Haksız İnşaat/Haksız Yapı Yargıtay Kararları

Makalemizi paylaşır mısınız?

Bu çalışmada haksız inşaat/haksız yapı konusundaki Yargıtay kararlarını derledik.  Haksız inşaatın ne olduğu, haksız yapının şartları ve dava koşulları hakkında bilgi almak için şu yazımıza bakınız: Haksız İnşaat Nedir? Haksız Yapı Nedir? Nasıl Dava Açılır?

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E: 2016/11042, K: 2019/860, 04.02.2019

Başkasının arazisine yapı yapan kişinin tescil talebinde bulunabilmesi için; malzeme sahibinin iyi niyetli olması, yapı değerinin taşınmaz değerinden fazla olması, malzeme sahibinin taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesi gerekir.

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.06.2014 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 24.06.2015 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, TMK’nin 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmazsa tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalı … ‘in müvekkilinin annesi, davalı … ‘ın ise müvekkilinin eniştesi olduğunu, dava konusu 2337 parsel sayılı taşınmaz üzerinde ev ve müştemilatı ile saya yaptırdığını, müvekkilinin dedesinin yanında büyüdüğünü, dedesinin de dava konusu taşınmaz üzerinde torunu olan müvekkiline ev yaptırdığını, müvekkili evlenince bu evde ikamet ettiğini, anılan bu evin 2009 yılında yandığını, müvekkilinin ise enkazı kaldırıp kendi geliri, aldığı borç ve kaymakamlıktan aldığı yardımlarla yeniden ev yaptığını, davalı … ‘in inşaat sırasında itirazda bulunmadığını, davalı … ’in söz konusu taşınmazı, muvaazalı olarak davalı … ’a satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek davacının ev ve müştemilatının bulunduğu arazinin takdir edilecek bedeli karşılığında davalı … adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde davacı tarafından yaptırılan ev ve müştemilatın bedelini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davacının iddialarının doğru olmadığını, dava konusu parselin müvekkili davalı … tarafından Hazineden satın alındığını, ev ve müştemilatları inşa ettikten sonra evi oğulları olan davacının kullanımına bıraktıklarını, yanan evin dedesi tarafından yaptırılmadığını, davacının yalnızca işçileri organize ettiğini, ekonomik olarak katkısının olmadığını, söz konusu olayda temliken tescile ilişkin koşullar oluşmadığını, diğer müvekkil … ‘a atfedilen kötü niyet ve muvazaa iddialarının da doğru olmadığını, müvekkili … ‘ın diğer müvekkil …’ in … Bankasından kullanılan ve icra müdürlüğünün dosyasına yapılan ödeme karşılığında söz konusu evi satın aldığını, açıklanan nedenlerle açılan davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.

TMK’nin 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nin 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.

Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyiniyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.

TMK’nin 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.

Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;

a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.

TMK’nin 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nin 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.

Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)

İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.

b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır.

Milli Emlak Kitabı

Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı kabil ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. İnşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açacaktır. (Objektif koşul)

c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.

Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.

d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; mahkemece mahallinde 05.03.2015 tarihinde yapılan keşif sonucunda alınan 18.03.2015 tarihli bilirkişi raporunda, davacı …’e ait evin krokide gösterilen A2 numaralı parçasının ve A3 numaralı sayanın dava konusu olmayan 2338 parsel sayılı taşınmaz içinde kaldığı belirtilmiştir. Yine mahkemece mahallinde 20.04.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan 27.04.2015 tarihli bilirkişi raporunda ise dava konusu 2337 parselin içeresinde bulunan binaların komşu parsellere herhangi bir tecavüzlerinin olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan; mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak veya ek rapor alınmak suretiyle dava konusu binaların ve müştemilatın hangi parselde kaldığı saptandıktan sonra işin esasına yönelik bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.02.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E:2016/10343, K:2019/106, 08.01.2019

Dava, muhdesatın davacıya ait olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi isteğine ilişkindir. Kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.09.2014 gününde verilen dilekçe ile muhdesat şerhi verilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın dava şartı yokluğundan reddine dair verilen 23.12.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, muhdesatın davacıya ait olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, 110 parsel numarası ile tapuya kayıtlı taşınmazda davacının 2/3 hisse sahibi olduğunu, diğer 1/3 hissenin ise davalıya ait olduğunu, dava konusu taşınmazın daha önce tamamının davacıya ait iken davalının … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/175 Esas ve 2013/199 Karar sayılı dosyası ile açmış olduğu, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası sonunda 1/3 hissesi davalıya geçtiğini, dava konusu taşınmaz üzerinde davacı tarafından inşaatı yapılan üç katlı betonarme bir ev bulunduğunu, bu evin mülkiyeti davacıya ait olup davalının hiçbir hakkı bulunmadığını belirterek 110 parsel numaralı taşınmaz üzerinde bulunan evin …’a ait olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.

Davalı vekili, davaya konu taşınmazın ortak miras bırakanı tarafından yapıldığını, ayrıca bir an için bu binanın davacı tarafından yapıldığını kabul edilse dahi binanın ruhsatsız olduğunu, ruhsatsız binaların mülkiyetinin tespitinin mümkün olmadığını, bu tür binaların yok sayılması gerektiğini ve mülkiyetinin tespitinin talep edilemez olduğunu, davacı tarafından ortaklığın giderilmesi amacıyla bir dava açılmadığını bu nedenle de davacı tarafından bu davayı açmakta hukuku menfaati bulunmadığını, bu nedenle açılan davanın menfaat yokluğundan reddinin gerektiğini belirterek açılan davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur(4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

Ne var ki; çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.01.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2016/13251, K:2018/1413, 21.02.2018

Davacının kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine inşa ettiği baraka ve kuyu yönünden iyiniyetli olmadığı, bu barakalar ve kuyu yönünden sadece TMK’nın 723.maddesi gereğince asgari levazım bedelini davalıdan talep edebileceği açıktır. Gerek öğreti ve gerekse uygulama ile asgari levazım değerinin yapı ve eklentilerinin yapımında kullanılan tüm malzemelerin işçilik ve yapımcı kârı gibi unsurlar gözetilmeksizin piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım yılı veya yıllarına göre yıpranma düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde hesaplanacağı da benimsenmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca; maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak, dava konusu 4 baraka ve kuyu yönünden asgari levazım bedeli konusunda uzman ve ehil bilirkişiden rapor alınıp, hesaplanacak bu bedele hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; tapuda Maliye Hazinesi adına kayıtlı olan ve Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından … Üniversitesi … Meslek Yüksek Okuluna tarımsal araştırma ve uygulama sahası olarak kullanılmak üzere tahsis edilen 275 ada 33 ve 34 parsel sayılı taşınmazda bulunan eğitim ve uygulama çiftliğinde görevli olduğunu, davaya konu taşınmaz üzerinde 1999 yılından itibaren ekim, dikim yapmaya başladığını, kira bedellerini ödediğini, iki adet kuyu açtırdığını, arazi üzerine bir adet ahır ve 100m2 lik ev yaptığını, arazinin etrafına 382 adet ceviz ağacı ve 150 adet iğde ağacı diktiğini, halen arazide buğday ve arpa ekili olduğunu, … Valiliği tarafından aleyhine ecrimisil ihbarnameleri gönderildiğini belirterek, TMK 994.m.gereği davaya konu taşınmazlara yapmış olduğu faydalı ve zorunlu masrafların bedeli olarak 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, davacının yaptığı giderler ödeninceye kadar zilyeti bulunduğu taşınmazlar üzerine hapis hakkı tanınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28.09.2015 tarihli dilekçesi ile talebini 27.529,57 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı; davanın zamanaşımı yönünden reddini, toplam 3618 dekarlık arazinin … Meslek Yüksekokuluna tarımsal araştırma ve uygulama sahası olarak kullanılmak üzere 1994 yılında tahsis edildiğini, rüzgar erozyon bölgesi olan saha üzerine rüzgar önleyici yüzlerce iğde, badem, çalı vb.ağaç dikildiğini, arazide sulama kuyusu bulunduğunu, öncesinde Valilik tarafından yapılmış birkaç basit ev bulunduğunu, davacının 1998 tarihinde hizmet alımı statüsünde geçici mevsimlik işçi olarak … Tarımsal Mekanizasyon ve Uygulama Merkezinde işe başladığını, evinin uzak olması nedeniyle Valilik tarafından yapılan evlerden yararlandığını, 2006 yılında davacının iş akdi sona ermesine rağmen taşınmazı boşaltmadığını, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/32 değişik iş dosyası ile tespit yaptırıldığını, davacının kullandığı alana göre 2012 yılına ait kira bedelinin 16.304,50 TL olarak tespit edildiğini, arazide kuyu açılması, arazinin ekim yapılacak hale getirilmesi, dikilen ağaçlar ve ekim faaliyetleri gibi işlerin davacının tasarrufu olmayıp araştırma uygulama çalışmalarının yürütülebilmesi için geçici mevsimlik işçiler aracılığı ile Üniversiteleri tarafından gerçekleştirildiğini, 2011’de … Üniversitesi Tarımsal Araştırma ve Uygulama Merkezi kurulduğunu ve … Mevkiinin kullanımının bu merkeze bırakıldığını, bunun üzerine davacı ile birlikte taşınmazı kira dışı kullanan şahıslara tahliye hususunun bildirildiğini, işgalin sonlanmadığını, Kaymakamlığa müracaatları üzerine işgalin sonlandığını belirtmek suretiyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davacının davaya konu taşınmaz üzerine 4 adet baraka yaptığı ve kuyu açtırdığı, bu yapılar ile kuyunun sondaj değerinin 27.529,57 TL olarak hesaplandığı, davacının dava konusu taşınmaz için yaptığı zorunlu ve yararlı giderlerin davalı idareden talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 10.000,00 TL’nin dava tarihi olan 05/09/2013 tarihinden itibaren, 17.529,57 TL’nin ise ıslah tarihi olan 28/09/2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2) Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Türk Medeni Kanunu’nun 722/1.maddesi gereğince; “Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin ya da bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. 2.fıkra hükmüne göre; ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmaz üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. 3.fıkra hükmüne göre de; Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.”

Aynı Kanunun 723.maddesi gereğince ise; “Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hakim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.” Bu bağlamda davacının talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesinde, 14.02.1951 tarih ve 1949/17-1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca davacının iyi niyetli olup olmadığının mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulması gerekir.

Bu bilgiler ışığında somut olayı irdelediğimizde; davacının kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine diktiği ceviz ağaçları için iyiniyetli olmadığı, buna göre de sadece TMK’nın 723.maddesi gereğince asgari levazım bedelini davalıdan talep edebileceği açıktır. Gerek öğreti ve gerekse uygulama ile asgari levazım değerinin, tüm malzemenin işçilik ve bakım giderleri gözetilmeksizin, piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım ve dikim yılı veya yıllarına göre yıpranma payı düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde hesaplanacağı da benimsenmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak, dava konusu ceviz ağaçları yönünden asgari levazım bedeli konusunda uzman ve ehil bilirkişiden rapor alınıp, hesaplanacak bu bedele hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

3) Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacının kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine inşa ettiği baraka ve kuyu yönünden iyiniyetli olmadığı, bu barakalar ve kuyu yönünden sadece TMK’nın 723.maddesi gereğince asgari levazım bedelini davalıdan talep edebileceği açıktır. Gerek öğreti ve gerekse uygulama ile asgari levazım değerinin yapı ve eklentilerinin yapımında kullanılan tüm malzemelerin işçilik ve yapımcı kârı gibi unsurlar gözetilmeksizin piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım yılı veya yıllarına göre yıpranma düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde hesaplanacağı da benimsenmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak, dava konusu 4 baraka ve kuyu yönünden asgari levazım bedeli konusunda uzman ve ehil bilirkişiden rapor alınıp, hesaplanacak bu bedele hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince davacı yararına, üçüncü bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2015/14059, K:2016/8400, 30.05.2016

Davacının, tapuda hazine adına kayıtlı olup ecrimisil ödemek suretiiv le kullandığı taşınmaza ağaç dikmesi nedeniyle iyiniyetli olarak kabulüne imkan bulunmadığından, arsa sahibi olan davalı hâzinenin ağaçlar sebebiyle iyiniyetli olmayan malzeme sahibi davacıya bir miktar tazminat ödemesi ve tazminatın ağaçların arazi sahibi için taşıdığı en az değerle sınırlı olması gerektiği, öte yandan tazminat miktarı ağaçların arazi maliki için arzettiği sübjektif değeri aşamayacağından, burada olayların özelliğine bakan hakimin Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinin kendisine tanıdığı takdir yetkisini kullanması gerektiği de nazara alınmalıdır.

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; mülkiyeti …ye ait 1593 ve 1595 nolu parselin toplam 6100 m2 lik kısmını ecrimisil ödeyerek 2002 yılından bu yana kullandığını, bu araziye spor kompleksi yapılacağının karara bağlandığını, bu karardan sonra İlçe Mal Müdürlüğü tarafından müvekkiline gönderilen yazı ile taşınmazın 30 gün içinde teslim edilmesinin istenildiğini, aksi takdirde ağaçların kendileri tarafından söküleceğinin belirtildiğini, müvekkilinin davalı taraftan ağaç bedellerinin kendisine ödenmesini talep ettiğini, ancak talebinin kabul edilmediğini belirterek, 5.000 TL’nin tahsilini talep ve dava etmiş,17.05.2013 havale tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 28.800 TL’ye çıkarmıştır.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ….adına kayıtlı arazi üzerine haksız olarak ağaç diktiğini, … Mal Müdürlüğünce alınan idari karar ile arazi üzerinde ağaçların sökülmesine karar verildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; idarenin dava konusu yerin spor kompleksi yapılmak amacı ile boşaltılmasını talep ettiğini, dava konusu taşınmaz üzerindeki ağaçların idareye her hangi bir gelir veya fayda sağlamasının mümkün olmadığını, kaldı ki, davacının dava konusu taşınmaz üzerinde, bir nevi kiracı veya fuzuli işgalci konumunda olduğunu, davacının bahse konu muhdesatı idarenin izni ile yaptığına dair herhangi bir delilin mevcut olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Medeni Kanunun 722. maddesi gereğince; bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.

Aynı Kanunun 723. maddesi gereğince malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.

Somut olayda, dava konusu taşınmazın tapuda ….adına kayıtlı olduğu ve davacı tarafından ecrimisil ödenmek sureti ile kullanıldığı, ayrıca keşif raporunda belirtilen ağaçların davacıya ait olduğu yanlar arasında tartışmasızdır. Davacının kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine ağaç diktiği dosya kapsamı ile sabit olduğundan, iyiniyetli olarak kabulüne olanak yoktur. Hiç kuşkusuz, dava konusu taşınmaz üzerindeki ağaçlar sökülüp götürülürse hayatiyetini kaybedecek, ekonomik değer taşımaları nedeniyle de aşırı zarar ortaya çıkacaktır. Sökülüp götürülmemesi durumunda ise de arazi sahibi olan davalı sebepsiz zenginleşecektir. O yüzden arsa sahibi davalı ağaçlar nedeniyle iyiniyetli olmayan malzeme sahibine bir miktar tazminat ödemelidir. Türk Medeni Kanunun 723/son maddesince bu gibi durumlarda ödemesi gereken tazminat ağaçların arazi maliki için taşıdığı en az değerle sınırlıdır. Bu takdirde ödenecek tazminat ağaçların arazi maliki davacı için arz ettiği subjektif değeri aşamayacağından burada olayların özelliğine bakan hakimin Türk Medeni Kanununun 4.maddesini kendisine tanıdığı takdir yetkisini kullanması gerekir.

O halde, bu yönler üzerinde durulmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E:2014/17185, K:2016/5953, 11.05.2016

Çapa bağlı taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı olmayan ve başkasının taşınmazına bilerek bina inşa eden davalılar iyiniyetli olamayacağından, Türk Medeni Kanunu’nun 722,723,724 ve 725. maddelerinin eldeki davada uygulama yeri bulamayacağının şüphesiz olduğu ve mahkemece el atmanın önlenmesi ile birlikte yıkım isteminin de kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Taraflar arasında görülen el atmanın önlenmesi, yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın el atmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, yıkım isteğinin reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ve bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.

Davacı, kayden maliki bulunduğu 1657 parsel sayılı taşınmaza davalıların duvar çekmek ve taşkın inşaat yapmak suretiyle müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, taşkınlığın iradeleri dışında idari bir işlem sonucu meydana geldiğini, kendilerine atfedilecek bir kusurdan söz edilemeyeceğini, yıkımın fahiş zarar doğuracağını, iyiniyetli olduklarını belirterek davanın reddini savunup, ayrıca savunma yoluyla temliken tescil istemişlerdir.

Mahkemece, müdahalenin keşfen saptandığı gerekçesiyle elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, fahiş zarar doğuracağı gerekçesiyle taşkın bina ve duvarın yıkılması isteğinin reddine karar verilmiştir.

Toplanan deliller ve dosya içeriğinden; çekişme konusu 1657 parsel sayılı bahçe vasıflı taşınmazın rızai taksim sonucu … adına kayıtlı iken 02.10.1992 tarihinde satın alma ile davacı adına tescil edildiği, taşınmazın 16.07.1992 tarihinde Bayar soyisimli kişiler adına ifrazen oluştuğu, komşu 1232 parsel sayılı evli bahçe vasıflı taşınmazın ise 08.10.1976 tarihinde yapılan ifraz işlemi ile davalılar ve mirasbırakanları adına kayıtlı olduğu, 1232 sayılı parsel üzerinde bulunan tek katlı çelik kontruksiyon binanın 5 yaşında, 3 katlı betonarme binanın 10-12 yaşlarında olup davacı taşınmazına tecavüzlü olduğunun tespit edildiği, üç kişilik inşaat bilirkişi kurulundan ikisi 3 katlı binanın ve arkasındaki tek katlı binanın tecavüzlü kısımlarındaki taşıyıcı kolonların yıkılması durumunda fahiş zarar oluşturacağını bildirdikleri halde …. isimli inşaat mühendisinin bunlara muhalif görüş bildirerek, tek katlı binanın tecavüzlü kısmının yıkılmasının sorun teşkil etmeyeceği, 3 katlı betonarme karkas binanın ise tecavüzlü kısmının statik ve deprem yönetmeliğine göre yapının tüm katlarının askıya alınması kaydıyla yıkılmasının mümkün olduğunu beyan ettiği sabittir.

Somut olayda; davalıların bahçe niteliğindeki davacıya ait taşınmaza taşkın bina yapmasında iyiniyetli olduğundan sözetme olanağı yoktur. Mahkemece elatmanın önlenmesine karar verilmiş olması kural olarak doğrudur.

Bilindiği ve Türk Medeni Kanununun 722. vd. maddesinde düzenlendiği üzere; bina arazi malikinin rızası alınmaksızın iyiniyetli malzeme sahibi tarafından yapılmış ise, yıkılıp sökülmesi aşırı zarara yol açmadıkça arazi sahibi yıkılıp sökülmesini isteyebilir.

Ne var ki, yasada aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından, yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının göz önünde tutulması gerekmektedir. Değinilen maddenin düzenlenmesine yol açan asıl neden meydana getirilen yapının korunmasındaki mevcut olan genel iktisadi yarardır. Başka bir anlatımla, yapının yıkılması halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir.

Tüm bunların yanında kural olarak yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağının takdiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve gözlemlerden yararlanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağı yönünden) hâkimi bağlamaz. Değinilen ilke kararlılık kazanmış, içtihatlarla da benimsenmiş bulunmaktadır.

Çapa bağlı taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı olmayan ve başkasının taşınmazına bilerek bina inşa eden davalılar iyiniyetli olamayacağından Türk Medeni Kanunu’nun 722, 723, 724 ve 725.maddelerinin olayda uygulama yeri bulamayacağı kuşkusuzdur.

Hâl böyle olunca; yıkım isteğinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddedilmesi doğru değildir.

Davacının temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre bu aşamada davalının temyiz itirazlarının incelemesine yer olmadığına alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E:2014/9118, K:2015/1842, 23.02.2015

TMK’nın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından Mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. mahkemece Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca öncelikli koşul olan iyiniyet unsuru gerçekleşmediğinden davanın reddi gerekir.

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.11.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada müdahalenin önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali ve tescil davasının kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 06.03.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … v.d. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar, 2 parsel sayılı 53,70 m2’lik taşınmazın senetsizden 24.08.2010 tarihinde davalıların murisi adına tescil edildiğini, 1964 yılında malik … ve ailesi tarafından davacılara devredilmesi üzerine taşınmazdaki eski binanın yıkılarak yeni bina yaptıklarını ancak 2004 yılında çıkan yangın sonucu mevcut binanın yanması üzerine yeniden bina yaptıklarını, davalıların 2011/232 Esas sayılı dosyada “men-i müdahale ve kal ” davası açtıklarını belirterek tapu iptali ve tescil istemiştir.

Davalılar vekili, tapu kaydında ve kadastro tutanağında taşınmaz üzerindeki binanın davacılar tarafından yapıldığına dair şerh var ise de taşınmazın tapu maliki davalıların murisine ait olduğunun davacılar tarafından bilindiğini, TMK 724. maddesindeki iyiniyet unsurunun bulunmaması nedeniyle davanın reddine, birleştirilen elatmanın önlenmesi, kal davasının kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerin … olarak bilindiği, eski yıpranmış odanın 1964 yılında yıkıldığı ve üzerine ahşap oda yapıldığı, 2004 yılında yangın çıkması nedeniyle eski odanın yerine davacılar tarafından betonarme özel köy odası yapıldığı, binanın arsa değerinden çok çok yüksek olduğu, davacıların 4721 sayılı TMK’nın 724. maddesi gereğince iyi niyetle bina yapmış oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davalılar ve birleştirilen davacılar vekili temyiz etmiştir.

TMK’nın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.

Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.

TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.

Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;

a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.

TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.

Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)

İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.

b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)

c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.

d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince;

Somut olaya gelince; 2 parsel sayılı taşınmaz 24.08.2010 tarihinde senetsizden davalıların murisi … oğlu … adına tescil edilmiştir. Davacılar davaya konu taşınmaz üzerindeki eski özel köy odasının büyük bir bölümünü yıkıp yerine ahşaptan inşa ettikleri, dinlenen tanık beyanlarına göre yerinin davalıların murisine ait olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kadastro tutanağının beyanlar hanesinde binanın davacılar tarafından yapıldığı ancak edinme sebebi bölümünde ise taşınmazın üzerindeki ahşap odanın 1964 yılında tahrip olduğu, davalıların murisi … ve köy halkının tahrip olan odayı tamir ettikleri, 2004 yılında arsa üzerinde bulunan ahşap odanın tamamı ile yandığı, davacılar tarafından yeniden inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacılar söz konusu arsanın kendilerine ait olmadığını bildiklerinden başka bir deyişle zeminin kendisine ait olduğu ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket ettiklerinden söz edilemez. Bu nedenle mahkemece Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca öncelikli koşul olan iyiniyet unsuru gerçekleşmediğinden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer birleştirilen elatmanın önlenmesi, kal davası yönünden temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.02.2015 tarihinden oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E:2014/16235, K:2014/13856, 22.10.2014

Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı dava dilekçesinde, davaya konu taşınmazı 07.04.1967 yılında dava dışı R.. E..’dan harici satış sözleşmesi ile satın aldığını, taşınmaz üzerine malik olduğu inancıyla muhdesat yaptırıp ağaç diktiğini ancak taşınmazın 07.06.1994 tarihinde hükmen Yalova Belediyesi adına tescil edildiğini ardından Yalova Belediyesinin taşınmazı 31.07.2012 tarihinde davalıya ihale suretiyle sattığını ancak davalı tarafından taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların ve ağaçların bedellerinin ödenmediğini belirterek, Yalova 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/39 Değişik İş tespit dosyası ile değerleri 15.040,64 TL olarak tespit edilen ağaç ve muhdesat bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

Davalı cevabında;davaya konu taşınmazla ilgili Yalova Belediyesi tarafından yapılan ilanda boş arsa olduğunun belirtildiğini, taşınmazı boş arsa olarak satın aldığını, sebepsiz zenginleşmediğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davalının taşınmazı üzerinde bulunan müştemilatlar ile birlikte ihale yolu ile Yalova Belediyesinden satın aldığı, bu itibarla davacının davasını belediyeye yönlendirmesi gerekirken davalıya açmış olduğu bu haliyle davalının pasif husumet ehliyetinin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, ihale yoluyla davalıya satılan taşınmaz nedeniyle taşınmaz üzerinde bulunan ağaçlar ve muhdesatlar yönünden davalının sebepsiz zenginleşip zenginleşmediği noktasında toplanmaktadır.

TMK’nun 729/1.maddesinin yollaması ile 722/1.maddesinde “Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Aynı kanunun 723/3 maddesinde ise “…malzeme sahibi iyiniyetli değilse hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir” denilmekte ise de bu hükümde yer alan hak ayni hak niteliğinde olmayıp, şahsi hak (alacak hakkı) dır. Bu hak taşınmazı alan yeni malike karşı 723.maddeye dayanılarak talepte bulunulmaz ( Yargıtay HGK nun 14.11.1962 gün ve 4/140-94 sayılı kararı). Bu durumda davacı BK’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabilir. BK’nun 61 vd. maddeleri gereğince, “hukuken geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir başkasının (davacının) malvarlığından istifade ederek kendi malvarlığını artıran kimse (davalı) elde ettiği kazanımı geri vermek zorundadır”.

Buna göre davacının dikip yetiştirdiği ağaçlar ile muhdesatlar yönünden bunların mülkiyetini kazanan davalının BK’nun 61 vd maddeler gereğince sebepsiz zenginleşip zenginleşmediğini araştırmak gerekir. Davalı H.. C.. dava konusu taşınmazı dava dışı Yalova Belediyesinden satın alma yolu ile malik olduğuna göre ağaç bedelinin ve muhdesat bedelinin hangi malike ödendiği hususunun araştırılması gerekir. Eğer davalı ağaç ve muhdesat bedelini önceki malike ödeyerek taşınmazı satın almış ise sebepsiz zenginleştiğinden söz edilemez. Aksi halde ağaçların ve muhdesatın bedelini ödemeden satın almış ise o takdirde davalı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre elde ettiği kazanımı geri vermek zorundadır.

Dosya içerisinde bulunan ihale dosyasında dava dışı Yalova Belediyesi tarafından yapılan ilanda davaya konu taşınmazın niteliğinin boş arsa olduğu,açık artırma tutanağında ise taşınmazın üzerinde tek katlı binanın olduğunun belirtildiği ancak davalının taşınmazı muhdesat ve ağaç bedelini ödeyerek satın alıp almadığı hususunun dosya kapsamıyla tespit edilemediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece; davalının taşınmazı satın alırken, üzerinde bulunan muhdesat ve ağaç bedelini ödeyip ödemediğinin duraksamasız olarak tespit edilerek, davalının ağaç ve muhdesat bedelini önceki malike ödeyerek taşınmazı satın almış ise davanın şimdiki gibi reddine aksi halde ağaçların ve muhdesatın bedelini ödemeden satın almış ise davalı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre elde ettiği kazanımı geri vermek zorunda bulunduğundan işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak davanın husumetten reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2014/4476, K:2014/11766, 15.09.2014

Medeni Kanunun 722. maddesi gereğince; bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir. Aynı Kanunun 723. maddesi gereğince; malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir. Somut olayda; davacının davalıdan resmi olmasa da sözleşme ile taşınmaz satın aldığı, taşınmazın devrinin sağlanacağı inancı ile bazı masraflar yaptığı diğer bir deyiş ile zilyet olduğu sürede iyiniyetli olduğu açıktır; bu durumda davacı TMK’nun 723. maddesi gereğince yaptığı zorunlu ve faydalı masraf bedelini talep edebilecektir.

Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı arasında taşınmaz satım sözleşmesi yapıldığını, davacının davalıya 5.000.00 TL ödediğini, inşaat için ise 7.500.00 TL masraf yaptığını, önce davacının sonra davalının tespit yaptırdığını, başlatılan icra takibine itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda; davacının davalıdan resmi olmayan sözleşme ile taşınmaz satın aldığı, davalıya ödediği bedel ile taşınmaza yaptığını iddia ettiği masrafların bedellerini sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak talep ettiği anlaşılmaktadır.

Medeni Kanunun 722.maddesi gereğince; bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.

Aynı Kanunun 723.maddesi gereğince; malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyi niyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.

Somut olayda; davacının davalıdan resmi olmasa da sözleşme ile taşınmaz satın aldığı, taşınmazın devrinin sağlanacağı inancı ile bazı masraflar yaptığı diğer bir deyiş ile zilyet olduğu sürede iyiniyetli olduğu açıktır; bu durumda davacı TMK’nun 723.maddesi gereğince yaptığı zorunlu ve faydalı masraf bedelini talep edebilecektir.

Ayrıca İİK. 67/2.maddesi uyarınca; icra inkar tazminatına hükmedilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının dava ederek haklı çıkması zorunludur. Borçlunun kötüniyetle itiraz etmiş olması yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı alacağın likit ve belli olması gerekir. Borçlu, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve belli olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Somut olayda ise alacağın likit olmadığı gözden kaçırılarak davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi doğru bulunmamıştır.

İcra takibine geçilmeden önce her iki yan da delil tespiti talep etmişlerdir. Davacı tarafından 22/08/2011 tarihinde yaptırılan delil tespiti dosyasına sunulan ve inşaat mühendisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda imalatların toplam değerinin 10.177.95 TL olduğu belirlenmiş, bilirkişi raporu davalıya tebliğ edilmiş, davalı tarafından 24/10/2011 tarihinde yaptırılan delil tespiti dosyasına sunulan ve inşaat mühendisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda ise imalatların toplam değerinin 3.852.42 TL olduğu belirlenmiş, bilirkişi raporu davacıya tebliğ edilememiştir.

Mahkemece benimsenerek hükme dayanak alınan önceki bilirkişi raporu ile daha sonra alınan bilirkişi raporunun çeliştiği, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

HUMK’nun 275. ve devamı maddelerinde; “bilirkişilik” müessesesi düzenlenmiş olup, anılan maddede mahkemenin çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlendikten sonra 286.maddede de bilirkişinin oy ve görüşünün hakimi bağlamayacağı düzenlenmiş ise de işin çözümünde teknik bilgi ve birikimin gerekliliğine inanılarak bilirkişi incelemesi yaptırıldığına göre verilen raporlar çelişkili ise mahkeme HUMK.nun 283.maddesi hükmüne dayalı olarak, bilirkişiden açıklama ya da ek rapor isteyebileceği gibi 284.maddesi hükmüne dayalı olarak yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak yeni bir rapor alabilir.

Aynı ilkeler 6100 sayılı HMK beşinci bölümünde; “bilirkişi incelemesi” ismi altında ve 266-287.maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hakim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Bu durumda mahkemece önceki bilirkişiler dışındaki uzmanlardan oluşan bir bilirkişi kurulundan alınan iki rapordaki çelişkileri giderecek ve davacının iyiniyetli zilyet olduğu da gözönüne alınacak biçimde rapor alınarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, birbiriyle çelişen raporlardan ilkine dayanılarak raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E:2013/16926, K:2014/2234, 12.02.2014

Çapa bağlı taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı olmayan ve başkasının taşınmazına bilerek bina inşa eden davalı iyiniyetli olamayacağından Türk Medeni Kanununun 722, 723, 724 ve 725. maddelerinin olayda uygulama yeri bulamayacağı kuşkusuzdur. Ancak, davalıya ait yapının tamamı dava konusu 2 parselde bulunmadığından tazminat olarak taşınmazın tamamı için belirlenen malzeme bedeline hükmedilmesi, dolayısıyla bir bütün olarak binanın mülkiyetinin haksız olarak davacıya devrine yol açacak şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, yıkım isteği yönünden karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar davalı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.

Davacılar, paydaşı oldukları 919 ada 2 parsel sayılı taşınmaza, bina yapmak ve bir bölümünü zilyetliğinde bulundurmak suretiyle davalı tarafından müdahale edildiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuşlardır.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, başkasının taşınmazına bilerek bina inşa eden davalının iyi niyetli olamayacağı ve taşınmazda mülkiyete dayalı bir hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davacının elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, vazgeçme nedeniyle yıkım konusunda karar verilmesine yer olmadığına, sebepsiz zenginleşme nedeniyle 11.816,86-TL malzeme bedelinin davalıya ödenmesine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 919 ada 2 parsel sayılı taşınmazda davacılarla birlikte dava dışı kişilerin paydaş oldukları, davacıların dava açıldıktan sonra 16.6.2011 tarihinde paylarını dava dışı Z.. Ş..’na devrettikleri, yargılamaya yeni malik Zülfiye’nin devam ettiği, davacı vekilinin 10.1.2013 tarihli celsede yıkım isteğinden vazgeçtiğini bildirdiği, tapu kaydına göre davalının bu taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı, yapılan keşif neticesinde davalı tarafından yapılan bina ve kullanılan bahçenin 332,07 m2’lik kısmının dava konusu 2 parselde, 502,03 m2’lik kısmının komşu 1 parselde kaldığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.

Her ne kadar, davalıya ait binanın büyük kısmı dava konusu olmayan 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kalmakta ise de, 1 sayılı parselin mülkiyet durumu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Dava konusu 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden, fiili durum itibariyle teknik bilirkişi raporunda gösterildiği biçimde davalı, 2 parsel sayılı taşınmaza taşkın olacak şekilde yapılanmak suretiyle elatmış olup, bu bakımdan elatmanın önlenmesine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine.

Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Çapa bağlı taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı olmayan ve başkasının taşınmazına bilerek bina inşa eden davalı iyiniyetli olamayacağından Türk Medeni Kanununun 722, 723, 724 ve 725. maddelerinin olayda uygulama yeri bulamayacağı kuşkusuzdur. Ne varki, temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

Ancak, davalıya ait yapının tamamı dava konusu 2 parselde bulunmadığından tazminat olarak taşınmazın tamamı için belirlenen malzeme bedeline hükmedilmesi, dolayısıyla bir bütün olarak binanın mülkiyetinin haksız olarak davacıya devrine yol açacak şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Hal böyle olunca, dava konusu 2 sayılı parsel üzerinde kalan yapı ve varsa eklentilerinin değeri belirlenmek suretiyle sadece bu değerin tazminat olarak hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile taşınmazın tamamı için tespit edilen malzeme bedeline hükmedilmesi doğru değildir.

Davalının temyiz itirazları değinilen yön itibariyle yerindedir. Kabulüyle hükmün, açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,12.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E:2013/1066, K:2013/1339, 06.02.2013

Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli, esaslı ve tamamlayıcı nitelikte yapı yapmışsa ve yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir. Taşınmaz maliki, rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteyebilir. Taşkın yapı sahibinin iyiniyetli olduğunun kabul edilmesi için, Tapu Sicil Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü veya Belediyeye müracaat ederek kendi çap kaydının kapsamını tayin ettirmesi, yapılanmanın belirlenen ölçüm dahilinde olması gerekir. Davalının bu mercilere müracaat etmediği, iyiniyetli olmadığı durumda diğer koşullar aranmayacağı gözetilerek, temliken tescil isteğinin reddine karar verilmelidir.

Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece elatmanın önlenmesi isteminin reddine, temliken tescil isteminin ise kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkin olup savunma yoluyla temliken tescil isteğinde bulunulmuştur.

Mahkemece, elatmanın önlenmesi davasının reddine, davalının temliken tescil talebinin kabulüne ve bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 19.20 m2’lik kısmın davalı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 121 ada 13 parsel sayılı taşınmazın 24.07.1990 tarihinde kök muris Veysel adına tespit gördüğü ve ölümü ile aralarında davacı ve davalının da bulunduğu mirasçılarına intikal ettiği, daha sonra 18.06.2007 tarihinde pay temliki yoluyla tamamının davacı adına tescil edildiği, davalının bu taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının kalmadığı, komşu 121 ada 16 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olup davalının mirasbırakanı babası ile davacı ve dava dışı kişinin paydaş olduğu, daha önce yapılan iki katlı betonarme kargir binaya bitişik olarak ve davacının taşınmazına taşkın olacak şekilde davalının eklenti yapmak suretiyle 121 ada 13 parsel sayılı taşınmaza toplam 19.20 m2 tecavüzü olduğunun keşfen saptandığı görülmektedir.

Her ne kadar, 16 no’lu parsel paylı mülkiyet üzere ve dava dışı paydaşlar da bulunmakta ise de oluşturulan fiili durum itibariyle teknik bilirkişi raporunda gösterildiği biçimde davalının taşkın olacak şekilde yapılanarak elattığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; başkasının taşınmazına, temelli ve kalıcı nitelikte yapı yapılması durumunda, Medeni Kanunun 684 ve 718. maddelerinin hükümleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüzü) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış Medeni Kanunun 722, 723, 724. maddelerinin özel hükümleri ile düzenlemeyi uygun bulmuştur.

Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli esaslı ve tamamlayıcı (mütemmim cüz) nitelikte yapı yapmışsa ve (Medeni Kanunun 724. maddesine göre) “yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini istiyebilir.” Söz konusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere taşınmazın mülkiyetinin yapı malikine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Medeni Kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda kuşku yoktur. Bu kural, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder. Böyle bir davada iyiniyetli olduğunu iddia eden kişinin 14.02.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir, ikinci koşul ise, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul, dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır. Üçüncü koşul olarak ta yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir. Uygun bedel genellikle yapı için lazım olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde meydana gelecek noksanlıklar, varsa taşınmaza bağlı öteki zararlar gözönünde bulundurularak, bu bedelin aşılması hak ve nesafet kuralı gereğidir. Hemen belirtmek gerekir ki, temliken tescil isteme hakkı ancak, yapı yapıldığı sıradaki taşınmazın maliki olan kişiye karşı açılacak davada ileri sürülebilecek bir kişisel hak olup, yenilik doğurucu bu dava sonunda verilen kararın kesinleşmesinden sonra ayni hakka dönüşebilir.

Öte yandan, Medeni Kanunun 722. maddesi taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Ne var ki, yasada aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının göz önünde tutulmasında yarar vardır. Değinilen maddenin düzenlemesine yol açan asıl neden, meydana getirilen yapının korunmasındaki mevcut olan genel iktisadi yarardır. Diğer bir söyleyişle yapının yıkımı halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir. Bununla birlikte gerektiğinde özel ve teknik hususlarda uzman bilirkişilerin bilgisine başvurulmak suretiyle taşınmaz sahibinin o yapıdan yararlanma derecesi arsanın bütünlüğünün bozulup bozulmaması taşınmazın değerinde doğacak noksanlık gibi sübjektif olgularda dikkate alınmalıdır.

Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine (muhik) bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı Yasanın 723. maddesinde belirtilmiştir. Bu durumda, 04.03.1953 tarih 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat) sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise, taşınmaz maliki yönünden yapının sübjektif (öznel) olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır.

Somut olaya gelince, mahallinde iki kez keşfe gidildiği, birinci keşifte hazır bulunan tek inşaat bilirkişinin “tecavüzlü kısmın yıkılması durumunda yapının diğer kısımlarının zarar görebileceğini” bildirmesine karşın, ikinci keşfe üç inşaat bilirkişinin katıldığı ve bunlar tarafından verilen hükme elverişli, yeterli ve açıklayıcı teknik bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, taşkın olan bölümün “bitişiğindeki binaya o binanın bir parçası gibi yapılmış, üzeri bitişik binanın terası, içi ise dükkan olarak kullanılan bir yapıdan” ibaret olduğu ve taşkın olan bölümün yıkılması halinde yapının ana nüvesine bir zarar vermeyeceği, diğer taraftan, çaplı taşınmaza taşkın yapılanma halinde yapı sahibinin iyiniyetli olduğunun kabul edilebilmesi bakımından öncelikle Tapu Sicil Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü veya Belediyeye müracaat edilerek kendi çap kaydının kapsamını tayin ettirmesi, buna göre belirlenen ölçüm dahilinde yapılanma olursa ancak bu halde iyiniyetli olduğunun kabulünün mümkün olacağı sabittir. Oysa, davalının resmi olarak yukarıda belirtilen merciilere müracaat ettiği kanıtlanamamıştır.

Öyle ise, TMK.nın 725. maddesinin öngördüğü ilk şart olan iyiniyet koşulunu davalının taşıdığı kabul edilemez, iyiniyet olmadığı takdirde de, diğer koşulların araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, davacının davasının kabulüne, savunma yoluyla getirilen temliken tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün, açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Haksız İnşaat Konusunda Yargıtay Kararları
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2462 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.