İmar Kanunu 18. Madde Uygulamalarıyla İlgili Danıştay Kararları-2

Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/2790 K: 2007/5059 T: 21.09.2007

Özeti: Taşınmaz mülkiyetinin asıl belirleyici unsurunun tapu senedi olması nedeniyle, tapu kayıtlarında bu yönde bir şerh bulunmamasına karşın, satış vaadi sözleşmesi ile anılan taşınmazda hisse satın alındığından bahisle, mülkiyet iddiasıyla parselasyon işlemine dava açılamayacağı hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, İstanbul, Eyüp, Alibeyköy, … pafta, … ada, … parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanda 2981 sayılı Yasa uyarına parselasyon yapılmasına ilişkin 05.03.1999 günlü, 884 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince davacılar taşınmazı satış vaadi sözleşmesi ile aldıklarını, keyfiyetin tapu siciline tescil edilmemesi nedeniyle uygulama sırasında dikkate alınmadığını ileri sürmüşler ise de, mülkiyeti …’e ait olan ve davacıların tasarrufunda bulunan taşınmazın bulunduğu alanda yoldan ihdas suretiyle belediye adına imar parselleri oluşturulduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir.

Parselasyon işlemleri sübjektif nitelikte işlemler olduğundan, parselasyon işlemlerine ancak işlem tarihinde mülkiyet hakkı olanların dava açabilecekleri tabidir.

Olayda, tapu kayıtlarında bu yönde bir şerh bulunmamasına karşın davacılar tarafından 30.12.1964 tarihinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile anılan taşınmazda hisse satın alındığı iddia edildiğine göre, bu kısmın adli yargı yerinde tapuda adlarına tescili sağlandıktan sonra davalı idareden yeniden düzenleme yapılması istenebileceği gibi parselasyon işlemi de dava konusu edilebilecektir.

Bu itibarla, taşınmaz mülkiyetinin asıl belirleyici unsuru tapu senedi olduğu halde anılan taşınmazın tapulu maliki olmayan davacılar tarafından gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanılarak mülkiyet iddiasıyla açılan davada bu aşamada dava açma ehliyeti bulunmadığından, bu hususun göz önünde bulundurulması suretiyle İdare Mahkemesince yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, l. İdare Mahkemesinin 23.09.2004 günlü, E:2003/1116, K:2004/1250 sayılı kararının BOZULMASINA, 21.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1998/3692 K. 1999/4794 T. 13.10.1999

ÖZET: Uyuşmazlık konusu taşınmazın trafo yeri olarak kamulaştırılmasına ilişkin işlemlere başlanması ve tapu kayıtlarında bu yönde şerh bulunması karşısında, kamulaştırılan yerin tapuda davacı idare adına kayıtlı bulunmadığı gerekçesiyle kamulaştırma işleminin varlığı gözetilmeksizin sadece tapuda malik görünen kişilerin dikkate alınması suretiyle parselasyon yapılmasında mevzuata uyarlık yoktur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, … Mahallesi, … ada, … sayılı parsele ilişkin imar planı değişikliği ile bu plana dayalı olarak yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince: davanın imar planının iptali istemine yönelik bölümünün 1985 onanlı imar planında park alanında kalan dava konusu taşınmaza ilişkin herhangi bir imar planı değişikliği yapılmadığından ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem bulunmadığı gerekçesiyle reddine, davanın parselasyon işlemine yönelik bölümünün ise taşınmazın trafo yeri olarak kamulaştırılmasına ilişkin işlemlere başlanılmasına karşın parselasyona esas alınan tapu kayıtlarında mülkiyet durumunun değişmemiş olması nedeniyle işlemin tapudaki malikler adına yürütüldüğü, davacı tarafından parselasyon işleminin mevzuata aykırı olduğu yolunda bir iddia ileri sürülmediği gibi yapılan yargısal denetimde de işlemde yasaya aykırılık bulunmadığı, kamulaştırma bedeli ödenen taşınmazda yapılan parselasyon nedeniyle uğranılan zararın tam yargı davası ile tazmininin mümkün olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden: imar planında park alanında kalan uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde trafo binasının isabet ettiği yerin davacı kurum adına 24.10.1989 günlü, 2017 sayılı belediye encümeni kararıyla tahsisinden sonra 2.2.1990 günlü, 7-82 sayılı kamulaştırma kararına istinaden kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödendiği, 31.7.1992 gününde anılan taşınmaza kamulaştırma şerhinin işlendiği, kamulaştırılan kısmın tapuya tescili için gerekli çalışmalar sürerken 31.5.1994 günlü, 974 sayılı dava konusu belediye encümeni kararıyla 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon yapılarak mülkiyet durumunun değişmemiş olması nedeniyle tapu kaydındaki maliklerin dikkate alındığı, 30 m2’lik kısmı davacı kurum tarafından kamulaştırılan 32429 ada 16 parsel sayılı taşınmazın park alanında kalması nedeniyle yerinde korunamadığından bahisle düzenleme ortaklık payı alındıktan sonra 25467 ada 1 sayılı parsel ile hisselendirildiği, dağıtım cetvelleri bulunmamakla birlikte davalı idare savunmasından hisselendirmenin kamulaştırılmasına karar verilen kısmın dikkate alınmaksızın yapıldığı anlaşılmaktadır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 25. maddesinde, hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işleminin mal sahibi için 13. madde uyarınca yapılan tebligatla, idare için tebligat çıkarmakla başlayacağı, mülkiyetin idareye geçmesinin bu kanundaki özel hükümler dışında kamulaştırma işleminin idari yargı yönünden kesinleşmesi ile olacağı, yine aynı Kanunun 17. maddesinde, tebliğ edilen kamulaştırma işlemine karşı idari ve adli yargıya başvurulmadığı veya bu konuda açılan davaların kesin olarak sonuçlandığı ancak taşınmaz mal sahibinin ferağ vermediği hallerde, takdir edilen ve artırılan bedelin tamamının milli bankalardan birine yatırılarak makbuzunun ilgili belge örnekleriyle birlikte mahkemeye verileceği, mahkemenin iki tarafı derhal davet ederek, gelmemeleri halinde gıyaplarında, belgeleri inceleyerek, kamulaştırma usulüne uygun şekilde tamamlanmışsa taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tesciline karar vereceği ve tapu dairesine bildirileceği hükme bağlanmıştır.

Yukarıdaki kanun maddelerinin birlikte yorumlanmasından, idari yargıda açılan davanın kesinleşmesinden sonra mülkiyetin idareye geçeceği, kamulaştırma işlemine karşı idari ve adli yargıda dava açılmış ise bu davalar kesin olarak sonuçlandıktan sonra mal sahibinin ferağ vermediği durumlarda idarenin başvurusu üzerine mahkeme kararıyla taşınmazın idare adına tesciline karar verilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Olayda ise, kamulaştırma işlemine karşı idari yargı ya da adli yargı yerlerinde dava açılıp açılmadığı anlaşılmamaktadır. Dava konusu işlemde, söz konusu taşınmazın imar planında park alanı olarak ayrılması ve trafo yeri olarak tahsis edilmesi, ayrıca tapuda kamulaştırma ile ilgili şerh bulunması nedenleriyle davalı belediye başkanlığının plan uygulaması olarak kamulaştırma işleminden haberdar olduğunun kabulü gerekmektedir.

Öte yandan, parselasyona ilişkin özet cetvellerinin dosyada bulunmaması nedeniyle düzenlemeye giren kadastro parselleri ve bu parsellere karşılık verilen hisseler tespit edilemediğinden bu hususların araştırılması gerekmektedir. Sonuç itibariyle, kamulaştırılan yerlerin tapuda davacı idare adına kayıtlı olmamasının bu şekilde parselasyon yapılmasına gerekçe oluşturmayacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle temyize konu İzmir 3. İdare Mahkemesinin 22.10.1997 günlü, E:1995/1044, K:1997/1008 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 13.10.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 2003/5731 K. 2005/1938 T. 5.4.2005

ÖZET: Dava, hazineye ait parselin bulunduğu alanda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmıştır. Hazineyi ilgilendiren davalarda defterdarların bulundukları illerde daire amiri olarak dava açmaya yetkili oldukları açık olduğundan hazineye ait taşınmazla ilgili parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Milli Emlak Kitabı

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, hazineye ait, Kocaeli İli, Gündoğdu Köyü, Köyaltı Civarı Mevkii, … pafta, … sayılı parselin bulunduğu alanda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; hazineyi ilgilendiren davaların muhakemat müdürü ya da hazine avukatı tarafından açılabileceği, defterdarların dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı idare tarafından temyiz edilmiştir.

4353 sayılı Yasanın 22. maddesinde, “İdari davaların açılması, idareler aleyhine açılan bu nevi davaların takip ve müdafaası daire amirlerine veya bu dairelerin bağlı bulundukları Bakanlıklar hukuk müşavirlerine ait olup Danıştay’daki duruşmalarda bu daireler kendi amirleri veya hukuk müşavirleri ve hukuk müşaviri teşkilatı olmayan dairelerde ilgili şube amiri tarafından temsil olunur. Hazineyi ilgilendiren işlerde bu vazife Hazine Müşavir avukatı veya avukatları tarafından yapılır. Lüzumu halinde Maliye Bakanlığının alakalı servisine mensup ve Maliye Bakanlığı tarafından tensip edilecek bir memur Hazine Avukatı ile birlikte duruşmaya iştirak ettirilebilir.” hükmü yer almıştır.

178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin (g) fıkrasında, Devlete ait malları yönetmek, kamu malları ile kamu kurum ve kuruluşlarının taşınmaz malları konusundaki yönetim esaslarını belirlemek ve bunlara ilişkin diğer işlemleri yapmak Maliye Bakanlığının görevleri arasında sayılmış, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 516 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle eklenen ek 11. maddesinde ise, defterdarın, bulunduğu ilde Maliye Bakanlığı’nın en büyük memuru, il ve bağlı ilçeler teşkilatının amiri olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu durumda, defterdarların bulundukları illerde daire amiri olarak hazineyi ilgilendiren konularda idari dava açmaya yetkili oldukları açık olduğundan mahkemece hazineye ait taşınmazla ilgili parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davanın ehliyet yönünden reddinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyize konu Sakarya 1. İdare Mahkemesinin 13.5.2003 günlü, E:2002/1278, K:2003/499 sayılı kararının BOZULMASINA, 5.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1998/4164 K. 1999/4196 T. 23.9.1999

ÖZE: Kamu yararını ilgilendiren genel nitelikte düzenleyici işlem olan imar planına karşı semt sakini (komşuluk) Sıfatıyla menfaatin ihlal edildiğinden bahisle iptal davası açılması olanaklı ise de kişisel çıkarları ihlal eden, somut, sübjektif nitelikteki parselasyon işlemine karşı, parselasyon yapılan sınırlar içerisinde ayni hakkı bulunmayan davacı tarafından komşuluk hukukuna dayanılarak açılan davanın ehliyet yönünden reddi gerekir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, …. Merkez … Mahallesi, … ada, … ve … ada … parsel sayılı taşınmazlarla ilgili olarak 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince; dosyanın incelenmesinden, dava konusu parselasyon işleminin imar planı bulunmayan bir alanda yapıldığı anlaşıldığından mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, karar davalı idare ve müdahil vekillerince temyiz edilmiştir.

İptal davaları: kural olarak ilgililerin haklarını ve çıkarlarını korumanın yanında, yürütme ve idarenin hukuka uygun davranmasını gerçekleştirmeye yönelik, objektif ve soyut nitelikte bir dava türü olarak teoride genel olarak ifade edilmekle birlikte istisnai olarak uygulamada sübjektif ve somut nitelikte örnekler de içeren idari bir dava türüdür.

İptal davalarının, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olmalarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı idare hukukunun genel esaslarındandır.

Dosyanın incelenmesinden ise, kişisel çıkarları ihlal eden, somut, sübjektif nitelikte olan dava konusu parselasyon işlemine karşı, parselasyon yapılan sınırlar içerisinde ayni hakkı bulunmayan davacı tarafından komşuluk hukukuna dayanılarak dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle dava konusu işlemle herhangi bir hak ve menfaati bulunmadığı anlaşılan davacı tarafından açılan bu davanın ehliyet yönünden reddi gerekirken mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

Diğer taraftan, davacı, uyuşmazlık konusu bölgedeki imar planlarına karşı açtığı iptal davalarının esası hakkında karar verildiğini ileri sürerek parselasyon işlemine karşı açılan davanın da esasının incelenmesi gerekeceğini iddia etmekte ise de, imar planları kamu yararını ilgilendiren genel nitelikte düzenleyici işlemler olduğundan semt sakini ( komşuluk ) sıfatıyla menfaatinin ihlal edildiğinden bahisle dava açma hakkı olan davacının aynı sıfatla sübjektif nitelikteki parselasyon işlemi için kişisel menfaatinin ihlal edildiğinden bahisle dava açma hakkı olduğunu kabule hukuken olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyize konu Antalya 2.İdare Mahkemesinin 29.4.1998 günlü, E:1997/623, K:1998/391 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 23.9.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1997/6901 K. 1998/6773 T. 23.12.1998

ÖZET: Revizyon imar planı uyarınca kendisine imar parseli verilmesi olanaklı olmayıp, Hazine arazisi üzerindeki kaçak yapısı da af kapsamına girmeyen kişinin hukuken korunan bir menfaati bulunmadığından dava açma ehliyeti yoktur.

Türk milleti adına karar veren Danıştay Altıncı Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … Köyü, … Mevkiinde bulunan 173 parsel sayılı taşınmazı da içeren bölgede Kıyı Kanunu uyarınca yapılan revizyon imar planı ile bu plana dayalı olarak 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi gereğince yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporla dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, 1/1.000 ve 1/5.000 ölçekli imar planlarının İl İdare Kurulu’nca 5.11.1989 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdiği, 9.1.1992 günlü, 1992/9 sayılı kararla da 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon yapılmasının kabul edildiği, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle planların ve parselasyon uygulama sınırlarının revize edildiği, uyuşmazlık konusu parselin üzerinde bulunan yapının Kıyı Kanununun yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte bulunan plan hükümlerine göre kıyı için öngörülen 20 metrelik sınır içinde kaldığı, bu sınırı aşan bölümlerin yıkılması durumunda muhafazasının mümkün olmaması nedeniyle 2981 sayılı Yasa hükümlerinden yararlanamayacağı, bu durumda ruhsata bağlanmasının da olanaklı olmadığı, anılan parselin kıyı kenar çizgisinden itibaren ilk 60 metresinin yeşil alan, geriye kalan bölümünün günübirlik turizm alanında kaldığı anlaşıldığından revizyon imar planında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın bu bölümünün reddine; dava konusu 173 parselin ilk 50 metrelik kısmının 18. madde uygulamasının dışında tutulduğu, bu durumun imar mevzuatına uygun olmadığı, uygulamanın bazı noktalarında plan dışı kararlar alındığı, imar planında 10 metre olan yolun 7 metreye indirildiği, uygulama sırasında birçok parselin çok hisseli hale getirilerek uygulamanın zorlaştırıldığı anlaşıldığından, parselasyon işleminde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesine, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmediği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu kararın iptale ilişkin bölümü davalı idarece, redde ilişkin bölümü ise davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasa’nın 43. maddesinde, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu kurala bağlanmış, 2981 sayılı Yasanın 14. maddesinin ( i ) bendinde de, kıyı tanımına giren yerlerde gerçek kişilere veya hukuk tüzel kişilerine ait yapıların 2981 sayılı Yasadan yararlanamayacağı hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlıkta mülkiyeti Hazineye ait ve üzerinde davacı tarafından yapılmış ruhsatsız yapı bulunan taşınmaz 23.10.1993 günlü revizyon imar planında sahil şeridi içinde kaldığından, 2981 sayılı Yasa gereği davacının aftan yararlanması olanağı bulunmamaktadır.

Bu durumda, revizyon imar planı uyarınca yapılan parselasyonla kendisine herhangi bir imar parseli verilmesi mümkün olmayan, uyuşmazlık konusu taşınmazla, üzerinde ruhsatsız olarak yapılan yapı dışında herhangi bir mülkiyet ilişkisi veya bağı, af yasasından doğan bir hakkı da bulunmayan davacının dava konusu işlemlerle hukuken korunması gerekli bir menfaat ilişkisi olmadığından dava açma ehliyeti bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 28.2.1997 günlü, E: 1996/305, K: 1997/188 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 23.12.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1998/6414 K. 2000/106 T. 17.1.2000

ÖZET: Parselasyon işleminde kişilerin düzenlemeye giren parselleri ile düzenleme sonrası tahsis edilen parselleri arasında değer farkı bulunması durumunda, parselasyon işlemlerinin yasa ve yönetmeliklere aykırılığı öne sürülerek iptalinin istenilmesi gerekmektedir. Söz konusu değer farkı bir iptal nedenidir ve tazminat hukuku kapsamında değildir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemi sonrasında davacıya tahsis edilen parsel ile eski parseli arasındaki değer farkından kaynaklandığı ileri sürülen 129.750.000. lira zararın tazmini istemiyle açılmış; idare mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile ek rapor ve dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, parselasyon işleminin mevzuata uygun olduğu anlaşıldığından davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunduğundan söz edilemeyeceği, bu nedenle taşınmazlar arasında değer farkından dolayı davalı idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca imar planı bulunan alanlarda plan hükümlerine uygun olarak imar parselleri oluşturmak amacıyla parselasyon işlemleri yapılmaktadır. Anılan madde uyarınca yapılan parselasyon işleminde kişilerin düzenlemeye giren parselleri ile düzenleme sonrası tahsis edilen parselleri arasında değer farkı bulunması durumunda, parselasyon işlemlerinin yasa ve yönetmeliklere aykırılığı öne sürülerek iptalinin istenilmesi gerekmektedir. Söz konusu değer farkı bir iptal nedenidir ve tazminat hukuku kapsamında değildir. Bu nedenle davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken, hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesinde sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Kayseri İdare Mahkemesinin 5.5.1998 günlü, E: 1997/62, K: 1998/331 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 17.1.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 2003/1709 K. 2004/26 T. 12.1.2004

ÖZET: Bir bölgede parselasyon işlemi yapılabilmesi için öncelikle 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı yapılması ve parselasyon işlemimin de bu plana dayalı olması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davanın davacıya ait taşınmazın bulunduğu alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açıldığı, idare mahkemesince, dava konusu düzenlemenin 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi ve ilgili Yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığının tespiti amacıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ancak bilirkişi raporunda parselasyon işlemiyle birlikte, bu işlemin dayanağı imar planına yönelik değerlendirmelere de yer verildiği, mahkemenin de, dava konusu olmadığı halde imar planına yönelik değerlendirmeleri esas almak suretiyle parselasyon işleminin iptaline karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, parselasyon işleminin dayanağı 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı dava konusu edilmediğinden, dava konusu parselasyon işleminin yukarıda anılan Yasa ve Yönetmelik hükümleri ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planına ve parselasyon ilkelerine uygun yapılıp yapılmadığının irdelenmesi suretiyle yeniden bir karar verilmelidir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, …, … İlçesi, 35 pafta, 179 ada, 28 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca parselasyon yapılmasına ilişkin 21.9.2001 günlü, 697 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla, dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, yapılan düzenleme sonucunda oluşturulan imar parsellerinin standart bir büyüklüğünün bulunmadığı, objektif kriterlere dayanılmadığı, kentsel siluet açısından birbirine yakın adalarda bile farklı yapılaşma ve yoğunluk kararlarının oluşturulduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin 1. fıkrasında, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer sahiplerinin muvafakati aranmaksızın birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve resen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyelerin yetkili olduğu kurala bağlanmıştır.

İmar Kanununun 18. maddesi uyarıca yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinde de imar parsellerinin oluşturulması ve dağıtımındaki esaslar belirlenmiştir.

Anılan Yasa ve Yönetmelik hükümlerinin değerlendirilmesinden, parselasyon işlemiyle amaçlananın imar planı, plan raporu ve imar yönetmeliği hükümlerine göre imar adasının tüm biçim ve boyutu, yapı düzeni, inşaat yaklaşma sınırı ve bahçe mesafeleri, yapı yüksekliği ve derinliği, yerleşme yoğunluğu, taban alanı ve kat alanı katsayısı, arazinin kullanma şekli, mülk sınırları, mevcut yapıların durumu gözönüne alınmak suretiyle sorunsuz, üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli oluşturmak olduğu açıktır.

Öte yandan, bir bölgede parselasyon işlemi yapılabilmesi için öncelikle 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı yapılması ve parselasyon işlemimin de bu plana dayalı olması gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davanın davacıya ait taşınmazın bulunduğu alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açıldığı, idare mahkemesince, dava konusu düzenlemenin 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi ve ilgili Yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığının tespiti amacıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ancak bilirkişi raporunda parselasyon işlemiyle birlikte, bu işlemin dayanağı imar planına yönelik değerlendirmelere de yer verildiği, mahkemenin de, dava konusu olmadığı halde imar planına yönelik değerlendirmeleri esas almak suretiyle parselasyon işleminin iptaline karar verdiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, parselasyon işleminin dayanağı 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı dava konusu edilmediğinden, dava konusu parselasyon işleminin yukarıda anılan Yasa ve Yönetmelik hükümleri ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planına ve parselasyon ilkelerine uygun yapılıp yapılmadığının, irdelenmesi suretiyle yeniden bir karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Konya İdare Mahkemesinin 27.11.2002 günlü, E:2001/1868, K:2002/1594 sayılı kararının bozulmasına, 12.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1989/1352 K: 1990/1920 T: 25.10.1990

Parselasyon planına ilan süresi içerisinde itirazda bulunulması nedeniyle bu itirazın reddine ilişkin işlemin tebliğ tarihi itibariyle parselasyon işleminin kesinleşmesi söz konusu olduğundan, mahkemece 3194 sayılı imar kanununun bu konudaki özel hükmü göz önünde bulundurulmaksızın 2577 sayılı iyuk nun 11.maddesine göre davanın süre yönünden reddinde isabet görülmediği hk.<

Dava, davacıya ait parseller ile 8 no’lu parseli de içeren, kısmi ada düzenlemesine ilişkin işlemin iptali isteğiyle açılmış, İdare Mahkemesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7 ve 11.madde hükümleri açıklandıktan sonra dava dosyasının incelenmesinden, uyuşmazlık konusu parselasyon planının 30.6.1988 tarihinden itibaren askıya çıkarıldığı 28.6.1988 günlü işlemin davacıya 1.7.1988 gününde tebliğ edildiği, davacının 22.7.1988 günlü dilekçe ile anılan düzenlemeye karşı itirazda bulunduğu, itirazın reddine ilişkin 4.8.1988 günlü, kararın 8.8.1988 gününde davacıya tebliğ edildiği, davacının ise 29.9.1988 gününde İdare Mahkemesine dava açtığı bu duruma göre 2.7.1988 gününde dava açma süresinin işlemeye başladığı 22.7.1988 günlü dilekçe ile dava açma süresinin 21.gününde durduğu, 8.8.1988 gününde itiraz neticesinin tebliğiyle dava açma süresinin yeniden işlemeye başladığı alan 39 günlük süre içinde en geç 16.9.1988 gününde açılması gerekirken 29.9.1988 gününde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle dava süre aşımı yönünden reddedilmiş karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı Yasanın Parselasyon Planlarının hazırlanması ve tescilini düzenleyen 19.maddesinin 1.fıkrasında “İmar Planlarına göre Parselasyon Planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise İl İdare Kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat Vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir. Tashih edilecek planlar hakkında da bu hüküm uygulanır kuralı yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu parselasyon planının 30.6.1988 tarihinde askıya çıkarıldığı, davacının 22.7.1988 tarihinde askı süresi bitmeden söz konusu işleme itiraz ettiği, Belediye Başkanlığının 4.8.1988 günlü itirazın reddine ilişkin kararının 8.8.1988 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacının da bu karar üzerine 29.9.1988 tarihinde İdare Mahkemesince dava açtığı anlaşılmıştır.

Bu durum karşısında parselasyon planının ilanı süresi içerisinde davacı tarafından itiraz edildiği nedeniyle bu itirazın reddine ilişkin işlemin tebliğ tarihi itibariyle parselasyon işleminin kesinleşmesi söz konusu olduğundan dava süresinin itiraza cevabın tebliğ tarihi olan 8.8.1988 tarihinden itibaren başlatılması gerekirken, Mahkemece 3194 sayılı İmar Kanununun bu konudaki özel hükmü göz önünde bulundurulmaksızın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 11.maddesine göre davanın süre yönünden reddine isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1997/1582 K. 1998/893 T. 18.2.1998

ÖZET: Askı süresi içerisinde parselasyon işlemine yapılan itirazın, askı süresinin son gününü izleyen günden itibaren 60 gün içinde cevap verilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine, takip eden 60 günlük süre içinde parselasyon işlemine karşı dava açılması gerektiği, bu süreler geçtikten sonra davalı idareye yapılan başvuruların reddine ilişkin işlemler dava açma süresini yeniden başlatmaz.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, davacıya ait 1579 parsel sayılı taşınmazı da kapsayan parselasyon işlemi ile parselasyon işlemine yapılan itirazın reddine ilişkin 20.11.1995 günlü, 1995/523 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince; parselasyon işlemlerinin davalı belediye encümenince 29.5.1995 tarihinde onaylandığı, 29.5.1995-29.6.1995 tarihleri arasında askıya çıkarılarak, ilgililere ilanen tebliğ edildiği, parselasyon işlemlerine karşı askı süresinin son gününden itibaren 60 gün içinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra açılan davada süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle, davanın 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddi uyarınca reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinde dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; ilan gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı: yine aynı yasanın “Üst makamlara Başvurma” başlıklı 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, 60 gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır.

Özel kanun olan 3194 sayılı İmar Kanununun. “Planların Hazırlanması ve Yürürlüğe Konulması” başlıklı 8. maddesinin (b) bendinde ise. “imar planları; nazım imar planı ve uygulama imar planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi 15 gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar” hükmü yer almaktadır.

Anılan yasanın 19. maddesinin 1.fıkrasında imar planlarına göre parselasyon planlarının yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe gireceği, bu planların bir ay müddetle ilgili idarede asılacağı, ayrıca mutat vasıtalarla duyurulacağı, bu sürenin sonunda planın kesinleşeceği, tashih edilecek planlar hakkında da bu hükmün uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir.

Anılan maddelerin birlikte değerlendirilmesinden, parselasyon işlemlerine karşı, 2577 sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamında başvuru için, özel bir kanun olan 3194 sayılı Yasanın 8/b maddesi ile özel bir itiraz süresi getirildiği anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında, parselasyon işlemlerine karşı., bir aylık askı süresi içinde 2577 sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve bu başvuruya idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan son ilan tarihini izleyen günden itibaren 60 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde, bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde veya son ilan tarihini izleyen günden itibaren 60 gün içinde cevap verilmek suretiyle isteğin reddedilmesi halinde bu cevap tarihini izleyen günden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde idari dava açabileceği sonucuna varılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda ise parselasyon işleminin 29.5.1995 tarihinde bir aylık süre ile askıya çıkarıldığı, davacının askı süresinin son günü 29.6.1995 tarihinde parselasyon işlemine itiraz ettiği, bu başvuruya 60 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedildiği, davacının 16.11.1995 gününde yaptığı müracaatın davalı idarece 20.11.1995 günlü yazı ile reddedildiği, 22.1.1996 tarihinde de davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Oysa bir aylık askı süresi içinde parselasyon işlemine yapılan itirazın, askı süresinin son gününü izleyen günden itibaren 60 gün içinde cevap verilmemek suretiyle reddedilmesi söz konusu olduğundan, takip eden 60 günlük süre içinde açılması gereken davanın bu süreler geçirildikten sonra 22.1.1996 tarihinde açılması nedeniyle davada süreaşımı bulunduğundan sonuç itibariyle mahkeme kararında isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyize konu Ankara 4.İdare Mahkemesinin 27.11.1996 günlü, E:1996/83 K:1996/1522 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına dosyanın, 18.2.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1994/2996 K. 1994/3721 T. 24.10.1994

ÖZET: Parselasyon işleminin muhataba tebliği gerektiğinden, yeni parsellerin tapularının düzenleme tarihinin işlemi öğrenme tarihi olarak alınarak davanın zamanaşımından reddi isabetsizdir.

İstemin Özeti: İzmir 1. İdare Mahkemesinin 5.1.1994 günlü, E:1991/523, K:1994/22 sayılı kararının, tapu senetlerinin herhangi bir şekilde kendileri tarafından alınmadığı, tapunun düzenlenme tarihinin öğrenme tarihi olarak alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Duruşma yapılmasına gerek görülmedi.

Dava, … Köyünde. 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan ve 4.05.1990 günlü, 580 sayılı Belediye Encümeni kararı ile kabul edilen düzenlemenin davacıya ait 4 pafta, 374 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, davacının, parselasyon planı sonucu oluşan parsellerden kendisine tahsis edilen 25-Ö-III b. III C pafta, 8545 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın tapusunu aldığı 20.8.1990 tarihinde parselasyon işlemini öğrendiği, öğrenme tarihinden itibaren 60 günlük süre içinde, en geç 19.10.1990 gününde açılması gerekirken 22.5.1991 gününde dava açıldığı gerekçesi ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

T.C. Anayasasının 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrasında da Anayasa kuralına paralel bir düzenleme getirilerek idari uyuşmazlıklarda dava açma süresinin yazılı bildirimin yapıldığı günden başlayacağı belirtilmiş, 7201 sayılı Tebligat Kanununa İlişkin Tebligat Tüzüğünün 51. maddesinde ise tebliğin muhatap muttali olmuş ise geçerli olacağı, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi sayılacağı ve muhatabın tebliğe muttali olduğunun ve bunun tarihini iddia ve ispatına cevaz bulunmadığı öngörülmüştür.

Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun parselasyon planlarına karşı açılacak davalara ilişkin 12.2.1970 günlü, E:1969/2, K:1970/1 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında da Anayasanın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımının yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında ilan tarihini dava açma süresine başlangıç kabul etmenin imkansız olduğu, zira Anayasanın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlemesi ve bu hükmün daha önceki Kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde konuyu yeniden düzenleyen Anayasa hükmünün uygulanmasının tabii olduğu hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca parselasyon planlarında ve dağıtım cetvellerinde kapsadıkları alan içindeki her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya şuyulu imar parsellerinin parsel büyüklükleri, hisse miktarı, parsellerin konumu gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden bu planların düzenlemeye tabi tuttukları taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuzdur. Ayrıca, 2981 sayılı Yasanın 10/c maddesi uyarınca yapılan parselasyon planlarında da buna paralel kurallar yer almış bulunmaktadır. Bu itibarla idarenin böyle bir işlemi bizzat davacıya ve 7201 sayılı yasanın ilgili hükümleri uyarınca tebliğ etmesi gerekmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu işlemin ilanen tebliği yoluna başvurulmadan önce davacının adresine tebligat yapılamadığına ilişkin bir belge veya bilgi bulunmadığı gibi parselasyon işlemi sonucunda tahsis edilen yeni parsellerin tapularının düzenlenmesi tarihinde işlemin davacı tarafından öğrenildiğini kanıtlayan bilgi ve belgenin de bulunmadığı, bu hususun İdare Mahkemesince de araştırılmadığı, davacının ise işlemin 10.4.1991 gününde öğrendiğinden bahisle, 22.5.1991 gününde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında, parselasyon işlemi sonucunda verilen yeni parsellerin tapularının düzenlenme tarihinin, işlemi öğrenme tarihi olarak alınması suretiyle, davanın süreaşımı nedeniyle reddedilmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyize konu İzmir 1. İdare Mahkemesinin 5.1.1994 günlü, E:1991/523, K:1994/22 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 24.10.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1991/288 K: 1991/1975 T: 09.10.1991

Geçerli ve bağlayıcı nitelikte bir vekaletname veya muvafakatname bulunmadığından parselasyon işlemi konusunda paydaşlardan birisine yapılan tebligatın diğer paydaşlar açısından dava açma süresine başlangıç olarak alınmayacağı hk.<

Dava, davacıların hissedarı oldukları taşınmazların İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca düzenlemeye tabi tutulmasına ilişkin belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, düzenlemeye ilişkin karara karşı varisler adına yapılan itirazın reddine ilişkin kararın yine varisler adına Salih Kesici’ye 24.5.1989 gününde tebliğ edildiği, yapılan tebligatlarda 7201 sayılı yasanın 11 ve 16.madde hükümlerine bir aykırılık bulunmadığı, bu durumda 24.5.1989 tarihinden itibaren 60 gün geçirilerek 7.5.1990 gününde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle dava süre yönünden reddedilmiş ve bu karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi uyarınca parselasyon planlarında ve dağıtım cetvellerinde kapsadıkları alan içindeki her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya şuyulu imar parsellerinin parsel büyüklükleri, hisse miktarı, parsellerin konumu gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden bu planların düzenlemeye tabi tuttukları taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuz olup parselasyon planının ilgili parsel sahiplerine ayrı ayrı ve bizzat tebliğ edilmesi ve dava süresinin bu tebliğ tarihine göre tesbit edilmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; parselasyon ile ilgili işlemlerin diğer hissedarların da ismi yazılmak suretiyle düzenlenen bir yazı ile sadece Salih Kesici’ye tebliğ edildiği, Salih Kesici’nin diğer iki hissedar adına parselasyon planına itiraz ettiği, itirazın reddine ilişkin kararın yine hissedarların adı yazılmak ve Salih Kesici vekil olarak gösterilmek suretiyle düzenlenen 24.5.1989 günlü yazı ile bu şahsa tebliğ edildiği, davanın ise her üç hissedar tarafından birlikte düzenlenen bir dilekçe ile 7.5.1990 gününde açıldığı anlaşılmış olup, uyuşmazlık konusu olayda yukarıda belirtildiği şekilde yapılan bir tebligattan bahsetmek mümkün olmadığı gibi Salih Kesici’nin diğer davacılar adına hareketini geçerli ve bağlayıcı kılabilecek herhangi bir vekaletname veya muvafakatname de bulunup bulunmadığı araştırılmadan bu kişiye yapılan tebligatın diğer davacılar için geçerli sayılarak dava süresine başlangıç alınmasına olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, İdare Mahkemesince konunun bu yönde incelenerek bir karar verilmesi gerekirken davanın tüm davacılar açısından süreden reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle Manisa İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1998/1839 K. 1999/2054 T. 20.4.1999

ÖZET: 2577 sayılı yasanın 11. Maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine altmış gün içerisinde yanıt verilmemesi halinde istem reddedilmiş sayılır, bu tarihten sonra verilen yanıtın istemin reddine ilişkin olmayıp bir işlem tesisine yönelik olması durumunda ise yeni bir hukuki sonuç yaratan bu işleme karşı süresi içerisinde dava açılabilir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava … Mah.. … pafta, … ada. … ve … parsel sayılı taşınmazların ticaret alanından park alanına dönüştürülmesi yolundaki imar planı değişikliğine ilişkin belediye meclisi kararı ve parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından 5.3.1997 tarihinde dava konusu işlemlere itiraz edildiği, 60 gün içinde yanıt verilmemesi nedeniyle istek reddedilmiş sayılacağından bu tarihi izleyen 60 gün içinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra davalı idarece verilen 7.8.1997 günlü yanıt üzerine 9.10.1997 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddesi uyarınca reddine karar verilmiş; karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyize konu Sakarya 2. idare Mahkemesinin 3.12.1997 günlü, E:1997/1228, K:1997/913 sayılı kararının davanın imar planı değişikliğine ilişkin kısmının süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki bölümünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.

Davanın parselasyon işlemine ilişkin bölümüne gelince;

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından dava konusu işlemlere 5.3.1997 tarihinde itiraz edildiği, itiraz ile parselasyon işlemi sonucunda tamamı park yerinde kalan taşınmazlarına karşılık hiçbir yer tahsis edilmediğinin belirtildiği, aynı nitelikli iki başvuru daha yapıldığı, anılan başvurular üzerine belediye encümeninin 7.8.1997 günlü, 2832 sayılı kararı ile itirazların değerlendirilerek, davacının parkta kalan taşınmazlarına karşılık 4376 ada, 6 sayılı parsel ile 4392 ada, 2 sayılı parselin tahsisine karar verildiği, davacı tarafından anılan encümen kararı ile tesis edilen işlemin de yasaya uygun olmadığı öne sürülerek bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi uyarınca idari işleme karşı idari dava açma süresi içerisinde yapılacak olan başvuru üzerine altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, bu tarihten itibaren durmuş olan dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve dava açma süresi geçtikten sonra aynı nitelikte başvuruların ve idarece verilen cevapların dava açma süresini ihya etmeyeceği açık ise de, süresi geçtikten sonra idarece verilecek olan yanıtın dava açma süresini ihya etmemesi için istemin reddi yolunda bir yanıt olması gerektiği, idare tarafından başvuru değerlendirilerek yeni işlem tesis edilmiş olması halinde ise yeni bir hukuki durum ortaya çıkacağından, önceki işlemden farklı bir hukuki sonuç yaratan bu işleme karşı süresi içerisinde dava açılabileceği sonucuna varılmıştır. Olayda, davacının itiraz dilekçesi üzerine 7.8.1997 günlü encümen kararı ile istemin reddedilmeyerek itirazın değerlendirilmek suretiyle yeni bir işlem tesis edilmesi ve böylece önceki parselasyon işleminin ortadan kalkması, davacının yeni tesis edilen bu işlemin de iptalini istemiş olması karşısında, anılan encümen kararının 5.9.1997 tarihli yazı ile davacıya tebliği üzerine 9.10.1997 gününde açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu parselasyon işleminin incelenerek bir karar verilmesi gerekirken bu işleme ilişkin olarak da davanın süre yönünden reddi yolundaki idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Sakarya 2. idare Mahkemesinin kararının davanın imar planına ilişkin kısmının süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki bölümünün onanmasına, parselasyon işlemine ilişkin kısmının süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki bölümünün ise bozulmasına 20.4.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E. 1998/6273 K. 1999/6359 T. 9.12.1999

ÖZET: 3194 sayılı yasanın 18. Maddesi ile 2981 sayılı yasanın 10. Maddesi uyarınca belediyelerin kapanan yollar nedeniyle kendi adlarına parseller oluşturmasının mümkün olmadığı, belediyenin kendi adına ne şekilde parsel oluşturduğu hususunun araştırılarak yeniden karar verilmesi gerekir, öte yandan taşınmazların satışının önlenmesi için tapu kayıtlarına tedbir konulması isteminin adli yargı yerince karara bağlanması gerekir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, …. … İlçesi, … Mahallesi, … ada, …. …. … parsel sayılı taşınmazları da kapsayan alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemine ilişkin 9.3.1995 günlü, 302 sayılı belediye encümeni kararının iptali ile taşınmazların satışının engellenmesi için tapu kayıtları üzerine tedbir konulması istemiyle açılmış, idare mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden, parselasyon işlemine tabi tutulan taşınmazlardan yasal oranda düzenleme ortaklık payı alındığı, daha önce ifraza tabi tutulan taşınmazlardan yapılan terkinin dikkate alındığı, kadastral parsellerin olduğu yerde oluşturulan imar parsellerinden tahsis yapıldığı, davacının mevzuat uyarınca korunması gereken yapısının bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinin 2. fıkrasında, “Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında “düzenleme ortaklık payı” olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez” 6. fıkrasında, “bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınamaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez” hükmü yer almış, İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “Düzenleme Ortaklık Payı Oranına Ait Esaslar” başlığını taşıyan 11. maddesinin 2. fıkrasında da “Evvelce yapılan düzenlemeler dolayısıyla düzenleme ortaklık payı veya bu maksatla başka isimlerde bir pay alınmış olan arazi veya arsalar bu ortaklık payı hesabına katılmaz” ifadesine yer verilmiş bulunmaktadır.

Yukarıda belirtilen yasa ve ilgili yönetmelik hükümlerinin değerlendirilmesinden, daha önce yapılan düzenleme sırasında meydana gelen değer artışları karşılığında düzenleme ortaklık payı veya başka bir isim altında pay alınmış arsa veya arazilerden, yeniden yapılan parselasyon işlemi nedeniyle ikinci defa düzenleme ortaklık payı alınamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Parselasyon işlemi sırasında imar planı ile öngörülmüş olan park, otopark, yeşil saha ve umumi hizmet alanlarının sağlanması için, düzenlemeye giren kadastro parsellerinin %35’i oranındaki kısmının düzenleme ortaklık payı olarak bedelsiz alınması mümkündür. Ancak, kamu alanlarına ayrılan yerler toplamından kapanan kadastral yollar gibi alanların miktarı düşüldükten sonra kalan miktarın parselasyona giren parsel maliklerinden eşit oranda alınması gerekir. 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi ile 2981 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca belediyelerin kapanan yollar nedeniyle kendi adına parseller oluşturması ve böylece parselasyona tabi tutulan taşımazlardan daha fazla düzenleme ortaklık payı alması mümkün değildir.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu parselasyon işleminden daha önce uyuşmazlık konusu taşınmazı da kapsayan alanda parselasyon işlemi yapılıp yapılmadığı, belediyenin parselasyon işlemi sonucu kendi adına ne şekilde hisse tahsis ettiği anlaşılmamaktadır.

Bu durumda, 1985 tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmazı da kapsayan alana ilişkin olarak yapılan işlemin parselasyon mu, ifraz işlemi mi olduğu, eğer parselasyon işlemi ise daha sonra imar planı değişikliği yapılıp yapılmadığı, davalı belediyenin kendi adına ne şekilde parsel oluşturduğu hususlarının araştırılarak yeniden karar verilmesi gerekmektedir.

Davacının tapu kayıtlarına tedbir konulmasına ilişkin istemine gelince, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 101. maddesinde: hakimin iki taraftan birinin istemiyle davanın açılmasından önce veya sonra ( bu maddede sayılan ) dört hal ve şekillerde ihtiyati tedbirler ittihazına karar verebileceği, bu maddenin 1. bendinde de, menkul ve gayrimenkul malların aynı münazaalı ise bunun taciz veya yediadle tevdiine karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu durumda taşınmazların satışının önlenmesi için tapu kayıtlarına tedbir konulması isteminin adli yargı yerince karara bağlanması gerektiğinden tapu kayıtlarına tedbir konulmasına ilişkin istem açısından davanın bu kısmının 2577 sayılı Yasanın 15/1-a bendi uyarınca görev yönünden reddi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Kayseri İdare Mahkemesinin 5.5.1998 günlü, E:1997/764, K:1998/353 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 9.12.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1996/1577 K: 1997/1528 T: 20.03.1997

Parselasyon işleminin bir bütün olarak incelenmesi gerekirken unsurlarından birisi olan hisselendirmenin tek başına iptal davasına konu olabilecek bir işlem olarak kabul edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.<

Dava, davacının maliki olduğu … Mahallesi, … ada, … sayılı parselin bulunduğu alanda 2981 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, parselasyon planının mevzuata uygun olduğu, ancak davacıya ait yapının hisseli bir imar parselinde bırakılması nedeniyle hisselendirme işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın parselasyon planına karşı açılan kısmının reddine, hisselendirme işleminin iptaline karar verilmiş, bu kararın iptale ilişkin kısmı davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca, belediyeler parselasyon işlemi ile imar hududu içinde bulunan taşınmazları birleştirerek bunları yeniden imar planına uygun ada ve parsellere ayırmaya yetkilidirler. 2981 sayılı Yasanın 10.maddesinde de benzer hükümler bulunmaktadır.

Yukarıda anılan yasa maddelerinde belirtildiği şekliyle parselasyon işlemi bir bütündür. Düzenleme sınırı içerisinde plana uygun ada ve parseller oluşturularak parselasyon planı yapılır, % 35 oranını geçmemesi şartıyla düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsalardan yeteri kadar saha yol, meydan, park gibi kamu alanlarına tahsis edilir ve taşınmaz maliklerine kalan hisseleri oranında yeni oluşan imar parselleri ya da bu parsellerden pay verilir. Başka bir deyişle parselasyon Yasada ve ilgili yönetmelikte sayılan daha pek çok unsurdan oluşan bir işlem niteliğinde olduğundan unsurlarının birisinin hukuka aykırı olması durumunda parselasyon işleminin dava açılan parselle sınırlı olmak üzere iptal edilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, uyuşmazlık konusu olayda parselasyon işleminin bir unsuru olan hisselendirmenin tek başına iptal davasına konu olabilecek bir işlem olarak kabul edilerek incelenmesinde ve iptal edilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyize konu Ankara 9. İdare Mahkemesinin 8.2.1996 günlü, 1996/98 sayılı kararının temyiz edilen bölümünün bozulmasına karar verildi.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2699 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.