Cumhuriyet Anayasalarında Tabii Servetler ve Kaynaklar

Linkedin

1. 1924 Anayasası Döneminde Tabii Servetler ve Kaynaklar

1924 Anayasası’nda madenlerle ya da tabii servet ve kaynaklarla ilgili bir hüküm yer almamıştır. Ancak bu dönemde tabii servet ve kaynaklarla ilgili çeşitli kanunlar yürürlüğe konulmuştur. Örneğin 1926 yılında 792 sayılı Petrol Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Petrol Kanunu’ndan hemen sonra 927 sayılı Sıcak ve Soğuk Maden Sularının İstismarı ile Kaplıcalar Tesisatı Hakkında Kanun yürürlüğe konulmuştur. 1935 yılında 2804 sayılı Kanun ile MTA Genel Müdürlüğü, 2805 sayılı Kanun ile Etibank kurulmuştur. 1940 yılında 3867 sayılı Kömür Havzasındaki Ocakların Devletçe İşletilmesi Hakkındaki Kanun yürürlüğe girmiştir. 1942 yılında 4268 sayılı Madenlerin Aranma ve İşletilmesi Hakkında Kanun çıkarılmıştır. 1957 yılında 3460 sayılı Kanun’la Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu kurulmuş ve Etibank’a bağlı bulunan Ereğli Kömürleri İşletmesi Müessesesi, Armutçuk Kömür İşletmesi Müessesesi, bu kuruma bağlanmıştır. Türkiye Kömür İşletmelerine bağlı Ereğli Kömür İşletmeleri Müessesesi, 19 Ekim 1983 tarihinde kurulan Türkiye Taşkömürü Kurumuna dönüştürülmüştür.

11 Mart 1954 tarihinde yürürlüğe giren 6309 sayılı Maden Kanunu ile madencilik sektörümüz yeni bir döneme girmiştir. Kanun ile madenler sınıflandırılmış, ruhsatlandırılma işlemlerinin nasıl yapılacağı düzenlenmiş, çalışma şartları yeniden belirlenmiş, özel sektörün ve yabancı sermayenin önü açılmıştır.

1954 yılının mart ayında çıkarılan bir diğer kanun olan 6326 sayılı Petrol Kanunu ile petrol kaynaklarının aranması ve işletilmesi düzenlenmiştir. Kanun’un 1. maddesi Türkiye’deki petrol kaynaklarının Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu hüküm altına almıştır.

2. 1961 Anayasası Döneminde Tabii Servetler ve Kaynaklar

Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan Anayasa tasarısında madenler 130. maddede düzenlenmişti (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 2, Sayfa: 78):

“Madde 130 – Tabiî servet kaynaklarının aranması ve işletilmesi Devlete aittir. Bu gibi arama ve işletmelerin özel teşebbüsle birleşmek suretiyle veya doğrudan doğruya özel teşebbüs eliyle yapılması kanunun açık iznine bağlıdır.”

Madde gerekçesi olarak şu ifadeler kullanılmıştır (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 2, Sayfa: 45):

“Millî servet ve kaynakların esas itibariyle Devlet tarafından aranması ve işletilmesi bu servet ve kaynakların hukukî niteliklerinin, sosyal, ekonomik ve stratejik önemlerinin tabiî neticesidir.

Bunların özel teşebbüse bırakılmasına veya özel teşebbüsle ortaklaşa işletilmesine lüzum ve zaruret hâsıl olduğu taktirde, gerek bu zaruretin gerekse şartların ancak kanunla tesbit edilmesi millet adına yapılacak denetimin tesirliliğini sağlamak üzere lüzumlu görülmüştür.”

Tasarı maddede tabii servet ve kaynakların mülkiyetiyle ilgili bir hüküm yer almamış, sadece tabii servet kaynaklarının aranması ve işletilmesinin Devlete ait olduğu vurgulanmıştır. Tabii servet ve kaynakların devlet mülkiyetinde olduğunun açıkça ifade edilmemesi ise “Devletin malı haline gelebilmesi için başka usullere ihtiyaç duyulması” ile açıklanmıştır (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 4, Sayfa: 91). Ancak yapılan görüşmeler esnasında madenlerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunun vurgulanması gerektiğine dair ifadeler de yer almıştır. Üyelerden Seyfi Öztürk bu konuda şunları vurgulamıştır (Temsilciler Meclisi, Tutanak Dergisi, Cilt: 4, Sayfa: 91-92):                “Devlet malı olduğuna göre, Devletin buradaki hükümranlık hakkına bağlamaktadır. Devletin aldığı birtakım kanuni tedbirlerle mülkiyet hakkı doğmaktadır. Bu, biraz evvel işaret edilen 641. maddede yer aldığı gibi, İsviçre Kanunu metninde de vardır, Roma hukukunda da vardır, resnulius, yani sahipsiz mal. Bütün bu hukuki ölçüler içinde, komisyon lütfederse, (…) birinci fıkranın şu tarzda tadili mümkündür; ‘Memleketin tabiî servet ve kaynakları Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Servet ve kaynakların aranması ve işletilmesi kanunla düzenlenir.’

Bu amaçla verilen önergeler kabul edilmemiş ve madde Anayasa Komisyonundan geldiği şekliyle kabul edilmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 4, Sayfa: 96).

Maddenin Temsilciler Meclisindeki ikinci görüşmelerinde yine tabii servet ve kaynakların mülkiyeti konusu gündeme gelmiştir. Bu görüşmelerde tabii servet ve kaynakların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunun vurgulanmasını öngören önergeler verilmiştir. Kabul edilen önergeler üzerine madde Anayasa Komisyonu tarafından aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş ve madde bu haliyle kabul edilmiştir (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 4, Sayfa: 659):

“Tabii servetler ve kaynaklar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Arama ve işletmenin Devletin özel teşebbüsle birleşmesi suretiyle veya doğrudan doğruya özel teşebbüs eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır.”

Bu maddenin Milli Birlik Komitesinde yapılan görüşmelerinde herhangi bir değişiklik söz konusu olmamıştır (Milli Birlik Komitesi, Genel Kurul Toplantısı Tutanakları, 86. Birleşim, Cilt: 6, Sayfa: 4-7)

1961 Anayasası döneminde 6309 sayılı Maden Kanunu ve 6326 sayılı Petrol Kanunu yürürlükte kalmıştır. Ayrıca 07.05.1975 tarihli ve 1895 sayılı “Devletçe işletilecek Madenler Üzerindeki Hakların Geri Alınması ve Hak Sahiplerine Ödenecek Tazminat Hakkında Kanun”[1] ile bazı madenlerin devlet tarafından işletilmesi öngörülmüşse de bu Kanun Anayasa Mahkemesi tarafından biçim yönünden iptal edilmiştir (05.02.1976, E: 1975/179, K: 1976/8)[2]. Daha sonra yürürlüğe konulan 14.10.1978 tarihli ve 2172 sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun ile devlet tarafından İşletilecek madenler belirlenmiştir.[3] Bu hukuki düzenleme ile belirli bölgelerde belirli cins madenlerin Devletçe aranmasına ve işletilmesine, bu madenler ile ilgili olarak daha önce gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine verilmiş arama ruhsatnameleri ve işletme haklarının geri alınmasına karar vermeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. 17.11.1978 tarihinde yayınlanan üç ayrı kararname ile de hangi bölgelerdeki demir, kömür ve bor yataklarının devlet eliyle işletileceği saptanmıştır. Kararnamelerde belirlenen bölgeler içerisindeki işletmeler ilgili kamu kuruluşlarınca devralınmıştır. Bor tuzu sahaları Etibank’a devredilmiştir.

3. 1982 Anayasası Döneminde Tabii Servetler ve Kaynaklar

1982 Anayasası da tabii servet ve kaynakların mülkiyeti konusunda 1961 Anayasasının kabul ettiği sistemi benimsemiştir. 1982 Anayasa tasarısını hazırlayan Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlan tasarıda tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi konusu 161. maddede şu şekilde düzenlenmişti (Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 40, Alıntı: Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 110):

“G. Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi

Madde 161 – Tabiî servetler ve kaynaklar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması devlet ve özel teşebbüs tarafından yapılır; aramada devletin öncelik hakkı vardır, özel teşebbüsün arama şartları, kanunla düzenlenir; kanun, bu aramayı teşvik eder.

Bir alan için verilen arama hakkı, iki yıl sonunda kendiliğinden düşer. Petrol arama süresi ve şartları, kanunla düzenlenir.

Tabiî servetlerin ve kaynakların işletilmesinde de öncelik devlete aittir. Özel teşebbüslerin aramaları sonunda buldukları kaynakları işletme hakları saklıdır.

İşletmeye hazır tabiî servetlerin ve kaynakların iki yıl içinde devletçe işletilmemesi halinde öncelik hakkı, özel teşebbüsçe işletilmemesi halinde işletme hakkı düşer.”

Danışma Meclisi Anayasa Komisyonunun raporunda 161. maddelerle ilgili olarak şu gerekçelere yer verilmiştir (Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 56, Alıntı: Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 176):

“Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ilkesi ana kuraldır. Araştırma ve işletmecilikte Devlete öncelik tanınmıştır. Fakat Devletin arama ve işletmeyi süresinde gerçekleştirememesi sonucu özel teşebbüs de devreye girmektedir. Amaç millî servetin işletilmesini ve millî gelirin artırılmasını biran önce sağlamaktır.”

Madde üzerinde Danışma Meclisinde yapılan görüşmelerde pek çok eleştiri söz konusu olmuş ve verilen önergelerden bir kısmı kabul edildiği için madde tekrar düzenlenmek üzere Anayasa Komisyonuna iade edilmiştir. Komisyon maddeyi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlemiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 10, Sayfa: 394 – 395):

“G. Tabii servet ve kaynakların aranması ve işletilmesi

Madde 161 – Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Tabii servetlerin ve kaynakların Devlet tarafından, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle birleşmesi suretiyle veya doğrudan doğruya gerçek ve tüzelkişiler eliyle aranması ve işletilmesi esasları; millî ekonomik hedefler doğrultusunda ve tabii servet ve kaynakların israf edilmemesi amacıyla gerekli tedbirler ve işletme esasları kanunla düzenlenir.

Devlet, gerçek ve tüzelkişilerin tabii servet ve kaynakları aramak ve işletebilmek için uymaları gereken şartları tespit eder; verimli işletme esaslarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri alır, denetim ve gözetimi yapar,

Devlet bulucu hakkını gözetir, bu alandaki işletmeciliğin tehlike ve özelliklerine göre, arama, işletme ve hammaddenin yarımamul veya mamul hale getirilmesi için gerekli teşvik tedbirlerini alır.”

Maddede tabii servet ve kaynakların mülkiyet durumu ile ilgili önemli bir değişiklik söz konusu olmamıştır. Sadece tabii servet ve kaynakların işletme hakkının devlete ait olduğuna dair verilen önergeler kabul edilmiş ve bu ifade maddenin birinci fıkrasına dahil edilmiştir.

Madde Danışma Meclisindeki birinci görüşmelerde aşağıdaki şekilde kabul edilmiş, ikinci görüşmelerde de herhangi bir değişiklik yapılmamıştır (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 10, Sayfa: 825)

“III. Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi

“Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi Devlete aittir. Arama ve işletmenin, Devletin özel teşebbüsle ortak veya doğrudan doğruya özel teşebbüs eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda özel teşebbüsün uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak denetim esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.”

Anayasa tasarısı, Danışma Meclisinde kabul edildikten sonra, maddelere uygun olarak gerekçeler hazırlanmıştır.  Milli Güvenlik Konseyine sunulan bu tasarıda madenlerle ilgili bu maddenin gerekçesi, şu şekilde düzenlenmiştir (Danışma Meclisince Kabul Edilen Anayasa Tasarısı ve Gerekçesi, Sayfa: 61):

“Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ilkesi ana kuraldır. Araştırma ve işletmecilikte Devlete öncelik tanınmıştır. Fakat Devletin arama ve işletmeyi süresinde gerçekleştirememesi sonucu özel teşebbüs de devreye girmektedir. Amaç millî servetin işletilmesini ve mali gelirin artırılmasını biran önce sağlamaktır.”

Anayasa tasarısı Danışma Meclisinde kabul edildikten sonra Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından değerlendirilmiştir. Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesiyle ilgili bu madde Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından redaksiyona tabi tutulmuş ve maddedeki ifadelere açıklık getirilmiştir (Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Raporu, Sayfa: 89, Alıntı: Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 485). Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu tarafından benimsenen metin şu şekildedir:

“III. Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi

Madde 168 – Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir, Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.”

Milli Güvenlik Konseyinde yapılan görüşmelerde maddede herhangi bir değişiklik yapılmamış ve madde bu şekliyle yasalaşmıştır. Bu maddeye göre tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.

1983 yılında bazı madenlerin devletçe aranması ve işletilmesi ile ilgili olarak, 10.06.1983 tarihinde, 2172 sayılı “Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun” la kamu kuruluşlarına devredilen maden haklarını yeniden düzenleyen, 10.06.1983 tarihli ve 2840 sayılı “Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesi, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanun” kabul edilmiştir.

2840 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, “Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır. Bu madenler için 6309 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine verilmiş olan ruhsatlar iptal edilmiştir.” hükmü yer almıştır.      

1985 yılında halen yürürlükte olan 3213 sayılı Maden Kanunu yürürlüğe konulmuştur. 2007 yılında 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

[1] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 24.05.1975/15245

[2] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 10.05.1976/15583

[3] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 14.10.1978/16434

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*