İmar Kanunu 18. Madde Uygulamalarıyla İlgili Danıştay Kararları-1

Danıştay 6. Dairesi, E. 1996/789 K. 1997/385 T. 21.1.1997

ÖZET: Belediye ve mücavir alan içinde parselasyon planlarının hazırlanması ve parselasyon işlemlerinin yapılmasında yetkili organ belediye encümenidir.

Türk milleti adına karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü: Dava, Orman Genel Müdürlüğüne ait 51-52 pafta, 46 ada, 1 sayılı parseli de kapsamına alan bölgede 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin uygulanmasını içeren 3.10.1994 günlü, 69 sayılı belediye meclisi kararının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin uygulanmasına ilişkin 27.12.1991 günlü, 44 sayılı Belediye Meclisi kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki 16.6.1994 günlü, E:1993/357, K:1994/716 sayılı kararın Danıştay Altıncı Dairesinin 16.2.1995 günlü, E:1994/3957, K:1995/774 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, aynı yer ile ilgili 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin uygulanmasını içeren 3.10.1994 günlü meclis kararının iptali istemiyle dava açıldığı, daha önce aynı konuda açılan dava sonucunda verilen kararın kesinleşmesi nedeniyle, davalı idarece aynı doğrultuda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davanın incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun Parselasyon Planlarının Hazırlanması ve Tescili başlıklı 19. maddesinde, imar planlarına göre parselasyon planlarının yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise İl İdare Kurulunun onayından sonra yürürlüğe gireceği; İmar Kanununun 18. maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin, Parselasyon Planlarının Onayı başlıklı 39. maddesinde parselasyon planlarının düzenleme işlerine ait belgelerle beraber belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise İl İdare Kurulunun onayından sonra yürürlüğe gireceği hükme bağlanmış bulunmaktadır.

Bu düzenlemelerin ışığı altında parselasyon planlarının hazırlanması ve parselasyon işlemlerinin yapılmasında yetkili organın belediye ve mücavir alanı içinde belediye encümenleri olduğu anlaşılmaktadır.

Dava konusu 3.10.1994 günlü, 69 sayılı belediye meclisi kararının sadece mevzuat uyarınca parselasyon planlarının onaylanması ve parselasyon işlemlerinin yapılması konusunda yetkili bulunan belediye encümenine bu bölgede 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemi yapılması önerisini içeren idari davaya konu olabilecek nitelikte uygulanabilir, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı açık olduğu gibi ortada henüz mevzuata uygun bir biçimde yetkili organca tesis edilmiş bir parselasyon işleminden de söz edilemeyeceğinden, idare mahkemesince davanın reddedilmesinde sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Erzurum İdare Mahkemesinin 2.10.1995 günlü, E:1995/301, K:1995/988 sayılı kararının ONANMASINA, 21.1.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E:1989/2266 K:1990/1426  T: 25.06.1990

Parselasyon planına konu yerdeki kamu alanlarının tüm parsellerden eşit şekilde alınacak paylarla oluşturulması gerektiğinden, düzenleme işleminin sadece bir parsel malikine daha fazla müstakil parsel tahsisinin mümkün olup olmadığı noktasından incelenmesinde isabet görülmediği hk.<

Dava, taşınmazın 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi uyarınca düzenlemeye tabi tutulmasına ilişkin işlemin iptali dileğiyle açılmış, İdare Mahkemesince mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak dava konusu işlem iptal edilmiş, karar davalı Belediye Başkanlığınca temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesinde, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın birbirleri ile, yol fazlaları ile kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunlar yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve resen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyelerin yetkili oldukları kuralı yer almıştır.

Bu kuralın amacının, kadastral parselleri imar parselleri haline dönüştürerek imar planına uygun sağlıklı yaklaşmayı temin etmek olduğu açıkça ortadadır.

Olayda, davacıya ait kadastral parselin yürürlükteki imar planında büyük bölümünün terminal alanında kaldığı, yapılan düzenleme işlemi ile Düzenleme Ortaklık Payı çıktıktan sonra … m2’sinin imara tahsis edildiği, düzenleme sınırı içinde terminal alanında kalan taşınmazların terminal alanına ortak edilebilmesi amacıyla sadece … m2’sinin kamulaştırılmasının öngörüldüğü, dava konusu parselin imara ayrılan kısmına karşılık çoğu Kadastral taşınmazın bulunduğu bölgeden 18 adet imar parselinin müstakilen verildiği, düzenleme alanı içerisinde öteki maliklerin hakları da göz önüne alınarak 11 ayrı imar parselinde ise muhtelif miktarlarda hisselendirildiği anlaşılmaktadır.

İdare Mahkemesince mahallinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda ise, yapılan düzenleme bütünü ile ele alınarak düzenleme alanındaki öteki parsel sahiplerinin de hakları gözetilmeksizin sadece davacıya daha fazla müstakil parsel verilebileceği hususunun tartışıldığı, nitekim anılan bilirkişi raporuna davalı belediyece vaki itirazın mahkemece ciddi bulunarak bilirkişilerden ek rapor istendiği, bu istem üzerine bir bilirkişi tarafından ek rapor adı altında yine davacıya daha fazla müstakil parsel verilebileceğini öne süren bir alternatif düzenleme planının ibraz edildiği keza dosyada bulunan bilirkişi ve ek bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır.

Yukarıda da değinildiği gibi, imar planına uygun imar parselleri oluşturmayı amaçlayan düzenleme işleminin yapılması sırasında göz önüne alınması gerekli en önemli hususun, düzenleme alanında yer alan, yeşil alan, terminal alanı vs. gibi kamu hizmet ve tesislerine tüm parsel maliklerinin eşit ölçüde katılımını sağlamak ve bu yolla kamu külfetlerinin dengeli dağılımını gerçekleştirmek olduğu kuşkusuzdur.

Oysa düzenleme işleminin sadece bir parsel malikine daha fazla müstakil parsel tahsisinin mümkün olup olmadığı noktasından hareketle sonuca ulaşan bilirkişi raporuna itibar edilmek suretiyle işlemin iptalinde usul ve yasaya uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle eksik incelemeye dayalı temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1994/712 K. 1994/3393 T. 7.10.1994

ÖZET: 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyonun sınırlarının dayanağı olan imar planı sınırları ile mutlaka çakışması zorunlu olmayıp imar planlarının parça parça imar düzenlemesine tabi tutulması mümkündür.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altınca Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan düzenlemenin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; dosyadaki bilgi ve belgeler ile mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun birlikte incelenmesinden imar planının tasdik sınırı ile düzenleme sınırının çakıştırılmamasının mevzi imar planının işlevsel bütünlüğünü ve dengesini bozduğu, böylece uygulamaya alınan sınır içinde kalan alanda sosyal alt yapının sağlanmasının zorlaştığı, kentsel donatım için gerekli kamu alanlarının hazineye ait araziye denk getirilerek daha sonra bedelsiz terklerin sağlanmasının amaçlandığı, uygulama sınırının zorlanması bir taraftan mevcut imar planı ile imar yönetmeliklerini zorlarken yapılan uygulamanın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi ile uygulama yönetmeliğinin II. bölümün 7. maddesine uymadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, 1/1.000 ölçekli mevzii imar planı uyarınca imar parsellerinin oluşturulması şeklinde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca düzenleme yapıldığı, mevzii imar planının parselasyon planı dışında kalan bölümünün ağaçlandırılacak alan ve arıtma tesisi olarak ayrıldığı, bu nedenle parselasyon işlemine tabi tutulmasında bir zorunluluk bulunmadığı anlaşılmaktadır. 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyonun sınırlarının, dayanağı olan imar planı sınırları ile mutlaka çakışması zorunlu olmayıp, imar planlarının parça parça imar düzenlemesine tabi tutulması mümkündür.

Milli Emlak Kitabı

Bu nedenle imar mevzuatına uygun olan düzenleme işleminin, düzenleme sınırının dayanağı olan imar planı sınırları ile çakışmaması nedeniyle iptali yolundaki idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenler temyize konu Manisa İdare Mahkemesinin 22.9.1993 günlü, E: 1992/458, K: 1993/578 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 7.10.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1996/2577 K. 1997/828 T. 19.2.1997

ÖZET: Etaplar halinde yapılan imar planı doğrultusunda etapların düzenleme sınırları belirlenerek parselasyon yapılması hukuka aykırı değildir.

Türk milleti adına karar veren Danıştay Altıncı Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … mevkii, 471 ve 475 parsel sayılı taşınmazın da bulunduğu alanda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporla dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden planlanan bölgenin 6 etap halinde düzenlendiği, 1, 2, 3. ve 4 no`lu düzenleme sahalarında % 35 oranında düzenleme ortaklık payı, % 4 – % 8 oranında kamu tesis alanlarına tahsis olarak alındığı, 5 ve 6 nolu düzenleme sahasında ise % 18 oranında düzenleme ortaklık payı alınacak şekilde düzenleme sınırlarının belirlendiği, 6 nolu düzenleme alanında kalan davacı parsellerinden düzenleme ortaklık payı alındıktan sonra aynı yerden aynı fonksiyon ve yapılaşma koşulları ile uygulama yapılarak müstakil yer verildiğinin anlaşıldığı ancak dengeli bir düzenleme ortaklık payı dağılımı sağlanmadan düzenleme sınırları saptandığından düzenleme ve dağıtım tekniği ile ilgili mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiş, karar davalı vekillerce temyiz edilmiştir.

İmar Kanununun 18. maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile ilgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin (a) bendinde düzenleme sahasının, sınırı tespit edilerek düzenlenmesine karar verilen saha olduğu, aynı maddenin (b) bendinde, düzenleme sınırının, düzenlenecek imar adalarının imar planına göre yol, meydan, park, genel otopark, yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile cami ve karakol yerlerini çevreleyen sınır olduğu; 5. maddesinde ise, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelerin, belediye encümen kararı ile; dışında valiliklerin, il idare kurulu kararı ile; 5 yıllık imar programlarında öncelik tanımak ve beldenin inkişaf ve ihtiyaç durumuna göre, yeterli miktarda arsayı, konut yapımına hazır bulunduracak şekilde düzenleme sahalarını tespit etmek ve uygulamasını yapmak mecburiyetinde oldukları, konut yapımına hazır arsa sayısının bir önceki yıl verilen inşaat ruhsatından az olmamasına dikkat edileceği, belirlenen düzenleme sahasının bir müstakil imar adasından daha küçük olamayacağı, ancak, imar adasının büyük bir kısmının imar mevzuatına uygun bir şekilde teşekkül etmiş olması nedeniyle, yeniden düzenlemesine ihtiyaç bulunmaması ve diğer kısmında bir kaç taşınmaz malın tevhit ve ifraz yoluyla imar planı ve imar mevzuatına uygun imar parsellerinin elde edilmesinin mümkün olduğu hallerde, adanın geri kalan kadastro parsellerinin müstakil bir imar düzenlemesine konu teşkil edebileceği, düzenlemeye tabi tutulması gerektiği halde İmar Kanununun 18. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayan hallerde, müstakil inşaata elverişli olan kadastro parsellerine plana göre inşaat ruhsatı verileceği; aynı yönetmeliğin 10. maddesinde düzenlemeyle oluşacak imar parsellerinin mümkün mertebe aynı yerdeki veya yakınındaki eski parsellere tahsisinin sağlanacağı; 11. maddesinde de bir düzenleme sahasında tespit edilen düzenleme ortaklık payı miktarının bu saha içindeki kadastro veya imar parsellerinin yüzölçümü miktarına oranı olduğu hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgenin 6 etap halinde planlandığı ve bu etaplarda 18. madde uygulaması yapılmadan inşaat uygulamasına geçilemeyeceği notu getirildiği, bu nota uygun şekilde 1/1.000 ölçekli imar planı üzerinde numaralanmak ve sınır çizgileri işaretlenmek suretiyle belirtilen etap sınırlarının uygulama sınırı olarak ele alınıp 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca uygulama yapıldığı, 1,2,3 ve 4 no`lu düzenleme sahalarında % 35 oranında düzenleme ortaklık payı, % 4 – % 8 arasındaki oranda da kamu tesis alanlarına tahsis olarak alındığı, 5 ve 6 nolu düzenleme sahasında ise % 18 oranında düzenleme ortaklık payı alındığı, 6 nolu düzenleme sahasında kalan davacı parsellerinden % 18 oranında düzenleme ortaklık payı alındıktan sonra kalan miktarın aynı yerde oluşturulan ve aynı fonksiyon ve yapılanma koşulu ile uygulaması yapılmış müstakil imar parseli olarak davacıya tahsis edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda etap etap yapılan imar planı doğrultusunda düzenleme sınırları belirlenerek parselasyon yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gibi, altı bölge halinde belirlenen düzenleme alanlarının her birinden farklı oranlarda düzenleme ortaklık payı alınmasının bu alanların niteliğinin farklı olmasından kaynaklandığı, kaldı ki aynı düzenleme sahası içinde düzenleme ortaklık paylarının eşit olarak alındığı görüldüğünden mahkemece bu hususlar göz önünde bulundurulmadan verilen kararda isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle Antalya 1. İdare Mahkemesinin 14.2.1996 günlü, E:1993/1078, K: 1996/228 sayılı kararının bozulmasına, 19.2.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 2002/5617 K. 2004/1412 T. 10.3.2004

ÖZET: Parselasyon gibi mülkiyete ilişkin işlemlerde, düzenleme sahasına dahil edilmiş bulunan parsellerin tek tek belirtilmesi gerekir. Olayda ise, bu husus göz ardı edilerek sadece birkaç ada ve parsel isminin belirtilmesi suretiyle “vs.” ibaresi kullanıldığından ve davacılara ait taşınmazların parsel numaraları belediye encümeni kararında açıkça belirtilmediğinden hukuka aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemin iptali gerekir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, davacılara ait Malatya İli, … ada, … ve … sayılı parsellerin bulunduğu alanda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemine ilişkin 5.8.1997 günlü, 3292 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, parselasyon gibi mülkiyete ilişkin işlemlerde, düzenleme sahasına dahil edilmiş bulunan parsellerin tek tek belirtilmesinin gerektiği, olayda ise, bu husus gözardı edilerek sadece birkaç ada ve parsel isminin belirtilmesi suretiyle “vs.” ibaresinin kullanıldığı ve davacılara ait taşınmazların parsel numaralarının belediye encümeni kararında açıkça belirtilmediği gerekçesiyle hukuka aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare verilince temyiz edilmiştir.

SONUÇ: Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki temyize konu Malatya İdare Mahkemesinin 20.6.2002 günlü, E:2001/1593, K:2002/836 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1.fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının ONANMASINA, fazla yatırılan 7.530.000.-lira harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 10.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/1684 K: 2007/3246 T: 4.6.2007

Özeti: Parselasyon işleminin 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılması gerektiğinden, tapu senedi ile kadastro yüzölçümleri arasındaki farklılık olduğu ve tapu kayıtlarının esas alınarak parselasyon işlemi yapılamayacağı gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptal edilmesinde, hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dava, Tokat İli, … Mahallesi, 355 ada, 23 sayılı parselin bulunduğu alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemine ilişkin 21.6.2000 günlü, 942 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, uygulamaya giren taşınmazların yalnızca tapu yüzölçümlerinin dikkate alındığı, kadastrodan temin edilen ölçü krokilerinden yararlanılarak hesaplanan alanların ve kadastral sınırların dikkate alınmadığı, taşınmazların tapu senedi ile kadastro yüzölçümleri arasındaki farkın kabul edilebilir değerlerin üzerinde olduğu, idarenin bu farkların nedenini araştırıp gidermesi ve gerçeğe en yakın yüzölçümleri uygulamaya sokmasının gerektiği, sadece tapu alanlarının hesaba katıldığı parselasyon işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinde, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri, malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya; müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve resen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyelerin yetkili olduğu, hükme bağlanmıştır.

Kadastro çalışmalarının yapılmasından sonra tapuya tescil işlemlerinin yapılacağı ve kadastro alanı ile tapu kayıtları arasında fark olması durumunda buna ilişkin uyuşmazlıkların adli yargı yerince çözümleneceği açıktır.

Parselasyon işlemi ise, yukarda anılan Kanun hükmü uyarınca tapu kayıtları üzerinden yapılacağından, tapu kayıtları esas alınarak parselasyon işlemi yapılmasında hukuka aykırılık bulunmaktadır.

Bu durumda, Mahkemece anılan gerekçeyle dava konusu işlemin iptal edilmesinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin 26.10.2004 günlü, E:2004/326, K:2004/1187 sayılı kararının BOZULMASINA, 22,00 YTL. karar harcı ile fazla yatırılan 17,00 YTL harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 4.6.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1990/5 K. 1991/2101 T. 22.10.1991

ÖZET: Parselasyon işlemi nedeniyle düzenleme sınırı içerisindeki kamu alanlarının karşılanması amacıyla %35’e kadar düzenleme ortaklık payı alınabileceğinden, belediyece böyle bir hesaplama yapılmaksızın %35 pay alınmak suretiyle belediye adına imar parselleri oluşturulmasında isabet yoktur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakimi A.Ö.’ün açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, … ilçesi, .. Mah. Tapunun 247 ada, 58 parsel sayılı taşınmazını da içeren ıslah imar planı yapılmasına ilişkin işlemin iptali dileğiyle açılmış, İdare Mahkemesince; yapılan düzenleme ile davacının taşınmazındaki hissesinden %35 düzenleme ortaklık payı düşüldükten sonra kalan kısmına karşılık toplam 649 m2 lik tam ve hissesinin bulunmadığının anlaşıldığı, bu durumda işlemde yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

2981 sayılı Kanunun 3290 sayılı Kanunla değişik 18. maddesinin ( c ) bendinde, ıslah imar planı uygulamaları gereği gecekondu ve imar mevzuatına aykırı yapılanmış sahalarda arsanın %35 ine kadar düzenleme ortaklık payı alınabileceği belirtilmiş, 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinde ise düzenleme ortaklık paylarının düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi yeşil saha, cami ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamayacağı kuralı yer almıştır.

Anılan Yasa maddelerinin amacı, yapılacak düzenleme ile imar sınırı içindeki arazileri inşaata elverişli imar parselleri haline getirmek ve bu düzenleme sonucunda oluşan imar parsellerinin ihtiyacı olan kamu hizmet alanlarına da taşınmaz sahiplerinin katılımını sağlamak olup, söz konusu katılımın en çok %35 oranında alınabilecek düzenleme ortaklık payları ile gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Değinilen ortaklık payı oranının mutlak olmayıp alınabilecek azami miktarı ifade ettiği, başka bir deyişle düzenleme alanının hesaplanacak ihtiyacı olan umumi hizmet tesisleri kadarının alınabileceği ortadadır. Olayda ise, ne davacının hissedar olduğu taşınmazda ne de ıslah imar planı uygulamasının yapıldığı bölgede yer alan parsellerde belediyenin hiç hissesi bulunmadığı halde alınan %35 oranında düzenleme ortaklık payı ile belediye adına muhtelif müstakil ve hisseli parseller oluşturulduğu temyiz dosyası içerisinde yer alan belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.

Yukarıda da değinildiği gibi yasada öngörülen düzenleme ortaklık payı mutlak bir değeri ifade etmeyip, ancak düzenleme alanında umumi hizmetlere giden kısımlar hesaplandıktan sonra alınabileceği cihetle böyle bir hesaplama yapılmazsızın azami oran olan %35 pay alınıp, bunun da belediye adına imar parselleri oluşturmakta kullanılmasında yasaya aykırılık açıktır.

Diğer taraftan, davacıya tahsis edilen parseller içinde belediye hissesinin bulunmamasının da işlemi sağlıklı kılmayacağı ortadadır. Zira yasal amacına uygun kullanılmak üzere düzenleme ortaklık payı alınmadığında düzenleme bölgesinde alınacak oranın düşeceği kuşkusuzdur.

Bu itibarla işlemin iptali gerekirken, davacıya hissesi oranında müstakil ve hisseli parseller tahsis edildiğinden bahisle davanın reddinde isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı verilmiş temyize konu ……. İdare Mahkemesinin 3.10.1989 günlü, E:1988/324, K:1989/450 sayılı kararının bozulmasına dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 22.10.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1997/5781 K. 1998/6711 T. 22.12.1998

ÖZET: Ada dağıtım cetvellerinde dağıtıma ilişkin tüm bilgilerin sağlıklı biçimde yer alması gerektiğinden, bu kayıtların hatalı ve belirsiz olması durumunda parselasyon işlemi hukuka aykırı duruma gelir.

Türk milleti adına karar veren Danıştay Altıncı Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Duruşma yapılmasına gerek görülmedi.

Dava, … Merkez, … Mahallesinde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemine ilişkin 19.10.1987 günlü, 5573 sayılı belediye encümeni kararının davacıya ait (eski) 503 ada, 7 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, taşınmazın bulunduğu yerde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu parselin imar planında büyük oranda kamuya ait alanlarda kaldığı, eski yerinden taşınmaz tahsis edilmesi olanağı bulunmadığından, parselasyon alanında bulunan yapılaşmamış yerlerde oluşturulan parsellerden yer tahsis edilmesi suretiyle dağıtım yapıldığı, düzenleme ortaklık payının yasal sınır olan % 35`in altında alındığı, % 15-20 oranında kamu arsalarına hisselendirme yapıldığı ve kadastral parsel çok paydaşlı olduğundan, tahsis edilen imar parsellerinin de çok paydaşlı olduğu anlaşıldığından, işlemde mevzuata aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacının parselasyon işlemi sonucunda kendilerine taşınmazlarının tamamının tahsis edilmediği, eksik yer verildiği iddiası ile bu davayı açtığı, ancak, dosyada bulunan ada dağıtım cetvellerinde parsel maliklerinin isimleri bulunmadığından, çok sayıda paydaşı olan kadastral parselin yerine taşınmaz tahsis edilip edilmediğinin anlaşılamadığı ve dosyadaki diğer belgelerin uyuşmazlığın çözümlenmesi için yeterli bilgi içermediği anlaşılmaktadır.

İdare mahkemesince karara esas alınan bilirkişi raporunda, kadastral parselin bir çok paydaşı bulunduğundan parselasyon işlemi sonucunda oluşturulan imar parsellerinin de çok paydaşlı olduğu, ancak paydaşların dağıtım cetvelleri üzerinde tek tek isimleri yazılarak belirtilmediği, her bir imar parseli için bir tapu senedi düzenlenerek bu senedin arkasına o imar parselinde paydaş olanların isimleri ve paylarının yazıldığı, işlem dosyasında bulunan tapu senetlerinde imar parseli yüzölçümleri ile tapu senedinde verilen payda rakamlarının birbirini tutmadığı, bu nedenle, tahsis edilen imar parsellerinin yüzölçümlerinin anlaşılmadığı, tapuların arkasına düşülen kayıtların eksik ve okunamaz durumda olması nedeniyle kişilere tahsis edilen arsa ve miktarları hakkında sağlıklı bir karar verme olanağı bulunmadığı belirtilmektedir.

3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uygulamasına ilişkin yönetmeliğin 35. maddesinde düzenlenen imar adalarının parsellere ayrılan kısmının yüzölçümü ile her ada içerisine rastlayan kadastro ve varsa imar parsellerinin yeni yüzölçümleri toplamı karşılaştırılarak, kadastro ve varsa imar parselleri karşılığı olarak hangi imar adası içinde imar parselleri tahsis edilebileceği tesbit edilir ve bu amaçla bir tahsis cetveli düzenlenir; imar adaları içerisine yerleştirilen parsel sayısı ve her parselin yüzölçümü ile hangi kadastro ve varsa imar parselleri karşılık olarak verildiği, düzenlenecek ada dağıtım cetvelleri üzerinde gösterilir kuralı yer almakta; aynı yönetmeliğin tapu siciline beyan ve tescil başlıklı 41. maddesinde ise, tescil işlemi için tapu sicil müdürlüklerine gönderilen dağıtım cetvellerinin kadastro veya imar parsellerinin bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilir ve sonra sırayla imar parsellerinin tescili yapılır kuralı yer almaktadır.

Ada dağıtım cetvelleri ve diğer kayıtların dağıtıma ilişkin bilgileri sağlıklı bir şekilde içermesi zorunludur. Bu kayıtların hatalı ve belirsiz olması durumunda parselasyon işleminin hukuka uygun bir şekilde tesis edildiğinden söz edilemez.

Bu durum karşısında, davacı iddialarının açıklığa kavuşturulması amacıyla yukarıda anılan kurallar uyarınca düzenlenmiş olması gereken ada dağıtım cetvellerinin ve olayın çözümlenmesi için gerekli bulunan, taşınmazın eski ve yeni durumunu gösteren krokilerin, imar planı örneklerinin davalı idareden istenilmesi suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Antalya 2. İdare Mahkemesinin 17.6.1997 günlü, E: 1996/409, K: 1997/532 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 22.12.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1996/4650 K. 1996/5328 T. 26.11.1996

ÖZET: Anayasanın 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı bağlanmış, 2577 sayılı yasanın 7/2. maddesinde de buna koşut hüküm öngörülmüştür. Danıştay İçtihatları Birleşme Kurulunun parselasyon planlarına karşı açılacak davalara ilişkin 12.02.1970 tarih, 1969/2 E., 1970/1 K. sayılı İçtihadı birleşme kararında da ilan tarihinin dava açma süresinin başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince 23.11.1995 günlü, E: 1995/544, K: 1995/1161 sayılı Erzurum İdare Mahkemesi kararının Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyizen bozulması istemi incelenerek Tetkik Hakimi Ömer Köroğlu’nun açıklamaları dinlendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, davacıya ait Erzurum, Muratpaşa Mahallesi, Vaniefendi Mevkii, 8 pafta, 239 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazların 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemine tabi tutulmasına ilişkin 28.11.1994 günlü, 529 sayılı encümen kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, parselasyon işleminin 5.12.1994 tarihinden itibaren bir ay süreyle belediyede ilan edildiği, 5.1.1995 tarihinde askıdan indirildiği, 15.10.1994-13.12.1994 tarihleri arasında mahalli bir gazetede ilan edildiği, bu süreler içinde itiraz edilmediği ve tapuda tescil işleminin yapıldığı, parselasyona ilişkin duyurunun askıdan indirildiği 5.1.1995 tarihinden itibaren 60 gün içinde açılması gerekirken bu sürenin bitiminden sonra 6.6.1995 tarihinde açılan davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, temyiz edilmeyerek kesinleşen bu kararın Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuştur.

T.C. Anayasasının 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrasında da Anayasa kuralına paralel bir düzenleme getirilerek idari uyuşmazlıklarda dava açma süresinin yazılı bildiriminin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı belirtilmiş, 7201 sayılı Tebligat Kanununa İlişkin Tebligat Tüzüğünün 51. maddesinde ise tebliğin muhatap muttali olmuş ise geçerli olacağı, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi sayılacağı ve muhatabın tebliğe muttali olduğunun ve bunun tarihinin iddia ve ispatına cevaz bulunmadığı öngörülmüştür.

Nitekim Danıştay İçtihatları Birleşme Kurulunun parselasyon planlarına karşı açılacak davalara ilişkin 12.2.1970 günlü; E: 1969/2, K: 1970/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da Anayasanın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımının yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında ilan tarihini dava açma süresine başlangıç kabul etmenin imkansız olduğu; Anayasanın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlenmesi ve bu hükmün daha önceki Kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde konuyu yeniden düzenleyen Anayasa hükmünün uygulanmasının tabii olduğu hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca parselasyon planlarında ve dağıtım cetvellerinde kapsadıkları alan içindeki her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya şüyulu imar parsellerinin parsel büyüklükleri, hisse miktarı, parsellerin konumu gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden bu planların düzenlemeye konu olan taşınmazın sahipleri için sübjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuzdur.

Dosyanın incelenmesinden; dava konusu işlemin ilanen tebliği yoluna başvurulmadan önce davacının adresine tebligat yapıldığına ilişkin bir belge veya bilgi bulunmadığı, bu hususun idare mahkemesince de araştırılmadığı anlaşıldığından parselasyon işleminin ilan tarihinin işlemi öğrenme tarihi olarak alınması suretiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesine ilişkin idare mahkemesi kararı açıkça hukuka aykırı olmaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Erzurum İdare Mahkemesinin 23.11.1995 günlü, E: 1995/544, K: 1995/1161 sayılı kararının 2577 sayılı yasanın 51. maddesi uyarırıca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere BOZULMASINA 26.11.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1994/2996 K: 1994/3721 T: 24.10.1994

Parselasyon işlemleri bizzat muhatabına tebliği gerekli sübjektif ve kişisel işlemler olduğundan, parselasyon işlemi sonucunda verilen yeni parsellerin tapularının düzenlenme tarihinin işlemi öğrenme tarihi olarak alınması suretiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesinde isabet görülmediği hk.<

Dava, Bornava, Naldöken Köyünde, 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi uyarınca yapılan ve 4.5.1990 günlü, 580 sayılı Belediye Encümeni kararı ile kabul edilen düzenlemenin davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, davacının, parselasyon planı sonucu oluşan parsellerden kendisine tahsis edilen taşınmazın tapusunu aldığı 20.8.1990 tarihinde parselasyon işlemini öğrendiği, öğrenme tarihinden itibaren 60 günlük süre içinde, en geç 19.10.1990 gününde açılması gerekirken 22.5.1991 gününde dava açıldığı gerekçesi ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

T.C. Anayasasının 126.maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7.maddesinin 2.fıkrasında da Anayasa kuralına paralel bir düzenleme getirilerek idari uyuşmazlıklarda dava açma süresinin yazıyı bildirimin yapıldığı günden başlayacağı belirtilmiş, 7201 sayılı Tebligat Kanununa ilişkin Tebligat Tüzüğünün 51.maddesinde ise tebliğin muhatap muttali olmuş ise geçerli olacağı, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi sayılacağı ve muhatabın tebliğe muttali olduğunun ve bunun tarihin iddia ve ispatına cevaz bulunmadığı öngörülmüştür.

Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun parselasyon planlarına karşı açılacak davalara ilişkin 12.2.1970 günlü, 1970/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da Anayasanın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımının yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında ilan tarihini dava açma süresine başlangıç kabul etmenin imkansız olduğu, zira Anayasanın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlemesi ve bu hükmün daha önceki Kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde konuyu yeniden düzenleyen Anayasa hükmünün uygulanmasının tabii olduğu hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi uyarınca parselasyon planlarında ve dağıtım cetvellerinde kapsadıkları alan içindeki her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya şuyulu imar parsellerinin parsel büyüklükleri, hisse miktarı, parsellerin konumu gibi parsellerin parsel büyüklükleri, hisse miktarı, parsellerin konumu gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden bu planların düzenleme ye tabi tuttukları taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuzdur. Ayrıca, 2981 sayılı Yasanın 10/c maddesi uyarınca yapılan parselasyon planlarında da buna paralel kurallar yer almış bulunmaktadır. Bu itibarla idarenin böyle bir işlemi bizzat davacıya ve 7201 sayılı Yasanın ilgili hükümleri uyarınca tebliğ etmesi gerekmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu işlemin ilanen tebliği yoluna başvurulmadan önce davacının adresine tebligat yapılamadığına ilişkin bir belge veya bilgi bulunmadığı gibi parselasyon işlemi sonucunda tahsis edilen yeni parsellerin tapularının düzenlenmesi tarihinde işlemin davacı tarafından öğrenildiğini kanıtlayan bilgi ve belgenin de bulunmadığı, bu hususun İdare Mahkemesince de araştırılmadığı, davacının ise işlemin 10.4.1991 gününde öğrendiğinden bahisle, 22.5.1991 gününde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında, parselasyon işlemi sonucunda verilen yeni parsellerin tapularının düzenlenme tarihinin, işlemi öğrenme tarihi olarak alınması suretiyle, davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/392 K: 2006/851 T: 07.03.2006

İmar Kanununun 18.maddesi uyarınca yapılacak arazi ve arsa düzenlemesi ile ilgili esaslar hakkında yönetmeliğin 5. maddesi uyarınca parselasyon işlemlerini yapma yetkisi bulunan belediye encümenine tesis edilen işleme yapılan itirazın yine belediye encümeninde görüşülerek karara bağlanması gerekirken belediye başkanlığı işlemiyle reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.<

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, İlçesi, ? Beldesi, ? Mahallesi, ? ada, ? sayılı parseli de kapsayan alanda yapılan parselasyon işleminin 14.5.2003 günlü, 29 sayılı belediye encümeni kararı ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. ve 3290 sayılı Yasanın Ek:1. maddeleri ile 2981 sayılı Yasanın 10/c maddesine göre onaylanması üzerine bu işlemle hisseli duruma gelen davacıya ait taşınmazın müstakil hale getirilmesi yolunda yapılan itirazın reddine ilişkin 14.8.2003 günlü, 2343-2389 sayılı belediye başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi üzerine düzenlenen raporun dosyada yer alan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesinden, 2001 yılında onanan 1/1.000 ölçekli revizyon uygulama imar planına dayalı olarak 14.5.2003 günlü, 2003/29 sayılı belediye encümeni kararı ile parselasyon yapıldığı, davacının müstakil maliki olduğu parselde ruhsatlı yapısının bulunduğu, aynı ada, 1 ve 3 sayılı parseller üzerinde de inşa edilmiş ruhsatlı yapıların bulunduğu, parselasyon işlemiyle eski 57 ada, 1 ve 2 sayılı parsellerin birleştirilerek 863 m² yüzölçümlü üzerinde iki adet yapı bulunan yeni 2759 ada, 1 sayılı parsel ile diğeri 532 m² yüzölçümlü eski 57 ada, 3 sayılı parsel yerinde yeni 2759 ada 2 sayılı parselin oluşturulduğu, 10 metrelik yol cephesindeki üç adet parselde ruhsatlı yapılaşma olduğu, 2759 sayılı adanın ön köşesindeki üç yapının ayrı ayrı parsellerde korunmasının mümkün olduğu, tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş; bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

İmar Kanununun 18. Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5.maddesinde “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye encümeni kararı ile … yeterli miktarda arsayı, konut yapımına hazır bulunduracak şekilde düzenleme sahalarını tesbit etmek ve uygulamasını yapmak mecburiyetindedir ” hükmü getirilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu taşınmazı da kapsayan alanda belediye meclisinin 12.10.2001 günlü, 2001/24 sayılı kararı ile 1/1.000 ölçekli Bağlum 2.Etap Revizyon Uygulama İmar Planı ile İlave Uygulama İmar Planının kabul edildiği, bu planın uygulanması amacıyla belediye encümeninin 14.5.2003 günlü, 29 sayılı kararı ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18., 2981 sayılı Yasanın 10/c ile 3290 sayılı Yasanın Ek:1. maddeleri uyarınca kabul edilen parselasyon işlemine karşı askı süresi içerisinde davacı tarafından yapılan itirazın 14.8.2003 günlü, 2343-2389 sayılı belediye başkanlığı işlemiyle reddedildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda içeriğine yer verilen Yönetmelik hükmü uyarıca parselasyon işlemlerini yapmak yetkisi bulunan belediye encümenince tesis edilen işleme yapılan itirazın yine belediye encümeninde görüşülerek karara bağlanması gerekirken belediye başkanlığı işlemiyle reddedilmesi hukuka aykırıdır.

Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine göre yapılan parselasyon işleminde hisselerin ferdileştirilmesinin mümkün olmamasına karşın, 2981 sayılı Yasanın 10/c maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminde hisselerin mümkün olduğunca azaltılması ve müstakil parseller oluşturulması, imar parseli tahsis edilmeyecek küçüklükteki hisselerin bedele dönüştürülmesi amaçlandığından 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi ile 2981 sayılı Yasanın 10/c maddesinin birlikte uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Uyuşmazlığa konu olayda, davacının taşınmazını da kapsayan alanda 3194 sayılı Yasanın 18. ve 3290 sayılı Yasanın Ek:1. maddeleri ile 2981 sayılı Yasanın 10/c maddesi uyarınca parselasyon işlemi yapıldığı görüldüğünden, bu işlemin kabulü yolundaki belediye encümeni kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 14.10.2004 günlü, E:2003/1702, K:2004/1492 sayılı kararının yukarıda yer alan gerekçeyle ONANMASINA, fazla yatırılan 17,00 YTL harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 7.3.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1989/1352 K: 1990/1920 T: 25.10.1990

Parselasyon planına ilan süresi içerisinde itirazda bulunulması nedeniyle bu itirazın reddine ilişkin işlemin tebliğ tarihi itibariyle parselasyon işleminin kesinleşmesi söz konusu olduğundan, mahkemece 3194 sayılı İmar Kanununun bu konudaki özel hükmü göz önünde bulundurulmaksızın 2577 sayılı İYUK’nun 11.maddesine göre davanın süre yönünden reddinde isabet görülmediği hk.<

Dava, davacıya ait parseller ile 8 no’lu parseli de içeren, kısmi ada düzenlemesine ilişkin işlemin iptali isteğiyle açılmış, İdare Mahkemesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7 ve 11.madde hükümleri açıklandıktan sonra dava dosyasının incelenmesinden, uyuşmazlık konusu parselasyon planının 30.6.1988 tarihinden itibaren askıya çıkarıldığı 28.6.1988 günlü işlemin davacıya 1.7.1988 gününde tebliğ edildiği, davacının 22.7.1988 günlü dilekçe ile anılan düzenlemeye karşı itirazda bulunduğu, itirazın reddine ilişkin 4.8.1988 günlü, kararın 8.8.1988 gününde davacıya tebliğ edildiği, davacının ise 29.9.1988 gününde İdare Mahkemesine dava açtığı bu duruma göre 2.7.1988 gününde dava açma süresinin işlemeye başladığı 22.7.1988 günlü dilekçe ile dava açma süresinin 21.gününde durduğu, 8.8.1988 gününde itiraz neticesinin tebliğiyle dava açma süresinin yeniden işlemeye başladığı alan 39 günlük süre içinde engeç 16.9.1988 gününde açılması gerekirken 29.9.1988 gününde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle dava süre aşımı yönünden reddedilmiş karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı Yasanın Parselasyon Planlarının hazırlanması ve tescilini düzenleyen 19.maddesinin 1.fıkrasında “İmar Planlarına göre Parselasyon Planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise İl İdare Kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat Vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir. Yashih edilecek planlar hakkında da bu hüküm uygulanır kuralı yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu parselasyon planının 30.6.1988 tarihinde askıya çıkarıldığı, davacının 22.7.1988 tarihinde askı süresi bitmeden söz konusu işleme itiraz ettiği, Belediye Başkanlığının 4.8.1988 günlü itirazın reddine ilişkin kararının 8.8.1988 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacının da bu karar üzerine 29.9.1988 tarihinde İdare Mahkemesince dava açtığı anlaşılmıştır.

Bu durum karşısında parselasyon planının ilanı süresi içerisinde davacı tarafından itiraz edildiği nedeniyle bu itirazın reddine ilişkin işlemin tebliğ tarihi itibariyle parselasyon işleminin kesinleşmesi söz konusu olduğundan dava süresinin itiraza cevabın tebliğ tarihi olan 8.8.1988 tarihinden itibaren başlatılması gerekirken, Mahkemece 3194 sayılı İmar Kanununun bu konudaki özel hükmü göz önünde bulundurulmaksızın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 11.maddesine göre davanın süre yönünden reddine isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1993/3010 K. 1994/2444 T. 13.6.1994

ÖZET: Yapılan parselasyon işleminde şekil eksikliği olması durumunda idarelerin hatalı işlemleri düzeltebileceği ilkesi ile yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor da dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakimi Ö.K.`nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … Merkez 2. Bölge, … Mahallesi, 13 pafta, 79 ada, 36 parsel sayılı yerdeki taşınmazda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca düzenleme yapılmasına ilişkin 30.7.1991 günlü, 2290 sayılı belediye encümeni kararı ile bu karara yapılan itirazın reddine ilişkin 27.9.1991 günlü, 3182 sayılı encümen kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; davacının maliki bulunduğu 36 parsel sayılı taşınmazın içinde yer olmadığı bazı taşınmazların 18. madde uyarınca düzenlemeye tabi tutulmasına ilişkin 30.7.1991 günlü, belediye encümeni kararına dayanılarak davacı taşınmazında da 18. madde uygulaması yapıldığı, davacının bu uygulamaya yönelik olarak yaptığı itirazın 27.9.1991 günlü encümen kararı ile reddedildiği, 25.11.1991 gününde kayda giren dilekçe ile davanın açıldığı, dava dilekçesinin 16.12.1991 gününde idare tarafından tebellüğ edildiği, 20.17.1991 günlü, 4232 sayılı belediye encümeni kararı ile 30.7.1991 günlü belediye encümeni kararının 36 nolu parseli de içerecek şekilde düzeltildiği, bu durumda davacının taşınmazında 31.94 sayılı Yasanın 18. maddesinin uygulanacağına ilişkin herhangi bir idari işlem bulunmadığı halde uygulamaya gidilmiş olduğu, daha sonra uyuşmazlık konusu parselin bu kapsam içine alındığı, idarenin hukuk düzenin de değişiklik yaratan idari işlemlerinin yasal dayanaklarının bulunması ve idari yargı denetimi sırasında da bu dayanağın ortaya konulmasının zorunlu olduğu oysa, davacının parselinin 18. madde uyarınca düzenlemeye alınmasının hukuki dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemlerin davacının parseline ilişkin olan kısımlarının iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılarak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile ilgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin Düzenleme Sahalarının Tespiti Esasları başlıklı 5. maddesinde düzenleme sahasının bir müstakil imar adasından daha küçük olamayacağı hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, 13 pafta, 79 adanın iptali istenilen 30.7.1991 günlü, 2290 sayılı belediye encümeni kararıyla düzenlemeye tabi tutulduğu, sadece davacının 36 parselinin bu kararda gösterilmediği, ancak bu şekil noksanlığının daha sonra alınan 20.12.1991 günlü, 4232 sayılı encümen kararı ile giderilmiş olduğu ve düzenleme işleminin de İmar Kanununun 18. maddesinde belirlenen yöntem ve ilkeler uyarınca yapıldığı bilirkişi raporunun incelenmesinden anlaşılmaktadır.

Bu durumda İdarelerin hatalı işlemlerini düzeltebileceği ilkesi ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapordaki bulgular da gözetilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Sivas İdare Mahkemesinin 30.3.1993 günlü, E: 1991/571 K: 1993/107 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 13.6.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2004/772 K: 2006/83 T: 20.01.2006

Belediye encümenince yapılan parselasyon işleminde daha sonradan yapılacak düzeltmenin yine belediye encümeni kararı ile yapılarak, bu düzeltme kararı uyarınca yeniden dağıtım cetvelinin düzenlenerek askıya çıkarılması gerektiği hk.<

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, hazineye ait Erzurum, Soğukçermik köyü, ? parsel sayılı taşınmazı da kapsayan alanda 3194 sayılı Yasa’nın 18.maddesi uyarınca yapılan parselasyona ilişkin 20.6.2002 günlü, 125 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, parselasyona tabi tutulan tüm kadastral parsellerden eşit oranda düzenleme ortaklık payı alındığı, fiili durumun dikkate alınarak kadastral parselin bulunduğu yerde oluşturulan imar parselinde tahsis yapıldığı; davacıya ait yapılardan ana binanın müstakil tahsis edilen imar parselinde, diğer binanın bir kısmının imar yolunda kaldığı anlaşıldığından, tesis edilen dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı idare tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 19.maddesi’nin 1.fıkrasında, imar planlarına göre parselasyon planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise İl İdare Kurulu’nun onayından sonra yürürlüğe gireceği, bu planların bir ay süreyle idarede asılacağı, ayrıca mutat vasıtalarla duyurulacağı, bu sürenin sonunda kesinleşeceği, tashih edilecek planlar hakkında da bu hükmün uygulanacağı anılan maddenin 2.fıkrasında da kesinleşen parselasyon planlarının tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderileceği, bu dairelerin ilgililerin muvafakati aranmaksızın, sicilleri planlara göre resen tanzim ve tesis edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, hazineye ait Erzurum, Soğukçemik Köyü, 8.200 metrekare yüzölçümlü, ? parsel sayılı taşınmazın parselasyona tabi tutularak %19 oranında 1634.48 metrekare düzenleme ortaklık payı kesildiği, dava dilekçesi eki dağıtım cetvellerinden tahsisi gereken 6565.52 metrekarelik yerin 5306.28 metrekarelik kısmının 5495.19 metrekarelik yüzölçümlü ? ada, ? sayılı imar parselinden tahsis edildiği, anılan imar parselinde 2. bir şahısla (?) hissedar edildiği, 6565.52 metrekarelik yerin de kamu tesis alanında bulunan ? ada, 1, ? ada, 1, ?. ada, 1, ? ada, 1, sayılı imar parsellerinden hisselendirildiği, buna karşın savunmada dava konusu parselasyon sonucu 6447 ada, ? sayılı imar parselinin davacıya müstakil verildiğinin belirtildiği, savunma ekli dağıtım cetvelinden de ? ada, ? sayılı imar parselinin davacı ile ? isimli şahısa hisseli olarak tahsis edildiği ancak dağıtım cetvelinde kalem ile yapılan düzeltme ile anılan imar parselinin tamamının davacıya müstakil tahsis edildiği, mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunun da kalemle düzeltme yapılan dağıtım cetvelinin dikkate alınarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda anılan Yasa maddesi dikkate alındığında belediye encümenince yapılan parselasyon işleminde daha sonradan yapılacak düzeltmenin yine belediye encümeni kararı ile yapılarak, bu düzeltme kararı uyarınca yeniden dağıtım cetvelinin düzenlenerek askıya çıkarılması gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda, belediye encümenince yapılan parselasyon işlemi sonrasında, bu işleme yönelik bir düzeltme, değişiklik yapıldığına ilişkin dosyada herhangi bir belediye encümen kararı, bu karar uyarınca yeniden düzenlenen dağıtım cetvellerinin ve bunların askıya çıkarıldığına ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Bu durumda yukarıda anılan Yasa maddesi dikkate alınarak belirtilen hususlar araştırılarak yeniden karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Erzurum İdare Mahkemesinin 18.09.2003 günlü, E:2002/1709, K:2003/1093 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 20.01.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1995/410 K. 1995/4427 T. 13.11.1995

ÖZET: Parselasyon işleminin tapu maliklerini ilgilendirmesi nedeniyle, harici satış vaadi sözleşmesine dayanarak parselasyona karşı açılan davanın ehliyet yönünden reddi gerekir.

Türk Milleti Adına karar veren Danıştay Altıncı Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, … 297 parsel sayılı taşınmazın 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemine tabi tutulmasına ilişkin 21.12.1993 günlü, 990 sayılı, 4.3.1994 günlü ve 156 sayılı belediye encümeni kararlarının iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince; dava konusu işlemle düzenlemeye alınan taşınmazlarda müstakil veya hisseli mülkiyeti bulunmayan, davacının, dava dilekçesine, … İnşaat Taahhütleri ve Yatırım A.Ş. ile imzaladığı anılan şirkete ait … ada, 297 sayılı parseldeki 278-828 nolu arsanın 120/20320 hissesinin kendisine satılmasına ilişkin sözleşmeyi eklediği, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinin tapuda kayıtlı taşınmazlarla ilgili olması, tapu maliklerini ilgilendirmesi nedeniyle tapu ile ilişkisi olmayan davacının harici satış vaadi sözleşmesine dayanarak parselasyon işlemini dava konusu yapmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddi yolundaki temyize konu İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 17.11.1994 günlü, E:1994/1002, K:1994/1690 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının ONANMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 13.11.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2699 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.