Arazi ve Arsa Düzenlemesinde Müstakil Parsel Oluşturma Zorunluluğu

Arazi ve arsa düzenlemesinin temel amacı, inşaata elverişli imar parseli üreterek sağlıklı kentleşmeyi sağlamaktır. Bu anlamda, geleceğe yönelik bir öngörüyü içermesi gereken planların uygulanması sürecindeki temel amaç, kadastro parsellerinin, kent planlarına ve imar mevzuatına göre üzerlerinde yapılaşma gerçekleşebilecek mekânlara (kentsel arsalara) dönüşümünü sağlamaktır[1]. Bir başka ifadeyle buradaki temel amaç, AAD Uygulama Yönetmeliğinin 5. maddesi ile belirtildiği üzere beldenin gelişim ve ihtiyaç durumu dikkate alınmak üzere yeterli miktarda arsayı, konut yapılmasına hazır hale getirmektir.

Arazi ve arsa düzenlemesi işlemlerinin amacının üzerinde yapı yapmaya elverişli, sorunsuz imar parseli oluşturmak olmasının bir diğer sonucu, düzenleme yapılırken mümkün olduğu kadar hisseli taşınmaz oluşturmamaya ve kadastro parselinin bulunduğu yerden imar parseli vermeye dikkat edilmesi gerekliliğidir. İmar planlarının ve parselasyon işlemlerinin amacı, üzerinde yapı yapmaya uygun, sorunsuz imar parselleri oluşturmaktır.

Bu nedenle AAD Uygulama Yönetmeliği, imar planı ve mevzuata göre korunması mümkün olan yapıların tam ve hissesiz bir imar parseline intibak ettirilmesi zorunluluğunu öngörmüştür. Yönetmeliğin 10/b maddesine göre, plan ve mevzuata göre korunması mümkün olan yapıların tam ve hissesiz bir imar parseline intibak ettirilmesi sağlanır.

Her ne kadar bu maddede “plan ve mevzuata göre korunması mümkün olan yapıların tam ve hissesiz bir imar parseline intibak ettirilmesi”nden bahsedilmekte ise de, üzerinde yapı bulunmayan parsellerin de bu kural kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Parsel üzerinde yapı olup olmamasının, müstakil parsel verilmesi ile doğrudan ilişkisi bulunmamaktadır. Aksi bir düşünce, müstakil parsel oluşturmaya müsait kadastral parsellerin çeşitli imar parsellerine hisseli olarak dağıtımı sonucunu doğurur ki bu durumun, Danıştay’ın “imar uygulamalarının amacının inşaata müsait, sorunsuz imar parseli oluşturmak” olduğu yönündeki görüşü ile çeliştiği açıktır. Bu nedenle, düzenlemeye giren parsel üzerinde yapı bulunsun ya da bulunmasın, eğer parsel müstakil imar parseli oluşturmaya elverişli ise, bu parselin müstakil imar parseli olarak tahsis edilmesi gerekir.

Aynı zorunluluk 2981 sayılı Kanun’un 10/c maddesi kapsamında yapılan arazi ve arsa düzenlemelerinde de bulunmaktadır. 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesi ile; İmar Kanunu’nun 18. maddesine paralel hükümler getirilmekle birlikte, 18. madde uygulamalarından farklı olarak belediyelere, üzerine imar mevzuatına aykırı olarak bina yapılmış hisseli arazilerin uygulamaya tabi tutulması sonucu oluşan imar parsellerini yapı sahiplerine müstakilen tahsis etmek yetkisi de verilmiştir. Bu farklılığın, imar mevzuatına aykırı yapıların yasal hale getirilmesi amacından kaynaklandığı açıktır. 2981 sayılı Kanun, yapı sahibine yapısının bulunduğu alanının müstakil parsel olarak tahsisini amaçlamaktadır. Bu kapsamda 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesi uyarınca yapılacak uygulamalarda da müstakil parsel tahsisine önem verilmelidir.

Eğer parsel müstakil imar parseli oluşturmaya elverişli değil ise, bu parselin müstakil imar parseli olarak verilemeyeceği açıktır.

[1]     Meşhur, Çağlar (2008) “Arazi ve Arsa Düzenlemesi (18. Madde Uygulaması) Sürecinin Kentsel Mekân Oluşumu Açısından İrdelenmesi”, s: 21

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.