1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri
  3. İmar Kanunu 32 ve 42. Madde Yıkım ve Para Cezalarıyla İlgili Danıştay Kararları-2

İmar Kanunu 32 ve 42. Madde Yıkım ve Para Cezalarıyla İlgili Danıştay Kararları-2


Hangi Yapılar Hakkında Yıkım Kararı Verilebilir? Yapı Tatil Zaptı Nedir? İmar Kanunu’nun 32. Maddesine Göre Yıkım Yetkisi Hangi Kurumda? İmar Kanunu 32. Maddeye Göre Yıkım Kararını Kim Verir? Yıkım Masraflarının Tahsili? Yıkım İşlemine Nasıl İtiraz Edilir? Yıkım İşlemine Nasıl Dava Açılır? gibi sorulara cevap aradığımız makalemize şu linkten ulaşabilirsiniz: İmar Kanunu’nun 32. Maddesi Kapsamında Yıkım İşlemleri Rehberi

Danıştay 6. Dairesi, E: 1990/2731 K: 1992/1655 T: 16.04.1992

DAVACIYA AİT YAPININ İMAR KANUNUNUN 32.MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN SÜRE İÇERİSİNDE RUHSATA BAĞLANMADIĞI GEREKÇESİYLE YIKTIRILMASINA KARAR VERİLMİŞSE DE, DAVA SIRASINDA ANILAN YAPI RUHSATA BAĞLANDIĞINDAN MAHKEMECE DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİNDE İSABET GÖRÜLMEDİĞİ HK.<

Dava, davacıya ait inşaatın ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 sayılı Yasanın 32.maddesi uyarınca yıktırılmasına ilişkin Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; davacı tarafından ruhsatsız inşaat yapıldığının 8.2.1989 günlü, yapı tatil tutanağı ile tesbit edildiği, yasal süre içinde davacının söz konusu yapı için ruhsat talebinde bulunmadığının anlaşıldığı, her ne kadar ara kararına verilen cevap 3.1.1990 günlü başvurusu üzerine 19.1.1990 gününde davacının inşaat ruhsatı aldığı belirtilmiş ise de, İdare Mahkemelerinin dava konusu edilen idari işlemleri tesis edildikleri andaki durumları itibariyle hukuka uygunluk denetimine tabi tuttukları, davanın açıldığı günde ise dava konusu yapının ruhsatsız olduğu, 3194 sayılı yasanın 32. maddesinde öngörülen süreler geçirildikten sonra yapının ruhsatlı hale getirilmesinin verilecek kararda bir etkisinin olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının yapısının ruhsatsız olması nedeniyle yıktırılmasına karar verildiği, 3194 sayılı Yasanın 32.maddesinde belirlenen süreler geçirildikten sonra ruhsata bağlandığı, bu durumun ara kararına verilen cevapla da doğrulandığı anlaşılmaktadır.

İdari yargı denetiminin idari işlemlerin tesis edildikleri gündeki hukuki durumlarının göz önüne alınarak yapılacağı kuşkusuzdur. Ancak bu ilkenin tüm idari işlemlerde uygulanamayacağı ve uyuşmazlığın niteliğinin de nazara alınması gerektiği açıktır. Dava konusu uyuşmazlıkta inşaatın yıktırılmasına karar verilmesinin nedeni inşaatın ruhsatsız olmasıdır. Mahkemenin karar verdiği tarihte ise inşaatın ruhsatlı hale getirildiği, dolayısıyla işlemin neden unsurunun ortadan kalktığı tartışmasız olduğuna göre davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Aksi yoldaki bir düşünce binanın yıkılıp yeniden yapılmasını gerektirir ki, bunun kabulü mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle Bursa 2.İdare Mahkemesinin 28.2.1990 günlü, 1990/188 sayılı kararının bozulmasına karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1997/4788 K: 1998/5520 T. 17.11.1998

ÖZET: Bir idari işlemin iptal davasına konu olabilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu olması gerekmektedir. Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem hukuk düzeninde bir sonuç doğuran başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeyen ve ilgilinin hukukunda değişiklikler meydana getiren işlemdir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, … parsel sayılı yerdeki ruhsatsız yapılan irtifa fazlası 4. normal katın yıkımının konusunda uzman bir firma aracılığıyla gerçekleştirilmesine ilişkin 31.10.1996 günlü 3966 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, ruhsatsız yapılan irtifa fazlası 4. normal katın 16.7.1996 günlü 2704 sayılı belediye encümeni kararıyla yıkımına karar verildiği, bu karar gereği yıktırılacak bölümün nüfus ve eşyadan tahliye edilmesi hususunun 10.10.1996 günü davacıya bildirildiği, yıktırılması gereken 106.34 m2 yüzölçümlü 4. normal katın belediyenin olanaklarıyla yıktırılamayacağının anlaşılması üzerine ihale suretiyle bir firmaya yıkım işinin yaptırılmasına ilişkin dava konusu encümen kararının alındığı, bu işlemin irtifa fazlası katın 3194 sayılı Yasanın 32. maddesi uyarınca yıktırılmasına ilişkin kesin sonuç doğurucu işlemin uygulanmasına yönelik bir işlem olduğu ve dava konusu edilebilecek nitelikte bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiş; bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, ruhsata bağlanması olanağı bulunmayan irtifa fazlası 4. normal katın 3194 sayılı Yasanın 32. maddesi uyarınca yıktırılmasına ilişkin belediye encümenince 16.7.1996 günlü, 2704 sayılı kararın alındığı, ancak belediyenin teknik olanaksızlıkları nedeniyle yıkım işinin uzman bir şirket aracılığıyla gerçekleştirilmesi yolunda dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Bir idari işlemin iptal davasına konu olabilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu olması gerekmektedir. Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem hukuk düzeninde bir sonuç doğuran başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeyen ve ilgilinin hukukunda değişiklikler meydana getiren işlemdir.

Bu bağlamda, dava konusu işlemin tek başına ve doğrudan hukuk düzeninde sonuç doğurabilecek nitelikte dava konusu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, işlemin dava konusu edilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 27.3.1997 günlü, E:1996/1652, K:1997/411 sayılı kararının bozulmasına dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 17.11.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2003/4396 K: 2005/947 T: 18.02.2005

3194 SAYILI YASANIN 32.MADDESİ UYARINCA TESİS EDİLEN YIKIM İŞLEMİN BELEDİYE TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİ TAKDİRDE SADECE YAPILAN MASRAFIN YAPI SAHİBİNDEN İSTENMESİ GEREKİRKEN, YAPILAN MASRAFIN %20 FAZLASI İLE DAVACIDAN TAHSİL EDİLMESİNE İLİŞKİN İŞLEMDE MEVZUATA UYARLIK BULUNMADIĞI HK: <

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, Konya İli, Selçuklu İlçesi, Sille Mahallesi, Ulucami Sokak, M28b23a pafta, 1978 parsel sayılı davacının hissedarı olduğu taşınmaz üzerinde ruhsatsız olarak yapılan inşaatın 3194 sayılı imar Kanununun 32.maddesi uyarınca yıkımına, yapının davacı tarafından yıktırılmadığı takdirde davalı belediye tarafından yıktırılarak yıkım masrafının %20 fazlayla davacıdan tahsiline, aynı Kanunun 42.maddesi uyarınca davacıya 5.000.000.000-lira para cezası verilmesine ilişkin 31.5.2001 günlü, 0214 saylı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından ruhsatsız olarak 7.00 x 8.50 metre ebadında inşaat yaptırıldığının tespit edilmesine ilişkin 10.5.2001 günlü, 877 sayılı yapı tatil zaptının düzenlenerek inşaatın durdurulduğu, söz konusu tek katlı inşaatın duvarlarının örüldüğü, tavanının kısmen ahşapla, kısmen de beton tabliye ile kapatıldığının anlaşıldığı, inşaatın yapıldığı parselin kadastral parsel olması, nedeniyle yapının ruhsata bağlanmasının da mümkün olmadı, davacının kendisine verilen para cezasının fahiş olduğu iddiasına gelince, Yasada ceza miktarı tayin edilirken alt ve üst sınır uygulaması açısından idarelere tanınan takdir hakkının kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı olarak kullanıldığı yönünde bir kanaate de ulaşılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyize konu mahkeme kararının yıkım işlemine yönelik olarak davanın reddine ilişkin kısmında 2577 sayılı Yasanın 49.maddesinin 1.fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.

Dava konusu işlemin ruhsatsız yapının belediye tarafından yıkılması halinde yapılacak masrafın % 20 fazlasıyla davacıdan tahsil edilmesine ilişkin kısmına gelince;
3194 sayılı İmar Kanununun 32.maddesinde, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar hakkında uygulanacak işlemler sayılmış aynı Kanunun 42.maddesinde de ceza hükümleri düzenlenmiştir. Ancak bu maddede ruhsatsız yapıların idare tarafından yıkılması durumunda yapılan masrafın %20 fazlasıyla ilgilisinden isteneceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi bu kanunun 32.maddesinin son fıkrasında da ruhsatsız yapının belediyece yıkılması durumunda sadece belediyece yapılan masrafın yapı sahibinden tahsil edileceği belirtilmiştir.

Bu nedenle, 3194 sayılı Yasanın 32.maddesi uyarınca tesis edilen yıkım işlemin belediye tarafından gerçekleştirildiği takdirde sadece yapılan masrafın yapı sahibinden istenmesi gerekirken, yapılan masrafın % 20 fazlası ile davacıdan tahsil edilmesine ilişkin işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığından Mahkeme kararının dava konusu işlemin , yapılan masrafın % 20 fazlasıyla davacıdan tahsiline yönelik kısmının reddine ilişkin bölümünde isabet görülmemiştir.

Dava konusu işlemin 3194 sayılı İmar Kanununun 42.maddesi uyarınca 5.000.000.000-lira para cezası verilmesine ilişkin kısmına gelince,

3194 sayılı Yasanın 42.maddesinde ruhsat almadan veya ruhsat ve eklerine veya imar mevzuatına aykırı yapılan yapılar nedeniyle yasada belirlenen alt ve üst sınır arasında para cezası verileceği hüküm altına alınmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, ruhsatsız olarak yapılan inşaat nedeniyle dava konusu belediye encümeni kararıyla 2001 yılı için belirlenen alt sınırın üzerinde 5.000.000.000.lira para cezası verildiği, davacı tarafından dava dilekçesinde fahişlik iddiasında bulunulduğu halde idare mahkemesince bu hususun değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.

İdarelerin, yasanın alt ve üst sınırlarını belirlediği bir alanda takdir yetkilerini kullanırken asgari haddin üzerinde bir karar vermeleri durumunda bu kararın nedenlerini de belirtmeleri gerekir. İdare kararında nedeni göstermesi dahi, dava açılması durumunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20. maddesi uyarınca gerekçesini ve delillerini yargıya sunmak zorundadır.

3194 sayılı Yasanın 42.maddesi uyarınca verilecek para cezalarında da idareye Yasanın belirlediği alt ve üst sınırlar içerisinde ceza tayini olanağı tanınmıştır.

3194 sayılı Yasanın 42. maddesinde belirtilen para cezasının miktarının alt sınırın üzerinde takdir edilebilmesi için, idarenin mahallinde yapılacak tespitle, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı hususların nelerden oluştuğunu ve niteliğini saptaması önemlidir. Alt sınırın üzerinde para cezası belirlenmesi durumunda, takdir yetkisinin hangi ölçütler çerçevesinde kullanıldığının, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı hususların nelerden oluştuğunun ve niteliğinin de belirtilmesi suretiyle idarece açıklanması ve yasada yazılı alt sınırın üzerindeki miktarda para cezası verilmesinin gerekçelerinin objektif ölçütlere uygun biçimde ortaya konulması zorunludur. Belediye encümeni kararında ya da davalı idarenin savunma dilekçesinde gerekçenin gösterilmemesi durumunda ise, mahkemece kanunda yazılı alt sınırın üzerinde para cezası miktarının belirlenmesinin nedenlerinin araştırılması ve alt sınırın üzerinde para cezası miktarının belirlenmesine yönelik olarak idarece gösterilecek gerekçelerin incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, dava konusu işlemin para cezasına ilişkin kısmında ceza miktarı belirlenmesine yönelik olarak bir gerekçe gösterilmemiş olmasına rağmen İdare Mahkemesince bu hususta bir araştırma ve inceleme yapılmaksızın davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Konya İdare Mahkemesinin 20.11.2002 günlü, E: 2001/1294, K:2002/1501 sayılı kararının yıkım işlemine yönelik olarak davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, para cezasına ve yıkım işleminin belediye tarafından gerçekleştirilmesi halinde yapılacak masrafın %20 fazlasıyla davacıdan tahsil edilmesine yönelik olarak davanın reddine ilişkin kısmının ise BOZULMASINA, karar harcının yarısı olan 8.045.000 lira ile fazladan yatırılan 12.010.000 lira harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 18.2.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1993/3323 K: 1994/1794 T. 3.5.1994

ÖZET: Kabil-i tecviz hatanın, yapılan yapının kendi parseli sınırları dışına taşmamak koşuluyla ruhsatına ve onaylı projesine aykırılığın çok küçük olması halinde kabul edilebileceği, başkasına ait parsele tecavüz bulunması halinde bu kuralın uygulanmasının mümkün olamayacağı açıktır.

Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakimi Y. K.`nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, davacıya ait … 61 pafta, 167 ada, 35-36 parsel sayılı yerde bulunan binanın komşu parsele tecavüzlü olduğu gerekçesiyle 3194 sayılı Kanunun 32. maddesi uyarınca yıkımına ilişkin 9.10.1991 günlü, 8537 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince; mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda özetle; söz konusu binanın mimarı projesinde 6.40 m. ön cepheli iken 6.25 m. yapıldığı, projeye göre 0.15 m eksik olduğu fakat davacının arsasının röperli krokiye göre 6.07 m olması durumunda 0.18 m. tecavüzlü olduğu, bunun arka cephede ise 6.42 m. olduğu projedeki ölçümden 0.12 m. fazla olduğu ve yapılan binanın ise 0.20 m. eksik yapıldığı bu durumda da proje ile söz konusu bina arasında çok küçük ölçümlerdeki bu aykırılıkların kabil-i tecviz hatalardan olduğu ve hatanın düzeltilmesi tapudan sınır düzelmesiyle öndeki tecavüzün arkaya geri çekilen kısımdan karşılanabilecek nitelikte olduğu görüşünün belirtildiği bu görüşün mahkemelerince de benimsendiği yıkım kararında hukuka uyarlık görülmediği nedeniyle iptaline karar verilmiş bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Yapının 30 nolu komşu parsele tecavüzlü olduğu dosyada yer alan röperli kroki ve diğer bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Kabil-i tecviz hatanın, yapılan yapının kendi parseli sınırları dışına taşmamak koşuluyla ruhsatına ve onaylı projesine aykırılığın çok küçük olması halinde kabul edilebileceği, başkasına ait parsele tecavüz bulunması halinde bu kuralın uygulanmasının mümkün olamayacağı açıktır.

Komşu parsele tecavüzlü olduğu anlaşılan yapı hakkında yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmak suretiyle mahkemece yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden işlemin iptaline yönelik kararda isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 25.5.1993 günlü, E:1991/1276, K:1993/618 sayılı kararının BOZULMASINA, 3.5.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2002/4170 K: 2004/883 T: 18.02.2004

UYUŞMAZLIK KONUSU YAPIDA DEĞİŞİKLİK YAPILDIĞI KONUSUNDA BİR TESBİTİN BULUNMAMASI KARŞISINDA MUHTARLIK DÖNEMİNDE VE BELEDİYE KURULMADAN ÖNCE YAPILAN YAPININ RUHSATSIZ OLDUĞUNDAN BAHİSLE, 3194/32. MADDEYE GÖRE MÜHÜRLENMESİNDE HUKUKA UYARLIK OLMADIĞI HK.<

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, ? Belediyesi sınırları içinde 3857 sayılı parsel üzerinde bulunan davacıya ait zeytinyağı fabrikasının 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca mühürlenmesine ilişkin 15.8.2001 günlü işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; her ne kadar davacı, uyuşmazlık konusu binanın 3194 sayılı İmar Kanununun yürürlüğe girmesinden ve belediye kurulmadan önce 1967 yılında hayvan kümesi ve çırçır fabrikası amaçlı yapıldığını ileri sürmekte ise de, taşınmazın zeytinyağı fabrikası olarak işletilmeye başlandığı 1998 yılından itibaren tarımsal ve hayvansal amaçlı yapı olmaktan çıkıp inşaat ruhsatına tabi bir yapı haline gelmesi nedeniyle fabrika olarak projelendirilip inşaat ruhsatına bağlanması gerektiği, bu durumda tesis edilen işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanunun 27. maddesinde: ” Belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskan ruhsatı aranmaz. Ancak yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerekir.” aynı Kanunun 32. maddesinde ise: ” Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç, ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.” hükmü yer almıştır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu yapının belediye kurulmadan önce 1967 yılında muhtarlık döneminde yapıldığı ve yapıda ruhsat gerektiren bir değişiklik yapıldığı konusunda herhangi bir tesbitin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Yukarıda belirtilen 3194 sayılı Kanunun 32. maddesi uyarınca mühürleme işlemi için ruhsat alınmadan ya da ruhsata aykırı olarak yapılmış bir yapının bulunması gerekir. Yapıda herhangi bir değişiklik olmaksızın kullanım amacının değişmesi nedeniyle anılan hükmün uygulanması mümkün değildir.

Bu durumda, uyuşmazlık konusu yapıda değişiklik yapıldığı konusunda bir tesbitin bulunmaması karşısında muhtarlık döneminde, belediye kurulmadan önce yapılan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 sayılı Yasanın 32. maddesi uyarınca mühürlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Manisa İdare Mahkemesinin 6.6.2002 günlü, E:2001/940, K:2002/508 sayılı kararının bozulmasına 18.2.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1999/1643 K: 2000/2469 T. 26.4.2000

ÖZET: Manevi tazminat temelde gerçek bir tazmin aracı olmayıp doğrudan doğruya bir manevi tatmin aracıdır. Bir idari işlem veya eylem nedeniyle ızdırap duyan kişiye sadece tatmin aracı olan bir miktar para verilerek bu üzüntü ve sıkıntının tam olmasa bile bir miktar azaltılması temel amaçtır.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacı bağımsız bölüm maliki olduğu binaya komşu parsel üzerine inşa edilen yapı nedeniyle huzurunun bozulduğunu, idarenin yargı kararının gereğini yerine getirmemesi nedeniyle 25 yıldır oturduğu daireyi terk ederek başka bir yere taşınmak zorunda kaldığını, yıllardır sürdürdüğü hukuk mücadelesi de dikkate alındığında çektiği acı ve sıkıntının kısmen de olsa karşılanması gerektiğini iddia etmektedir.

Bu durum karşısında, dava konusu olayda manevi teminatın koşulları bulunduğundan, davacının duyduğu elem ve sıkıntılarında dikkate alınması suretiyle uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, mahkeme, imar planı ve inşaat ruhsatının iptaline ilişkin idare mahkemesi kararının davalı idareye tebliğini izleyen günden itibaren hesaplanacak yasal faizin davacıya ödenmesine karar vermiş ise de, yerleşmiş yargısal içtihatlara göre, tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekmektedir

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, davacının taşınmazına komşu … Mahallesi, 1017 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz için verilen inşaat ruhsatının kesinleşen mahkeme kararları ile iptal edilmesine rağmen, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle zarara uğratıldığından bahisle, 1.000.000.000.-lira maddi, 1.000.000.000.-lira manevi tazminatın, idarenin işlem tesis etmesi gerektiği iddia edilen tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmış: idare mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada bulunan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesinden, davacının bağımsız bölüm maliki olduğu binaya komşu parselde üçüncü kişi tarafından inşa edilen yapı için verilen inşaat ruhsatının ve bu ruhsatın dayanağı olan, imar planının lejantında değişiklik yapılarak 0.5 m. olan su basman kotunun 2.50 m.ye çıkartılması yolundaki belediye meclisi kararının iptali istemiyle açılan davada Antalya İdare Mahkemesince verilen ve kesinleşen 27.6.1995 günlü, E: 1992/390, K: 1995/481 sayılı iptal kararın 17.7.1995 gününde davalı idareye tebliğ edilmesine rağmen uygulanmaması ve davacının 20.6.1996 günlü dilekçesi ile idareye yaptığı müracaatın reddi üzerine bu davanın açıldığı, bu durumda yargı kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmininin zorunlu olduğu, bilirkişilerin 18.7.1995 günü itibariyle davacının dairesinin ( bina cephesi, hava akımı, ışık, manzara gibi özelliklerin de dikkate alınması sonucunda ) ekonomik değerinde 850.000.000.- lira maddi kayıp olacağını belirlemiş olmaları nedeniyle bu meblağın 18.7.1995 gününden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, maddi tazminat isteminin fazlası ile manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, bu karar taraflarca temyiz edilmiştir.

İdare mahkemesi kararının 850.000.000.-lira maddi tazminat isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının ise reddine ilişkin bölümünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.

Manevi tazminat temelde gerçek bir tazmin aracı olmayıp doğrudan doğruya bir manevi tatmin aracıdır. Bir idari işlem veya eylem nedeniyle ızdırap duyan kişiye sadece tatmin aracı olan bir miktar para verilerek bu üzüntü ve sıkıntının tam olmasa bile bir miktar azaltılması temel amaçtır.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacı bağımsız bölüm maliki olduğu binaya komşu parsel üzerine inşa edilen yapı nedeniyle huzurunun bozulduğunu, idarenin yargı kararının gereğini yerine getirmemesi nedeniyle 25 yıldır oturduğu daireyi terk ederek başka bir yere taşınmak zorunda kaldığını, yıllardır sürdürdüğü hukuk mücadelesi de dikkate alındığında çektiği acı ve sıkıntının kısmen de olsa karşılanması gerektiğini iddia etmektedir.

Bu durum karşısında, dava konusu olayda manevi teminatın koşulları bulunduğundan, davacının duyduğu elem ve sıkıntılarında dikkate alınması suretiyle uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, mahkeme, imar planı ve inşaat ruhsatının iptaline ilişkin idare mahkemesi kararının davalı idareye tebliğini izleyen günden itibaren hesaplanacak yasal faizin davacıya ödenmesine karar vermiş ise de, yerleşmiş yargısal içtihatlara göre, tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, tazminat davasının açıldığı gün olan 18.10.1996 gününden itibaren yasal faize hükmedilmesi, fazlaya ilişkin istemin ise reddi gerekmektedir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyize konu Antalya 2. İdare Mahkemesinin 19.11.1998 günlü, E: 1996/1255, K: 1998/1048 sayılı kararının 850.000.000.- lira maddi tazminat isteminin kabulüne, istemin bu meblağı aşan bölümün ise reddine ilişkin kısmının onanmasına, kararın diğer bölümlerinin ise bozulmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 26.4.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2002/2248 K: 2003/3305 T. 26.5.2003

ÖZET: Ruhsatsız olarak yapılan ve mahkemece de yıkımına karar verilen yapının belediyece yıkılması esnasında yapının bulunduğu bahçedeki narenciye ağaçlarına verilen zararın tazmini gerektiği hK:

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, …, … İlçesi, … pafta, … parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ruhsatsız yapının belediyece yıkılması sırasında bahçedeki narenciye ağaçlarına verilen 20.211.700.000- TL. maddi zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu yerde ruhsatsız olarak yapılan yapının yıkılması esnasında polisiye önlemler dışında; yapının bulunduğu bahçedeki ağaçların zarar görmemesi için herhangi bir koruyucu tedbir alınmadığı, ruhsatsız olarak yapılan ve mahkemece de yıkımına karar verilen yapı hakkındaki yıkım kararının belediyece uygulanması yerinde ise de; yapının civarındaki davacıya ait narenciye ağaçlarının zarar görmemesi için koruyucu bir tedbir alınmaması nedeniyle hizmetin yürütülmesinde kusurlu bulunduğu sonucuna varıldığından meydana gelen zararın idarece kusuru oranında tazmini gerektiği; ancak, henüz nazım ve uygulama imar planı bulunmayan bir alanda ruhsatsız yapı yaptığı nedeniyle olaydaki zararın oluşmasında davacının da yarı yarıya kusurlu olduğunun kabulü gerektiğinden meydana gelen zarardan davacının kusuru oranında indirim yapılması gerektiği, meydana gelen zararın tespiti amacıyla … Asliye Hukuk Mahkemesince yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda, düzenlenen rapordaki bilgilerden; uğranılan gerçek zararın, ağaçların 20 yıllık sürüm değerine göre bu sürede elde edilecek 11.200.000.000- lira meyve değeri, 1.271.700.000- odun değeri ile zarar gören ağaçların yeniden dikimi nedeniyle fidan ve dikim maliyeti olan 140.000.000- TL.’dan oluşan toplam zararın 12.611.700.000- lira olduğunun anlaşıldığı bu miktardan davacının da kusurlu olması nedeniyle yarısının indirilmesi sonucunda elde edilen 6.305.850.000- liranın, davanın açıldığı 08.05.2000 gününden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş, bu karar taraflarca temyiz edilmiştir.

SONUÇ: Tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen de reddi yolundaki temyize konu Antalya 1. İdare Mahkemesinin 29.11.2000 günlü, E: 2000/4999, K: 2000/1440 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanmasına, fazla yatırılan 4.920.000- lira harçların temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 26.05.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2002/5832 K: 2003/3421 T. 2.6.2003

ÖZET : Dava konusu olayda, yıkımına karar verilen 3. kat inşaatın davacı tarafından ruhsat alınarak yapılmış, daha sonra da iskan ruhsatı alınmış olması nedeniyle davacının, yıkımına karar verilen yapı nedeniyle uğradığı zararın tazmin edilmesi gerektiği tartışmasızdır. İdarenin hizmet kusuru nedeniyle zararı tazmin edilecek olan davacının, gerçek zararının tespitinde, bu zararın gerçekleştiği tarihin birim fiyatları üzerinden hesaplama yapılması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince davacının maddi zararının tazmini gerektiği hususu kabul edilmekle birlikte, zararın hesabında yıkıma ilişkin belediye encümeni kararının davacıya tebliğ edildiği 17.12.1993 tarihinin esas alındığı ve bu tarih esas alınarak bilirkişilerce yapılan hesaplamaya göre tespit edilen miktar üzerinden davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verildiği, davacı tarafından ise tazminat istemine konu zararın 1998 yılında yapılan yıkım işlemi ile birlikte gerçekleştiğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.

Davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan davacı zararının yıkım işleminin fiilen gerçekleştiği tarih itibariyle hesaplanması gerektiğinden, tazmine konu zararın henüz ortaya çıkmadığı yıkıma ilişkin belediye encümeni kararının davacıya tebliğ edildiği tarih esas alınarak maddi zararın hesaplanmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu itibarla, İdare Mahkemesince öncelikle yıkımının gerçekleştiği tarih tespit edilerek, bu tarih itibariyle davacının gerçekleşen zararı, bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesap edildikten sonra yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

İstemin Özeti: Danıştay Altıncı Dairesince verilen 19.2.2002 günlü, K: 2002/1220 sayılı kararın; Mahkeme kararının davanın reddine yönelik bölümünün onanmasına ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istemidir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Düzeltilmesi istenilen Danıştay Kararının, davacının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanmasına yönelik bölümünde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde sayılan kararın düzeltilmesi sebeplerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.

Davanın, maddi tazminata ilişkin kısmına gelince;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasının ( c ) bendine göre anılan isteme yönelik olarak davacının karar düzeltme istemi yerinde görüldüğünden, Dairemizin 19.2.2002 günlü, K: 2002/1220 sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmı kaldırılarak işin esası incelendi.

Dava, … ili, … ilçesi, … Mahallesi, 491 ada, 89 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın 3. katındaki 5 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerin davalı idarece yıktırılması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen 35.679.994.000.- lira maddi, 5.000.000.00.- lira manevi zararın tazmini istemiyle açılmış; idare mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada bulunan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesinden, 4.11.1986 günlü imar durumu belgesine göre 3 katlı yapılaşmaya müsait alanda kalan taşınmaza 3 katlı inşaat yapılması için 28.1.1987 ve 10.3.1987 günlü inşaat ruhsatlarının verildiği, bu arada bölgede yapılaşmanın 2 katı aşamayacağı yolunda alınan 26.12.1986 günlü, 3017 sayılı Taşınmaz Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu kararının 20.3.1987 gününde davalı belediyeye tebliğ edilmesi üzerine, 2. ve 3. katlara inşaat ruhsatının 8.4.1987 günlü, 662 sayılı belediye encümeni kararı ile iptal edildiği ve … Koruma Kurulunun 26.5.1988 günlü, 78 sayılı kararı ile, … Kale Yamacı Koruma Amaçlı İmar Planında bölgenin 2 katlı yapılaşmaya müsait alan olarak belirlendiği, ancak bu arada, 12.1.1988 günlü, 88 sayılı belediye encümeni kararı ile 10.12.1987 günlü, 19660 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmeliğin “”Müktesep Haklar”” başlıklı 9. maddesi ve Yüksek Kurulun 17.9.1987 günlü, 3063 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca kazanılmış haklardan yararlananlara inşaat ruhsatlarının verilmesine karar verildiği ve davacının da bu haktan yararlandığı, yapısının 2. ve 3. katlarının inşaatını tamamlayarak, 12.11.1991 günlü, 212/39 sayılı iskan ruhsatını aldığı, bu aşamalardan sonra davalı idarenin 9.12.1993 günlü, 3944 sayılı kararı ile önceki işlemin geri alındığı ve davacının yapısının 3. katına ait inşaat ve iskan ruhsatının iptal edildiği ve 3. katındaki 5 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerin yıkılmasına karar verildiği, yıkım işlemine karşı açılan davanın Antalya 1. İdare Mahkemesinin 17.6.1997 günlü, E: 1997/14, K: 1997/658 sayılı kesinleşen kararı ile reddedilmesi üzerine yıkımın gerçekleştirildiği, bu nedenle davacının uğramış olduğu maddi zararların hukuka aykırı şekilde inşaat ve iskan ruhsatı vererek hizmet kusuru işleyen davalı idarece tazmininin zorunlu olduğu, bu nedenle, yıkım işleminin tebliğ edildiği 17.12.1993 günü itibariyle bilirkişiler tarafından yapılan hesaplama sonucunda davacının 634.763.715.- lira maddi zararının gerçekleştiğinin saptandığı ve bu miktarda maddi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği, diğer taraftan, olayda manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 634.763.715.- lira maddi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesine, maddi tazminat isteminin fazlası ile manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş, davanın reddine ilişkin bölümü davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Olayda, yıkımına karar verilen 3. kat inşaatın davacı tarafından ruhsat alınarak yapılmış, daha sonra da iskan ruhsatı alınmış olması nedeniyle davacının, yıkımına karar verilen yapı nedeniyle uğradığı zararın tazmin edilmesi gerektiği tartışmasızdır. İdarenin hizmet kusuru nedeniyle zararı tazmin edilecek olan davacının, gerçek zararının tespitinde, bu zararın gerçekleştiği tarihin birim fiyatları üzerinden hesaplama yapılması gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince davacının maddi zararının tazmini gerektiği hususu kabul edilmekle birlikte, zararın hesabında yıkıma ilişkin belediye encümeni kararının davacıya tebliğ edildiği 17.12.1993 tarihinin esas alındığı ve bu tarih esas alınarak bilirkişilerce yapılan hesaplamaya göre tespit edilen miktar üzerinden davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verildiği, davacı tarafından ise tazminat istemine konu zararın 1998 yılında yapılan yıkım işlemi ile birlikte gerçekleştiğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.

Davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan davacı zararının yıkım işleminin fiilen gerçekleştiği tarih itibariyle hesaplanması gerektiğinden, tazmine konu zararın henüz ortaya çıkmadığı yıkıma ilişkin belediye encümeni kararının davacıya tebliğ edildiği tarih esas alınarak maddi zararın hesaplanmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu itibarla, İdare Mahkemesince öncelikle yıkımının gerçekleştiği tarih tespit edilerek, bu tarih itibariyle davacının gerçekleşen zararı, bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesap edildikten sonra yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacının manevi tazminat talebinin reddine ilişkin mahkeme kararının onanmasına yönelik Danıştay kararının düzeltilmesi isteminin reddine, maddi tazminata ilişkin olarak ise Antalya 2. İdare Mahkemesinin 26.4.2000 günlü, 1998/748, K:2000/409 sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına, 10.120.000- lira karar harcının karar düzeltme isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 2.6.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2006/931 K: 2006/6661 T: 30.12.2006

Özeti: Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada, uğranıldığı belirtilen zararın idarenin üzerine düşen görev ve yükümlülüğü gereği gibi yerine getirmemesinden, dolayısıyla eylem ya da eylemsizliğinden kaynaklandığından mahkememizce 2577 sayılı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca davanın süresi içerisinde olup olmadığının incelenmesi gerektiği hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı ve On birinci Daireleri müşterek heyetince 2577 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince dosyanın incelenmesinden, zararın davalı idarelerin yapının bulunduğu bölgenin 1. derece deprem bölgesi olmasına rağmen imar planları yaparak imara açmaları, imar planlarında yapılaşma şartları belirlenirken bölgenin özelliklerini dikkate almamaları, yapı ruhsatı verilen yapıların mevzuata ve projesine uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol etmemelerinden doğduğunun iddia edildiği, bu bağlamda tazmini istenen zararın idari eylemlerden değil, 3194 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik uyarınca imar planı yapmak, inşaat ruhsatı vermek, projeyi onaylamak, yapılaşmayı kontrol etmek, yapı kullanma izni vermek gibi idari işlemlerden kaynaklandığı, dava açma süresinin 2577 sayılı Yasa’nın 12. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dava dilekçesinde zarar doğurduğu iddia edilen işlemlerin tesis ve yürütme safhalarını tamamlamış işlemler olduğu, işlemlerden doğduğu iddia edilen zararın işlemlerin icra tarihinde değil, 17.8.1999 tarihinde meydana gelen depremle ortaya çıktığı anlaşıldığından 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem sonucu sahibi olduğu evi yıkılan davacının bu tarihi izleyen günden itibaren 60 gün içinde veya bu süre içinde olmak koşuluyla 2577 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde öngörülen başvuru yolunu kullandıktan sonra tam yargı davası açması gerekirken, bu süreler geçtikten sonra açılan davada süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, son fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde de; idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı hakları muhtel olan kişiler tarafından tam yargı davası açılabileceği düzenlenmiştir.

İdari işlemler ve bu işlemlerin uygulanması ile idari eylemler sonucu meydana gelen hak ihlallerinin giderilmesi istemiyle açılacak tam yargı davalarına yönelik olarak 2577 sayılı Yasada ayrı usul hükümleri ve farklı dava açma süreleri öngörülmüştür. Yasanın 13. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak, başvurunun kısmen, tamamen veya zımnen reddi halinde bu tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken; 12. maddede yer alan düzenleme uyarınca; idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi halinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir. 2577 sayılı Yasadaki bu farklı düzenleme nedeniyle öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen tasarrufların nitelendirilmesi, idari işlem mi yoksa idari eylem mi olduklarının belirlenmesi gerekmektedir.

İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdarenin, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyeti (fizik alanında görülen iş, hareket, ameliye ye çalışmalar) veya hareketsiz kalması ise idari eylem olarak tanımlanmaktadır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar.

17.8.1999 tarihinde meydana gelen depremde oturdukları ev yıkılan, yakınlarını kaybeden davacılar, 1 inci derece deprem bölgesi olan yerin zeminin özelliklerine uygun yapılaşma şartları belirlenmeden imara açıldığını ve yıkılan eve yeterli araştırma ve inceleme yapılmaksızın inşaat ve iskan ruhsatı verildiğini, davalı idarelerin imara açılan yörede hiçbir önlem almayıp, hareketsiz kaldıklarını, üzerlerine düşen denetim görevlerini yerine getirmediklerini, idarelerin üstlendikleri hizmeti kusurlu işlettiklerini, uğradıkları zararın mücbir sebep olan depremden değil, idarelerin hizmet kusurundan kaynaklandığını öne sürerek, maddi ve manevi zararlarının tazminini istemektedirler.

Görülmekte olan tam yargı davası, iki ayrı kategoride toplanması mümkün olan idari tasarruflar nedeniyle açılmış bulunmaktadır. Tam yargı davasının açılmasına neden olarak gösterilen yörenin imara açılması, yıkılan eve inşaat ve iskan ruhsatı verilmesi şeklindeki idari tasarruflar, ısrar kararında da ifade edildiği gibi yetkili idari makamların tek taraflı irade açıklamasıyla sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu idari işlem niteliğini taşımaktadır. Buna karşılık görülen davanın açılmasına neden olarak gösterilen davalı idarelerin üstlendikleri önlem alma ve denetim görevlerini yerine getirmeyip hareketsiz kalmaları şeklindeki idari tasarrufların ise, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğurmayı amaçlayan bir irade açıklamasına dayanmamaları nedeniyle idari işlem olarak nitelendirilmesine olanak olmayıp; idari eylem olduklarının kabulü gerekmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda ise, idari işlemlerin uygulanması ve idari eylemler nedeniyle tam yargı davası açma süreleri 12 ve 13 üncü maddelerde düzenlenmekle birlikte, idari işlem ve idari eylemlerin birlikte hak ihlaline neden olması halinde, dava açma süresinin nasıl hesaplanacağı belirlenmemiştir.

Hak arama özgürlüğünün ancak yasayla sınırlandırılması, bir davanın, yasada duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta belirtilen sürede açılmaması halinde süre aşımı yönünden reddedilmesi mümkün olduğuna göre yargılama usulündeki belirtilen boşluk ilgililerin dava açma hakkını kaybetmelerine neden olmamalıdır. Dolayısıyla yargılama usulü hükümlerinin, ilgililerin dava açma hakları korunacak biçimde yorumlanması zorunludur.

Bu itibarla; giderilmesi istenilen hak ihlaline idari işlem ve idari eylem olarak nitelendirilen birden fazla idari tasarruf neden olmuş ve zarara yol açmaları yönünden idari işlem ve idari eylemlerin ayrılması mümkün değil ise, dava açma süresinin, ilgililere zararın doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde idareye başvuru ve daha sonra dava açma olanağı tanıyan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13 üncü maddesine göre belirlenmesi hak arama özgürlüğünün gereğidir. Aksine bir yorumla zarara yol açan idari işlemlere göre dava açma süresinin hesaplanması, ilgililerin idari eylemlere karşı doğmuş olan dava açma hakkının gözardı edilmesi sonucunu doğuracaktır.

Ayrıca hak ihlaline neden olmaları yönünden birbirinden ayrılması mümkün olmayan idari işlemler ve idari eylemler nedeniyle açılan davanın, sadece yargılama usulündeki boşluk nedeniyle bölünmesi, davanın idari işlemlere ilişkin olduğu varsayılan bölümü için dava açma süresinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12 inci maddesine göre hesaplanması da, dava açma hakkını zedeleyen zorlama bir yorum olacaktır.

Bu durumda, İdare Mahkemesince, 2577 sayılı Yasa’nın 13 üncü madde hükmü uyarınca, davacıların zarara neden olan eylemleri öğrendikleri tarih esas alınmak suretiyle davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Bursa 1. İdare Mahkemesinin 1.3.2001 günlü, E:2001/205, K:2001/302 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 30.12.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1992/2066 K: 1993/913 T. 8.3.1993

ÖZET: Ancak esaslı bir onarımla tehlike arz etmeyecek duruma gelebilecek yapının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu kabul edilerek yıktırılmasına ilişkin bilirkişi raporuna dayanılarak yapılan işlem isabetlidir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Gereği görüşüldü:

Dava; Isparta, Eğirdir, Yeni Mahalle ( Tabakhane Mevkiinde ) 17 ada, 35 parsel sayılı taşınmaz üzerinde davacıya ait yapının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu için, 3194 sayılı İmar Kanununun 39. maddesi uyarınca yıktırılmasına ilişkin 31.8.1990 günlü 264 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince; mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda, dava konusu yapının inşaat şekli, yapı malzeme ve özellikleri anlatılarak yapının tümü dikkate alındığında esaslı bir tamir ile yıkılmaya meyilli tehlike arz eden bir yapı niteliğinde olmadığının belirtildiği raporun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu ve yıkım kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş bu karar davalı belediye vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; yıkım işlemine dayanak alınan inceleme raporunda; dava konusu yapının yıkılacak derece tehlike arz ettiğinin tespit edildiği, mahkemece mahallinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda ise, binanın taşıyıcı unsurlarının bakımsızlıktan çürümüş olduğu, taş duvarlarda çatlakların oluştuğu, duvar içindeki harcın bağlayıcı özelliğini kaybettiği, yapının tümü dikkate alındığında esaslı tadil ve onarım yapıldığı taktirde yıkılmaya meyilli, tehlike arz eden bir yapı konumunda olmadığının belirtildiği görülmektedir. Ancak esaslı bir onarımla tehlike arz etmeyecek duruma gelebileceği, aksi taktirde yıkılma tehlikesine maruz bulunduğu anlaşılan yapının, yıkılacak derecede tehlike arz ettiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Dava konusu işlemin iptali yolundaki mahkeme kararında bu nedenle isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyize konu Antalya İdare Mahkemesinin 24.12.1991 günlü, E: 1990/993, K: 1991/1280 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 8.3.1993 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1992/4565 K: 1993/4462 T. 25.10.1993

ÖZET: Ruhsatsız olması nedeniyle yıktırılmasına karar verilmesine karşın belediyece yıktırılmayan ve iskan edilmesine göz yumulan binanın kendiliğinden yıkılması sonucu ölenlerin yakını olan davacıya manevi tazminat verilmesinde isabetsizlik yoktur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, ……. İli, ……. Mah. 73 pafta, 102 ada, 4 parsel sayılı taşınmaz üzerine ruhsatsız olarak inşa edilen yapının yıktırılması yolunda belediye encümenince karar alınmasına rağmen yapının yıktırılmaması ve iskan edilmesine göz yumulması sonucu 3.1.1983 gününde binanın kendiliğinden yıkılması nedeniyle binada ikamet eden yakınlarının ölümünden dolayı duyulan acı ve eleme karşılık toplam 5.500.0000.- lira manevi tazminat ödenmesi istemiyle açılmış, idare mahkemesince; Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında “idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmüne yer verildiği, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6785 sayılı yasa ile belediyelere ruhsatsız yapılan inşaatların durdurulması ve yasal süresinde ruhsata bağlanmaması halinde yıktırılması yolunda görevler verildiği, sözü edilen Bodrum+Zemin+6 normal katlı ruhsatsız yapının belediye elemanlarınca 25.10.1980 ve 22.4.1981 günlerinde tespit edilerek mühürlendiği, 28.4.1981 günlü, 920 sayılı belediye encümeni kararıyla yıktırılması yolunda işlem tesis edildiği ancak, bina yıkılmadığı gibi belediyece şehir suyu, Türkiye Elektrik Kurumunca elektrik verilerek iskan edilmesine göz yumulduğu, bu durumda, davalı ……. Belediye Başkanlığının yasaların belediyeye verdiği görev ve sorumlulukları zamanında yerine getirmeyerek hizmet kusuru işlediğinin açık olduğu ve kaçak yapının çökmesi sonucu yakınlarının ölümü nedeniyle davacıların duyduğu acı ve eleme karşılık manevi tazminat ödenmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle 5.500.000.- lira manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyize konu ……. İdare Mahkemesinin 18.2.1992 günlü, E:1990/742, K: 1992/89 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 49. maddesi 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanması 25.10.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2002/6380 K: 2004/1992 T. 7.4.2004

ÖZET: Dava, ruhsatsız inşaat nedeniyle 3194 sayılı Yasanın 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinde belirtilen bir yapı olmamasına rağmen inşaat malzemesi yığıldığı ve temel açma çalışmalarında bulunulduğunun tespiti üzerine ruhsatsız inşaattan bahisle dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temel açılması yapıya başlandığını gösterdiğinden, başka bir ifadeyle yapının bir aşaması olduğundan anılan yasa maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, Hatay İli, Reyhanlı İlçesi, 806 sayılı parsel üzerinde yapılan ruhsatsız inşaat nedeniyle 3194 sayılı Yasanın 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 31.7.2001 günlü, 330 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinde belirtilen bir yapı olmamasına rağmen inşaat malzemesi yığıldığı ve temel açma çalışmalarında bulunulduğunun tesbiti üzerine ruhsatsız inşaattan bahisle dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 5.maddesinde, yapı, karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesisler olarak tanımlanmıştır.

Temel açılması yapıya başlandığını gösterdiğinden, başka bir ifadeyle yapının bir aşaması olduğundan anılan yasa maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, temyize konu … 29.5.2002 günlü, E:2001/1800, K:2002/1041 sayılı kararının BOZULMASINA, 7.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2003/281 K: 2004/3882 T. 16.6.2004

ÖZET: 3194 sayılı İmar Kanunun 42.maddesi uyarınca, ancak ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapı yapılması durumunda para cezası verilmesi mümkün olup, ruhsat ve eklerine aykırılık bulunmadığı ve ruhsat süresinin dolmasından sonra inşaata devam edilmediği sürece, sadece ruhsat süresinin dolduğundan ve inşaatın ruhsatsız duruma düştüğünden bahisle anılan madde hükmü uyarınca para cezası verilmesi mümkün değildir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, İzmir, Karaburun İlçesi, Küçükbahçe Köyü, … Mevkii, .,. ada, … parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapılan yapıların inşaat ruhsatı süresinin bitmiş olması ve bu nedenle ruhsatsız duruma düşmesi nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanununun 42.maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 3.1.2002 günlü, 72 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; uyuşmazlık konusu parsel üzerinde davacı kooperatifçe 30.4.1993 tarihli inşaat ruhsatı ile yapıların inşaasına başlandığı, davalı idarece 13.4.1999 tarihinde yapılan denetimde inşaat ruhsatı ve eki projesine uygun olarak yapılan yapıların 5 yıllık yasal ruhsat süresinin dolması nedeniyle ruhsatsız konuma düştüğü tesbit edilerek mühürlendiği ve dava konusu işlemin tesis edildiği, bu işlemden sonra anılan yapılar için 28.3.2002 tarihinde ruhsatların yenilendiği, uyuşmazlık konusu yapılar için 30.4.1993 tarihinde yapı ruhsatı alındığı ve yapıların 30.4.1998 tarihine kadar ruhsatlı bulunduğu, bu süre içerisinde yapıların bitirilememesi nedeniyle ruhsatlarının yenilenmesi gerekmekte iken bunun yapılmadığı, dolayısıyla yapı tatil tutanağının düzenlendiği 13.4.1999 tarihinde ve kooperatife para cezası verildiği 20.12.2001 tarihinde yapıların ruhsatsız konumda bulunduğu, her ne kadar 28.3.2002 tarihinde yeniden ruhsat alınmış ise de, ruhsat alındıktan sonra yasada belirtilen 5 yıllık sürenin sonu olan 30.4.1998 tarihi ile yeniden ruhsat alındığı 28.3.2002 tarihleri arasında yapıların ruhsatsız bulunduğunun açık olduğu, ruhsatın hükümsüz kalması nedeniyle ruhsatsız konuma düşen yapılar için para cezası verilmesine ilişkin işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

3194 sayılı imar Kanununun 42. maddesinin 1.fıkrasında; ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuata aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine 500.000 liradan 25.000.000.-liraya kadar para cezası verileceği ayrıca fenni mesule bu cezaların 1/5’inin uygulanacağı hükme bağlanmış, bu maddede belirtilen ceza miktarları 765 sayılı Yasanın 4421 sayılı Yasa ile değişik Ek-l maddesi uyarınca 393 kat artırılmış ve Ek 2. maddesi uyarınca da her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için belirlenen yeniden değerlenme oranına tabi tutulmuştur.

Yukarıda anılan 3194 sayılı İmar Kanunun 42.maddesi uyarınca, ancak ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapı yapılması durumunda para cezası verilmesi mümkün olup, ruhsat ve eklerine aykırılık bulunmadığı ve ruhsat süresinin dolmasından sonra inşaata devam edilmediği sürece, sadece ruhsat süresinin dolduğundan ve inşaatın ruhsatsız duruma düştüğünden bahisle anılan madde hükmü uyarınca para cezası verilmesi mümkün değildir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı kooperatifin, İzmir – Karaburun İlçesi, Küçükbahçe Köyü, … mevkii, … ada, … parsel sayılı taşınmazda yapı yapmak amacıyla 30.4.1993 günlü, … sayılı yapı ruhsatı aldığı, bu ruhsat uyarınca inşaata başlandığı, 13.4.1999 tarihinde davalı idarece yerinde yapılan denetimde, inşaat ruhsatında belirtilen toplam 15 adet, bitmiş kullanılır durumda konut tespit edildiği, 5 yıllık yapı ruhsatı süresinin dolması nedeniyle inşaatların aynı günlü yapı tatil zaptı ile mühürlenerek durdurulduğu, dava konusu işlemle de para cezası verildiği anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, dava konusu işlemde yapıların inşaat ruhsatı ve eki projesine uygun olarak yapıldığının tesbit edildiği de belirtilmiştir.

Bu durumda, uyuşmazlık konusu olayda, yapılara ruhsat alınarak başlandığına, ruhsat veya eklerine ve imar mevzuatına aykırı bir durum tespit edilmediğine ve ruhsat süresi dolduktan sonra inşaata devam edildiğine ilişkin bir iddia ve tesbitte bulunmadığına göre yapılara ilişkin ruhsat süresinin dolduğundan bahisle 3194 sayılı Yasanın 42.maddesi uyarınca para cezası verilmesi mevzuata uyarlık bulunmadığından, davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle İzmir 4. İdare Mahkemesinin 3.10.2002 günlü, E:2002/331, K:2002/824 sayılı kararının” bozulmasına, 16.6.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2003/84 K: 2004/2843 T. 5.5.2004

ÖZET: Yasal düzenlemelere göre bir parsel üzerine kooperatif evleri, siteler, toplu konutlar gibi birden fazla bina ve tesisin tek ruhsatla yapılmasına imar mevzuatı izin vermektedir. Ancak bu kolaylık ruhsat maliyetini azaltarak ucuz konut ihtiyacını karşılamak amacı taşımaktadır.

3194 sayılı Kanunun 42. maddesinde geçen “yapı” terimi parseli değil yapıyı ifade etmektedir. Bu nedenle tek parsel üzerine bile olsa farklı bloklardaki ruhsat eki projeye aykırılıklar ayrı ayrı değerlendirilerek para cezası verilebilir. Bu durumda, idarece daha önce C1 blok için para cezası verilmiş olması nedeniyle D+D1 bloklar için verilen cezanın aynı eylem için verilen ikinci ceza olarak kabulü mümkün değildir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, Ankara, …, … ada, … parsel sayılı taşınmazdaki inşaat için 3194 sayılı imar Kanununun 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 26.7.2001 günlü, 1035 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış, idare Mahkemesince, dava konusu yapının tek bir ruhsata konu olması, yapı kullanma izninin henüz verilmemiş olması nedeniyle inşaatın bitmiş olduğundan söz edilemeyeceği, dolayısıyla denetimin tüm inşaat için yapılıp ruhsata aykırı bütün durumlar için tek bir para cezası uygulanmasının, hem inşaatın ruhsata, imar durumuna ve fen kurallarına uygunluğunun zamanında ve doğru olarak denetlenebilmesi bakımından hem de bir eylem için birden fazla ceza verilemeyeceği yolundaki ceza hukuku ilkesine uygunluk bakımından zorunlu olduğu, 1034 sayılı encümen kararıyla para cezası verilmiş olmasına karşın aynı eylem için ikinci ceza niteliğindeki dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı imar Kanununun 42.maddesinde ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhide para cezası verileceği, ayrıca fenni mesule bu cezaların 1/5 inin uygulanacağı belirtilmiştir.

Aynı kanunun 19 maddesinin 3. fıkrasında; bir parsel üzerinde birden fazla bina ve tesislerin yapımı gerektiğinde ( Kooperatif evleri, siteler, toplu konut inşaatı gibi ) imar parselasyon planlarının ifraza gerek kalmadan bu ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenleneceği veya değiştirileceği ve burada talep halinde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükmü getirilmiştir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere göre bir parsel üzerine kooperatif evleri, siteler, toplu konutlar gibi birden fazla bina ve tesisin tek ruhsatla yapılmasına imar mevzuatı izin vermektedir. Ancak bu kolaylık ruhsat maliyetini azaltarak ucuz konut ihtiyacını karşılamak amacı taşımaktadır.

3194 sayılı Kanunun 42. maddesinde geçen “yapı” terimi parseli değil yapıyı ifade etmektedir. Bu nedenle tek parsel üzerine bile olsa farklı bloklardaki ruhsat eki projeye aykırılıklar ayrı ayrı değerlendirilerek para cezası verilebilir.

Bu durumda, idarece daha önce C1 blok için para cezası verilmiş olması nedeniyle D+D1 bloklar için verilen cezanın aynı eylem için verilen ikinci ceza olarak kabulü mümkün olmadığından iptali yolundaki mahkeme kararında isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Ankara 7.İdare Mahkemesinin 9.7.2002 günlü, E:2001/1634, K:2002/891 sayılı kararının bozulmasına, 5.5.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2004/4776 K: 2006/659 T: 20.2.2006

Özeti: 3194 sayılı Yasının 42.maddesi uyarınca tek bir yapı için yalnızca bir para cezası verilmesi gerekirken her bir parsel yönünden ayrı ayrı para cezası verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, İstanbul, Tuzla İlçesi, … Mahallesi, 1 pafta, 223 sayılı parselde bulunan ruhsatsız yapının 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca yıkımı ile 42. maddeye göre 35.000.000.000.-lira para cezası verilmesine ilişkin 15.4.2002 günlü, 282 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada yer alan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu parseli de kapsayan 187, 6071, 6072, 6073, 6074, 199, 202, 203, 222, 223, 225 ve 226 sayılı parseller üzerinde çelik konstrüksiyon olan beton panel+demir doğrama duvarlarla çevrilmiş üstü ondüle çatı örtüsüyle kaplı yaklaşık 7000 m2 alanlı endüstri yapısı olduğu, yapının bir kısmının dava konusu işlemde belirtilen parsel üzerine oturduğu, tesislerin gerek niteliği gerekse ekonomik değeri itibariyle geçici nitelikte olmadığı, yapının İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 6.35 maddesinde tanımlanan şantiye binası kapsamına girmediği gibi Yönetmeliğin 6.34 maddesinde belirtilen müştemilat niteliği de taşımadığı, ruhsata tabi olmayan yapılar içerisinde yer almadığı, imar planında ayrıldığı fonksiyon itibariyle ruhsata bağlanma olanağının bulunmadığı, tesis edilen işlemin yıkıma ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediği; dava konusu işlemin para cezasına ilişkin bölümüne gelince, anılan parseller üzerine yapılmış yaklaşık 7000 m2 alanı kapsayan tek bir yapının olması karşısında 3194 sayılı Yasanın 42. maddesi uyarınca tek bir yapı için yalnızca bir para cezası verilmesi gerekirken her bir parsel yönünden ayrı ayrı para cezası verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın yıkıma ilişkin kısmının reddine, dava konusu işlemin para cezası yönünden iptaline karar verilmiş; bu karar taraflarca temyiz edilmiştir.

Dava konusu işlemin para cezasına yönelik kısmının iptali, davanın yıkıma ilişkin kısmının reddi yolundaki temyize konu İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 20.11.2003 günlü, E:2002/768, K:2003/1505 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanmasına, 20.2.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2003/5266 K: 2004/120 T. 14.1.2004

ÖZET: 3194 sayılı Yasanın 40. maddesi ile getirilen düzenleme; enkaz veya birikintilerin, gürültü ve dumana neden olan tesislerin, hususi mecra, lağım, çukur, kuyu, mağara ve bunların benzerlerinin umumun sağlık ve selametini ihlal edenlerini veya şehircilik, estetik veya trafik bakımından sakıncalı olanlarını kapsamakta olup, uyuşmazlığa konu olaydaki yapının çatısında ve bahçesinde bulunan reklam panoları Yasada yapılan bu tanımlama ve mahzur tevlit eden unsurlar içerisinde yer almadığından anılan maddeye dayanılarak reklam panolarının kaldırılması yönünde işlem tesis edilmesinde ve arsa sahibine aynı kanunun 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, … İli, … İlçesi, …’de bulunan … isimli işyerinin çatısında ve bahçesinde bulunan reklam tabelalarının 3194 sayılı İmar Kanununun 40. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve anılan Kanunun 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 7.3.2002 günlü, 18/11 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, dava dosyasının ve mahkemenin E: 2001/1374 sayılı dosyasının incelenmesinden, mevzuata aykırı olduğu saptanan reklam tabelası ve reklam kulesinin kaldırılmasına ve bu nedenle para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun “”Kamunun Selameti İçin Alınması Gereken Tedbirler”” başlığını taşıyan 40. maddesinde; “”Arsalarda, evlerde ve sair yerlerde umumun sağlık ve selametini ihlal eden, şehircilik, estetik veya trafik bakımından mahzurlu görülen enkaz veya birikintilerin, gürültü ve duman tevlit eden tesislerin, hususi mecra, lağım, çukur, kuyu, mağara ve benzerlerinin mahzurlarının giderilmesi ve bunların zuhuruna meydan verilmemesi ilgililere tebliğ edilir. Tebliğde belirtilen müddet içinde tebliğe riayet edilmediği takdirde belediye veya valilikçe mahzur giderilir, masrafı % 20 fazlasıyla arsa sahibinden alınır veya mahzur tevlit edenlerin faaliyeti durdurulur.”” Aynı Kanunun 42. maddesinin 2. fıkrasında da “” Birinci fıkrada belirtilen fiiller dışında bu Kanunun 28, 33, 34, 39 ve 40. maddeleri ile 36. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen mal sahibine, fenni mesule ve müteahhide 500.000 TL’den 10.000.000 Liraya kadar para cezası verilir.”” kuralı yer almıştır.

Anılan düzenleme ile, kamunun sağlık ve selametini ihlal eden, şehircilik, estetik veya trafik bakımından mahzurlu görülen ve arsalarda, evlerde ve sair yerlerde bulunan enkaz veya birikintilerin, gürültü ve duman tevlit eden tesislerin, hususi mecra, lağım, çukur, kuyu, mağara ve benzerlerinin mahzurlarının giderilmesi ve bunların oluşumuna meydan verilmemesi amaçlanmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu yapının çatısında ve bahçesinde bulunan reklam tabelalarının belediye başkanlığı işlemi ile 3194 sayılı Yasanın 40. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve para cezası verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere 3194 sayılı Yasanın 40. maddesi ile getirilen düzenleme; enkaz veya birikintilerin, gürültü ve dumana neden olan tesislerin, hususi mecra, lağım, çukur, kuyu, mağara ve bunların benzerlerinin umumun sağlık ve selametini ihlal edenlerini veya şehircilik, estetik veya trafik bakımından sakıncalı olanlarını kapsamakta olup, uyuşmazlığa konu olaydaki yapının çatısında ve bahçesinde bulunan reklam panoları Yasada yapılan bu tanımlama ve mahzur tevlit eden unsurlar içerisinde yer almadığından anılan maddeye dayanılarak reklam panolarının kaldırılması yönünde işlem tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu durumda, 3194 sayılı Yasanın 40. maddesindeki yükümlülüğün yerine getirilmediğinden söz edilerek anılan Yasanın 42.maddesi uyarınca para cezası verilmeyeceği de açıktır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali gerektiğinden İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 31.3.2003 günlü, E: 2002/549, K: 2003/368 sayılı kararının bozulmasına, 14.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2002/6535 K: 2004/934 T. 20.2.2004

ÖZET: İmar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapı nedeniyle ayrı tespitlere dayalı olarak ve her seferinde tespit edilen yeni aykırılıklar için birden çok kez imar para cezası verilebileceği hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, … İli, … İlçesi, …-…. Mahallesi, 77 pafta, 711 ada, 38 parsel sayılı taşınmazda projesine aykırı yapılan kısımlar nedeniyle davacının da aralarında bulunduğu yapı sahiplerine 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca 14.943.825.000- Lira para cezası verilmesine ilişkin 18.5.2000 günlü, 863 sayılı, 13.6.2000 günlü, 1062 sayılı ve 5.12.2000 günlü, 1937 sayılı belediye encümeni kararlarının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, ruhsata aykırı yapılan yapılar hakkında ilk tespite yönelik yapı tatil tutanağına göre verilen para cezası kararından sonra yıkım kararı alınarak ruhsata aykırı kısımlar için yıkım kararının uygulanması gerekirken, ruhsata aykırılığın daha sonra düzenlenen yapı tatil tutanakları ile devam ettiğinin tespit edilmesine rağmen para cezaları verilmek suretiyle ruhsatsız inşaatın devamına izin verilmesinde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinin 1. fıkrasında ruhsat alınmadan veya ruhsat ve eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine para cezası verileceği belirtilmiş, aynı maddenin 3. fıkrasında da birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiillerin tekrarı halinde para cezalarının bir katı arttırılarak verileceği hususu kurala bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, …, …, … Mahallesi, 77 pafta, 711 ada, 38 parsel sayılı taşınmazda ruhsat ve onaylı mimari projesine aykırı inşaat yapıldığının 21.3.2000 günlü tutanak ile tespit edilmesi üzerine davacıya 18.5.2000 günlü, 863 sayılı belediye encümeni kararı ile 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca para cezası verildiği, 31.3.2000 tarihinde yapılan ikinci tespitte davacının inşaatına devam ettiğinin saptandığı ve ikinci tespitte saptanan kısımlar nedeniyle 13.6.2000 günlü, 1062 sayılı belediye encümeni kararı ile davacıya ikinci kez para cezası verildiği, 1.6.2000 tarihinde yapılan üçüncü tespitte de davacının inşaatına devam ettiğinin ve ilk iki tutanakta belirlenen kısımlara ilave inşaatlar yaptığının saptanması üzerine, bu üçüncü tespitte belirlenen kısımlar nedeniyle 5.12.2000 günlü, 1937 sayılı belediye encümeni kararı ile davacıya üçüncü kez para cezası verildiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu para cezalan, ruhsat ve eki projesine aykırı olarak yapılan inşaatlar nedeniyle ve ayrı tespitlere dayalı olarak ve her seferinde tespit edilen yeni aykırılıklar nedeniyle verildiğinden ayrıca davacının yapı tatil zabıtlarına rağmen inşaatına devam ettiği anlaşıldığından, yukarıda yer alan 3194 sayılı Yasanın 42. maddesi hükmü uyarınca ruhsata aykırı olarak yapı yapma fiilinin tekrar edildiği, dolayısıyla para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemlerin yasaya uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu işlemlerin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 30.5.2002 günlü, E: 2001/1204, K: 2002/815 sayılı kararırın bozulmasına, oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2002/2166 K: 2003/5294 T. 31.10.2003

ÖZET: Davacının kendi taşınmazı üzerinde inşaat yaptırmak amacıyla müteahhit ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığı, ancak müteahhidin ruhsat almadan inşaata başlaması üzerine, tespit tarihinden önce noter aracılığıyla ruhsatsız yapı yapmaması için müteahhidi uyardığı, bu nedenle yapının ruhsatsız yapılmasında davacının sorumluluğunun bulunmadığı anlaşıldığından, belediye encümeninin ruhsatsız yapının yıktırılması ve arsa sahibine para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemin para cezasına yönelik kısmının iptaline ilişkin kararda hukuka aykırılık yoktur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, davacıya ait …, … ilçesi, 42436 ada, 9-10 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ruhsatsız yapının 3194 sayılı İmar Kanununun 32. ve 42. maddeleri uyarınca yıktırılmasına ve 15.000.000.000- lira para cezası verilmesine ilişkin 17.4.2001 günlü, 807 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde bulunan bodrum + 4 katlı yapının ruhsat alınmadan yapıldığının 18.1.2001 günlü tutanakla tespit edildiği anlaşıldığından, anılan yapının yıktırılmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın yıkıma yönelik kısmının reddine, para cezası verilmesine ilişkin kısmına gelince, davacının kendi taşınmazı üzerinde inşaat yaptırmak amacıyla müteahhit ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığı, ancak müteahhidin ruhsat almadan inşaata başlaması üzerine, tespit tarihinden önce 1.2.1999 gününde noter aracılığıyla ruhsatsız yapı yapmaması için müteahhidi uyardığı, bu nedenle yapının ruhsatsız yapılmasında davacının sorumluluğunun bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin para cezasına yönelik kısmının iptaline karar verilmiş, bu kararın iptale ilişkin bölümü davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali kısmen de davanın reddi yolundaki temyize konu İzmir 3. İdare Mahkemesinin 18.10.2001 günlü, E: 2001/515, K: 2001/867 sayılı kararının temyiz edilen bölümünde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek mahkeme kararının anılan kısmının onanmasına, 31.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/1084 K: 2007/2323 T: 27.4.2007

Özeti: Dava konusu ruhsatsız inşaatın davacı tarafından yapıldığı açık olduğundan, anılan inşaatın davacının mülkiyetinden çıkmış olmasının, yapıyı yapan davacıya para cezası verilmesine engel teşkil etmeyeceği hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, Eskişehir, Odunpazarı,… Mahallesi,…, 19M lb pafta, 7235, 7236 parsel sayılı taşınmazdaki inşaatın ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 sayılı Yasanın 32.maddesi uyarınca yıktırılmasına ve aynı Yasanın 42.maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 24.6.2004 günlü, 2004001050 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, uyuşmazlık konusu inşaatın ruhsatsız olduğunun 27.5.2004 tarihinde tespit edildiği, ancak ruhsatsız inşaatın bulunduğu yerde yapılan imar uygulaması sonucu yapının davacıya verilmemesi üzerine davacının Eskişehir 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tezyidi bedel davası ile inşaatın değerinin bedele dönüştürüldüğü, yapılan imar uygulaması ile binanın davacının mülkiyetinden çıktığı, bu nedenle dava konusu işlemin para cezasına ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmediği, dava konusu işlemin yıkıma ilişkin kısmına gelince; binanın davacının mülkiyetinden çıktığı açık olduğundan davacının dava konusu edilen işlemin yıkıma ilişkin kısmının iptalini istemekte menfaati bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin para cezasına ilişkin kısmının iptaline, yıkıma ilişkin kısmına yönelik ise davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu kararın iptale ilişkin kısmı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 42.maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine para cezası verileceği kurala bağlanmıştır.

Yasanın bu maddesi ile ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıyı yapana para cezası verilmesi amaçlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden davacı tarafından ruhsatsız inşaat yapıldığının 27.5.2004 günlü tutanakla tespit edildiği ve bu nedenle davacıya para cezası verildiği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla uyuşmazlık konusu ruhsatsız inşaatın davacı tarafından yapıldığı açık olduğundan, ruhsatsız inşaatın davacının mülkiyetinden çıkmış olması yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca ruhsatsız yapıyı yapan davacıya para cezası verilmesine engel teşkil etmemektedir. Aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Eskişehir İdare Mahkemesinin 10.11.2004 günlü, E:2004/1245, K:2004/1394 sayılı kararının temyiz edilen bölümünün BOZULMASINA, 20,60 YTL. karar harcı ile fazladan yatırılan 15,30 YTL harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 27.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İmar Kanunu 32 ve 42. Madde Yıkım ve Para Cezalarıyla İlgili Danıştay Kararları-2
Yorum Yap

Yorum Yap