İdarelerin Arazi ve Arsa Düzenlemesi Yapmaya Zorlanıp Zorlanmayacağı

Türk idare hukukunda genel kabul gören görüşe göre idareler yargı kararıyla idari işlem yapmaya zorlanamazlar. Danıştay’da yakın zamana kadar verdiği kararlarında idarelerin yargı kararıyla parselasyon yapmaya zorlanamayacağına karar vermekteydi.

Fakat bir alanda parselasyon işlemlerinin uzun süre yapılmaması bazı durumlarda mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır. Özellikle büyük bir kısmı imar planında kamu alanlarında rastlayan parsellerin bulunduğu alanlarda arazi ve arsa düzenlemesi yapılmaması, özellikle kamulaştırmaların zamanında yapılmadığı durumlarda malikin parselinden yararlanamaması sonucunu doğurmaktadır. Özellikle parselin denk geldiği imar adasındaki diğer parsellerin ifraz-tevhit ile oluşturulduğu durumlarda imar adasında parselasyon yapılmamakta; idarelerin de ödenek yokluğunu gerekçe göstererek kamulaştırma yapmaktan kaçınmaları halinde, büyük bir kısmı imar planında kamu alanlarında rastlayan parsel malikleri mağdur olmaktadır. Çünkü böyle bir durumda parsel malikleri taşınmazlarını diledikleri gibi kullanamamaktadırlar. Danıştay ise yakın zamana kadar verdiği kararlarında idarelerin yargı kararıyla ne kamulaştırma yapmaya ne de arazi ve arsa düzenlemesi yapmaya zorlanamayacağına karar vermekteydi.

Gerek İmar Kanunu’nda ve gerekse bu Kanun’la ilgili yönetmeliklerde, idareleri, uygulama imar planı yapıldıktan sonra belirli bir süre içerisinde arazi ve arsa düzenlemesi yapmaya zorlayan bir hüküm bulunmamaktadır. Her ne kadar AAD Uygulama Yönetmeliğinin 5. maddesinde “Belediye ve mücavir alan sınırı içinde belediyeler, belediye encümeni kararı ile; dışında valilikler, il idare kurulu kararı ile; beş yıllık imar programlarında öncelik tanımak ve beldenin inkişaf ve ihtiyaç durumuna göre, yeterli miktarda arsayı, konut yapımına hazır bulunduracak şekilde düzenleme sahalarını tespit etmek ve uygulamasını yapmak mecburiyetindedir. Konut yapımına hazır arsa sayısının, bir önceki yıl verilen inşaat ruhsatından az olmamasına dikkat edilir” hükmü yer almakta ise de gerek Kanun’da ve gerekse bu Yönetmelik’te arsa üretmemenin yaptırımı bulunmadığı için bu hüküm, idareleri arazi ve arsa düzenlemesi yapmaya zorlamak için bir dayanak teşkil etmemektedir.

Danıştay da yakın zamana kadar verdiği kararlarında, uygulama imar planının bulunmasının, idarelerin yargı kararı ile, arazi ve arsa düzenlemesi yapmaya zorlanabileceği anlamına gelmeyeceğini; bu hususun, idarenin takdir yetkisi dâhilinde olduğunu vurgulamaktaydı.

Örneğin Danıştay 6. Dairesi, 16.03.1988, E:1987/903, K:1988/389: “(K)enti tüm çevresi ile birlikte ele alan ve şehrin sağlıklı ve düzenli gelişmesini amaçlayan 1/5000 ölçekli nazım imar planı çalışmalarının sürdüğü ve 5 yıllık imar programının henüz hazırlanmadığı bir aşamada ve gerek İmar Kanunuyla gerekse ilgili yönetmelikle imar planının hazırlanmasından hemen sonra parselasyon planlarının yapılması gerektiğini öngören, bu konuya belirli bir süre getiren bir kural olmaması nedeniyle idarenin yargı kararı yoluyla parselasyon planı yaptırmaya zorlanmasına olanak bulunmamaktadır.”

Üstelik Danıştay kararlarında, idare hukukunun genel ilkelerine göre idareler, yargı kararı ile bir tasarrufta bulunmaya zorlanmayacağı; bu nedenle yargı kararı yolu ile idareleri arazi ve arsa düzenlemesi yapmaya zorlamak mümkün bulunmadığı ifade edilmekteydi. Örneğin Danıştay 6. Dairesi, 18.06.1992, E:1990/1956, K:1992/2894: Taşınmazın parselasyona tabi tutulması isteminin reddi yolundaki işlemde, yörenin 5 yıllık programda olmaması ve idarelerin yargısal yoldan bir tasarrufa zorlanamaması nedeniyle isabetsizlik görülmediği…

Dava, davacıya ait parseller ile başka kişilere ait parselleri içeren alana 3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin uygulanması istemin reddine ilişkin işlemin iptali isteğiyle açılmış, İdare Mahkemesince; mevzuat hükümlerine göre belediyelerin 5 yıllık imar programı hazırlamaları gerekmekte olup, dava konusu ada hakkında belediyenin böyle bir hazırlığının olmadığı, öte yandan İdare Hukuku ilkelerine göre, idarelerin kazai yoldan bir tasarrufa zorlanması da hukuken mümkün bulunmadığından, davacı isteğinin reddinde yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu işlemin iptali istemi ile açılan davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki temyize konu Manisa İdare Mahkemesinin 6.6.1990 günlü 1990/399 sayılı kararında, (…)hiçbirisi bulunmadığından bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanmasına karar verildi.”

Fakat uygulama imar planlarında kamu ya da umumi hizmet alanlarında kalan fakat ilgili kamu idaresi tarafından uzun süre kamulaştırılmayan taşınmazların durumuyla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen bazı kararlar, belirli bir süreçten sonra Danıştay kararlarını da etkilemiştir. Daha önceki kararlarında idarelerin parselasyon yapmaya zorlanamayacağını vurgulayan Danıştay 6. Dairesi, 17.04.2013 tarihli ve E:2011/8152, K:2013/2702 sayılı kararında imar planında yol ve otopark olarak belirlenen ve imar adasının büyük bir kısmı yapılaşan ancak 5 yıllık imar programına alınmaması sonucu kamulaştırılmayan taşınmaz açısından 18. maddenin uygulanmasının zorunlu olduğuna karar verilmiştir. Altıncı Daire bu kararında imar planında resmi ya da umumi hizmet alanlarına ayrılan taşınmazların uzun süre kamulaştırılmamasını İmar Kanunu’nun 10. maddesine aykırı bulmuştur. Bu karara göre imar planında resmi ya da umumi hizmet alanına ayrılan taşınmazların, planın yürürlüğe girmesinden sonra en geç üç ay içerisinde hazırlanacak imar programına alınarak kamulaştırılması ya da bu yapılamıyorsa 18. maddenin uygulanması zorunludur.

Danıştay 6. Dairesi, 17.04.2013, E:2011/8152, K:2013/2702: Davacının başvurusu üzerine İmar Kanunu’nun 10. maddesi hükmü uygulanmak suretiyle söz konusu taşınmazın imar programına alınması gerekirken, davalı idarece söz konusu imar adasında 18. madde uygulanmasını gerektiren kriterler bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde ve davanın reddine dair İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı.

Yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, belirlenen düzenleme sahasının bir müstakil imar adasından küçük olmaması gerekmekle birlikte; imar adasının büyük bir kısmının imar mevzuatına uygun bir şekilde teşekkül etmiş olması halinde, adanın geri kalan kadastro parsellerinin müstakil bir imar düzenlenmesine konu teşkil edebileceği görülmektedir. Bu durumda, mülkiyet hakkının özünü zedeleyen uygulamaların İmar Kanunu’nun 10. maddesine açıkça aykırı olduğu hususu göz önüne alındığında, davacının başvurusu üzerine İmar Kanunu’nun 10. maddesi hükmü uygulanmak suretiyle söz konusu taşınmazın imar programına alınması gerekirken, davalı idarece söz konusu imar adasında 18. madde uygulanmasını gerektiren kriterler bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde ve davanın reddine dair İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Aynı Daire tarafından verilen E:2012/3814, K:2013/7931 sayılı kararda ise 3194 sayılı İmar Kanunu’nun Kanun’un 10. maddesinde de, belediyelerin; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları hükmüne yer verilmek suretiyle belediyelere, imar planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını hazırlama zorunluluğu yüklendiği, ayrıca Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğine göre bir parselin bulunduğu imar adasına ait parselasyon planı yapılıp belediye encümenince kabul edilip tapuya tescil edilmeden o adadaki herhangi bir parsele yapı ruhsatı verilemeyeceği, bu mevzuat hükümleri uyarınca asıl olan planlı gelişim olduğundan ve plana göre parselasyon işlemi yapılmadan yapı ruhsatı verilemeyeceğinden yörenin imar planlarının yapılmasından sonra parselasyon işlemi yapılarak plana uygun yapılaşma olabilecek imar parsellerinin oluşturulması zorunlu olduğu karara bağlanmıştır. Kararda imar planına uygun parselasyon işleminin davalı idarece yapılması zorunlu olduğundan, ilk derece mahkemesinin, idareleri parselasyon yapmaya zorlayan herhangi bir hükmün bulunmadığı ve yargı kararı ile de idarelerin parselasyon yapmaya zorlanamayacağı gerekçesinde isabet bulunmadığı ifade edilmiştir.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2689 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.