Emvali Metruke Kanunlarının Anayasaya Göre Durumu

Emvali Metruke Kanunlarının, Anayasaya aykırı olduğu açılan idari davada ileri sürülmüş olup bu iddia Danıştay 8. Dairesince ciddi bulunarak konu Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmiştir. Anayasa Mahkemesi iddiayı inceleyerek 22 Nisan 1963 gün ve 1963/41E, 1963/94 sayılı Emvali Metruke Kanunlarının Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.

Anayasa Mahkemesi kararının önemli kısımları aşağıya alınmıştır.

Önceki itirazın konusu olan 13 Eylül 1331 tarihli geçici Kanunla 15 Nisan 1339 tarihli 333 sayılı Kanunun bugün için ne gibi durumlarda uygulanmalarının mümkün bulunduğunun araştırılması gerekir.

Gerçekten Ortodoks dininden olan Türk tebaası Rumların malları hakkında sonradan Yunan Hükümetiyle yapılan çeşitli anlaşmalardan özel hükümler kabul edilerek bu Kanunların dışına çıkartılmış olmaları bakımından haklarında artık anılan kanunların uygulanması söz konusu değildir.

Bunların dışında kalan ve yukarıda adı geçen kanunların kapsamına giren Türk tebaası hakkında ise, 6 Ağustos 1340 gününde yürürlüğe giren Lozan Antlaşmasında özel hükümler bulunduğundan o tarihten sonra ihtiyar edecekleri hareketleri ve fiili durumları ne olursa olsun bu kanunların uygulanmasına imkan yoktur. Ancak, bunlardan Lozan Antlaşmasının yürürlüğünden önce firari veya mütegayyip duruma girmiş olanlar hakkında söz konusu kanunlar uygulanması gerekeceğinden şüphe edilmez.

Zira gerek 13 Eylül 1331 tarihli Geçici Kanunun gerekse 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı Kanun hükümlerinin koyduğu esas bu kanunlardan yazılı şekillerde firari ve mütegayyip bulunan veya başka yerlere naklolunan şahısların bu hallerinin vuku bulduğu anda, taşınmazlarının ilgisine göre Maliye ve Evkaf Hazinelerinin mülkiyetine otomatik bir surette geçmiş bulunacağı yolundadır.

Bu yön 13 Eylül 1331 günlü geçici Kanunun 1 ve değişik 2 nci maddelerinin açık ifadelerinden anlaşıldığı gibi sonradan yürürlükten kaldırılmış bulunan 1331 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin yorumlanmasına dair olan 2 Haziran 1929 tarihli ve 146 sayılı Karardan (13 Eylül 1331 ve 15 Nisan 1339 tarihli Kanunlara tevkifen vaziyet olunan ve edilecek olan emvali gayrimenkule Hazine adına kaydedilmiş hükmünde olduğu) belirtilmek suretiyle kanun koyucu tarafından da açıkça ifade edilmiş ve bu Kanunun uygulama şekillerini gösteren 29 Mayıs 1939 tarihli ve 2455 sayılı Yönetmeliğin 3 üncü maddesinde de 15 Nisan 1939 tarihli Kanunun 6. maddesinde zikrolunan şahıslardan metruk emvali gayrimenkule mezkür tarihten itibaren Maliye ve Evsaf Hazinelerinin tasarruflarına geçmiştir.” Denilmek suretiyle kanun hükümlerinin o tarihlerdeki anlayış tarzı da kesin bir surette ortaya konulmuş ve o zamandan beri de tatbikat bu yolda cereyan edegelmiştir.

Bu esasa göre, 6 Ağustos 1340 tarihinden önce fiili bir surette yukarıda yazılı durumlara girmiş bulunan şahıslar hakkında yapılan ve bundan sonrada yapılacak olan muamele, bunların mallarının bu durumlara düştükleri tarih de Hazine veya Vakıfların İdaresi uhdesine geçmiş olup olmadığının tespiti için o tarihlerde firari veya mütegayyip veya başka yerlere naklolunan kimselerden olup olmadıklarının tayini maksadıyla girişilen araştırmalarla tesis olunan idari işlemlerden ibarettir. Bu işlemlerin bir safhası olarak sık sık adı geçen (vaziyet muamelesi) veya (vaziyet kararı) bu gibi taşınmazların mülkiyetinin Maliyeye veya Vakıflar idaresine intikalini sağlayan hukuki ve kanuni bir unsur olmayıp, idarece bahis konusu şahsın firari, mütegayyip veya ahar mahalle nakledilen kimse olup olmadığının tespiti için yapılan araştırmalar sonunda varılan neticeyi ve bu şahsa ait olup da Kanun gereğince Hazine veya Vakıflar İdaresince intikal etmiş bulunan gayrimenkullerin cins ve yerlerini topluca ifade ve vukaatı hülasa için, tutulan bir usul gereğince, yazılan bir yazıdan ibarettir.

Yukarıda da belirtildiği üzere böyle bir usul tutulması idarece ihtiyar edilmemiş olsa veya bu usule rağmen dosyasında böyle bir yazı bulunmasa dahi kanunda belirtilen duruma düşen şahısların mallarının bu hale düştükleri tarihte Hazine veya Vakıflar İdaresine kanun gereğince geçmiş olduklarının kabul edilmesi zaruridir.

Şu hale göre, Lozan anlaşmasının yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1340 tarihinden önce firari ve mütegayyip duruma giren veya başka yerlere nakledilmiş bulunan bir kimsenin mallarının mülkiyeti bu duruma girdiği tarihten itibaren, dosyasında o tarihte alınmış bir vaziyet kararı olsun olmasın, ilgilisine göre Maliye veya Evkaf uhdesine kanun uyarınca geçmiş bulunmaktadır.

Bu itibarla böyle bir şahsın firari veya mütegayyip olup olmadığının tespiti için 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başlanmamış ve bu tarihten önce bir vaziyet kararı verilmemiş olması, esasen bu tarihten önce kanun gereğince ilgili Hazine uhdesine geçmiş olan mallarının hukuki durumu üzerinde hiçbir etki yapmaz.

Bu bakımdan 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başka yere nakledilmiş veya firari veya mütegayyip eylemiş bir kimsenin malı bu tarihten evvel Hazineye veya Vakıflar İdaresine bir kanunla geçmiş bulunduğundan bu tarihten sonra bu durumun belirtilmesi maksadıyla yapılan taşınmaz mülkiyetinin bu idarelere geçirilmesini değil vaktiyle tahakkuk etmiş bulunan intikal muamelesinin belirtilmesi amacını gütmektedir.

Aksi düşünce, yani 6 Ağustos 1340 tarihinden önce firari veya mütegayyip duruma girmiş olduğu halde malları üzerinde her nasılsa idari işlemlere başlamamış kimseler hakkında Lozan Antlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihten sonra artık Metruke Kanunlarının uygulanamayacağı düşüncesi, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki hadiselere uygulanması gereken antlaşma hükümlerinin yürürlükten evvelki olaylara da ait olduğunun kabulü ve bunun sonucu olarak da Maliye ve Vakıflar Hazinesinin daha önce iktisap etmiş olduğu mülkiyet hakkının iptal edilmesini icabettirir ki böyle bir hal kanunların yürürlüğü konusundaki hukuki esaslarla bağdaşmaz.

6 Ağustos 1340 tarihinden sonra firar veya tegayyüp etmiş bulunanlara gelince,

Lozan antlaşmasının yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1340 gününden sonra vukua gelen ve Emvali Metruke Kanunlarınca öngörülen fiil ve hareketlere bu kanunların uygulanmasına imkan kalmamıştır. Nitekim, 17 Temmuz 1927 tarihli ve 5451 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı da bu esasları böylece tespit ve tatbik etmiş bulunmaktadır.

Bu itibarla, Emvali Metruke Mevzuatının 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel tekevvün etmiş firar veya tegayyüp olaylarının usulü dairesinde bugün tespiti halinde uygulanması tabii ve zaruri bulunmaktadır.

Bu cümleden olarak Medeni Kanunun yürürlüğünden önceki ölüm ve evlenme olayları dolayısıyla zamanında yürürlükte olan hükümlerin bugün için uygulanmakta olması, Kanunun daha iyi canlandırılabilmesi bakımından örnek olarak gösterilebilir.

Bu sebeplerle söz konusu 13.09.1331 günlü geçici Kanunla 15.04.1339 günlü ve 333 sayılı Kanunun, 06.08.1340 gününden önceki firar, tegayyüp veya başka yere nakil olayları dolayısıyla halen uygulanmalarının mümkün bulunduğu gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliği ile kararlaştırılmıştır.

 Danıştay 8. Dairesi söz konusu iki kanunun tümünün Anayasaya aykırılığını ileri sürmüştür.

Yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere davacı hakkında uygulanan hükümler bu iki kanunun bütün maddeleri olmayıp 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ve bu madde dolayısı ile 13 Eylül tarihli Geçici Kanun 1 ve 333 sayılı Kanunla değiştirilen 2 nci maddeleridir.

Milli Emlak Kitabı

Anayasanın 151 inci maddesiyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde mahkemelerce bakılmakta olan bir dava sebebiyle uygulanacak kanun maddesinin Anayasaya aykırı görülmesi halinde Anayasa Mahkemesine itirazda bulunabileceği kabul edilmiş olduğuna Danıştay’da dava açılmış bulunan bu davada ise söz konusu kanunların bütün hükümlerinin değil sadece yukarıda işaret edilen hükümleri uygulanacağına göre Danıştay 8. Dairesince yapılan itirazın 13 Eylül 1331 tarihli Kanunun 1 inci maddesiyle değişik 2 nci maddesine ve 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine hasren incelenmesi gerektiği oy birliğiyle kararlaştırılmıştır.

Davacının … günlü dava dilekçesinde davanın konusu…..nun (nerede olduğunun bilinmediği yolundaki kifayetsiz bir tetkike istinaden firari ve mütegayyip şahıslardan anlayarak) malları üzerinde vakfı adına yapılan (el koyma işleminin ve tescil muamelesinin) adı geçenin firari ve mütegayyip kişilerden olmadığı cihetle iptaline karar verilmesi şeklinde belirtilmiş bulunmakta ise de tapudaki tescil muamelesinin iptali işlemi idari davaya konu teşkil edemeyeceğinden Danıştay’da açılmış bulunan davanın davacının murisinin firari ve mütegayyip bir şahıs olarak kabul edilmesi yolundaki idari işleme yöneltilmiş sayılması zaruri bulunmakta ve sonuç olarak firar ve tegayyübü tespit eden idari işlemin iptali davası söz konusu olacaktır.

Zira olayda söz konusu malın mülkiyeti Vakıflar İdaresine bir idari tasarruf sonucu geçmiş olmayıp, firar ve tegayyübün sonucu olarak ve kanun hükmü ile geçmiş bulunmaktadır.

Olayda idari dava konusu tasarruflarda ise firar ve tegayyübün tespiti amacı ile yapılan işlemlerle bu işlemlere dayanan ve ilgilinin firarı veya mütegayyip kişi olduğunu belirten karardır.

Sözü edilen 13 Eylül 1331 tarihli geçici Kanunun 1 inci ve değişik 2 nci maddeleri ile 15 Nisan 1339 tarihli Kanunun 6 ncı maddesinin Türk vatandaşı kişilerin ne gibi hallerde firari veya mütegayyip sayılacaklarına dair olan hükümlerde ise Anayasa maddelerine aykırılık arzeden bir husus mevcut değildir. Zira Anayasada yurdu, Birinci Dünya Harbinin buhranlı zamanlarında terk etmiş bulunan Türk tebaasının, firari veya mütegayyip şahıs sayılmalarına engel olabilecek her hangi bir hüküm yoktur.

Davacının miras bırakana ait malın mülkiyetinin; Evkaf Hazinesine geçmesi, adı geçenin 6 Ağustos 1340 tarihinden önce firarı veya mütegayyip durumda bulunduğunun sabit olması şartıyla firariliğinin veya tegayyübün vukuu anında yukarıda açıklanan kanun hükümleri gereğince başka bir işleme lüzum kalmaksızın tamamlanmış olacağından kanun hükmü ile ve yıllarca önce meydana gelmiş bir hukuki sonucun idari yargıya konu teşkil etmesi mümkün değildir. Bu bakımdan sözü geçen hükümlerde Anayasaya aykırılık olup olmadığının araştırılmasına yer bulunmamaktadır.

Sonuç;

11 Eylül 1331 tarihli Geçici Kanunun 1 ve değişik 2 nci maddesiyle 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi hükümlerinin Danıştay’da açılmış bulunan davanın konusu bakımından Anayasaya aykırı olmadığına oy çokluğu ile 22 Nisan 1963 gününde karar verildi.

Anayasa Mahkemesi kararını özetlemek gerekirse;

1- Emvali Metruke Kanunları, Lozan Antlaşmasının yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1340 tarihinden sonra Rum Ortodokslara uygulanamaz. Yani, belirtilen tarihten sonra firar eden veya kaybolan Rum Ortodokslar hakkında Emvali metruke kanunları uygulanmayacaktır. Çünkü Lozan Antlaşmasıyla Rum Ortodokslar hakkında yeni hükümler getirilmiştir.

2- Rum Ortodokslar dışında kalan ve Emvali metruke kanunları kapsamına giren Türk vatandaşları 6 ağustos 1340 tarihinde mallarının başında değilse haklarında anılan kanunların uygulanmasına devam edilecektir.

3- 6 Ağustos 1340 tarihinde mallarının başında bulunmayanlar sonradan dönmüş olsalar dahi malları daha önce kanun gereği Hazineye intikal ettiğinden kendilerine geri verilmeyecektir.

4- Dosyasında el koyma kararının olması veya olmaması hiç önemli değildir.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2689 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.