Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Yargıtay Tarafından Uygulanması

Mülkiyet hakkını ilgilendiren davalar açısından bakıldığında Yargıtay’ın AİHS’ni genellikle destek ölçü norm olarak kullandığı görülmektedir.

Ancak, Sözleşme hükümlerini iç hukuk hükümleri gibi uygulayarak karar verilmesine hemen hemen hiç rastlanmamaktadır (Birtane, 2007: 62). Yargıtay genellikle AİHM’nin kararlarına atıfta bulunmaktadır.

Bazı durumlarda da Yargıtay AİHM’nin istikrar kazanmış içtihatlarını dikkate alarak kendi içtihadını değiştirmektedir. Örneğin kıyılarda açılan tapu iptali davaları neticesinde AİHM tarafından verilen ihlal kararları üzerine Yargıtay, kıyıda kalması nedeni ile tapusu iptal edilen taşınmazlar için tazminat ödenmesi konusundaki içtihadını değiştirmiştir.

AİHM tarafından verilen Doğrusöz ve Aslan/Türkiye kararına kadar kıyıda tapusu iptal edilen taşınmazlar için tazminat davası açılamayacağını kabul etmekte idi. Ancak 10.05.2006 tarihli ve E: 2002/1262 sayılı Doğrusöz ve Aslan/Türkiye kararından sonra Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından verilen 23.10.2007 tarihli ve E: 2007/6214, K: 2007/9985 sayılı karar ile “kıyıda kalan taşınmazına ait tapu kaydı Hazinece açılan tapu iptali sonucunda iptal edilen taşınmaz malikinin tazminat davası açabileceği” vurgulanmıştır.

Söz konusu kararda; mülkiyet hakkının gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardan olduğu, mülkiyet hakkının kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabileceği veya tamamen kaldırılabileceği, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulmasının asıl olduğu, bu hususun AİHM’nin Doğrusöz ve Aslan/Türkiye kararında açıkça vurgulandığı, devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı tapu ile sağlanan mülkiyet hakkına değer verilmesi, böyle bir yer kıyı kapsamında kalmakla, temel vasfı yani kamu malı olma niteliği değişmemekle birlikte, kişinin söz konusu tapuya dayalı hakkının korunması gerektiği, aksi düşünce tarzının, yani devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesinin, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacağı, bu nedenle kıyılarda daha önceden oluşturulan tapu kaydının iptalinde kamu yararı bulunduğu, bu tapuların iptal edilmesi gerektiği, ancak, kişinin mülkiyet hakkı sona erdirilirken karşılıklı hak dengesinin sağlanması için mülkiyet hakkı sahibine tazminat niteliğinde bir bedelin ödenmesi gerektiği, tapunun iptal edilmesinin yasa dışı bir işlemden değil, kamu yararını gerçekleştirme amacını taşıyan bir işlemden kaynaklanması nedeni ile, tazminatın taşınmazın tam değerini karşılamasının zorunlu olmadığı vurgulanmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.