2007) Arsa Düzenlemeleri ve Yargı İlişkisi, s: 50

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.