Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına Göre Mülkiyet Hakkının Korunması Açısından Devletin Yükümlülükleri

Linkedin

Yakın zamana kadar bir hakkın korunması konusunda devletlerin takınabileceği başlıca iki pozisyon bulunmakta ve devletin bir hak karşısında negatif ve pozitif yükümlülüklerinin bulunabileceği benimsenmekteydi. Fakat bugün için bu sınıflandırma değişikliklere uğramıştır. Günümüzde temel hak ve özgürlüklerin korunmasında devletlere yüklenen üç önemli görev bulunmaktadır. (Akandji-Kombe, 2008: 5)

a) Devlet organ ve görevlilerinin kendilerinin bir ihlalde bulunmamasını gerektiren “saygı gösterme yükümlülüğü”;

b) Devletin hak sahiplerini üçüncü tarafların müdahalesine karsı korumasını ve faillerin cezalandırmasını gerektiren “koruma yükümlülüğü”;

c) Hakkın tümden gerçekleştirilmesi ve etkin kılınması amacıyla özel pozitif tedbirlerin alınmasını gerektiren “uygulama yükümlülüğü”.

Buna karşılık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mülkiyet hakkının korunması açısından negatif yükümlülükler ve pozitif yükümlülükler olmak üzere daha basit ikili bir ayrımı benimsemiştir (Grgiç vd, 2007: 10). İstisnai bir durum olarak Mahkeme Pla ve Puncernau/Andora kararında pozitif ya da negatif yükümlülüklerin kapsamına girmeyen üçüncü bir yükümlülük tarzının olabileceğini vurgulamıştır. Ancak bu karar istikrar kazanmadığı için burada açıklanmayacaktır.

AİHM’nin, negatif yükümlülüklerin yanı sıra pozitif yükümlülüklerin de var olabileceğini kabul etmesi de uzunca bir süre almıştır. Sözleşme sistemi kurulduktan sonra pozitif yükümlülük kavramının Mahkeme tarafından ifade edilmesi için 1968 tarihli Belçika Dil Davası olarak bilinen davayı beklemek gerekmiştir. O tarihten itibaren kavramın içi, AİHM tarafından doldurulmaktadır.

Devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini açıklamaya geçmeden önce bir noktanın altını çizmekte fayda görüyoruz. Sözleşme’nin uygulanması açısından pozitif ve negatif yükümlülükler iç içe geçmiştir. Özellikle Sözleşmenin diğer maddelerinin aksine mülkiyet hakkı açısından devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir (Broniovski/Polonya kararı).

1. Devletin Negatif Yükümlülükleri

Eğer pozitif hak/negatif hak ayrımı yapılır ise mülkiyet hakkı negatif haklar kapsamında kalmaktadır. Bir başka anlatımla, mülkiyet hakkı devletin müdahale etmemesi gereken haklar statüsündedir. Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin temel hedefi de bireyi devlet tarafından mal ve mülküne yapılacak olan haksız müdahaleler karsısında korumaktır (Grgiç vd, 2007: 9). Dolayısıyla, devletin mülkiyet hakkının korunmasındaki rolünün negatif olması gerektiği söylenebilir.

Negatif yükümlülükler bizzat Sözleşme’nin kendisinden kaynaklanmaktadır. Örneğin Ek 1 No’lu Protokol’ün mülkiyet hakkını koruyan 1. maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır” ibaresi yer almaktadır. Bu ibare devletlere, kişilerin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterme ve hakka müdahale etmeme görevi yükler.

Negatif yükümlülük, devlete yasaların izin verdiği haller dışında mülkiyet hakkına müdahale etmeme görevi yüklemektedir. Bu anlamda devlet mülkiyet hakkına haksız müdahalede bulunmamakla yükümlüdür. Devlet, kişilerin/kurumların malvarlığında bulunan değerlere saygı göstermek ve işlem ya da eylemleri ise bu değerlere zarar vermemekle yükümlüdür.

Bu anlamda devlet, malikin mülkiyet hakkında kaynaklanan yetkilerine müdahale etmemek durumundadır. Bu yetkiler ister Roma hukukunda olduğu üzere kullanma, yararlanma ve tasarruf etme olarak sınıflandırılsın isterse günümüzde bazı çalışmalarda olduğu üzere dallandırılıp budaklandırılsın sonuç değişmez.

2. Devletin Pozitif Yükümlülükleri

AİHM, devletin mülkiyet hakkına karşı tutumunun genellikle negatif olması gerektiğini kabul etmekle beraber, bazı durumlarda mülkiyet hakkının korunması bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin de olabileceğini ifade etmektedir. Mahkeme’ye göre devlet bazı durumlarda bireylerin mülkiyet hakkını kullanmalarını sağlamak üzere gerekli tedbirleri almak durumunda olabilir. Örneğin Hazine arazisi üzerindeki gecekonduları, taşınmaz yakınlarında bulunan çöplüğün gaz sıkışması nedeni ile patlaması sonucu yıkılan başvurucuların devletin bir müdahalesinden değil, tam aksine bazı olaylara kayıtsız kalmasından ve alması gereken önlemleri almamasından şikayetçi oldukları Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye davasında Mahkeme, bazı fiili durumlara devletin kayıtsız kalmasının, bir başka anlatımla alması gereken önlemleri almamasının mülkiyet hakkına müdahale anlamına gelip gelmeyeceğini tartışmak zorunda kalmıştır. Mahkemeye göre; Sözleşmenin temel hedefi kişiyi kamu otoritelerinin keyfi kayıtsızlığına karşı korumaksa, mülkiyet hakkının korunmasının ayrılmaz bir gereği olarak devletin pozitif yükümlülüklerinin de bulunması gerekir. Bir başka ifade ile devlet mülkiyet hakkının etkili şekilde kullanılabilmesi için, kendisinden beklenebilecek tedbirleri almış olmalıdır. Bunun doğal bir sonucu olarak, eğer kişinin otoritelerden yasal olarak bekleyebileceği tedbirler ile bu kişinin mülkiyet hakkını kullanması arasında doğrudan bir ilişki olduğu kabul edilir ise devletin mülkiyet hakkını korumak için bazı yükümlülüklerini yerine getirmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Mahkeme, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ile korunan mülkiyet hakkının korunmasında devletin yükümlülüklerinin sadece kayıtsız kalmakla ya da müdahale etmemekle sınırlandırılamayacağını vurgulamıştır. Mülkiyet hakkının korunması gerektirdiğinde devletin pozitif koruma tedbirleri de alması gerekebilir.

Mahkemeye göre mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde kullanılabilmesi, Devletin sadece müdahale etmekten kaçınmasına bağlanamaz. Özellikle başvurucunun yetkililerden meşru beklentisinin olduğu tedbirler ile maliki olduğu şeyden etkili bir biçimde yararlanabilmesi arasında doğrudan bir bağ bulunduğu durumlarda, pozitif koruma tedbirleri alınmasını da gerektirebilir (Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye davası, İNHAK BB, 2010/i).

Üstelik karşılıklılık ilkesi, mülkiyet hakkının vatandaş olmayanlara tanınması açısından devletlerin pozitif yükümlülüklerini bertaraf etmemektedir. Geleneksel uluslararası sözleşmelerin aksine Sözleşme’ye taraf devletlerin, Sözleşme’den doğan yükümlülükleri karşılıklılık ilkesine dayanmaz (Gölcüklü ve Gözübüyük, 2007: 17).

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*