1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri

İmar Planlarıyla İlgili Danıştay Kararları-1


Bu Makalede Neler Var? İçindekiler

Danıştay İdari Dava Daireleri, E:2000/954, K: 2001/683, 19/10/2001

Faaliyet konusu itibariyle, şehirleşme ve imarla ilgisi bulunmayan parti ilçe teşkilatının imar planı yapılmasına ilişkin işleme karşı dava açmakta menfaati olmadığı hk.<

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: …, …, … Köyü, … Mevkii … ve … parsel sayılı taşınmazların bulunduğu yerde 1/5000 ölçekli nazım, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği yapılmasına ilişkin 6.2.1997 günlü, 226 sayılı belediye meclis kararının iptali istemiyle açılan davada, … 4. İdare Mahkemesince verilen … günlü, … sayılı dava konusu işlemin iptaline ilişkin karar, Danıştay 6. Dairesinin 23.2.2000 günlü, E:1999/4365, K:2000/1068 sayılı kararı ile; davacının, dava açma ehliyeti olmadığından mahkemece davanın esasının incelenmesi suretiyle verilen kararda isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş ise de; … 4. İdare Mahkemesi bozma kararına uymayarak dava konusu işlemin iptali yolundaki kararında ısrar etmiştir.

Davalı idare ve davalı idare yanında davaya katılanlar … 4. İdare Mahkemesinin … günlü, … sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedirler.

… 4. İdare Mahkemesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda iptal davası açılabilmesi için menfaat ihlali yeterli görülmüş ise de, ne tür bir menfaat ihlalinin idari yargıda dava açılmasına kesin bir ölçü olacağının açıklanmadığı, diğer bir deyişle her olayda menfaat ihlali olup olmadığının takdirinin yargıca, mahkemeye bırakıldığı, gerek teoride ve gerekse yargı kararlarında menfaat ihlali kavramı; dava konusu işlemle bir ilişkisi olmak ve o işlemden etkilenmek şeklinde kabul edildiği, bu menfaatin mutlaka para ile ölçülebilecek mali bir niteliğinin olmasının gerekmediği, ciddi ve ölçülü olmak koşulu ile manevi bir ilginin de menfaatin ihlal edilmiş sayılması için yeterli olduğu; iptal davalarının amacının, idarelerin hukuka uygun hareket etmelerini sağlamak olduğu, yargı kararları ile düzenleyici nitelikte oldukları artık tartışmasız olarak kabul edilen imar planları ve değişikliklerinin iptaline yönelik davalarda da bu hususun geçerli olacağı, bakılan davanın da konusu olan imar planları, insan, toplum, çevre ilişkilerinde kişi ve aile mutluluğu ile toplum hayatını yakından ilgilendiren fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini belirlemek üzere hazırlandığı göz önünde bulunduğunda, ekonomik sonuçları, mülkiyet sınırlaması, idari irtifaklar öngörmesi, kentte yaşayan kişilerin sağlığı, mutluluğu ve sağlıklı bir çevre oluşması ve estetik yönlerden o kentte yaşayan kişi ve kuruluşları yakından ilgilendiren bir işlem olması bakımlarından bu konuda idari yargıda menfaat ihlalinin geniş yorumlanması gerekliliğinin ortaya çıktığı, olayda doğal sit olarak belirlenmek suretiyle doğal özellik ve güzellikleriyle gelecek kuşaklara da aktarılması düşünülen doğa parçasının imara açılmasında, demokratik siyasi hayatın ayrılmaz unsurlarından olan ve yerel yönetimlerde halkın yönetime katılmasını sağlayan siyasi partilerin ilçe teşkilatlarının menfaatlerinin etkilendiğinin, dolayısıyla bu konuda iptal davası açma ehliyetlerinin bulunduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın esasının incelenmesi suretiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin ilk kararında ısrar etmiştir.

Danıştay 6. Dairesinin 23.2.2000 günlü, E:1999/4365, K:2000/1068 sayılı bozma kararında da açıklandığı üzere; Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğunun belirtildiği, Hukuk Devletinin öğesi olan idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetiminin iptal davaları yoluyla sağlanacağı; idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan “dava açma ehliyeti” nin iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirileceği; olayda, davacının uyuşmazlık konusu imar planının iptali istemiyle açtığı davada, dava açma ehliyetini sağlayan menfaat ihlalini parti örgütü ilçe teşkilatı sıfatına bağladığı, faaliyet konusu itibariyle şehirleşme ve imarla ilgisi bulunmayan parti ilçe teşkilatının, imar planı yapılmasına ilişkin işleme karşı dava açmasında menfaatinin bulunmadığı, dolayısı ile dava açma ehliyetinin olmadığı sonucuna varıldığından, mahkemece davanın esasının incelenmesi suretiyle verilen kararda isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin ve davalı idare yanında davaya katılanların temyiz istemlerinin kabulü ile … 4. İdare Mahkemesince davanın esasının incelenmesi yolunda verilen … günlü, … sayılı ısrar kararı usul ve hukuka uygun bulunmadığından, Danıştay 6. Dairesinin bozma kararı doğrultusunda BOZULMASINA, dosyanın … 4. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 19.10.2001 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri, E: 2004/741, K: 2004/1854, T. 11.11.2004

ÖZET: Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda vatandaş, belde veya semt sakini sıfatıyla dava açılabilir. Dava konusu turizm merkezi ilanına ilişkin karar da, kamu yararını yakından ilgilendiren konular kapsamında bulunması nedeniyle, aynı kentte yaşayan davacı tarafından dava konusu edilebileceği, davacıyla kamu yararını yakından ilgilendiren dava konusu karar arasında meşru, kişisel ve güncel menfaat ilgisinin olduğu açıktır. Nitekim, Danıştay 6. Dairesince de, davacının turizm merkezi ilanına ilişkin karara karşı dava açma ehliyeti kabul edilmiştir. Düzenleyici işlem niteliğindeki bu işleme karşı dava açma ehliyeti bulunan bir kişinin, uygulama işlemini dava edemeyeceği düşünülemeyeceğinden, Dairece inşaat ruhsatının turizm merkezi ilanı işleminden bağımsız bir işlem olarak kabul edilmek suretiyle davacının bu işleme karşı dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmasında isabet görülmemektedir.

Davanın yasal süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususunun da yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi ve 2577 sayılı Yasanın yukarıda anılan 7. maddesinin 4. fıkrası hükmü uyarınca, dava konusu düzenleyici işleme karşı, uygulama işlemi niteliğindeki inşaat ruhsatına ilişkin olarak yasal süresi içerisinde davanın açılıp açılmadığının belirlenmesi gerekecektir.

Danıştay 6. Daire içtihatları ile de kabul edildiği üzere, düzenleyici işlemin uygulanması üzerine her iki işlemin de iptali istemiyle vatandaş sıfatıyla dava açılması halinde, uygulama işleminin (olayda inşaat ruhsatı) başka şekilde öğrenildiğinin kanıtlanamaması durumunda bu işleme ıttıla tarihinden itibaren yasal süresi içerisinde açılan davaların süresinde olduğu kabul edilmektedir.

Olayda da, davacı tarafından uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatından haberdar olunduğu tarihten itibaren yasal süresi içerisinde dava açılmış olması nedeniyle, işin esasının incelenmesi gerekirken, turizm merkezi ilanına ilişkin olarak davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, … Bölgesi, … Bayın, … ada, … parsel sayılı taşınmazın bulunduğu yerin turizm merkezi olarak ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli planların ve anılan parsel için verilen inşaat ruhsatının iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay 6. Dairesi, 21.11.2003 günlü, E:2003/1950, K:2003/6117 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun değişik 2. maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların iptal davası olarak tanımlandığı, bu davaların idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli araçlardan olduğu, ancak, yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç olduğu, her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdirinin de yargı merciilerine bırakıldığı, iptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisinin kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşeceği, başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunmasının gerektiği, aksi halde kişilerin kendisine etkisi” bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkının doğacağı ki, bu durumun idarenin işleyişini olumsuz etkileyeceği, herne kadar çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması amacıyla kamu yararını yakından ilgilendiren konularda Danıştay içtihatlarıyla belde sakini olmak dava açmak için yeterli görülmüş ise de inşaat ruhsatının bu kapsamda düşünülmesinin mümkün olmadığı, inşaat ruhsatının iptali istemiyle dava açabilmek için komşu, bitişik parsel maliki ya da en azından mahalle sakini olmak gerektiği, olayda ise, ikamet ettiği yere uzak bir konumdaki bölgede adına kayıtlı taşınmazı bulunmayan, dolayısıyla işlem ile doğrudan hiç bir menfaat ilişkisi olmayan davacının, İstanbul İlinde yaşayan biri olarak inşaat ruhsatının iptali istemiyle açtığı bu davadaki isteminin, çevre, tarihi, kültürel değerlerin korunması gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar kapsamında değerlendirilemeyeceğinden dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varıldığı, davanın turizm merkezine ilişkin kısmına gelince; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. maddesinde, Bakanlar Kurulu kararlarına ve bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal davalarına Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak bakacağının hükme bağlandığı, bu durumda, düzenleyici işlem niteliğinde olmayan ve Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen turizm merkezi alanı ilanının iptali istemiyle anılan kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren yasal dava açma süresi içinde Danıştay’da dava açılmasını gerektiği, dolayısıyla, düzenleyici işlem niteliğinde olmayan turizm merkezi alanı ilanı kararının iptali istemiyle bu alanda yer alan taşınmaz için verilen ruhsatın uygulama işlemi olduğu kabul edilerek dava açılmasının mümkün olmadığı, olayda, turizm merkezi alanına ilişkin karar 13.9.1989 günlü Resmi Gazete’de yayımlandığından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7. maddesi uyarınca izleyen altmış gün içinde dava açılması gerekirken bu kararın iptali istemiyle 7.4.2003 gününde kayda giren dilekçeyle açılan davada süre aşımı bulunduğu, öte yandan, olay tarihinde yürürlükte olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu hükümlerine göre turizm merkezi ilanından sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylı 1/5.000 ölçekli, Turizm ve Kültür Bakanlığınca onaylı 1/1.000 ölçekli planların bulunmadığı anlaşıldığından 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli planların iptali istemiyle açılan davanın konusu bulunmadığı gerekçesiyle, davanın inşaat ruhsatına ilişkin kısmının ehliyet, turizm merkezi alanına ilişkin kısmının süre yönünden reddine, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli planlara ilişkin dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

Davacı, bu kararın ehliyet ve süre redde ilişkin kısmını temyiz etmekte ve uyuşmazlığa konu inşaatın Boğaziçi’nin görüntüsünü bozacağı, kamu yararı gözetilerek davanın açıldığı, bu nedenle ehliyeti bulunduğu, turizm merkezi ilanına ilişkin işlemin düzenleyici işlem olmaması halinde öğrenme üzerine dava açılabileceği, bu nedenle davanın süresinde bulunduğu iddialarıyla bozulmasını istemektedir.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazın Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen İstanbul Sarıyer İstinye Turizm Merkezi sınırları içerisinde kaldığı ve bu kararın 13.9.1989 günlü, 20281 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı, turizm merkezi ilanından önce 18.2.1988 tarihinde 1/5.000 ve 15.7.1988 tarihinde 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarının onaylandığı, buna göre parselin turizm konaklama alanı olarak öngörüldüğü, plan notu ile avan projeye göre uygulama yapılacağının belirtilmesi nedeniyle hazırlanan avan projenin 31.3.1988 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesince, 27.10.1989 tarihinde ( Turizm merkezi ilanından sonra ) Turizm Bakanlığınca onaylandığı, İstanbul III Nolu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 30.3.1990 günlü, 1863 sayılı kararı ile de plan şartlarına, avan proje ve Bakanlar Kurulu Kararına göre otel fonksiyonunun uygun olduğunun belirtildiği, avan proje uyarınca H:87:60 metre yüksekliğindeki otel inşaatı için Sarıyer Belediye Başkanlığınca 1.12.1992’de inşaat ruhsatı verildiği ve ruhsatın 21.7.1995 ile 14.9.2000 tarihlerinde yenilendiği, davacı tarafından inşaatın 12.4.2003 tarihinde görülmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için dava konusu işlemlerin niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinde, turizm merkezlerinin, turizm bölgeleri içinde veya dışında yeri, mevkii ve sınırları Bakanlığın önerisi, Bakanlar Kurulu kararı ile tespit ve ilan edilen turizm yönünden önem taşıyan yerleri veya bölümlerini ifade ettiği belirtilmiştir. Turizmi Teşvik Yasası’nda öngörülen nitelikleri haiz olan bir yerin Bakanlar Kurulu Kararı ile turizm merkezi ilan edilmesi suretiyle bu yerin artık 2634 sayılı Yasa kapsamına dahil olacağı ve turizm merkezi sınırları içerisinde yapılacak olan bütün imar uygulamalarının anılan Yasal düzenlemeye tabi olacağı, bu nedenle turizm merkezi ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının ( karar ile belirlenen bölgeye yönelik olarak yerel nitelikte ) düzenleyici işlem olduğu tartışmasızdır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri yolundaki hüküm uyarınca, bir düzenleyici işlemin iptali istemiyle uygulama işlemi nedeniyle dava açılmasının istenilmesi halinde ortada mutlaka bir uygulama işleminin bulunması gerekmektedir.

Olayda, uyuşmazlığa konu taşınmaz turizm merkezi olarak ilan edildikten sonra, kural olarak 2634 sayılı Yasa uyarınca bu yere ilişkin imar planlarının hazırlanıp onaylanması ve daha sonra turizm merkezi kararı ve imar planı koşulları uyarınca da öngörülen turizm fonksiyonuna uygun olarak inşaat ruhsatının verilmesi ve böylece turizm merkezi ilanı ile başlayarak inşaat ruhsatı verilmesine ilişkin bulunan birbirini takip eden uygulama işlemlerinin sonuçlandırılması gerekmekte iken, turizm merkezi ilanından sonra yapılmış 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planlarının bulunmadığı, daha önce yapılmış olan imar planlarında yer alan koşullara göre avan projenin hazırlandığı ve inşaat ruhsatının verildiği anlaşılmakta ise de, avan projenin turizm merkezi ilanından sonra Turizm Bakanlığınca da onaylandığı ve inşaat ruhsatının turizm konaklama alanına ilişkin olup, yenileme işlemlerinin de turizm merkezi ilanından sonraki tarihli olduğu göz nünde bulundurulduğunda, verilen inşaat ruhsatının tamamen turizm merkezi olarak belirlenen alandaki fonksiyona ilişkin olduğu, dolayısıyla her iki işlemin birbirinden ayrılmasının mümkün olmayıp, inşaat ruhsatının turizm merkezi kararının uygulanması yönünde tesis edilmiş bir uygulama işlemi olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu işlemler hakkında işlemlerin bağımsız olarak değil bir bütün halinde değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerekmektedir.

2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davaları olarak tanımlanmıştır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasında en etkin araçlardan biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında “menfaat ihlali” olarak tanımlanan sübjektif ehliyet koşulunun sübjektif hak ihlallerinin giderilmesiyle birlikte idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında belirlenmesi gerektiği açıktır.

Bu bağlamda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gereği şeklinde tanımlanmış olup, dava açma ehliyetinin iptal davasına konu olan kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda vatandaş, belde veya semt sakini sıfatıyla dava açılabileceği Danıştay İçtihatlarıyla kabul edilmiştir.

Dava konusu turizm merkezi ilanına ilişkin karar da, kamu yararını yakından ilgilendiren konular kapsamında bulunması nedeniyle, aynı kentte yaşayan davacı tarafından dava konusu edilebileceği, davacıyla kamu yararını yakından ilgilendiren dava konusu karar arasında meşru, kişisel ve güncel menfaat ilgisinin olduğu açıktır.

Nitekim, Danıştay 6. Dairesince de, davacının turizm merkezi ilanına ilişkin karara karşı dava açma ehliyeti kabul edilmiştir. Düzenleyici işlem niteliğindeki bu işleme karşı dava açma ehliyeti bulunan bir kişinin, uygulama işlemini dava edemeyeceği düşünülemeyeceğinden, Dairece inşaat ruhsatının turizm merkezi ilanı işleminden bağımsız bir işlem olarak kabul edilmek suretiyle davacının bu işleme karşı dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmasında isabet görülmemektedir.

Davanın yasal süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususunun da yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi ve 2577 sayılı Yasanın yukarıda anılan 7. maddesinin 4. fıkrası hükmü uyarınca, dava konusu düzenleyici işleme karşı, uygulama işlemi niteliğindeki inşaat ruhsatına ilişkin olarak yasal süresi içerisinde davanın açılıp açılmadığının belirlenmesi gerekecektir.

Danıştay 6. Daire içtihatları ile de kabul edildiği üzere, düzenleyici işlemin uygulanması üzerine her iki işlemin de iptali istemiyle vatandaş sıfatıyla dava açılması halinde, uygulama işleminin (olayda inşaat ruhsatı) başka şekilde öğrenildiğinin kanıtlanamaması durumunda bu işleme ıttıla tarihinden itibaren yasal süresi içerisinde açılan davaların süresinde olduğu kabul edilmektedir.

Olayda da, davacı tarafından uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatından haberdar olunduğu tarihten itibaren yasal süresi içerisinde dava açılmış olması nedeniyle, işin esasının incelenmesi gerekirken, turizm merkezi ilanına ilişkin olarak davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Danıştay 6. Dairesinin 21.11.2003 günlü, E:2003/1950, K:2003/6117 sayılı kararının temyiz edilen bölümünün bozulmasına, işin esası hakkında karar verilmek üzere dosyanın Danıştay 6. Dairesine gönderilmesine, 11.11.2004 günü, esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri, E: 1997/369 K: 1999/1 T. 8.1.1999

ÖZET: Davacı parselasyon işlemi ile bu işlemin dayanağını oluşturan imar planının kendi taşınmazı yönünden iptalini istediğinden sadece parselasyon işleminin incelenerek karar verilmesi doğru değildir.

İstemin Özeti: Aydın 1. İdare Mahkemesince, Danıştay 6. Dairesince verilen 11.3.1996 günlü, E: 1995/5304, K: 1996/1061 sayılı bozma kararına uyulmayarak, davanın reddine dair ilk kararında ısrarına ilişkin olarak verilen 1.10.1996 günlü, E: 1996/895, K: 1996/1022 sayılı Kararı, davacı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

Türk milleti adına hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: Dava, … İlçesi, … Mahallesi, … pafta, … ada, … parsel sayılı taşınmazın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyona tabi tutulmasına ilişkin işlemi ile bu parselasyon işleminin dayanağını oluşturan 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının davacı parseline ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmış; Aydın 1. İdare Mahkemesinin, 21.2.1995 günlü, E: 1991/1156, K: 1995/231 sayılı Kararıyla, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu parselasyon işleminin, imar planı ve mevzuata uygun olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Davacının temyiz istemi üzerine bu karar, Danıştay 6. Dairesince, davacı tarafından söz konusu taşınmazı kapsayan alanın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyona tabi tutulmasına ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağını oluşturan 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının kendi taşınmazı yönünden iptali istemiyle dava açıldığı halde, idare mahkemesince yalnızca parselasyon işlemi incelenmek suretiyle karara bağlandığı, ancak anılan parselasyon işleminin dayanağını oluşturan ve bu işlem ile birlikte davaya konu edilen imar planı hakkında herhangi bir karar verilmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle uyuşmazlığa konu edilen imar planı da incelenerek bir karar verilmek üzere 11.3.1996 günlü, E: 1995/5304, K: 1996/1061 sayılı Kararla bozulmuştur.

Aydın 1. İdare Mahkemesi 1.10.1996 günlü, E: 1996/895, K: 1996/1022 sayılı Kararıyla; davacının gerek belediyeye verdiği 30.5.1991 günlü dilekçesinde, gerek dava dilekçesinde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptalini istediği, 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının iptalini istemediği, bu nedenle mahkemelerince davanın bu yönüyle çözümlendiği, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu parselasyon işleminin imar planı ve mevzuata uygun olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle Danıştay 6. Dairesinin bozma kararına uymayarak davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacı bu kez, Aydın 1. İdare Mahkemesinin 1.10.1996 günlü, E: 1996/895, K: 1996/1022 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından söz konusu taşınmazı kapsayan alanın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyona tabi tutulmasına ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağını oluşturan 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının kendi taşınmazı yönünden iptali istemiyle dava açıldığı ve dava dilekçesinde bu plana yönelik olarak, planın belediye meclisinden geçirilmediği, askıya çıkarılmadığı, bu haliyle 3194 sayılı İmar Kanununun 8 inci maddenin aykırı olduğu iddiasında bulunulduğu halde, idare mahkemesince yalnızca parselasyon işlemi incelenmek suretiyle karar verildiği, ancak anılan parselasyon işleminin dayanağını oluşturan imar planı hakkında herhangi bir karar verilmediği anlaşıldığından, uyuşmazlığa konu edilen imar planı da incelenerek bir karar verilmesi gerektiğinden, bu konu incelenmeden verilen karar usul ve hukuka uygun bulunmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Aydın 1. İdare Mahkemesinin 1.10.1996 günlü, E: 1996/895, K: 1996/1022 sayılı Kararının, Danıştay 6. Dairesinin bozma kararı doğrultusunda BOZULMASINA ve dosyanın Aydın 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 8.1.1999 günü oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2002/6968 K: 2004/944 T. 20.2.2004

ÖZET: 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin ( b ) fıkrasında, imar planlarının belediye meclislerince onaylanarak yürürlüğe gireceği, bu planların onay tarihinden itibaren bir ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde yapılan itirazların belediye meclislerince 15 gün içinde incelenerek kesin karara bağlanacağı, onaylanmış planlarda yapılacak değişikliklerde de aynı usullere uyulacağı hükümlerine yer verilmiştir. Bu durumda, davacının plan değişikliği isteminin belediye meclisince incelenmesi suretiyle işlem tesis edilmesi gerekirken, belediye başkanlığı işlemi ile reddedilmesinde mevzuata uyarlık bulunmamaktadır. İmar planı değişikliği istemiyle yapılan başvurunun yetkili organlarca reddi üzerine dava açma süresi içerisinde hem imar planı değişikliği isteminin reddi işlemine hem de imar planı değişikliği istemine konu imar planına karşı birlikte dava açılması durumunda, her iki işlemin birlikte incelenerek karara bağlanması mümkündür. Diğer taraftan, imar planı değişikliği isteminin yetkili organlarca görüşülerek karara bağlanmaması halinde ise, ilk planın açılan bu davada incelenmesi olanaklı değildir. Ancak yetkisiz organca tesis edilen işlemin yargı yerince iptali sonrasında plan değişikliğinin yetkili organ tarafından karara bağlanması üzerine açılacak davada bu işlemle birlikte imar planı değişikliği istemine konu olan imar planının esasının incelenebileceği de açıktır. Olayda, imar planında değişiklik yapılması isteminin yetkisiz organca reddi nedeniyle 6.10.2000 onanlı imar planı hakkında bu aşamada karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmesi gerektiğinden, iptale ilişkin mahkeme kararında yasal isabet görülmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, …, …, 22 pafta, 2908 sayılı parselin ilköğretim tesis alanı olarak belirlenmesine ilişkin 6.10.2000 günlü belediye meclisi kararı ile bu planda değişiklik yapılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 19.2.2001 günlü, 326 sayılı belediye başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyada yeralan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu 1/1.000 ölçekli imar planının 1/5.000 ölçekli nazım imar planına, anılan planın da 1/25.000 ölçekli plana uygun olduğu, bununla birlikte planın dava konusu parsele getirilmiş olan fonksiyonların ilişkileri itibariyle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun bulunmadığı, bu durumda aynı taşınmaz için tesis edilen 19.2.2001 günlü işlemin de hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, belediye meclisinin 6.10.2000 günlü kararıyla onanarak ilan edilen imar planında davacıya ait taşınmazın bir kısmının ilköğretim alanında kaldığı, son ilan tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılmadığı, anılan planın bir uygulama işleminin de bulunmadığı ancak davacının taşınmazının imar planında ilköğretim alanı ile yolda kaldığından bahisle plan değişikliği istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 19.2.2001 günlü, 326 sayılı belediye başkanlığı işlemi üzerine bu işlemin ve anılan taşınmazı ilköğretim tesisi alanı olarak belirleyen ve 6.10.2000 günlü belediye meclisi kararıyla kabul edilen 1/1.000 ölçekli imar planının iptali istemiyle bakılmakta olan davayı açtığı anlaşılmaktadır.

3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin ( b ) fıkrasında, imar planlarının belediye meclislerince onaylanarak yürürlüğe gireceği, bu planların onay tarihinden itibaren bir ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde yapılan itirazların belediye meclislerince 15 gün içinde incelenerek kesin karara bağlanacağı, onaylanmış planlarda yapılacak değişikliklerde de aynı usullere uyulacağı hükümlerine yer verilmiştir.

Bu durumda, davacının plan değişikliği isteminin belediye meclisince incelenmesi suretiyle işlem tesis edilmesi gerekirken, belediye başkanlığı işlemi ile reddedilmesinde mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, uyuşmazlığın 6.10.2000 günlü belediye meclisi kararıyla kabul edilen 1/1.000 ölçekli uygulama imar planına ilişkin kısmına gelince;

2577 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca ilgilisi tarafından imar planı değişikliği istemiyle yapılan başvurunun yetkili organlarca reddi üzerine dava açma süresi içerisinde hem imar planı değişikliği isteminin reddi işlemine hem de imar planı değişikliği istemine konu imar planına karşı birlikte dava açılması durumunda her iki işlemin birlikte incelenerek karara bağlanması mümkündür. Diğer taraftan, imar planı değişikliği isteminin yetkili organlarca görüşülerek karara bağlanmaması halinde ise ilk planın açılan bu davada incelenmesi olanaklı değildir. Ancak yetkisiz organca tesis edilen işlemin yargı yerince iptali sonrasında plan değişikliğinin yetkili organ tarafından karara bağlanması üzerine açılacak davada bu işlemle birlikte imar planı değişikliği istemine konu olan imar planının esasının incelenebileceği de açıktır.

Olayda, imar planında değişiklik yapılması isteminin yetkisiz organca reddi nedeniyle 6.10.2000 onanlı imar planı hakkında bu aşamada karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmesi gerektiğinden iptale ilişkin mahkeme kararında yasal isabet görülmemiştir.

Diğer taraftan, dava konusu planda değişiklik yapılması istemini içeren davacı başvurusunun yetkili organ olan belediye meclisince incelenmesi sırasında, dava konusu imar planı ve bu planda değişiklik yapılması isteminin birlikte değerlendirilmesi suretiyle karar verileceği de açıktır.

Buna göre, anılan hususlar gözönünde bulundurularak İdare Mahkemesince uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 27.9.2002 günlü, E: 2001/399, K: 2002/1139 sayılı kararının bozulmasına, 10.120.000.- Lira karar harcı ile fazla yatırılan 7.530.000.- Lira harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 20.2.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2003/1712 K: 2003/4221 T. 9.7.2003

ÖZET: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8.6.2000 günlü, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde belirtildiği üzere, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davası olarak tanımlanmış olup, bu davalar idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli araçlardandır. Bu nedenledir ki iptal davasında davacı olabilmek için “menfaat ihlali” yeterli görülmüş, davacı ile dava konusu işlem arasında sadece meşru, kişisel ve güncel bir ilişkinin varlığı aranmıştır. İmar planı değişikliği işlemine karşı, uyuşmazlık konusu taşınmazın yakınındaki taşınmazın maliki olan kişinin dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Bu saptamalar çerçevesinde uyuşmazlığa bakıldığında, imar planları kamu yararını ilgilendiren genel nitelikte düzenleyici işlemler olduğundan, semt sakini sıfatıyla menfaatinin ihlal edildiğinden bahisle dava açma hakkı bulunan davacının imar planı tadilatının iptali istemiyle açtığı bu davada dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmış, idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, …, … Mahallesi, 62 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın imar planında değişiklik yapılmasına ilişkin 2.10.2000 günlü 5/25 sayılı; 18.2.2002 günlü, 2/16 sayılı; 22.10.2002 günlü, 4/16 sayılı belediye meclisi kararlarının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, … A.Ş.’nin mülkiyetindeki 62 ada, 2 parsel sayılı taşınmaza ilişkin plan tadilatının davacı ile ilgisi bulunmadığından kişisel menfaatinin de ihlal edilmediği gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacının uyuşmazlık konusu taşınmazın yakınında bulunan ve akaryakıt satış istasyonu olarak kullanılan 1249 ada, 157 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğu, … ait tekstil fabrikası olarak kullanılan uyuşmazlık konusu taşınmazın özelleştirme idaresi tarafından … A.Ş’ne satılmasından sonra tesis edilen dava konusu imar planı değişikliği işlemlerinin hak ve menfaatlerini ihlal ettiği, plan tadilatının yapılması sırasında imar mevzuatına uygun hareket edilmediği iddiaları ile bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8.6.2000 günlü, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde belirtildiği üzere, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davası olarak tanımlanmış olup, bu davalar idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli araçlardandır. Bu nedenledir ki iptal davasında davacı olabilmek için “menfaat ihlali” yeterli görülmüş, davacı ile dava konusu işlem arasında sadece meşru, kişisel ve güncel bir ilişkinin varlığı aranmıştır.

Bu anlayışla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10.6.1994 günlü, 4001 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin 1. bendinin ( a ) alt-bendinde yer alan “… kişisel hakları ihlal edilenler…” ibaresi nedeniyle sözkonusu ( a ) alt bent Anayasa Mahkemesinin 21.9.1995 günlü, E: 1995/27, K: 1995/47 sayılı kararıyla Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş, iptal davalarında menfaatleri ihlal edilenlerin dava açabilecekleri esası benimsenmiştir. Kaldı ki sözkonusu iptal kararına esas olan düzenlemede dahi “…çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere…” şeklinde sınırlama ile çevre tarihi ve kültürel değerlerin korunması konularında açılacak davalarda dava açma ehliyeti önceki düzenlemede olduğu gibi korunmuştur.

İdarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargısal denetime açık olduğu hukuk devletinde idarenin hukuka uygunluğunun sağlanmasında en etkin araçlardan biri “iptal davaları”dır.

İptal davalarındaki sübjektif ehliyet koşulu doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorundur. Dolayısıyla sübjektif ehliyet koşulunun, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.

Nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda sübjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır.

Bu saptamalar çerçevesinde uyuşmazlığa bakıldığında, imar planları kamu yararını ilgilendiren genel nitelikte düzenleyici işlemler olduğundan, semt sakini sıfatıyla menfaatinin ihlal edildiğinden bahisle dava açma hakkı bulunan davacının imar planı tadilatının iptali istemiyle açtığı bu davada dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmış, idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Konya İdare Mahkemesinin 31.12.2002 günlü, E:2002/1697, K: 2002/1782 sayılı kararının bozulmasına, 9.7.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri, E: 2003/326 K: 2003/588 T. 10.7.2003

ÖZET: Dava; İskenderun, Sarıseki Beldesi, Organize Sanayi Bölgesi önünde 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında bulunan dolgu sahasının 400X90 metreden 600X90 metreye çıkarılmasına ilişkin 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin 3621 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca onaylanması yolundaki 24.4.2002 günlü, 7862 sayılı Bakanlık işleminin iptali istemiyle açılmıştır. Olayda imar kanunu değişikliği iskelede faaliyet gösteren şirket tarafından yapılarak belediyenin bilgisi dışında Bayındırlık ve İskan Bakanlığına sunulmuş ve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 3621 sayılı Kanunun 7. maddesinde öngörülen yazılı usul uygulanmaksızın, doğrudan üçüncü kişinin hazırlayıp sunduğu planın Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanması suretiyle gelişen bu durum karşısında; dava konusu imar planı değişikliğinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onandığı andan itibaren yürürlüğe girdiğinin, uygulanabilecek kesin ve icrai bir işlem haline geldiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda, imar planı değişikliğinin ilgili belediyesince ilan edilmediğinden bahisle kesinleşmediği yolundaki aksi bir düşünce, planın uygulanması ile beraber menfaati ve hakkı ihlal edildiği iddiasıyla süresinde plana karşı dava açan kişinin, dava hakkının ertelenmesi, oluşan fiili durum nedeniyle zarar görmeye devam etmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Dairesince, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, planın belediyece ilan edilmediği ve bu nedenle kesinleşmediği; ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü:

KARAR: Dava; İskenderun, Sarıseki Beldesi, Organize Sanayi Bölgesi önünde 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında bulunan dolgu sahasının 400X90 metreden 600X90 metreye çıkarılmasına ilişkin 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin 3621 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca onaylanması yolundaki 24.4.2002 günlü, 7862 sayılı Bakanlık işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay 6. Dairesinin 12.12.2002 günlü, E:2002/3770, K:2002/5926 sayılı kararıyla; 3621 sayılı Kıyı Kanununun 7. maddesinde “Kamu yararının gerektirdiği hallerde uygulama imar planı kararı ile deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir. Bu gibi yerlerde doldurma veya kurutmayı yapacak ilgili idarenin valiliğe iletilen teklifi, Valilik görüşü ile birlikte Bayındırlık ve İskan Bakanlığına gönderilir. Bakanlık konusuna göre ilgili kuruluşların görüşünü de almak suretiyle teklifi inceler. Uygun bulunması halinde ilgili idare tarafından uygulama imar planı hazırlanır. Bu yerler için yapılacak planlar hakkında İmar Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak bu planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan alanlardaki planlar ise anılan Kanunun 7’nci maddesine göre tasdik edilir” hükmünün yer aldığı, 3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesinin ( b ) fıkrasında; “İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tesbit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Kesinleşen imar planlarının bir kopyası Bakanlığı gönderilir” hükmüne yer verildiği, idari bir işlemin hukuksal sonuçlar yaratabilmesi ve dava konusu edilebilmesi için kesinleşmesinin gerektiği, nitekim 2577 sayılı Kanunun 14. maddesinin 3/d bendinde de idari davaya konu olabilecek işlemlerin kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemler olması gerektiğinin öngörüldüğü, belediye meclisince kabul edilmekle veya bakanlıkca onanmakla yürürlüğe girdiği 3194 sayılı Kanunun 8’inci maddesinde belirtilen imar planlarının kesinleşmeleri için aynı madde hükmü uyarınca bir ay süreyle askıya çıkarılmak suretiyle ilan edilmeleri gerektiği, olayda ara kararına verilen yanıtlardan ise uyuşmazlığa konu imar planının 3194 sayılı Kanunda öngörüldüğü biçimde ilan edilmediği, bu durumda, ortada kesin ve davacılar yönünden uygulanabilir nitelikte bir imar planının bulunmadığının anlaşıldığı, buna göre, dava konusu işlemin idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gerekli nitelikte bir işlem olmadığı gerekçesiyle dava 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-b maddesi uyarınca reddedilmiştir.

Davacılar; … Endüstri A.Ş.’nin 400×90 metre dolgu alanı yapılmak suretiyle iskele inşasına ait 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı bulunmasına rağmen proje dışına çıkarak dolgu yaptığını, böylelikle kendi şirketlerine ait iskelelerin çalışma alanını daralttığı gibi can ve mal güvenliğini de tehlikeye soktuğunu, daha sonra anılan şirketin plan tadilatı isteğinde bulunduğunu ve Bakanlıkça değişik kurum ve kuruluş tarafından belirtilen sakıncalar dikkate alınarak şirketin tadilat isteğinin reddedildiğini, fakat firmanın tekrar başvuruda bulunması üzerine Bakanlığın plan tadilatını şartlı olarak onayladığını, böylece anılan şirket aleyhine açılan men-i müdahale davasının sonucunu etkiler şekilde ve izinsiz, kaçak iskele dolgu sahasına meşruluk kazandıracak biçimde plan tadilatı yapıldığını, ortada Sarıseki Belediye Meclisince yapılmış ve onaylanmış bir uygulama imar planı değişikliği olmadığını, plan değişikliğinin bakanlıkça resen yapıldığını, bu nedenle Sarıseki Belediyesi tarafından söz konusu planın ilan edilmediğini ve askı tutanakları düzenlemediğini, ayrıca yeni imar planı üzerine … Endüstri A.Ş.’ne yapı ruhsatı izni verildiğini ve şirketin dolgu ve inşaata başlandığını öne sürerek, Daire kararının temyizen incelenip bozulmasını istemektedir.

3621 sayılı Kıyı Kanununun 7. maddesinde “Kamu yararının gerektirdiği hallerde uygulama imar planı kararı ile deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir. Bu gibi yerlerde doldurma veya kurutmayı yapacak ilgili idarenin valiliğe iletilen teklifi, valilik görüşü ile birlikte Bayındırlık ve İskan Bakanlığına gönderilir. Bakanlık, konusuna göre ilgili kuruluşların görüşünü de almak suretiyle teklifi inceler. Uygun bulunması halinde ilgili idare tarafından uygulama imar planı hazırlanır. Bu yerler için yapılacak planlar hakkında İmar Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak bu planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan alanlardaki planlar ise anılan Kanunun 7 nci maddesine göre tasdik edilir…” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlıkta uygulanması gereken 3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesinin ( b ) fıkrasında; “İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tesbit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar…” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, Sarıseki Belediyesi sınırları içinde bulunan İskenderun Organize Sanayi Bölgesi önündeki kıyıda, 3621 sayılı Kıyı Kanununa göre imar planı kararı bulunan mevcut (3) adet iskeleden (1) ve (3) nolu iskelelerin davacı şirketler tarafından, (2) nolu iskelenin ise … Endüstri Anonim Şirketi tarafından kullanıldığı, 400×90 metre dolgu sahasına sahip 10.3.2000 onay tarihli 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı bulunan (2) nolu iskelede … Endüstri Anonim Şirketi tarafından plana aykırı olarak dolgu sahası dışına çıkılması üzerine Sarıseki Belediyesince kaçak inşaat zaptı tutulduğu ve inşaatın durdurulduğu, bu arada adıgeçen şirketin 10.3.2000 tarihli onay tarihli 1/1.000 ölçekli uygulama imar planında değişiklik yapılması teklifinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca uygun görülmediği, ancak Sarıseki Belediyesince yapılmış bir plan değişikliği kararı ve belediyenin bu yolda bir teklifi olmaksızın adıgeçen şirketin bir önceki teklifinde revizyon yaparak buna göre hazırladığı ve dolgu sahasının 600×90 metreye çıkarılmasına ilişkin 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığının davaya konu 24.4.2000 günlü işlemiyle onaylandığı, onay işleminden sonra söz konusu imar planı değişikliğinin Sarıseki Belediyesince ilan edilmediği, (1) ve (3) nolu iskeleyi kullanan davacıların ise Bakanlığın sözü edilen onay işlemi üzerine bakılan davayı açtıkları anlaşılmıştır.

621 sayılı Kanunun 7. maddesinde öngörülen yazılı usul uygulanmaksızın, doğrudan üçüncü kişinin hazırlayıp sunduğu planın Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanması suretiyle gelişen bu durum karşısında; dava konusu imar planı değişikliğinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onandığı andan itibaren yürürlüğe girdiğinin, uygulanabilecek kesin ve icrai bir işlem haline geldiğinin kabulü gerekmektedir.

Böyle bir durumda, imar planı değişikliğinin ilgili belediyesince ilan edilmediğinden bahisle kesinleşmediği yolundaki aksi bir düşünce, planın uygulanması ile beraber menfaati ve hakkı ihlal edildiği iddiasıyla süresinde plana karşı dava açan kişinin, dava hakkının ertelenmesi, oluşan fiili durum nedeniyle zarar görmeye devam etmesi anlamına gelecektir.

Bu nedenle Dairesince, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, planın belediyece ilan edilmediği ve bu nedenle kesinleşmediği; ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile Danıştay 6. Dairesinin 12.12.2002 günlü, E:2002/3770, K:2002/5926 sayılı kararın BOZULMASINA, 10.7.2003 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Danıştay 1. Daire E: 2005/845 K: 2005/1534 T: 23.12.2005

Özeti: 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu hükümleri ile 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını koruma Kanunu ve diğer özel kanunlarla belirlenen yerlerin imar planlarını yapmaya yetkili idarelerin tespiti konusunda düşülen duraksamanın giderilmesine yönelik istişari düşünce istemi hakkında.

5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu hükümleri ile 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve diğer özel kanunlarla belirlenen yerlerin imar planlarını yapmaya yetkili idarelerin tespiti konusunda düşülen duraksamanın giderilmesine yönelik istişari düşünce istemine ilişkin Başbakanlığın 5.9.2005 günlü, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünün 4024 sayılı yazısında aynen;

“5272 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu hükümleri ile 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve diğer özel kanunlarla belirlenen yerlerin imar planlarını yapmaya yetkili idarelerin tespiti hususunda hasıl olan tereddüt hakkında Bayındırlık ve İskan Bakanlığından alınan ilgi yazının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Mezkur yazıya konu tereddüdün, 5272 sayılı Belediye Kanununu yürürlükten kaldıran 5393 sayılı Belediye Kanunu hükümleri çerçevesinde incelenerek Danıştay Kanununun 23 üncü ve 42 nci maddelerine göre görüşünüzün bildirilmesini arz ederim.” denilmiş,bu yazıya ekli Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 30.6.2005 günlü, Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü 6497 sayılı yazısında da aynen;

“5302 Sayılı “İl Özel İdaresi Kanunu” 4 Mart 2005 gün ve 25745 sayılı Resmi Gazete’de, 5272 sayılı “Belediye Kanunu” 24.12.2000 gün ve 25680 sayılı Resmi Gazete’de, 5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Kanunu” 23.07.2004 gün ve 25531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu bu Özel Kanunlar; Belediye sınırları içerisinde ve dışında yapılacak  düzenlemelere ilişkin esasları içermesinden dolayı, yine belediye sınırları içerisinde ve dışında yapılacak düzenlemelere ilişkin esasları içeren ve genel bir Kanun niteliğinde olan 3194 sayılı İmar Kanunu ile karşılıklı olarak değerlendirildiğinde, 5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi

Kanunu”, 5272 sayılı “Belediye Kanunu” ve 5302 sayılı “II Özel idaresi Kanunu”na ilişkin bazı hükümlerin 3194 sayılı İmar Kanununun bazı hükümleriyle uyuşmadığı görülmüştür.

Bilindiği üzere 9.5.1985 gün ve 18749 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun temel felsefesi “yerelleşme” kavramı doğrultusunda ülke genelinde planlama ve imar uygulama işlemlerini Yerel Yönetimlerin yetki ve sorumluluğunda tutmak olup, bu amaçla Kanunun 8. maddesi ile Belediye sınırları içerisinde kalan yerlere ait, imar planlarının ilgili belediyece yapılacağı veya yaptırılacağı ve Belediye Meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği, Belediye ve Mücavir Alan sınırları dışında yapılacak planların ise Valilik veya ilgilisince yapılıp veya yaptırılarak Valilikçe uygun görüldüğü tekdirde onaylanarak yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.

Ancak İmar Kanunu’nun istisna maddesi olan 4. maddesi ile (2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydı ile 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu ve 3030 sayılı Büyükşehir Belediyeleri’nin Yönetimi Hakkında Kanun ile diğer Özel Kanunlar ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu Kanun’un Özel Kanunlara aykırı olmayan hükümleri uygulanır) yukarıda açıklanan İmar Kanunu’nun temel felsefesi “yerelleşme” kavramından geri adım atılarak planlama ve uygulama işlemleri; isim belirtilerek (Turizm Teşvik Kanunu, Boğaziçi Kanunu vb. ya da “diğer Özel Kanunlar” adı altında sayılarak) imar Kanunu’nun bu Özel Kanunlara aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

İmar Kanunu’nun “planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlığı altında düzenlenen 8. maddesi ile “istisna” başlığı altında yer alan 4. maddesi birlikte değerlendirildiğinde;

Belediye sınırları içerisinde yapılacak imar planlarında yetkili idarenin ilgili belediye olduğu, belediye sınırları dışında yapılacak imar planlarında da yetkili idarenin Valilik olduğu ve yine belediye sınırları içerisinde veya dışında olupta Özel Kanunlarla belirlenen alanlarda yapılacak imar planlarında ise yetkili idarenin Özel Kanunlarla belirlenen kurumlarda olduğu görülecektir.

Dolayısıyla İmar Kanunu’nun 4. maddesi ile Belediye sınırları içerisinde veya dışında olmakla birlikte Özel Kanunlarla belirlenen alanlardaki imar planı yetkililerinin, yine Özel Kanunla belirlenen kurumlarda olduğu hükme bağlanarak imar planlarındaki yetki dağılımı açısından, 3194 sayılı İmar Kanunu ile Özel Kanunlar arasında uyum sağlanmıştır. Bir anlamda 4. madde Özel Kanunlarla verilen veya verilecek planlama işlemlerindeki yetkinin esasını oluşturan hüküm haline gelmiştir.

Ancak;

5272 sayılı “Belediye Kanunu”nun;

14 a (Belediye Mahalli müşterek nitelikte olmak şartı ile imar, su, kanalizasyon ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar ve yaptırır),

  1. maddenin son fıkrası; (4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar da bu kanun kapsamı dışındadır),

84 (Bu Kanunla Belediyenin sorumlu ve yetkili kılınacağı görev ve hizmetler ile ilgili olarak 24.4.1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 3.5.1985 tarihli ve 3194  sayılı  İmar  Kanunu  ve  657 sayılı  Devlet  Memurları  Kanunu’nda  bu  kanun hükümlerine aykırılık bulunması durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır),

5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Kanunu”nun;

  1. maddesinin b fıkrası; (çevre düzeni planına uygun olmak kaydıyla, Büyükşehir Belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar planını yapmak, yaptırmak ve onaylatarak uygulamak; Büyükşehir içindeki belediyelerin nazım plana uygun olarak hazırlayacakları uygulama imar planlarını, bu planlardaki yapılacak değişiklikleri…. onaylamak ve uygulamasını denetlemek),
  2. maddesini son fıkrası; (4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu kanun kapsamı dışındadır),

28 (Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgilisine göre Büyükşehir, Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanır.)

5302 sayılı “İl Özel İdaresi Kanunu”nun;

10/c (İl çevre düzeni planı ile belediye sınırları dışındaki alanların imar planlarını görüşmek ve karara bağlamak),

6 (4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu kanun kapsamı dışındadır),

  1. (Bu kanunla, İl Özel İdaresinin sorumlu ve yetkili kılındığı görev ve hizmetler ile ilgili olarak, 24.4.1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu 3.5.1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu ve 10.7.2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kununu’nda bu Kanun hükümlerine aykırılık bulunması durumunda bu kanun hükümleri uygulanır),

Maddelerindeki hükümler ile;

Belediye sınırları içerisinde ve dışında yer alan “4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri  Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar hariç, belediye sınırları içerisinde yapılacak imar planlarının Belediyece, belediye sınırları dışında yapılacak imar planlarının ise İl Genel Meclisince karara bağlanacağı hükme bağlanırken, diğer Özel Kanunlarla belirlenen alanlarda yapılacak planlama çalışmalarına ilişkin herhangi bir istisna getirilmemiş, ayrıca 3194 sayılı İmar Kanunu’nda İl özel İdaresi Kanunu hükümlerine aykırı bir husus bulunması durumunda da İl Özel İdaresi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Dolayısıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 4. maddesinde özel Kanunlarla belirlenen alanlarda Özel Kanun hükümlerine uyulacağı belirtilerek, bu alanlarda yapılacak planlamaların da Özel Kanunlarda belirtilen hükümler doğrultusunda yapılacağı hükmü getirilmişken, 5216, 5272 ve 5302 sayılı Kanunların yukarıda belirtilen hükümlerinde, yalnızca bir başka Özel Kanun olan 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve Organize Sanayi Bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar hariç Belediye sınırları içerisinde yapılacak bütün imar planlarının Belediye Meclisi’nce, Belediye sınırları dışında yapılacak bütün imar planların da il Genel Meclisi tarafından karara bağlanacağına hükmedilmesi ve Özel Kanunlarla belirlenecek alanlarda yapılacak planlamalara ilişkin esasları düzenleyen diğer özel Kanunların istisna dışında tutulması, ayrıca İmar Kanunu’nda bu kanun hükümlerine aykırı husus bulunması durumunda bu kanun hükümlerinin uygulanacağının belirtilmesi bu kanunların uygulanmasında İmar Kanunu’nun 4. maddesinin uygulanamayacağını ortaya koymaktadır.

Özetle; Belediye Kanunu’nun 14 ve 84, Büyükşehir Kanunu’nun 7 ve 28, İl Özel İdaresi Kanunu’nun 10 ve 70. maddeleri ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 4. maddesinin yukarıda belirtilen hükmü geçersiz kılınmakta ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve Organize Sanayi Bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar hariç, Belediye sınırları içinde ve dışında; Özel Kanunlarla (2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu ve 3621/3830 sayılı Kıyı Kanunu) belirlenen yerlerde bu Kanunlara göre yapılacak imar planlarında bu Kanunlarla yetkili kılınan kurumların bu yetkileri 5216, 5272 ve 5302 sayılı Özel Kanunlar uyarınca tamamen ortadan kalkmakta ve bu Özel Kanunlarla belirlenen bu alanlarda yapılacak imar planlarında Belediyeler veya İl Özel İdaresi Organları yetkili kılınmaktadır.

Yukarıda yapılan değerlendirmeler sonucunda Özel Kanunlarla belirlenen alanlarda, yapılacak imar planlarının, yine bu özel Kanunlarla belirlenen kurumlarca yapılamayacağı sonucunu ortaya çıkardığı düşünülmekte olup, konuya ilişkin 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 23. madde (e) bendi uyarınca Danıştay Başkanlığı’nın istişari görüşlerinin alınmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Gereği tensiplerinize arz olunur.” denilmektedir.

Dairemizce yapılan çağrı üzerine gelen Bayındırlık ve İskan Bakanlığından Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürü …, Genel Müdür Yardımcısı …, Daire Başkanı …, Şube Müdürleri …, …, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü Uzmanı …, Kültür ve Turizm Bakanlığından Planlama Şube Müdürleri …, …, Kültür ve Turizm Uzmanları …, …, Uzman Yardımcısı …, Çevre ve Orman Bakanlığı Hukuk Müşaviri …, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı … ile Özel Çevre Koruma Kurumu 1. Hukuk Müşaviri …’in sözlü açıklamaları dinlendikten sonra konu incelenerek;

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve diğer özel kanunlarda yer alan hükümlerle belirlenen yerlerin imar planlarını yapmaya yetkili idarelerin tespiti konusunda düşülen duraksamanın giderilmesi istenilmektedir.

3194 sayılı İmar Kanununun istisnaları düzenleyen 4 üncü maddesinde, 2634 sayılı  Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydı ile 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu ve 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun ile diğer özel kanunlar ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu Kanunun özel kanunlara aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

5393 sayılı Belediye Kanununun Belediyenin görev ve sorumlulukları başlığını taşıyan 14 üncü maddesinde, Belediyenin mahalli ve müşterek nitelikte olmak şartıyla; imar, su, kanalizasyon hizmetlerini yapacağı veya yaptıracağı belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu hükümlerinin saklı olduğu hükmüne yer verilmiş, uygulanmayacak hükümler başlığını taşıyan 84 üncü maddesinde de, bu kanunda belediyenin sorumlu ve yetkili kılındığı görev ve hizmetlerle sınırlı olarak; 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu,…. 3194 sayılı İmar Kanunu, … 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda bu Kanun hükümlerine aykırılık bulunması durumunda bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7 nci ve 28 inci maddeleri ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı, 10 uncu ve 70 inci maddeleri ile de Büyükşehir Belediyeleri ve İl Özel İdareleri yönünden 5393 sayılı Belediye Kanununun yukarıda belirtilen hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmiştir.

Görüş istemine ilişkin idare yazısında, yukarıda belirtilen Kanun hükümleri değerlendirilerek, organize sanayi bölgeleri hariç, belediye sınırları içerisinde belediye meclislerinin, belediye sınırları dışında ise il genel meclislerinin imar planlarının yapılmasında yetkili olacağı, bu nedenle 3194 sayılı İmar Kanununun 4 üncü maddesinin uygulanabilirliğinin kalmadığı vurgulanmaktadır.

3194 sayılı İmar Kanunu, planlama ilke ve esaslarını düzenleyen, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu da yerel yönetimlerin görev ve yetkilerini düzenleyen genel nitelikli kanunlardır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 4046 sayılı Kanun, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu, 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve diğer özel kanunlarda yer alan planlama yetkileri, 3194 sayılı İmar Kanununun 4 üncü maddesinde yer alan planların hazırlanması ve yürürlüğe konulmasına ilişkin hükümlerinden kaynaklanmayıp, sözü edilen özel kanunlarda yer alan hükümlerden kaynaklanmaktadır.

Görüldüğü gibi özel kanunlarda yer alan plan yapılmasına ilişkin hükümler; 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun yukarıda belirtilen maddeleri ile 3194 sayılı İmar Kanununun 4 üncü maddesi karşısında özel hükümler niteliğindedir. Özel Kanunlarda yer alan plan yapma yetkisine  ilişkin  hükümler  bir  kanun  hükmü  ile yürürlükten  kaldırılmadığı  sürece özel kanunlarla yetkili kılınan kurum ve kuruluşların bu yetkilerinin devam ettiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, özel kanunlarda imar planı yapma yetkisi verilen kurum ve kuruluşların bu yetkilerinin sonradan yürürlüğe konulan 5393, 5216 ve 5302 sayılı Kanunlarla yürürlükten kaldırılmadığı sonucuna ulaşılarak dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 23.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1991/2825 K: 1992/542 T:12.02.1992

KADIKÖY’DE 1/5.000 ÖLÇEKLİ NAZIM İMAR PLANI BULUNMADIĞI NEDENİYLE 1/1.000 ÖLÇEKLİ UYGULAMA İMAR PLANI MAHKEMECE İPTAL EDİLMİŞSE DE BU KONUDA NAZIM İMAR PLANI NİTELİĞİNDE 1/2.000 ÖLÇEKLİ İMAR PLANI OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMAKSIZIN KARAR VERİLMESİNDE İSABET GÖRÜLMEDİĞİ HK:

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakimi Emine Altıoklar’ın açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü :

Dava, Kadıköy, Göztepe Mahallesi, 105 pafta, 403 ada, 24 parsel sayılı taşınmazın park, müze ve kütüphane yeri olarak belirlenmesine ilişkin 1/1.000 ölçekli imar planı değişikliği işleminin iptali istemiyle açılmış, idare Mahkemesince, dava dosyası ile yörede yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun birlikte incelenmesi sonucu taşınmazın yer aldığı Kadıköy yöresine ait bütüncül bir nazım imar planı bulunmadığı taşınmaza getirilen işlev değişikliğinin büyük ölçekli imar planı olmaksızın değerlendirilmeyeceği, uyuşmazlık konusu taşınmazın kullanış biçimini belirleyen 1/5.000 ölçekli bir nazım imar planı olmadığından 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı yapılamayacağı belirtilerek işlem iptal edilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir.

Olayda karara dayanak alınan bilirkişi raporunda 1/5.000 ölçekli imar planı bulunmaması nedeniyle 1/1.000 ölçekli uygulama planının düzenlenemeyeceği belirtilmiş ise de, bölgeleme esaslarını gösteren ve planlamada izlenen ölçek hiyerarşinde üst ölçekte bir nazım imar planı niteliğini taşıyan 1/2000 ölçeğinde bir planının bulunup bulunmadığı, varsa, uyuşmazlık konusu 1/1.000 ölçekli planın üst ölçekteki bu planla uyum içinde olup olmadığı belirlendikten sonra karar verilmesi gerekirken, bu konuda araştırma yapılmaksızın işlemin iptali yolundaki mahkeme kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyize konu İstanbul 2 Nolu idare Mahkemesinin 19.12.1990 günlü, E: 1990/377, K: 1990/1554 sayılı kararının BOZULMASINA; dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 12.2.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1997/5436 K: 1998/6285 T: 14.12.1998

Özeti: Uygulama imar planı ve mevzi imar planları birbirinden farklı olup uygulama imar planının bulunduğu bir alanda ayrıca mevzi imar planı yapılması yasa ve yönetmeliklerdeki tanımlamalara uygun değildir.

Türk milleti adına karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, Tuzla, 1/7 pafta, 2000 parsel sayılı taşınmazın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyona tabi tutulmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının hissedar olduğu davaya konu parsele ilişkin olarak onaylı uygulama imar planında ve 1/5.000 ölçekli planda MİP ( mevzi imar planı ) koşulu getirildiği, taşınmazın uygulama imar planı sınırları içinde düzenleme sahasında kaldığı gerekçesiyle 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemine tabi tutulduğu, 20.000 mı`lik taşınmazdan 7000 mı düzenleme ortaklık payı düşüldükten sonra kalan 13000 mı`nin hisseleri oranında eski parsellerin olduğu yerden, 11.912.56 mı arsa olarak, kalan hisselerin de spor alanı olarak ayrılan 5854 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan tahsis edildiği, davacının hissedarı olduğu parselle ilgili yapılaşma koşulunun onaylı imar planında belirlendiği, düzenleme ortaklık payı alınmış olan arazi veya arsalardan sonradan yapılacak düzenlemelerde tekrar ortaklık payı alınamayacağı, parselin planda MİP olarak belirlenmiş olmasının aynı plan notuna göre plan bütünlüğü içerisinde düzenleme alanına dahil edilerek parselasyona tabi tutulmasına engel teşkil etmediği anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun Tanımlar başlıklı 5. maddesinde uygulama imar planı tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri gösteren plan, mevzi imar plan ise İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmelik`in 3. maddesinde mevcut imar planı sınırları dışında olup bu planla bütünleşmeyen bir konumda bulunan alanlar üzerinde hazırlanan ve sosyal ve teknik alt yapı ihtiyaçlarını kendi bünyesinde sağlamış olan plan olarak tanımlamıştır.

Aynı Kanunun 10. maddesinde belediyelerin, imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç bir ay içinde bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları, 18. maddesinde imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati aranmaksızın birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya müstakil hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya veya re`sen tescil işlemleri yaptırmaya yetkili oldukları belirtilmiş, İmar Kanununun 18. Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde düzenleme sınırı, düzenlenecek imar adalarının imar planlarına göre yol, meydan, park, genel otopark, yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile cami ve karakol yerleri çevreleyen sınır olarak tarif edilmiştir.

Anılan yasal düzenlemelere göre 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemi yapılabilmesi için, uygulamanın yapılacağı alanda imar planının yapılmış olması, ada ve parsellerin oluşturularak plana göre yol, meydan, park vb umumi hizmetlere ayrılan alanların belirlenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, uygulama imar planı ve mevzi imar planları birbirinden farklı olup uygulama imar planının bulunduğu bir alanda ayrıca mevzi imar planı yapılması yasa ve yönetmeliklerdeki tanımlamalara uygun değildir.

Dosyanın incelenmesinden, … 1/7 pafta, 2000 parsel sayılı taşınmazın 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planında mevzi imar planı olarak gösterildiği, ayrıca 1/1.000 ölçekli imar planı notlarında ( MİP ) notunun “planda yazılı yoğunluk, düzen ve planın getirdiği alan, kullanma ilkesine uymak koşulu ile hazırlanacak mevzi imar planlarına göre düzenleme yapılacak alanlardır. Bu alanlarda planın genel hükümleri belirlenen sınır içinde uygulanır” şeklinde tanımlandığı, 20000 m²`lik taşınmazın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemine tabi tutularak 7000 mı düzenleme ortaklık payı alındıktan sonra 11.912.56 m²nin eski parsellerden, geriye kalan alanın 5854 ada 1 parsel ile 5835 ada 1 parselden tahsis edildiği, ayrıca taşınmazın bulunduğu alanın plan notunda belirlenen T.M.İ.P`nin (Tasdikli mevzi imar planı) bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda taşınmazın uygulama imar planında mevzi imar planı yapılacak alan olarak belirlendiği, planda ada, parsel düzenlemelerinin yapılmadığı gibi anlaşmazlık konusu yere ait tasdikli mevzi imar planının da olmadığı, dolayısıyla bir yerleşim planından söz edilemeyeceği, yukarıda anılan yasal düzenlemeler uyarınca taşınmazın 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemine tabi tutulabilecek durumda bulunmadığı açık olduğundan, davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 30.4.1997 günlü, E:1995/2040, K:1997/485 sayılı kararının BOZULMASINA, 14.12.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

Danıştay 6. Daire E: 1998/6273 K: 1999/6359 T. 9.12.1999

ÖZET: 3194 sayılı yasanın 18. Maddesi ile 2981 sayılı yasanın 10. Maddesi uyarınca belediyelerin kapanan yollar nedeniyle kendi adlarına parseller oluşturmasının mümkün olmadığı, belediyenin kendi adına ne şekilde parsel oluşturduğu hususunun araştırılarak yeniden karar verilmesi gerekir, öte yandan taşınmazların satışının önlenmesi için tapu kayıtlarına tedbir konulması isteminin adli yargı yerince karara bağlanması gerekir.

İstemin Özeti: Kayseri İdare Mahkemesinin 5.5.1998 günlü, E:1997/764, K:1998/353 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Dava, …. … İlçesi, … Mahallesi, … ada, …. parsel sayılı taşınmazları da kapsayan alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemine ilişkin 9.3.1995 günlü, 302 sayılı belediye encümeni kararının iptali ile taşınmazların satışının engellenmesi için tapu kayıtları üzerine tedbir konulması istemiyle açılmış, idare mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden, parselasyon işlemine tabi tutulan taşınmazlardan yasal oranda düzenleme ortaklık payı alındığı, daha önce ifraza tabi tutulan taşınmazlardan yapılan terkinin dikkate alındığı, kadastral parsellerin olduğu yerde oluşturulan imar parsellerinden tahsis yapıldığı, davacının mevzuat uyarınca korunması gereken yapısının bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinin 2. fıkrasında, “Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında “düzenleme ortaklık payı” olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez” 6. fıkrasında, “bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınamaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez” hükmü yer almış, İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “Düzenleme Ortaklık Payı Oranına Ait Esaslar” başlığını taşıyan 11. maddesinin 2. fıkrasında da “Evvelce yapılan düzenlemeler dolayısıyla düzenleme ortaklık payı veya bu maksatla başka isimlerde bir pay alınmış olan arazi veya arsalar bu ortaklık payı hesabına katılmaz” ifadesine yer verilmiş bulunmaktadır.

Yukarıda belirtilen yasa ve ilgili yönetmelik hükümlerinin değerlendirilmesinden, daha önce yapılan düzenleme sırasında meydana gelen değer artışları karşılığında düzenleme ortaklık payı veya başka bir isim altında pay alınmış arsa veya arazilerden, yeniden yapılan parselasyon işlemi nedeniyle ikinci defa düzenleme ortaklık payı alınamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Parselasyon işlemi sırasında imar planı ile öngörülmüş olan park, otopark, yeşil saha ve umumi hizmet alanlarının sağlanması için, düzenlemeye giren kadastro parsellerinin %35’i oranındaki kısmının düzenleme ortaklık payı olarak bedelsiz alınması mümkündür. Ancak, kamu alanlarına ayrılan yerler toplamından kapanan kadastral yollar gibi alanların miktarı düşüldükten sonra kalan miktarın parselasyona giren parsel maliklerinden eşit oranda alınması gerekir. 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi ile 2981 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca belediyelerin kapanan yollar nedeniyle kendi adına parseller oluşturması ve böylece parselasyona tabi tutulan taşımazlardan daha fazla düzenleme ortaklık payı alması mümkün değildir.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu parselasyon işleminden daha önce uyuşmazlık konusu taşınmazı da kapsayan alanda parselasyon işlemi yapılıp yapılmadığı, belediyenin parselasyon işlemi sonucu kendi adına ne şekilde hisse tahsis ettiği anlaşılmamaktadır.

Bu durumda, 1985 tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmazı da kapsayan alana ilişkin olarak yapılan işlemin parselasyon mu, ifraz işlemi mi olduğu, eğer parselasyon işlemi ise daha sonra imar planı değişikliği yapılıp yapılmadığı, davalı belediyenin kendi adına ne şekilde parsel oluşturduğu hususlarının araştırılarak yeniden karar verilmesi gerekmektedir.

Davacının tapu kayıtlarına tedbir konulmasına ilişkin istemine gelince, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 101. maddesinde: hakimin iki taraftan birinin istemiyle davanın açılmasından önce veya sonra ( bu maddede sayılan ) dört hal ve şekillerde ihtiyati tedbirler ittihazına karar verebileceği, bu maddenin 1. bendinde de, menkul ve gayrimenkul malların aynı münazaalı ise bunun taciz veya yediadle tevdiine karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu durumda taşınmazların satışının önlenmesi için tapu kayıtlarına tedbir konulması isteminin adli yargı yerince karara bağlanması gerektiğinden tapu kayıtlarına tedbir konulmasına ilişkin istem açısından davanın bu kısmının 2577 sayılı Yasanın 15/1-a bendi uyarınca görev yönünden reddi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Kayseri İdare Mahkemesinin 5.5.1998 günlü, E:1997/764, K:1998/353 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 9.12.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1993/2945 K: 1994/1389 T. 14.4.1994

ÖZET: Koruma kurulunca sit alanı olarak ilan edilen dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede koruma amaçlı imar planı yapılması nedeniyle eski plan kararlarının hükümsüz kaldığı, yeni plan ile yeni koşullar getirildiği açık olduğundan, davanın koruma amaçlı imar planı koşulları çerçevesinde incelenmesi gerekir.

Türk Milleti Adına

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, … ili, Merkez, … Mahallesinde, imarın 21 pafta, 123 ada, 17 parsel sayısında kayıtlı taşınmaza ilişkin, 31.10.1991 günlü, 6 sayılı Belediye Meclisi Kararı ile onaylanan … Merkez Koruma Amaçlı İmar Planının ve bu plana, itiraz sonucu tesis edilen 27.2.1992 günlü, 2 sayılı Belediye Meclisi Kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, daha önce taşınmaz üzerinde yapılaşmaya kat sayısında sınırlama getirerek izin veren … Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 23.7.1990 günlü, 781 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davada, bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, taşınmazın özel ve çevresel nitelikleri bakımından mevcut imar planı esaslarına bağlı yapılaşmasının kısıtlanamayacağı yolunda karar verildiği ve bu kararın Danıştay 6. Dairesinin 17.11.1992 günlü, 1992/4360 sayılı kararı ile onandığı, bu davadaki uyuşmazlıkta ise, davacıya ait parsele, üzerinde tescilli eski eser bulunan komşu binadan 6 metre çekme koşulu ile 5 kat inşaat izni verilebileceği yolundaki belediye meclisi kararının iptalinin istenildiği, kesinleşen İdare Mahkemesi kararında belirtilmeyen komşu binadan 6 m. çekme koşulu getirilmesi nedeniyle işlemde mevzuata uyarlık görülmediği gerekçesiyle, dava konusu işlemin parseldeki yapılaşmaya komşu binadan 6 m. çekme şartı ile izin verilmesine ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı tarafından açılan ilk davada, parseldeki yapılaşmayı yükseklik belirleyerek sınırlayan 23.7.1990 günlü, 781 sayılı … Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Kararının iptalinin istenildiği, İdare Mahkemesinin 25.9.1991 günlü, 1993/623 sayılı kararı ile de, taşınmazın komşu eski eser binanın koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından imar planı esaslarına bağlı yapılaşmasının sınırlanamayacağı gerekçesi ile bu kararın iptal edildiği, davanın görüşülmesi sırasında, yörenin sit alanı ilan edildiği, geçiş dönemi yapılanma şartlarının belirlendiği, ya da koruma amaçlı imar planının yapıldığı yolunda bir iddiada bulunulmaması üzerine Danıştay 6. Dairesinin 17.11.1992 günlü, 1992/4360 sayılı kararı ile de onandığı ve kesinleştiği, oysa dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu yörede koruma amaçlı imar planı yapıldığı, 31.10.1991 günlü, 6 sayılı Belediye Meclisi kararı ile bu planın onaylandığı, 27.2.1992 günlü, 2 sayılı Belediye Meclisi Kararı ile de plana yapılan itirazların karara bağlandığı ve bu davadaki uyuşmazlığın konusunun da koruma amaçlı imar planının davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemi olduğu anlaşılmaktadır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu`nun 17. maddesinde, bir alanın koruma kurulunca sit olarak ilanının bu alandaki imar planı uygulamasını durduracağı, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar koruma kurulu tarafından bir ay içinde geçiş dönemi yapılanma şartlarının belirleneceği, ilgili Valilikler ve Belediyelerin anılan koruma amaçlı imar planını en geç bir yıl içinde koruma kuruluna değerlendirmek üzere vermek zorunda oldukları kurala bağlanmıştır.

Bu durum karşısında, dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede koruma amaçlı imar planı yapılması nedeniyle eski plan kararlarının hükümsüz kaldığı, yeni plan ile yeni koşullar getirildiği açık olduğundan, davanın koruma amaçlı imar planı koşulları çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmış ve İdare Mahkemesi kararında yasal isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Samsun İdare Mahkemesinin 20.4.1993 günlü, E: 1992/364, K: 1993/467 sayılı kararının BOZULMASINA 14.4.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1987/752 K: 1988/244 T. 22.2.1988

ÖZET: İmar yasası uyarınca planlama kademeleri arasında uyum gözetilmeli ve şehircilik ilkelerine uyulmalıdır.

İstemin Özeti: İstanbul, … Köyü, 4 pafta, 217, 227, 215, 5550 ve 5664 parsel sayılı taşınmazların otogar alanına ayrılmasına ilişkin 31.5.1985 onay tarihli 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile 23.7.1985 onay günlü 1/1.000 ölçekli imar uygulama planının iptali dileğiyle açılan davanın 1/1.000 ölçekli plana yönelik kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına, nazım imar planının ise iptaline dair İstanbul 3 ncü İdare Mahkemesinin 25.11.1986 günlü, E: 1985/339; K: 1986/796 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının; 1/50.000, 1/25.000, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli plan kademeleri arasındaki hiyerarşinin 3194 sayılı İmar Kanunu ile getirildiği, fakat dava konusu 1/5.000 ölçekli planın onandığı tarihte yürürlükte olan 6785 sayılı Yasada böyle bir koşulun öngörülmediği, davacıların amacının kamulaştırmayı geciktirip bedelin artmasını sağlamak olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Türk Milleti Adına Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakimi A.Ö.`nün açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra temyiz isteminin süresinde olduğu görülerek işin gereği düşünüldü: Dava, İstanbul …, 4 pafta, 217, 227, 215, 5550 ve 5664 parsel sayılı taşınmazların otogar alanına ayrılmasına ilişkin 31.5.1985 onay tarihli 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile 23.7.1985 onay günlü 1/1.000 ölçekli imar uygulama planının iptali dileğiyle açılmış, İdare Mahkemesince; davalı idare tarafından dava konusu 1/1.000 ölçekli imar uygulama planının 12.3.1986 gününde onaylanan yeni 1/1.000 ölçekli planla ortadan kaldırıldığının belirtilmesi nedeniyle davanın 1/1.000 ölçekli imar uygulama planına yönelik kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davanın 1/5.000 ölçekli nazım plana ilişkin kısmına gelince; mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu ile dava dosyasının birlikte incelenmesinden dava konusu taşınmazların yer aldığı alanın 1980 ve 1984 yılında onaylanan gerek 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten alan planında gerekse, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni nazım imar planında hal yerine tahsisli olduğu, ancak 1/5.000 ölçekli nazım planla taşınmazların otogar alanına ayrıldığının anlaşıldığı, 1/5.000 ölçekli nazım imar planlarının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ile 1/50.000 ölçekli Metropoliten alan planlarına uyumlu düzenlenmesinin planlama ilkelerinden olduğu, olayda ise son 8 ay içinde 5 adet 1/5.000 ölçekli plan yapıldığı ve her seferinde sözkonusu taşınmazlar değişik düzenlemelerde bulunulduğu, bu durumun malikin tasarrufunda kararsızlıklara neden olmasının yanısıra imar yasasının öngördüğü planlama kademeleri arasındaki uyumun gözetilmemesi karşısında 1/5.000 ölçekli nazım planının davacıya ait taşınmazlarla ilgili kısmında planlama esasları şehircilik ilkelerine uyarlık bulunmadığı gerekçeleriyle dava konusu imar planı değişikliği işlemi iptal edilmiş, İdare mahkemesi kararının iptale ilişkin kısmı davalı belediye tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki temyize konu İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 25.11.1986 günlü, E:1985/339; K:1986/796 sayalı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının ONANMASINA, 22.2.1988 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2002/402 K: 2003/2570 T. 24.4.2003

ÖZET: 1/5.000 ölçekli nazım imar planına aykırı olan 1/1.000 ölçekli planda imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı hk.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, mülkiyeti … Belediyesine ait 27343 sayılı parselin kreş alanından sağlık tesisleri alanına dönüştürülmesi yolundaki 1/1.000 ölçekli imar planı değişikliğine ilişkin 15.4.1997 günlü, 121 sayılı … belediye meclisinin ısrar kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, Danıştay 6. Dairesinin 22.6.2001 günlü, E:2000/1194, K:2001/3544 sayılı bozma kararına uyularak, dava konusu yapılmayan 1/5.000 ölçekli planda kreş alanında kalan taşınmazın sağlık tesisleri alanına dönüştürülmesine ilişkin 1/1.000 ölçekli plan değişikliğinde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ: Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki temyize konu Ankara 6. İdare Mahkemesinin 20.9.2001 günlü, E:2001/1147, K:2001/1013 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının onanmasına, fazla yatırılan 4.920.000.- lira harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 24.4.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2002/4423 K: 2003/2093 T. 26.3.2003

ÖZET: 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli planların iptal edilmesiyle 1/1.000 ölçekli plan kendiliğinden yürürlükten kalkmayacağından, davacının inşaat ruhsatı verilmesi isteminin 1/1.000 ölçekli plana göre değerlendirilmesi gerekir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasının ( c ) bendine göre karar düzeltme istemi yerinde görüldüğünden 18.04.2002 günlü, E: 2001/1898, K: 2002/2421 sayılı kararı kaldırılarak işin esası incelendi.

Dava, davacı kooperatifin …, …, … Bölge……Köyü bölgesinde … ada, … sayılı, … ada, … sayılı parsellerde kayıtlı taşınmaz üzerinde yapılacak konutların projelerinin onaylanarak inşaat ruhsatı verilmesi isteminin reddine ilişkin 05.06.2000 günlü, C02.RUH.530.6993 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dava konusu parselleri de kapsayan 1/5.000 ölçekli nazım imar planının iptal edilmiş olması karşısında anılan plana dayanılarak yapılan 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının ve buna bağlı uygulama işlemlerinin hukuki geçerliliğini yitirdiği, iptal kararı doğrultusunda yapılacak olan yeni planlar uyarınca inşaat ruhsatı istemin hakkında bir karar verilmesi gerekeceğinden, yeni planların onaylanması halinde işlem yapılabileceği belirtilerek istemin reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1/1.000 ölçekli imar planı ve buna bağlı uygulama işlemlerinin idarece ya da yargı kararıyla iptal edilmeksizin üst ölçekli planlar olan 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli planların iptal edilmiş olmasıyla kendiliğinden hukuki gerçekliliğini yitirdiği dolayısıyla yürürlükten kalktığından söz edilemez.

Dosyanın incelenmesinden, bölgeye ilişkin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı yargı kararıyla iptal edilmiş ise de 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının yürürlükte olduğu ve idarece iptal edilmediği gibi dava konusu da edilmediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı uyarınca davacının isteminin değerlendirilerek inşaat ruhsatının verilip verilemeyeceği konusunda idarece bir işlem tesis edilmesi gerekirken 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli planlar iptal edildiğinden bahisle inşaat ruhsatı verilmemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin Ankara 8. İdare Mahkemesinin 12.12.2000 günlü, E:2000/710, K: 2000/1361 sayılı kararında hukuki isabet bulunmadığından anılan kararın bozulmasına, 26.03.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1998/2161 K: 1999/1788 T. 26.3.1999

ÖZET: Nazım imar planı yapılmadan uygulama imar planı yapılamayacağından; revizyon imar planı ve kamulaştırma işleminin iptali gereklidir.

Türk milleti adına karar veren Danıştay 6. Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … İli, … İlçesi, … pafta, … parsel sayılı taşınmazın imar planında yeşil alanda kalması nedeniyle kamulaştırılmasına ilişkin 15.3.1996 günlü, 1996/29 sayılı belediye encümeni kararı ile bu kararın dayanağı olan 1/1.000 ölçekli revizyon imar planının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın müze yolu üzerinde bulunması, kentsel alan kullanım normları gereğince Göreme’de mevcut bulunan yeşil alanların standartlardan düşük olması, dolayısıyla turistik önemi haiz kasabanın zengin kültürünün yanısıra imar planında yer alan park, bahçe ve yeşil alanların gerekli olduğu anlaşıldığından, dava konusu imar planında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına kamulaştırma işleminde de plana ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde; nazım imar planları; varsa bölge ve çevre düzeni planlarına uygun olarak hali hazır haritalar üzerine yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme, yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları gösteren ve uygulama imar planının hazırlanmasında esas olmak üzere düzenlenen detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile beraber bir bütün olan planlar uygulama imar planları ise, nazım imar planları esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren planlar olarak tanımlanmıştır.

Yasanın bu maddesi gereğince 1/1.000 ölçekli planların 1/5.000 ölçekli plan kararlarına göre çizilmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu taşınmazları içeren alanın 1/5.000 ölçekli nazım imar planının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nazım imar planı olmadan uygulama imar planları yapılamayacağından, idare mahkemesince dava konusu 1/1.000 ölçekli revizyon imar planı ve buna dayalı olarak yapılan kamulaştırma işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.  Açıklanan nedenlerle Kayseri İdare Mahkemesinin 27.11.1997 günlü, E:1996/900, K:1997/930 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 26.3.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1992/3740 K: 1992/3957 T. 3.11.1992

ÖZET: Mücavir alan sınırlarının belirlenmesine ilişkin işlemler, idare mahkemesinin görev alanı kapsamındadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

2576 sayılı Kanun`un 5. maddesinde İdare mahkemelerinin, Danıştay`da çözümlenecek olanlar dışındaki davalara bakacağı açıklanmış, 2577 sayılı Danıştay Kanunu`nun 24. maddesinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay`da görülecek davalar sayılmış ve ( d ) fıkrasında ise; Bakanlıkların düzenleyici işlemlerine karşı açılacak davaların Danıştay`da çözümleneceği belirtilmiştir.

2577 sayılı Kanun`un 34. maddesinde ise, imar, kamulaştırma, yıkma, işgal, tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idari davalarda yetkili mahkemenin taşınmaz malların bulunduğu yer idare mahkemesi olduğu belirtilmiş, 43. maddenin 1. fıkrasında ise; İdare ve Vergi Mahkemeleri, idari yargının görev alanına giren bir davada görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle davanın reddine karar verirlerse dosyayı Danıştay`a veya görevli ve yetkili İdare ve Vergi Mahkemesine gönderirler hükmü ile bu fıkranın ( a ) bendinde de; Görevsizlik sebebiyle gönderilen dosyalarda Danıştay, davayı görevi içinde görmezse dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesine karar verir hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan; 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 45. maddesine göre, mücavir alan sınırlarının belirlenmesi konusunda belediye meclisi ve İl İdare Kurulu kararları üzerine Bayındırlık ve İskan Bakanlığı`nca yapılacak işlemler ile bu konuda Bakanlığın re`sen yapacağı işlemlerin 2575 sayılı Kanun`un 24. maddesinin ( d ) fıkrasında belirtilen düzenleyici işlem niteliğinde bulunmadığı açıktır.

Dosyanın incelenmesinden; mücavir alan sınırlarının belirlenmesine ilişkin işleme karşı İzmir 1. İdare Mahkemesinde açılan bu davanın, mahkemenin 25.6.1992 günlü, E: 1992/22, K: 1992/686 sayılı kararıyla 2577 sayılı Yasa`nın 15. maddesinin ( 1/a ) fıkrası uyarınca görev ve yetki yönünden reddine karar verildiği ve dosyanın Danıştay`a gönderildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklanan yasa hükümleri uyarınca imar mevzuatına ilişkin olduğu anlaşılan davanın çözümü İzmir İdare Mahkemesinin görev ve yetki alanı içinde bulunduğundan İdare Mahkemesince Danıştay`a gönderilen bu dava dosyasının 2577 sayılı Yasa`nın 43. maddesinin ( 1/a ) fıkrası uyarınca İzmir İdare Mahkemesine gönderilmesine 3.11.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1994/3181 K: 1995/533 T. 7.2.1995

ÖZET: Gap idaresi kanun hükmünde kararname ile verilen planlamaya ilişkin yetkilerini ancak aynı kararnamede belirtilen illerde gap ile doğrudan ilgili konularda kullanabilir.

İstemin Özeti: Gaziantep idare Mahkemesinin 28.10.1993 günlü, E:1991/318, K:1993/680 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Türk Milleti Adına karar veren Danıştay 6. Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında 388 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesinde; bu kanun hükmünde kararnamenin amacının, Güneydoğu Anadolu Projesi Kapsamına giren yörelerin süratle kalkındırılması, yatırımların gerçekleştirilmesi için plan, alt yapı, ruhsat, konut, sanayi, maden, tarım, enerji, ulaştırma ve diğer hizmetleri yapmak veya yaptırmak, yöre halkının eğitim düzeyini yükseltmek için gerekli tedbiri almak veya aldırtmak, kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlamak olduğu, GAP Bölge Kalkınma İdaresinin Görevleri başlığını taşıyan 2. maddesinin ( F ) flkrasında ise nazım ve uygulama imar planları ile revizyonlarının tamamını veya bir kısmını plan değişikliği dahil ada ve parsel bazına kadar yapmak veya yaptırmak hükmünün yer aldığı, yine aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, GAP İdaresinin görev alanına giren konularda 1580 sayılı Belediye Kanunu ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile diğer kanunların ilgili idarelere verdikleri imar ve alt yapıya dair hak ve yetkilerin bu idareye devredilmiş sayılacağı, 4. maddesinde de, Yüksek Kurulun, GAP İdaresi tarafından hazırlanacak her türlü plan, proje ve programları inceleyerek karara bağlayacağı hükmü yer almıştır.

Yukarıdaki hükümlerin, birlikte incelenmesinden, GAP idaresinin 388 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen planlamaya ilişkin yetkilerini ancak 2. maddenin ( a ) bendinde belirtilen illerin sözkonusu proje kapsamında kalan bölümlerinde, yani Güneydoğu Anadolu Projesi ile doğrudan ilgili konularda kullanabileceği, bu proje kapsamındaki konularla ilgili plan ve projelerin GAP idaresince yapılacağı, bunların yüksek kurulun incelemesinden geçeceği ve GAP idaresince hazırlanmış plan ve proje içine giren alanlarda yapılacak plan değişikliklerini yapmaya, yaptırmaya ve onaylamaya GAP idaresinin yetkili olduğu sonucuna varılmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu taşınmazların resmi kullanım alanına ayrılmasına ilişkin nazım imar planı değişikliğinin Güneydoğu Anadolu Projesi ile doğrudan ilgili olduğu ve bu tür plan değişikliklerini yapmaya yaptırmaya ve onaylamaya GAP İdaresinin yetkili olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle, idare mahkemesince; yetkisiz bir makam tarafından yapılan plan değişikliği işleminin bu açıdan ele alınarak incelenmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Gaziantep İdare Mahkemesinin 28.10.1993 günlü, E:1991/318, K:1993/680 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 7.2.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2001/6820 K: 2003/803 T. 4.2.2003

ÖZET: Cami binaları, kamunun ortak kullanımına ayrılmış olmakla birlikte resmi bina değil, umumi bina tanımı içinde yer aldığından, dava konusu imar planının 3194 sayılı yasanın 9. maddesi uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanmasında yetki yönünden hukuka uyarlık yoktur.

Davanın Özeti : … İli, … ada … parsel sayılı taşınmazın cami ve müştemilat alanı olarak belirlenmesi yolundaki Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 15.10.1996 gününde resen onaylanan 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin davalı idarenin 3194/9. maddesi uyarınca plan yapmaya yetkili olmadığı, dava konusu işlemde şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Dava, …, …, … ada, … parsel sayılı taşınmazın cami ve müştemilat alanı olarak belirlenmesi yolundaki Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 15.10.1996 gününde onaylanan 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle resen açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasında, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının gerekli görülen hallerde, kamu yapıları ile ilgili imar planı ve değişikliklerinin, umumi hayata müessir afetler dolayısıyla veya toplu konut uygulaması veya Gecekondu Kanununun uygulanması amacıyla yapılması gereken planların ve plan değişikliklerinin tamamını veya bir kısmını ilgili belediyelere veya diğer idarelere bu yolda bilgi vererek ve gerektiğinde işbirliği sağlayarak yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve resen onaylamaya yetkili olduğu, 3. fıkrasında bir kamu hizmetinin görülmesi maksadı ile resmi bina ve tesisler için imar planlarında yer ayrılması veya bu amaçla değişiklik yapılması gerektiği takdirde, Bakanlığın, valilik kanalı ile ilgili belediyeye talimat verebileceği veya gerekirse imar planının resmi bina ve tesislerle ilgili kısmını resen yapacağı ve onaylayacağı, 4. fıkrasında da Bakanlığın birden fazla belediyeyi ilgilendiren imar planlarının hazırlanmasında, kabul ve onaylanması safhasında ortaya çıkabilecek ihtilafları halledeceği, gerektiğinde resen onaylayacağı hükme bağlanmıştır.

3194 sayılı İmar Kanununda “kamu yapısı” veya “resmi bina” tanımı yapılmamış, 5. maddenin son fıkrasında, bu Kanunda geçen deyimlerin Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte tarif edileceği belirtilmiştir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanarak 02.11.1985 günlü, 18916 sayılı Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan Belediye ve Mücavir Alan Sınırları İçinde ve Dışında Planı Bulunmayan Alanlarda Uygulanacak İmar Yönetmeliğinin 4. maddesinin 5. bendinde ve 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliğinin 16. maddesinin 20. bendinde Resmi Bina: “Genel, katma ve özel bütçeli idarelerle, il özel idaresi ve belediyeye veya bu kurumlarca sermayesinin yarısından fazlası karşılanan kurumlara, kanunla veya kanunun verdiği yetki ile kurulmuş kamu tüzel kişilerine ait bina ve tesislerdir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Aynı maddenin 21. bendinde Umumi Bina: kamu hizmeti için kullanılan resmi binalarla ibadet yerleri, özel eğitim, özel sağlık tesisleri, sinema, tiyatro, opera, müze, kütüphane, konferans salonu gibi eğlence yerleri, otel, özel yurt, işhanı, büro, pasaj, çarşı gibi ticari yapılar, spor tesisleri, genel otopark ve buna benzer umuma ait binalar olarak belirlenmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, …, … ada, … parsel, … ada, … parsel … ada, … parsel sayılı taşınmazların ve 7046 sayılı imar adasının bitişiğindeki taşınmazın cami alanı olarak belirlenmesi yolundaki 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planları değişikliğinin onaylanması yolundaki 22.06.1995 günlü, 462 sayılı … Büyükşehir Belediye Meclisi kararının iptali istemiyle … Belediye Başkanlığınca dava açıldığı, Ankara 8. İdare Mahkemesince 1/5.000 ölçekli nazım imar planına yönelik olarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, 1/1.000 ölçekli uygulama imar planına ilişkin olarak da yürütmenin durdurulduğu, 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin gerçekleştirilmesi konusunda … Belediye Başkanlığı ile Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında anlaşmazlık olması nedeniyle 3194 sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca işlem tesisi için davalı Bakanlığa başvuru üzerine dava konusu işlem ile … ada, … parsel sayılı taşınmazın cami ve müştemilat alanı olarak 3194 sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca resen onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, cami binalarının kamunun ortak kullanımına ayrılmış olmakla birlikte resmi bina değil, umumi bina tanımı içerisinde yer aldığı görüldüğünden, dava konusu imar planının 3194 sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanmasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, 3030 ve 3194 sayılı Yasa hükümleri ile büyükşehir belediye sınırları içerisinde 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarını yapma veya değiştirme yetkisinin ilçe belediye meclislerine ait olması, bu planların da büyükşehir belediye başkanınca onaylanacağı, büyükşehir belediye başkanının konunun meclislerde tekrar görüşülmesini isteyebileceği, meclislerin kararlarında ancak üçte iki çoğunlukla ısrar edebileceği ve bu hallerde meclis kararlarının kesinleşmiş olacağı hükmünün öngörülmesi ile uygulama imar planı yapılması konusunda büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasında ihtilaf çıkması halinde çözüm yolunun gösterilmiş olması, 3194 sayılı Yasanın 9. maddesinde öngörülen birden fazla belediyeyi ilgilendiren ihtilaflar kavramının da büyükşehir ve ilçe belediyelerini kapsamaması nedeniyle davalı Bakanlığın bu hükmü dayanak göstermek suretiyle işlem tesisinde de mevzuata uyarlık görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline 04.02.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1991/4001 K: 1993/5193 T. 8.12.1993

ÖZET: Gecekondu yasası`nın uygulandığı yerlerdeki imar ve plan değişikliklerini bayındırlık ve iskan bakanlığı re`sen yapabilir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altınca Dairesince Tetkik Hakimi E:E:Ç.`in açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü.

Dava, 1/1.000 ölçekli Sincan 1 no.lu gecekondu önleme bölgesi imar planında bulunan ve üzerinde bina olan 1208 ada, 26 parsel sayılı taşınmazın bitişik parsellerle tecavüzlü olması nedeniyle bu parsellerin 1`er metre kaydırılarak yeniden düzenlenmesine ilişkin 21.5.1991 gününde Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca re`sen onaylanan plan değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.

3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun`un 6. maddesinin ( b ) bendinde, büyükşehir nazım imar planlarını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak, ilçe belediyelerinin nazım plana uygun olarak hazırlayacakları tatbikat imar planlarını onaylamak ve uygulanmasını denetlemek büyükşehir belediyelerinin görevleri arasında sayılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu`nun 8. maddesinde de genel bir düzenleme getirilerek nazım imar planlarının ve uygulama imar planlarının yapılmasına ve onaylanmasına ilişkin hükümler yer almıştır. Bu Kanun`un 9. maddesinin 1. fıkrasında ise, istisnai bir hükme yer verilerek, bakanlığın gerekli görülen hallerde, kamu yapıları ile ilgili imar planı ve değişikliklerini, umumi hayata müessir afetler dolayısıyla veya toplu konut uygulaması veya gecekondu Kanunu`nun uygulaması amacıyla yapılması gereken planları ve plan değişikliklerini, birden fazla belediyeyi ilgilendiren metropoliten imar planlarının veya içerisinden ve civarından demiryolu veya havayolu geçen, hava meydanı bulunan veya havayolu veya denizyolu bağlantısı bulunan yerlerdeki imar ve yerleşme planlarının tamamını veya bir kısmını, ilgili belediyelere veya diğer idarelere bu yolda bilgi vererek ve gerektiğinde işbirliği sağlayarak yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve re`sen onaylamaya yetkili olduğu belirlenmiştir.

Yukarıda yeralan kuralların birlikte değerlendirilmesinden, 3030 sayılı Kanun ile 3194 sayılı Kanun`un imar planlarının yapılması ve onaylanması konusunda paralel hükümler taşıdığı, 3030 sayılı Kanun kapsamında olan yerlerde de imar planlarının 3194 sayılı Kanun`un 8. maddesi hükümleri doğrultusunda yapılacağı, ancak bu yerlerde nazım imar planlarının büyükşehir belediyesi tarafından yapılıp onaylanacağı buna dayalı uygulama planlarının ise ilçe belediyeleri tarafından yapılarak yine büyükşehir belediyesi tarafından onaylanacağı, 3194 sayılı Kanun`un 9. maddesinin 1. fıkrasındaki hüküm uyarınca da, eğer plan değişikliği gecekondu Kanunu`nun uygulaması gereken alanlarla ilgili ise bu plan ve değişikliklerinin bakanlığın re`sen yapabileceği sonucuna varılmıştır. Burada 3030 sayılı Kanuna bir aykırılığın olmadığı, istisnai bir yetkiye yer verildiği kuşkusuzdur.

Ayrıca, 3194 sayılı İmar Kanunu, 3030 sayılı Kanun`dan sonra yürürlüğe girmiş olup, 9. maddesinde ise 3030 sayılı Kanun`dan söz edilmemiş olması nedeniyle büyükşehir belediyesi sınırları içindeki gecekondu önleme bölgelerinde de imar planı ve değişiklikleri yapılması konusunda 3194 sayılı İmar Kanunu`nun istisnai hükmünün uygulanacağı hususu doğrulanmış olmaktadır.

Olayda 25.3.1988 gününde onanmış olan 1/1.000 ölçekli Ankara Sincan 1 no.lu gecekondu önleme bölgesi imar planında, üzerinde bina bulunan 1208 ada, 26 parsel sayılı taşınmazın bitişik parsellere tecavüzlü olması nedeniyle bu parsellerin 1`er metre kaydırılarak yeniden düzenlenmesi suretiyle başkanlıkça re`sen plan değişikliği yapıldığı, tecavüzlü parsellerin düzeltilebilmesi için bu değişikliğin zorunlu olduğu ve kamu yararı bulunduğu, plan değişikliğinde hukuka aykırılıktan söz etmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Davacının diğer iddiaları yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerin yasal dayanaktan yoksun davanın reddine 8.12.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1991/3494 K: 1992/4583 T. 30.11.1992

ÖZET: Büyükşehir belediyeleri sınırları içinde resmi bina ve tesisler için imar planı ve değişikliklerini bakanlık re`sen yapıp onaylar.

İstemin Özeti: İzmir 2. İdare Mahkemesinin 1.5.1991 günlü, E:1990/707, K:1991/321 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Türk Milleti Adına karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakimi E:E:D.`nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, İzmir … ilçesi, … Mahallesi, 9986 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın 3444 mı lik kısmının Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü, Resmi Tesis Alanı olarak ayrılmasına ilişkin imar planı değişikliği ile bu plan değişikliğinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca re`sen onanmasına ilişkin 23.2.1990 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 4. maddesinde, Kanunda aksi açıkça kabul edilmiş olmadıkça, bu Kanunun 3030 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağının kurala bağlandığı, 3030 sayılı Kanun kapsamına giren dava konusu yerde, 3194 sayılı Kanunun 9. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak imar planı değişikliği yapılmasında ve re`sen onanmasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından temyiz edilmiştir.

3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanunun 6. maddesinin ( b ) bendinde, büyükşehir nazım imar planlarını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak, ilçe belediyelerini nazım plana uygun olarak hazırlayacakları tatbikat imar planlarını onaylamak ve uygulamasını denetlemek büyükşehir belediyelerinin görevleri arasında sayılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu`nun 8. maddesinde de genel bir düzenleme getirilerek nazım imar planlarının ve uygulama imar planlarının yapılmasına ve onaylanmasına ilişkin hükümler yer almıştır. Bu kanunun 9. maddesinde ise, istisnai bir hükme yer verilerek bir kamu hizmetinin görülmesi maksadı ile resmi bina ve tesisler için imar planlarında yer ayrılması veya bu amaçla değişiklik yapılması gerektiği takdirde Bakanlığın, valilik kanalı ile ilgili belediyeye talimat verilebileceği veya gerekirse imar planının resmi bina ve tesislerle ilgili kısmını re`sen yapıp onaylayabileceği belirtilmiştir.

Esasen 3030 sayılı Kanun ile 3194 sayılı Kanun imar planlarının yapılması ve onaylanması hususunda paralel hükümler taşımaktadır. 3030 sayılı Kanunda da imar planları 3194 sayılı Kanunun 8. maddesi hükümleri doğrultusunda yapılacaktır. Ancak, büyükşehir belediyeleri sınırları içinde nazım planlar büyükşehir belediyesi tarafından yapılıp onaylanacak, buna dayalı uygulama planları ise ilçe belediyeleri tarafından yapılarak yine büyükşehir belediyesi tarafından onaylanacaktır. Kamu hizmeti görülmesi amacı ile resmi bina ve tesis için imar planlarında yer ayrılması veya bu amaçla değişiklik yapılması gerektiği takdirde 3194 sayılı Kanunun 9. maddesindeki Bakanlıkça ilgili belediyelere talimat verilebileceği hükümlerine dayanılarak bu konudaki planları veya plan değişikliklerini Bakanlık re`sen yapıp onaylayabilecektir. Burada 3030 sayılı Kanuna bir aykırılık değil istisnai bir yetkiye yer verildiği kuşkusuzdur.

Öte yandan 3194 sayılı Kanun 3030 sayılı Kanundan sonra yürürlüğe girmiş olup 9. maddede 3030 sayılı Kanundan söz edilmemiş olması da büyükşehir belediyeleri sınırları içinde de resmi bina ve tesisler için imar planı ve değişiklikleri yapılması konusunda 3194 sayılı Kanunun istisnai hükmünün uygulanacağını doğrulamaktadır. Bu durumda, 3030 sayılı Kanun kapsamına giren yerlerde de 3194 sayılı Kanunun 9. maddesinin 2. fıkrası uygulanabileceğinden aksi yöndeki mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle İzmir 2. İdare Mahkemesinin 1.5.1991 günlü, E:1990/707, K:1991/321 sayılı kararının BOZULMASINA, 30.11.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1993/1302 K: 1994/97 T. 18.1.1994

ÖZET: İmar planları İmar Yönetmeliklerinden önce uygulanması gereken temel düzenleyici işlem niteliğinde olduklarından, imar planında yapılaşma ile ilgili kuralların bulunması halinde, bu konuda yönetmelik hükümlerine göre karar verilemez.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakimi Yunus Kutlu’nun açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, davacıya ait … Merkez … Mahallesi, 5 pafta, 206 ada, 68 parselide içeren alanda yapılan imar planı değişikliğinin onanmasına ilişkin belediye meclisinin 20.6.1991 günlü, 4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediye Tip İmar Yönetmeliğinin bina yüksekliklerini belirleyen 29. maddesinde, 7 metreye kadar olan yollarda bina yüksekliğinin 6.50 metre, kat adedinin bodrum hariç 2 den fazla olamayacağının düzenlendiği, belediye meclisinin 20.6.1991 günlü, 4 sayılı kararı ile onanan imar planı değişikliği ile ilgili kararda 5 pafta içerisinde yer alan adalarda yol genişlikleri arttırılmak suretiyle kat nizamının değiştirildiği ve kat adedinin artırıldığı davacının parselinin bulunduğu 206 adanın cephe aldığı yol genişliğinin ise 6 metre olarak bırakıldığı, bu yol genişliği için yönetmelikte öngörülen kat nizamının dışında B – 3 kat nizamı getirildiği, dolayısıyla bu düzenlemenin sözü edilen yönetmeliğin 29. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle imar planı değişikliğinin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden 20.6.1991 günlü, 4 sayılı belediye meclisi kararıyla imar planında değişiklik yapıldığı, değişikliğe ilişkin kararla 5 pafta içerisinde yer alan adalarda yol genişliği artırılarak kat nizamında değişiklik yapılmak suretiyle kat adedinin artırıldığı halde bazı adalarda ve davacıya ait parselin yer aldığı adada yol genişlemesi söz konusu olmadan B – 2 olan kat nizamının B – 3 kat nizamına yükseltildiği anlaşılmaktadır. Arazi parçalarının genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunun, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları gösteren Nazım İmar Planı ile bu plan esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren uygulama imar planları imar yönetmeliklerinden önce uygulanması gereken genel düzenleyici işlem niteliğindedir.

Nitekim 3030 Sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliğinin 2. maddesinde bu yönetmelikte yazılı hükümlerin imar planlarında aksine bir açıklama bulunmadığı takdirde uygulanacağının belirtildiği, ayrıca aynı yönetmeliğin 29. maddesinde imar planlarında kat adetleri veya yükseklikleri belirtilmemiş yerlerde bina yüksekliklerinin ve bunlara tekabül eden kat adetlerinin bu yönetmeliğin 29. maddesine göre tesbit edileceği hükmüne yer verilmek suretiyle bu görüş doğrulanmış bulunmaktadır. Uyuşmazlık konusu Uygulama İmar Planı değişikliğinde yapılaşma ile ilgili kurallar yer almış bulunduğuna göre yönetmeliğin 29. maddesine uymadığı gerekçesine dayanılarak plan değişikliğinin iptaline karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyize konu Samsun İdare Mahkemesinin 8.12.1992 günlü, E: 1991/570, K: 1992/1345 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 18.1.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1990/327 K: 1990/1427 T. 25.6.1990

ÖZET: Mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda davacılara ait parselin karşısındaki adada yer alan parsel ile ilgili imar planı değişikliğinin ve bu değişikliğe göre verilen inşaat ruhsatının imar mevzuatına aykırı olduğu belirtildiği için işlemler mahkemece iptal edilmişse de bilirkişi raporunda imar planı değişikliğinin imar yönetmeliği ve inşaat ruhsatı ile karşılaştırılmasına yer verildiği, ancak imar planının yönetmelik ve ruhsattan önce uygulanması gerektiği nedeniyle plan değişikliğinin imar mevzuatına uygun olup olmadığının yeniden incelenmesi gerektiği hakkında

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği düşünüldü:

Dava, Rize merkez Bağdatlı Mahallesi 869 ada, 6 parsel sayılı taşınmaza yapılaşma hakkı verilmesini öngören 20.10.1987 282/73-1 sayılı belediye meclisi kararı ile kabul edilen imar planı değişikliği işlemi ile anılan plan değişikliğine dayanılarak parsel için verilen yapı ruhsatının iptali dileğiyle açılmış İdare Mahkemesince; mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak imar planı değişikliğinde planlama ve şehircilik ilkesine uyarlık bulunmadığının anlaşıldığı buna istinaden verilen inşaat ruhsatında da mevzuata aykırılık bulunduğu gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş karar davalı belediye başkanlığı ile davalı idare yanında müdahiller tarafından temyiz edilmiştir.

İmar planları, çeşitli kentsel işlevler arasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde en iyi çözüm yollarını bulmak, yörenin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus alan ve yapı ilişkilerinin, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanlar arasında olan bağlantılar, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenlik ve sağlığı ile ilgili konularla sosyal adalet ilkeleri de göz önüne alınarak hazırlanır ve koşulların değişmesi halinde yasalarda öngörülen yöntem ve zamanda değiştirilebilir.

Diğer taraftan, 3194 sayılı İmar Kanununun 20. maddesinde de yapıların kuruluş veya kişilerce kendilerine ait tapusu bulunan arazi, arsa veya parsellerde … imar planı, yönetmelik, ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılabileceği kuralı yer almıştır.

Olayda, davacılara ait 877 ada, 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazların önündeki 7 metrelik imar yolu ile kuzeydeki 50 metrelik Rize-Hopa asfaltı arasında müdahillerin dava konusu 869 ada, 6 parsel sayılı taşınmazların yer aldığı söz konusu taşınmazın 1985 yılı planında 8 katı blok nizamda yapılaşmaya müsait bulunduğu, davacıların iddialarının aksine hiçbir dönemde yeşil alan ayrılmadığı, maliklerinin imar durumunu istemeleri üzerine cephe oluşumunu sağlamak ve yoğunluğu azaltmak amacıyla 20.10.1987 günlü, 281 sayılı belediye meclisi kararı ile kat adedinin beşe indirilerek ayrık nizam yapılaşma hakkı verildiği, ancak daha sonra anılan taşınmazın arkasındaki 7 metrelik imar yolu cephesinden TEK ve PTT kuruluşlarına ait kabloların geçtiği fark edilerek bu kabloların kaldırılması zorunluluğu karşısında arka yoldan 1.50 metre çekilmek ve ön bahçe mesafesinin 3,50 metreye düşürülmek suretiyle 19.1.1989 günlü, 322-4 sayılı belediye meclisi kararı ile plan değişikliği yapıldığı, anılan değişikliğe dayanılarak 2.3.1989 günlü inşaat ruhsatı verildiği, bu davanın söz konusu plan değişikliği ve inşaat ruhsatına karşı açıldığı temyiz dosyasının incelenmesinden anlaşılmaktadır.

İdare Mahkemesince, imar plan değişikliğine ilişkin olarak yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda mimar mühendis bilirkişice düzenlenen bilirkişi raporunda ise, 8 katlı blok nizamdan 5 katlı ayrık nizama geçilmekle belediyece şehircilik ve planlama ilkelerine uygun davranıldığı belirtildikten sonra imar planı değişikliğinin imar yönetmeliği ve inşaat ruhsatı ile karşılaştırılmasına girişilerek plan değişikliğinin daha önce verilen ruhsata ve inşaat emsali yönünden de yönetmeliğe aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Oysa, yukarıda değinilen yasa maddesi ile imar planlarının gerek imar yönetmeliği, gerekse inşaat ruhsatlarından önce uygulanması gerekli imar hukuku kaynaklarından olduğu hükme bağlanmış olması karşısında sözü edilen bilirkişi raporuna itibar edilemeyeceği ortadadır.

Bu itibarla dava konusu imar planı değişikliği işleminin şehircilik ve planlama ilkeleri ile kamu yararına uyarlık taşıyıp taşımadığı hususların konunun uzmanı ve gerekirse bir kurul halinde oluşturulacak bilirkişiler vasıtasıyla saptanarak davanın karara bağlanması gerektiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle eksik incelemeye dayalı temyize konu Trabzon İdare Mahkemesinin 12.9.1989 günlü, E:1988,1036, K:1989-551 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 25.6.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1999/1533 K: 2000/4161 T. 21.6.2000

ÖZET: İmar planları yapılırken veya bu planlarda değişikliğe gidilirken İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmelikte öngörülen kurallara ve bu yönetmeliğe ekli lejand hükümlerine uyulması zorunlu olduğundan anılan yönetmelikte yer almayan gösterimlerin belediye meclisi kararı ile kabul edilerek bu doğrultuda plan değişikliği yapılmasında mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

İstemin Özeti: Ankara 9. İdare Mahkemesinin 31.12.1998 günlü, E: 1997/927, K: 1998/1536 sayılı kararının taraflarca usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

İmar planları, insan, toplum, çevre ilişkilerini kişi ve aile mutluluğu ile toplum hayatını yakından etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımları yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma ve kullanım dengesini en rasyonel biçimde belirlemek üzere hazırlanır.

Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde imar planı hazırlanması hususunda görevli olan belediyeler, imar planı yapılması ya da mevcut imar planlarında yapılacak değişiklikleri, bu konuda 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca çıkarılmış İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmelikte öngörülen usullere göre yapmak zorundadırlar.

Anılan yönetmeliğin 12. maddesinde her ölçekteki planların bu yönetmeliğin Ek-2. maddesinde yer alan lejand ve plan çizimi normlarına göre hazırlanacağı belirtilmiştir. Yönetmeliğin Ek-2/a maddesinde de 1/1.000 ölçekli imar planlarındaki lejand hükümleri yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu belediye meclisi kararı ile plan uygulamasında karşılaşılabilecek sorunların önceden giderilmesi amacıyla mevcut imar planlarındaki kreş, sosyo-kültürel tesisler gibi bir kısım alanların plan gösterimlerinin “… Belediyesi kreş alanı … Belediyesi sosyo-kültürel tesisler alanı” şeklinde değiştirilerek söz konusu sosyal donatı alanlarının plan değişikliği yapan davalı … Belediye Başkanlığı ile ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, anılan yasal düzenlemeler uyarınca imar planları yapılırken veya bu planlarda değişikliğe gidilirken İmar Plan Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmelikte öngörülen kurallara ve bu yönetmeliğe ekli lejand hükümlerine uyulması zorunlu olduğundan anılan yönetmelikte yer almayan gösterimlerin belediye meclisi kararı ile kabul edilerek bu doğrultuda plan değişikliği yapılmasında mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Ankara 9. İdare Mahkemesinin 31.12.1998 günlü, E: 1997/927, K: 1998/1536 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulmasına, iptale ilişkin kısmının ise onanmasına, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 21.06.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1998/7422 K: 2000/226 T. 19.1.2000

ÖZET: Büyükşehir belediye başkanınca planda bazı değişiklikler yapıldığı ve “plan onama sınırı içinde 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uygulaması yapılmadan inşaat izni verilemez” notunun ilave edilerek onaylandığı, bakılmakta olan davada, eklenen plan notunun iptalinin istendiği anlaşılmaktadır.

Plan notları imar planı gibi kesin ve yürütülmesi zorunlu bir düzenleyici işlem olarak idari davaya konu edilebilir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, 3.10.1996 günlü, 296 sayılı … Belediye Meclisi kararına … Büyükşehir Belediye Başkanlığınca ilave edilen ” 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi gereğince uygulama yapılmadan inşaat izni verilemez ” notunun ve buna yapılan itirazın reddi yolundaki 18.9.1997 günlü, 241 sayılı … belediye meclisi kararının iptali istemiyle açılmış: idare mahkemesince, dava konusu plan notu ilavesinin, parseli düzgün imar parseli durumunda olmayan davacı açısından henüz menfaat ihlaline yol açmadığı, planlanan bölgenin sosyal ve teknik alt yapı alanlarının parselasyon yapılmasına bağlı olduğu, davacı parseli hakkında 18. madde uygulaması yönünde bir encümen kararı da bulunmadığı nedeniyle, olayda kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlemin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden. … Belediye Meclisinin 3.10.1996 günlü, 296 sayılı kararı ile kabul edilen 1/1.000 ölçekli … üstü 3. derece doğal sit alanları uygulama imar planının 3030 sayılı Yasa hükümleri uyarınca onaylanmak üzere büyükşehir belediye başkanlığına gönderildiği, büyükşehir belediye başkanınca planda bazı değişiklikler yapıldığı ve “plan onama sınırı içinde 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uygulaması yapılmadan inşaat izni verilemez” notunun ilave edilerek 29.11.1996 gününde planın onaylandığı, bakılmakta olan davada, eklenen plan notunun iptalinin istendiği anlaşılmaktadır.

Düzenleyici işlem niteliğindeki imar planları, plan hükümlerini açıklayıcı nitelikteki plan notları ile bir bütün olduğu gibi bu plan notları planın ayrılmaz bir parçası konumunda bulunması nedeniyle imar plan notu ile getirilen hükümlerin de imar planı gibi kesin ve yürütülmesi zorunlu bir düzenleyici işlem olarak idari davaya konu edilebileceği açıktır.

Bu nedenle, idare mahkemesince dava konusu edilen plan notu ilavesinin incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddi yolunda karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Bursa 1. İdare Mahkemesinin 21.5.1998 günlü, E:1998/34, K:1998/389 sayılı kararının bozulmasına, 19.1.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2003/5866 K: 2005/2170 T. 13.4.2005

ÖZET: Dava, dava konusu taşınmazın parselasyon planına ait plan notundan muaf tutulamayacağına ilişkin işlemin iptali talebiyle açılmıştır. İmar planıyla belirlenmiş yapılaşma koşullarını açıklayıcı, belirleyici ve bütünleyici nitelikte olduğu tartışmasız bulunan plan notlarının bazı yapılar için uygulanıp bazıları için uygulanmaması, planın bütünlüğünü ve dengesini bozar, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık teşkil eder.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, Ankara, Yenimahalle, Batıkent, … ada, … sayılı parselin 72700 numaralı parselasyon planına ait 5 nolu plan notundan muaf tutulamayacağına ilişkin 19.6.2002 günlü, 2917 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ve dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden sözkonusu plan notunun, kooperatif içi düzenlemeleri kolaylaştıracağı, çevre bütünlüğü ve plan disiplini sağlaması açılarından önerildiği, ancak aynı plan kapsamı içinde kalan bazı kooperatiflerin belirtilen plan notundan muaf tutulması, diğer bir kooperatife ise bu hükmün koşul olarak getirilmesinin plan disiplini, eşitlik ilkesi ve idarenin güvenirliği açısından doğru bir karar olarak değerlendirilemeyeceği, davacı kooperatife ait bahçelerde yapılan bölme amaçlı duvar ve korkulukların büyükşehir belediyesinin görüşleri doğrultusunda, bağımsız bölüm sahiplerinin muvafakatlerinin sağlanmasıyla 27.8.1999 günlü peyzaj projesinde değişiklik yapılması halinde anılan plan notundan muaf tutulabileceği, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş; bu karar, davalı idarece temyiz edilmiştir.

Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 3/11. maddesinde, nazım ve uygulama imar planı olarak iki aşamadan oluşan imar planlarının pafta, rapor ve notlardan oluşan belgeler olduğu hükme bağlanmıştır.

Düzenleyici işlem niteliğindeki imar planları, plan hükümlerini açıklayıcı nitelikteki plan notları ile bir bütün olduğu gibi, bu plan notları planın ayrılmaz bir parçası konumunda bulunması nedeniyle imar plan notu ile getirilen hükümlerin de imar planı gibi kesin ve yürütülmesi zorunlu bir düzenleyici işlem olarak idari davaya konu edilebileceği açıktır.

… Toplu Konut Alanı 72700 numaralı imar planına ilişkin 5 numaralı plan notunda “”Yüksek, orta ve az yoğun konut adalarında ihtiyaç duyulduğunda parsel müşterek kenarlarında bahçe duvarı ve hiçbir tesis yapılmamak, bahçe tanziminde ada çapında bütünlük sağlamak koşuluyla en fazla üç parsel yer alacak şekilde ifraz yapılabilir. Ancak, bir yapı adasına birden fazla kooperatife tahsis edilmesi halinde, kooperatif sayısına göre ifraz yapılabilir.”” hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı kooperatifin belirtilen plan notundan muaf tutulmasının daha önce 31.5.2000 günlü, 129 sayılı ilçe belediye meclis kararıyla plan değişikliği önerisi olarak da gündeme getirildiği, plan notunun kooperatif kavramını destekleyici nitelikte olduğu, kaldırılması durumunda görüntü, yaya dolaşımı ve bahçe bütünlüğünü olumsuz olarak etkileyeceği gerekçesiyle büyükşehir belediye başkanlığınca uygun görülmediği, bu kez plan notundan muaf tutulma istemiyle davacı kooperatif tarafından yapılan başvurunun dava konusu işlemle teknik açıdan uygun görülmeyerek reddedildiği, İdare Mahkemesince, yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda ise, 5 nolu plan notunun bazı kooperatifler için kaldırılmasının plan disiplini, eşitlik ilkesi, idarenin devamlılığı ve güvenirliğini zedeleyen bir yaklaşımı yansıttığı, dava konusu 15005 ada, 4 sayılı parselde bulunan kooperatife ait yapılarda yapılan bölme amaçlı duvar ve korkulukların bağımsız bölüm maliklerinin muvafakatlerinin sağlanması ve 27.8.1999 günlü peyzaj projesinde değişiklik yapılması durumunda anılan plan notundan muaf tutulabileceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, imar planıyla belirlenmiş yapılaşma koşullarını açıklayıcı, belirleyici ve bütünleyici nitelikte olduğu tartışmasız bulunan dava konusu plan notunun bazı yapılar için uygulanması, bazı yapılar için ise uygulanmamasının plan bütünlüğünü ve dengesini bozacağı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından kötü örnek oluşturacağı açık olduğundan aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle Ankara 9. İdare Mahkemesinin 15.5.2003 günlü, E:2002/1017, K: 2003/496 sayılı kararının bozulmasına 13.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1997/175 K: 1997/5604 T. 9.12.1997

ÖZET: İmar planı yapımını yükleneceklere ilişkin yönetmeliğe uygun olarak asgari yeterlik belgesine sahip olmayanlarca imar planında değişiklik yapılması hukuka aykırıdır.

İstemin Özeti: Zonguldak İdare Mahkemesinin 16.10.1996 günlü, E:1996/455, K:1996/765 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu öne sürülerek bozulması istenilmektedir.

Türk milleti adına karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü: Dava, … Merkez … Mahallesi, 50-51 pafta, 80 ada, 43 parsel sayılı taşınmazın park yeri olarak belirlenmesi yolundaki imar planı değişikliğinin onaylanmasına iilişkin 15.2.1996 günlü, 786-51 sayılı belediye meclisi kararının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 5. maddesinde imar planının ilgili idarece doğrudan yapılması durumunda ilgili idarenin planlama grubunda; veya sözleşmeli olarak istihdam edilenlerin o yerleşmenin imar planlarının hazırlanmasında gerekli olan yeterliliğe sahip olmalarının; 6. maddesinde ise imar planlarının ihale suretiyle elde edilmesi durumunda; plan Müellifinin İmar Planlarının Yapımını Yükümlenecek Müellif ve Müellif Kuruluşların Yeterlilik Yönetmeliği`nde o yerleşim için belirlenen asgari yeterlilik belgesine sahip olmalarının şart olduğunun hükme bağlandığı, dosyadaki bilgi ve belgelerle idare tarafından gönderilen belgelerin incelenmesinden, dava konusu plan değişikliğinin plan müellifince yapılmadığı, imar komisyonunca hazırlandığı, imar komisyonunun plan yapma veya değiştirme yeterliliğine sahip kişilerden oluştuğuna ilişkin herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı, bu durumda mevzuatın öngördüğü yeterliliğe sahip olmayan kişi veya komisyonlarca hazırlanan dava konusu imar planı değişikliğinde hukuka uyarlık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki temyize konu Zonguldak İdare Mahkemesinin 16.10.1996 günlü, E: 1996/455, K: 1996/765 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme kararının ONANMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 9.12.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1997/2722 K: 1998/1549 T. 17.3.1998

ÖZET: Dava konusu işlem ile uygulama imar planında yapılan değişiklik sonucu uyuşmazlığa konu taşınmazın ortaokul alanı iken konut alanı olarak belirlenmesinin nazım imar planına uygun olup olmadığının saptanması gerekip, diğer taraftan plan değişikliği yapılırken ilgili yatırımcı kuruluşun görüşünün alınmadığı ve bölge içinde eşdeğer yeni bir okul alanı ayrılmadığı anlaşıldığından, aksi yönde verilen idare mahkemesi kararında isabet yoktur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava. … ada, 1 parsel sayılı taşınmazın ortaokul alanı iken konut alanı olarak belirlenmesi yolundaki 20.2.1995 günlü, 2/3 sayılı belediye meclisi kararı ile kabul edilen uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporla dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, imar planı değişikliğinin mevzuata, planlama tekniklerine, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı, diğer taraftan, davacı idare tarafından yatırımcı idarenin izni alınmadan okul planının kaldırılmasının mevzuat hükümlerine aykırı olduğu öne sürülmekte ise de İmar Yönetmeliğinin 21. maddesinin sosyal ve teknik alt yapı alanlarına ilişkin plan değişikliklerine yönelik olduğu, resmi hizmet alanlarının ise nitelik olarak bu kapsamda bulunmadığı nedeniyle işlemi kusurlandırmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar davacı idare tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde, nazım imar planı, varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının, genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarım, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber tütün olan plan: uygulama imar planı ise tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır.

Anılan madde hükmü uyarınca uygulama imar planının nazım imar planı esaslarına uygun olması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, uygulama imar planında yapılan değişiklik ile uyuşmazlığa konu taşınmazın ortaokul alanı iken konut alanı olarak belirlendiği, ancak bu değişikliğin bu alana ilişkin 1/5.000 ölçekli nazım imar planına uygun olup olmadığı açısından incelenmediği anlaşıldığından, idare mahkemesince taşınmazın nazım plandaki amacının belirlenerek uygulama imar planı değişikliğinin üst ölçekli plana uygun olup olmadığı hususum saptanması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 3194 sayılı Yasanın 13. maddesinde resmi yapılara, tesislere ve okul, cami …. ve benzeri umumi hizmetlere ayrılan alanlarda inşaata ve mevcut bina varsa esaslı değişiklik ve ilaveler yapılmasına izin verilmeyeceği: ancak parsel sahibi imar planlarının tasdik tarihinden itibaren beş yıl sonra müracaat ettiğinde imar planlarında meydana gelen değişikliklerden ve civarın özelliklerinden dolayı umumi hizmetlere ayrılan alanlardan ilgili kamu kuruluşunca yapımından vazgeçildiğine dair görüş alındığı takdirde hazırlanacak yeni imar planına göre inşaat yapılacağı: İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 21. maddesinde yer alan, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik alt yapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı, zorunlu hallerde böyle bir değişiklik yapılabilmesi için sosyal ve teknik alt yapı alanındaki tesisi gerçekleştirecek ilgili yatırımcı bakanlık ve kuruluşun görüşünün alınacağı: bu tesisin hizmet getirdiği bölge içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle sosyal ve teknik alt yapı alanının kaldırılabileceği hükümleri uyarınca dava konusu imar planı değişikliği yoluna gidilmeden önce ilgili yatırımcı kuruluşun görüşünün alınması ve bölge içinde eşdeğer yeni bir okul alanının ayrılmasının gerekmesine karşın, bu hususlara uyulmaksızın tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığından, aksi yönde verilen idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

İdare mahkemesince, her ne kadar resmi hizmet alanı olan okul alanına ilişkin olarak yapılacak değişikliğin yukarıda anılan yönetmeliğin 21. maddesi kapsamında bulunmadığı belirtilmişse de, ortaokul alanının yönetmeliğin 3. maddesinde tanımlanan sosyal alt yapı tanımı içinde yer alan eğitim yapılarından bulunması nedeniyle bu kapsam dışında kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Kayseri İdare Mahkemesinin 26.2.1997 günlü, E:1996/576, K:1997/115 sayılı kararının bozulmasına 17.3.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2004/8103 K: 2007/580 T: 6.2.2007

Özeti: Taşınmazın okul alanı kullanımından çıkarılarak farklı bir kullanıma ayrılmasına dair tadilatı, zorunluluk bulunmaması halinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygun görüşünün alınması, tesisin hizmet götürdüğü bölgede eşdeğer alan ayrılması ve yönetmelik eki hissede belirtilen standartlarda uygulanması koşulları ile yapılabileceğinden, uyuşmazlığın bu çerçevede incelenmesi gerektiği hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü: Dava, İstanbul ,Tuzla, Kafkala Mevkiinde bulunan, … pafta, … parsel sayılı taşınmazın okul alanından çıkartılarak konut alanına ayrılması istemiyle davacılar tarafından yapılan 29.11.2001 günlü, başvurunun cevap verilmeyerek reddine ilişkin davalı rdare işleminin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada bulunan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda, uyuşmazlık konusu yerdeki davacılara ait… ve komşu … parsel sayılı taşınmazların 2.1.1985 onanlı 1/5.000 ölçekli nazım imar planında ve 31.3.1986 onanlı 1/1.000 ölçekli uygulama imar planında okul alanı olarak belirlendiği ve bu yerdeki … parsel sayılı komşu taşınmaz üzerine 12.8.1998 günlü işlemle çekme mesafesinin 5 metreye indirilmesi suretiyle okul inşa edildiği, davacıların 4710 m2 yüzölçümlü … sayılı parseline ise o dönemde okul inşa edilmediği gibi halen de bu amaçla kullanılmadığı, ihtiyacın tek parselde karşılandığı, Yönetmelik ile belirlenen okul için gerekli asgari alan standardının özel eğitim tesisi alanları için geçerli olduğu, uyuşmazlık konusu yerdeki okulun ise Devlet okulu olduğu ve asgari alan standartlarını sağlamasının aranmayacağı, bu nedenle davacıların parselinin okul alanı olarak korunmasına gerek bulunmadığı, dava konusu işlemin şehircilik ve planlama ilkelerine kamu yararına aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu yerdeki davacılara ait … ve komşu … parsel sayılı taşınmazların 2.1.1985 onanlı 1/5.000 ölçekli nazım imar planında ve 31.3.1986 onanlı 1/1.000 ölçekli uygulama imar planında okul alanı olarak belirlendiği ve bu yerdeki … parsel sayılı komşu taşınmaz üzerine 12.8.1998 günlü işlemle çekme mesafesinin 5 metreye indirilmesi suretiyle okul inşa edildiği, davacıların 4710 m2 yüzölçümlü … sayılı parselinin ise o dönemde okul alanı olarak kullanılmadığı, halen de bu amaçla kullanılmasına yönelik herhangi bir işlem tesis edilmediği, taşınmazın imar planında değişiklik yapılarak okul alanı dışına çıkartılması yolundaki 29.11.2001 günlü davacılar isteminin cevap verilmeyerek reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Plan yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 27. maddesinde, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik alt yapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı, zorunlu hallerde böyle bir değişiklik yapılabilmesi için, imar planındaki durumu değişecek olan sosyal ve teknik alt yapı alanındaki tesisi gerçekleştirecek ilgili yatırımcı ve kuruluşların görüşünün alınacağı, imar planındaki bir sosyal ve teknik alt yapı alanının kaldırılabilmesinin ancak bu tesisin hizmet götürdüğü bölge içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle yapılabileceği; aynı Yönetmeliğin 16. maddesinde, hazırlanan her ölçekteki imar planlarının yapım ve değişikliklerinde planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile gelecekteki gereksinimlerinin gözönünde tutulacağı, sosyal ve teknik donatı alanlarında Ek-1 deki tabloda belirtilen asgari standartlara uyulacağı kurala bağlanmış; Yönetmeliğe eklenen Ek-1 tabloda ise ilköğretim okulu alanları için 8000 m2-15.000 m2 alan büyüklüğü öngörülmüş, özel eğitim tesisi alanları için de bu standartlara uyulacağı belirtilmiştir.

Anılan kurallar uyarınca, uyuşmazlık konusu yerde bulunan okul alanının bir bölümünün farklı bir kullanıma tahsis edilmesine ilişkin plan tadilatı, zorunluluk bulunması halinde, yatırımı gerçekleştirecek Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygun görüşünün alınması, tesisin hizmet götürdüğü bölge içinde eşdeğer bir alanın ayrılması ve Yönetmelik eki listede belirtilen asgari alan standartlarına da uyulması koşullan ile yapılabileceğinden, dava konusu işlemin mevzuata uygunluğunun bu çerçevede incelenmesi suretiyle şehircilik ve planlama ilkeleri ile kamu yararına uygunluğunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, İdare Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporunda Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin eki listede belirlenen ilköğretim alanları için gerekli alan büyüklüğünün Devlet okullarında aranmayacağı, bu nedenle uyuşmazlık konusu parselin okul alanı dışına çıkartılabileceği yolundaki yorumda mevzuata uyarlık bulunmadığı gibi, bölgenin nüfus artışı da dikkate alındığında okul alanına olan ihtiyacına yönelik açıklamalarda da çelişkiler bulunduğu anlaşılmıştır.

Belirtilen bu durum karşısında, yukarıda anılan konuların araştırılması, bu araştırma sunucunda gerekli görülmesi durumunda yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle davanın karara bağlanması gerektiği sonucuna varılmış, idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle İstanbul 5 İdare Mahkemesinin 21.4.2004 günlü, E:2002/614, K:2004/545 sayılı kararının BOZULMASINA, 6.2.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1995/6688 K: 1996/2487 T. 21.5.1996

ÖZET: Milli Savunma Bakanlığından görüş alınmadığından usulüne uygun olarak ayrılmış sosyal ve teknik alt yapı alanının varlığından söz edilemeyeceği bu nedenle değişiklikle mevzuata uyarlık bulunmadığı hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Dava, … sayılı imar adalarının … Caddesine bakan kesimlerinde kat adedinin 4 den 6 ya çıkarılması yolunda plan değişikliği yapılmasına ilişkin 11.2.1992 günlü, 507 sayılı belediye meclisi kararı ile bu plana yapılan itirazın reddi yolundaki 7.5.1992 günlü, 528 sayılı belediye meclisi kararının iptali istemiyle açılmış, idare mahkemesince; kat adedinin değiştirilmesi suretiyle nüfus yoğunluğunu artırıcı yönde plan değişikliği yapılmasına karşın İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 22. maddesi uyarınca sosyal ve teknik alt yapı alanlarının artırılmadığı, her ne kadar belediye meclisi kararında imar planında görülen askeri alanın 6300 m².lik kısmının yeşil alana çevrildiği belirtilmiş ise de;

3194 sayılı Yasanın İstisnalar başlıklı 4. maddesi ile bu maddeye dayanılarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığınca çıkarılan genelgelere göre Milli Savunma Bakanlığı tarafından tahsisli ve tahsissiz olarak kullanılan yerlerde ve çevresinde yapılan plan değişikliklerinde Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınması gerekirken anılan bakanlıktan bu yönde herhangi bir görüş alınmadığı bu nedenle usulüne uygun olarak ayrılmış sosyal ve teknik alt yapının varlığından söz edilmeyeceği gerekçesiyle dava konusu plan değişikliği ve bu değişikliğe yapılan itirazın reddi yolundaki işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ: Dava konusu işlemlerin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki temyize konu Bursa 1. İdare Mahkemesinin 17.1.1995 günlü. E:1992/426, K:1995/37 sayılı kararının ONANMASINA, 21.5.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2003/8098  K: 2005/5702

Özeti: 3194 sayılı Yasanın İstisnalar başlıklı 4. maddesi ile bu maddeye dayanılarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığınca çıkarılan 16.12.1985, 16.03.1998 tarihli genelgelere göre Milli Savunma Bakanlığı tarafından tahsisli ve tahsissiz olarak kullanılan veya hizmette kullanılmak üzere muhafaza edilen yerlerde ve çevresinde yapılan plan değişikliklerinde Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınması gerekirken anılan Bakanlıktan bu yönde herhangi bir görüş alınmadığı anlaşıldığından Mahkemece dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, Balıkesir Merkez İlçe’de askeri güvenlik bölgesinde kalan 620 ada, 116 sayılı parselin kuzey kısmındaki 35 metrelik yola isabet eden kısmının terkedilmemesi yolundaki başvurunun zımnen reddine ilişkin işlem ile dayanağı imar planının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince söz konusu imar planının, 1988 tarihinde kabul edildiği, dava konusu 35 metrelik yolun Balıkesir İlini, Doğu-Batı hattından geçen çevre yoluna, ilçe ve köylere bağlayan Eski Kepsut yolu olarak anılan 2,5 km uzunluğunda ana güzergah olduğu, sadece 1012 Ana Tamir Fabrikası Müdürlüğünün bulunduğu alanda 35 m genişliği sağlayamadığı, bu haliyle yapılarak değişikliğin plan bütünlüğünü zedeleyecek nitelikte olduğu, dava konusu alanda yolun zaten mevcut olduğu, imar planıyla bu yolun genişletildiği, yol güzergahında sadece Birliğe ait birkaç deponun kaldırılması gerekeceği, bunların da bedelinin ödeneceği, yol kenarına duvar ve çit çekileceği, trafik düzenlemesiyle bu alanda duraklamanın engellenebileceği, kentin geleceği için gerekli olan bu düzenlemenin askeri güvenliği etkilemeyeceğinin açık olduğu anlaşıldığından imar planında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın bu kısmının esastan, davanın parselin söz konusu yola rastlayan kısmının terk edilmemesi yolundaki başvurunun kısmen reddine ilişkin işleme yönelik bölümünün ise mülkiyeti Hazineye ait olup davacı Bakanlığa tahsisli bulunan taşınmazın yola rastlayan kısımları ile taşınmaz üzerindeki yapılar hakkında Belediye tarafından henüz imar uygulaması ve herhangi bir işlem yapılmadığından incelenmeksizin reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı Yasanın istisnalar başlıklı 4.maddesinin 2.fıkrasında ‘Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekat, eğitim ve savunma amaçlı yapılar için, bu kanun hükümlerinden hangisinin ne şekilde uygulanacağı Milli Savunma Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir.” hükmü yer almıştır.

3194 sayılı Yasanın İstisnalar başlıklı 4.maddesi ile bu maddeye dayanılarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığınca çıkarılan 16.12.1985, 16.3.1998 tarihli genelgelere göre Milli Savunma Bakanlığı tarafından tahsisli ve tahsissiz olarak kullanılan veya hizmette kullanılmak üzere muhafaza edilen yerlerde ve çevresinde yapılan plan değişikliklerinde Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınması gerekirken anılan Bakanlıktan bu yönde herhangi bir görüş alınmadığı anlaşıldığından Mahkemece dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen kararda isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Bursa 1. İdare Mahkemesinin 31.12.2002 günlü, E:2001/480, K:2002/2168 sayılı kararının bozulmasına dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 22.11.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1998/1839 K: 1999/2054 T. 20.4.1999

ÖZET: 2577 sayılı yasanın 11. Maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine altmış gün içerisinde yanıt verilmemesi halinde istem reddedilmiş sayılır, bu tarihten sonra verilen yanıtın istemin reddine ilişkin olmayıp bir işlem tesisine yönelik olması durumunda ise yeni bir hukuki sonuç yaratan bu işleme karşı süresi içerisinde dava açılabilir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava …. … Mah.. … pafta, … ada. … ve … parsel sayılı taşınmazların ticaret alanından park alanına dönüştürülmesi yolundaki imar planı değişikliğine ilişkin belediye meclisi kararı ve parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından 5.3.1997 tarihinde dava konusu işlemlere itiraz edildiği, 60 gün içinde yanıt verilmemesi nedeniyle istek reddedilmiş sayılacağından bu tarihi izleyen 60 gün içinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra davalı idarece verilen 7.8.1997 günlü yanıt üzerine 9.10.1997 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddesi uyarınca reddine karar verilmiş; karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyize konu Sakarya 2. idare Mahkemesinin 3.12.1997 günlü, E:1997/1228, K:1997/913 sayılı kararının davanın imar planı değişikliğine ilişkin kısmının süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki bölümünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.

Davanın parselasyon işlemine ilişkin bölümüne gelince;

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından dava konusu işlemlere 5.3.1997 tarihinde itiraz edildiği, itiraz ile parselasyon işlemi sonucunda tamamı park yerinde kalan taşınmazlarına karşılık hiçbir yer tahsis edilmediğinin belirtildiği, aynı nitelikli iki başvuru daha yapıldığı, anılan başvurular üzerine belediye encümeninin 7.8.1997 günlü, 2832 sayılı kararı ile itirazların değerlendirilerek, davacının parkta kalan taşınmazlarına karşılık 4376 ada, 6 sayılı parsel ile 4392 ada, 2 sayılı parselin tahsisine karar verildiği, davacı tarafından anılan encümen kararı ile tesis edilen işlemin de yasaya uygun olmadığı öne sürülerek bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi uyarınca idari işleme karşı idari dava açma süresi içerisinde yapılacak olan başvuru üzerine altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, bu tarihten itibaren durmuş olan dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve dava açma süresi geçtikten sonra aynı nitelikte başvuruların ve idarece verilen cevapların dava açma süresini ihya etmeyeceği açık ise de, süresi geçtikten sonra idarece verilecek olan yanıtın dava açma süresini ihya etmemesi için istemin reddi yolunda bir yanıt olması gerektiği, idare tarafından başvuru değerlendirilerek yeni işlem tesis edilmiş olması halinde ise yeni bir hukuki durum ortaya çıkacağından, önceki işlemden farklı bir hukuki sonuç yaratan bu işleme karşı süresi içerisinde dava açılabileceği sonucuna varılmıştır. Olayda, davacının itiraz dilekçesi üzerine 7.8.1997 günlü encümen kararı ile istemin reddedilmeyerek itirazın değerlendirilmek suretiyle yeni bir işlem tesis edilmesi ve böylece önceki parselasyon işleminin ortadan kalkması, davacının yeni tesis edilen bu işlemin de iptalini istemiş olması karşısında, anılan encümen kararının 5.9.1997 tarihli yazı ile davacıya tebliği üzerine 9.10.1997 gününde açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu parselasyon işleminin incelenerek bir karar verilmesi gerekirken bu işleme ilişkin olarak da davanın süre yönünden reddi yolundaki idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Sakarya 2. idare Mahkemesinin 3.12.1997 günlü, E:1997/1228, K:1997/913 sayılı kararının davanın imar planına ilişkin kısmının süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki bölümünün onanmasına, parselasyon işlemine ilişkin kısmının süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki bölümünün ise bozulmasına. dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 20.4.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2006/3763 K: 2007/702 T: 09.02.2007

Özeti: Özel orman alanında yer alan yapılar için verilen inşaat ruhsatlarının   iptalini   isteme   hususunda Mimarlık Odasının dava açma ehliyetinin bulunduğu hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacı yanında davaya katılma isteminde bulunan Orman Genel Müdürlüğü’nün, iptali istenen ruhsatın verildiği taşınmazın özel orman alanı olması nedeniyle, davanın konusu ve sonucu ile doğrudan ilgisinin bulunması nedeniyle davaya katılma istemi yerinde görülerek işin gereği görüşüldü:

Dava, İstanbul, Beykoz ilçesi, Çavuşbaşı köyü, Saip Molla özel ormanı, 1-2 pafta, 6 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapılan sosyal ve ticari tesislere yönelik olarak verilen yapı ruhsatlarının yasal dayanağı olmadığından bahisle yapılan başvuru üzerine tesis edilen Beykoz Belediye Başkanlığı’nın 16.3.2004 günlü, (11)317 Gd 2331 sayılı işlemi ile bu işlemde bahsi geçen 21.4.1988 günlü, 3000149 sayılı yapı ruhsatının, 21.4.1993 günlü, 3001007 sayılı yapı ruhsatının, 03.4.1998 günlü, 30001007 sayılı yapı ruhsatının ve ruhsat yenileme işlemlerinin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, yapı ruhsatlarının şahsa yönelik işlemler niteliğinde olduğu, bu işlemlerle doğrudan ilgisi bulunmayan ve söz konusu yapı ruhsatları nedeniyle güncel ve meşru bir menfaati olumsuz yönde etkilendiği ispatlanamayan sivil toplum örgütlerinin, bu vasıfları nedeniyle şahsa yönelik işlem halini almış olan yapı ruhsatlarının iptali istemiyle dava açma konusunda ehliyeti bulunmadığı, olayda da davacı tarafından yapılan 08.3.2004 günlü başvuru ile Saip Molla Ormanı olarak bilinen taşınmaz üzerinde “…” adıyla sürdürülen inşaatlarda, sosyal ve ticari tesislere ilişkin ruhsatların yasal olmadığının ve gereğinin yapılmasının istenildiği, davacının bu başvurusuna verilen 16.3.2004 günlü, 317 sayılı cevapta, 1452 adet villadan 1132 adet villanın, sosyal ve ticari tesislerden de 292 adet bağımsız bölümün tamamlanarak toplam 1428 adet bağımsız bölüm için yapı kullanma izni alındığının ve tapuda kat mülkiyetine dönüştürüldüğünün bildirilmesi üzerine, büyük bir bölümünün inşaatı tamamlanarak tapuda kat mülkiyetine dönüştürülen yapılara ilişkin olarak verilen yapı ruhsatlarının iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşıldığından, söz konusu ruhsatlar ile doğrudan bir ilgisi bulunmayan ve bu ruhsatlar nedeniyle kişisel, güncel ve meşru bir menfaati etkilendiği tespit olunamayan davacının bu davayı açma konusunda ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddesi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Hukuk Devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasının en etkin araçlarından biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında “menfaat ihlali” olarak tanımlanan sübjektif ehliyet koşulunun kişiye bağlı sübjektif hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında da belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ile iptali istenilen idari işlem arasında kurulabilecek bir ilişki veya ilgi, menfaat ihlali koşulunun varlığı için yeterlidir. Bu itibarla yargısal kararlarda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gerektiği şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca; bir menfaatin kişisel menfaat sayılabilmesi iptali istenilen işlemin doğrudan doğruya davacı hakkında alınmasını gerektirmemektedir. Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin bu durum göz önünde bulundurularak geniş yorumlanmak suretiyle saptanacağı, Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, Saip Molla özel ormanında, başta Anayasa olmak üzere, Orman Kanunu’na, bu kanun uyarınca çıkarılan ” Özel Ormanlarda ve Hükmi Şahsiyete Haiz Amme Müesseselerine Ait Ormanlarda yapılacak İş’ve İşlemler Hakkında Yönetmelik” e, ilgili mevzuata, yerleşik yargı kararlarına ve kamu yararına aykırı olarak inşaat ruhsatı verildiğinden bahisle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, yukarıda yer alan yasal düzenlemeler, davanın niteliği ve davacı tarafından ileri sürülen hususlar dikkate alındığında, davacının uyuşmazlık konusu yapı ruhsatlarının iptalini isteme konusunda dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varıldığından, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 30.12.2005 günlü, E:2004/1118; K:2005/2408 sayılı kararının BOZULMASINA, 25,10 YTL. karar harcı ile fazladan yatırılan 19,90 YTL. harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 09.02.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2003/5731 K: 2005/1938

  1. 5.4.2005

ÖZET: Dava, hazineye ait parselin bulunduğu alanda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmıştır. Hazineyi ilgilendiren davalarda defterdarların bulundukları illerde daire amiri olarak dava açmaya yetkili oldukları açık olduğundan hazineye ait taşınmazla ilgili parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, hazineye ait, Kocaeli İli, Gündoğdu Köyü, Köyaltı Civarı Mevkii, … pafta, … sayılı parselin bulunduğu alanda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; hazineyi ilgilendiren davaların muhakemat müdürü ya da hazine avukatı tarafından açılabileceği, defterdarların dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı idare tarafından temyiz edilmiştir.

4353 sayılı Yasanın 22. maddesinde, “İdari davaların açılması, idareler aleyhine açılan bu nevi davaların takip ve müdafaası daire amirlerine veya bu dairelerin bağlı bulundukları Bakanlıklar hukuk müşavirlerine ait olup Danıştay’daki duruşmalarda bu daireler kendi amirleri veya hukuk müşavirleri ve hukuk müşaviri teşkilatı olmayan dairelerde ilgili şube amiri tarafından temsil olunur. Hazineyi ilgilendiren işlerde bu vazife Hazine Müşavir avukatı veya avukatları tarafından yapılır. Lüzumu halinde Maliye Bakanlığının alakalı servisine mensup ve Maliye Bakanlığı tarafından tensip edilecek bir memur Hazine Avukatı ile birlikte duruşmaya iştirak ettirilebilir.” hükmü yer almıştır.

178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin ( g ) fıkrasında, Devlete ait malları yönetmek, kamu malları ile kamu kurum ve kuruluşlarının taşınmaz malları konusundaki yönetim esaslarını belirlemek ve bunlara ilişkin diğer işlemleri yapmak Maliye Bakanlığının görevleri arasında sayılmış, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 516 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle eklenen ek 11. maddesinde ise, defterdarın, bulunduğu ilde Maliye Bakanlığı’nın en büyük memuru, il ve bağlı ilçeler teşkilatının amiri olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu durumda, defterdarların bulundukları illerde daire amiri olarak hazineyi ilgilendiren konularda idari dava açmaya yetkili oldukları açık olduğundan mahkemece hazineye ait taşınmazla ilgili parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davanın ehliyet yönünden reddinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyize konu Sakarya 1. İdare Mahkemesinin 13.5.2003 günlü, E:2002/1278, K:2003/499 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 5.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2005/2444 K: 2007/5127 T: 24.9.2007

Özeti: Kapsamında kesinleşmiş orman alanı iddiasıyla imar planına karşı, Orman Genel Müdürlüğünün görev alanı ve gördüğü kamu hizmeti göz önüne alındığında, dava açma ehliyeti bulunduğu hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, Muğla, Fethiye, Ütüktepe Mevkii, 175 ada, 1,2,3,4,5,6 ve 7 parseller, 176 ada, 2 ve 6 parseller, 199 ada, 1 parsel, 200 ada, 1 parsel, 201 ada, 1 parsel, 202 ada, 1 parsel, 203 ada, 1 parsel, 323 ada, 1,2 ve 3 parseller, 324 ada, 1 ve 2 parseller, 325 ada İve 2 parseller, 326 ada sayılı taşınmazları da kapsayan alanda yapılan 1/5.000 ölçekli nazım imar planının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, uyuşmazlık konusu taşınmazların davacı idarenin mülkiyetinde bulunmadığının tapu kayıtlarından anlaşıldığı, bu alanda yapılan imar planıyla davacının kişisel, meşru ve güncel menfaatinin ihlali söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Hukuk Devletinin öğesi olan idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanır.

İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan “dava açma ehliyeti”, iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda, imar planı kapsamında kesinleşmiş orman alanı olduğu iddiasıyla davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İmar planları gibi kamu yararını çok yakından ilgilendiren konularda dava açma hakkının daha geniş bir kapsamda ele alınması gerekmektedir.

Uyuşmazlıkta, imar planına ilişkin davada kamu yararını koruma görev ve yükümlülüğü taşıyan Orman Genel Müdürlüğü’nün görev alanı ve gördüğü kamu hizmeti de göz önüne alındığında anılan plana yönelik olarak dava açma ehliyeti bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu durumda, Orman Genel Müdürlüğünün imar planına karşı açılan davada ehliyetli olduğunun kabulü suretiyle İdare Mahkemesince uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Muğla İdare Mahkemesinin 19.10.2004 günlü, E-.2003/976, K:2004/972 sayılı kararının BOZULMASINA, 22,90 YTL karar harcı ile fazladan yatırılan 17,00 YTL harcın temyiz isteminde bulunanlara iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 24.9.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2006/2392 K: 2006/5255 T: 14.11.2006

Özeti: Davacının henüz tapuya dönüşmemiş tapu tahsis belgesi ile tasarruf edilen gecekondudan hareketle ve onun dışında da herhangi bir farklı iptal nedeni ileri sürülmeksizin, dava konusu nazım imar planının iptalini istediği anlaşıldığından; dava konusu işlem davacının güncel, kişisel, meşru bir menfaati ihlal etmediği, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği hakkında.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

Dava, üzerinde davacının imar affı başvurusunda bulunduğu taşınmaz olan Beşiktaş, 32/1 pafta, 1028 ada, 677 parsel sayılı taşınmazın park ve otopark olarak belirlenmesine ilişkin 1.4.2003 onay tarihli, 1/5.000 ölçekli nazım imar planının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın yeşil alan kullanımının mevcut eğitim alanlarını destekleyen bir donatı alanı olarak uygun bir arazi kullanım kararı iken dava konusu 1/5.000 ölçekli plan tadilatıyla zemin üstü yeşil alan zemin altı otopark olarak ayrılmasında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Hukuk Devletinin öğesi olan idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 8.6.2000 günlü, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde belirtildiği üzere, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davaları olarak tanımlanmıştır.

İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan “dava açma ehliyeti”, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi amacıyla dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen öznel ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir.

2981 sayılı yasa gerekçesinde, Yasanın amacı,ekonomik ve sosyal nedenlerle birer çekim merkezi haline gelen kentlere akın eden vatandaşların mutlak olan barınak ihtiyaçlarının giderilmesi, imar mevzuatı ve planlara hale getirilebilecek yapıların belli şartlarda hukukileştirilmesi olarak belirtilmiştir. Yasa, en temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacını dahi karşılayamayacak durumdaki dar gelirli vatandaşların mağduriyetini gidererek bu durumda olanlara aileleriyle birlikte barınma olanağı sağlamak için hazine, belediye, il özel idaresi ve vakıf arazisi üzerine yapılan, barınma amacıyla ya da kısmen barınma kısmen işyeri olarak kullanılan kaçak yapıları meşrulaştırmıştır.

Bu meşrulaştırma sırasında yasaya özgü olan ve tapuya esas teşkil ederek hak sahipliğini belirleyecek olan tapu tahsis belgesi verilmekte ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilmektedir.

Bu belge, Medeni Kanunda tanımlanan tasarruf belgelerinden farklı olup mülkiyeti değil hak sahipliğini belirlemektedir. Anılan belgenin tapuya dönüşünceye kadar işlevi ise içinde oturan dar gelirli ailenin barınma ihtiyacını karşılamak olduğundan bu şekilde tasarruf edilen bir ilgiliye gecekondunun yıkılması ya da yıkılarak yeniden yapılması tahsisin iptali sonucunu doğurur ve ilgiliye tapu verilemez. Dolayısıyla tapu tahsis belgesi ile hak sahibi kabul edilenlerin tasarruf hakları yasanın belirlediği amaçlar çerçevesinde kısıtlanmıştır.

Olayda davacının, henüz tapuya dönüşmemiş tapu tahsis belgesi ile tasarruf edilen gecekondudan hareketle ve onun dışında da herhangi bir farklı iptal nedeni ileri sürülmeksizin dava konusu nazım imar planının iptalini istediği anlaşıldığından dava konusu işlemin davacının kişisel, meşru ve güncel bir menfaatini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu nedenle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken dava konusu işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 25.11.2006 günlü ve E:2003/1397, K:2005/2315 sayılı kararının BOZULMASINA, 25,10 YTL lira karar harcının temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 14.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2004/6309 K: 2005/2411 T. 20.4.2005

ÖZET: Dava, mülkiyeti Hazine’ye ait taşınmazın arıtma tesisi alanı olarak ayrılmasına ilişkin belediye meclisi kararının ve bu işlemin değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddedilmesine ilişkin Belediye Başkanlığı işleminin iptaline ilişkindir.

Yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında menfaat ilişkisi bulunması gerekir. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri, yargı mercilerine aittir. Taşınmazın maliki olmayan ve dava açma ehliyetini belde sakini sıfatına değil, taşınmazın zilyedi olduklarından bahisle ileride doğması ihtimali bulunan bir hak iddiasına dayandıran davacıların, beldenin arıtma tesisi yer seçimi işlemine karşı dava açma ehliyeti bulunmamaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay 6. Dairesince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, İzmir, Gümüldür, … pafta, … parsel sayılı, mülkiyeti Hazine’ye ait taşınmazın arıtma tesisi alanı olarak ayrılmasına ilişkin 24.10.2001 günlü, 4 sayılı belediye meclisi kararının ve bu işlemin değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddedilmesine ilişkin 7.2.2003 günlü, 117 sayılı Belediye Başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, taşınmazın bulunduğu yerde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun dosyada bulunan bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda, uyuşmazlık konusu taşınmazın arıtma tesisi inşa edilmesi için uygun özellikleri taşımadığı, yer seçiminde şehircilik ve planlama ilkeleri ile kamu yararına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare ve davalı idare yanında davaya katılan tarafından temyiz edilmiştir

Dosyanın incelenmesinden, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait … pafta, … parsel sayılı taşınmazın ilgili kuruluşların da uygun görüşü alınarak, Gümüldür Belediyesinin ihtiyacı olan kanalizasyon şebekesi arıtma tesisinin kurulacağı yer olarak belirlendiği ve bu amaçla taşınmazın arıtma tesisi yeri olarak ayrıldığı, davacıların ise yer seçimi işleminin değiştirilmesi istemiyle idareye yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine, mülkiyeti Hazine’ye ait olan bu taşınmazın zilyedi olduklarından bahisle bu davayı açtıkları ve dava açma ehliyetini belde sakini sıfatına değil, bu taşınmazın zilyedi olmaları nedeniyle ileride doğması ihtimali bulunan bir hak iddiasına dayandırdıkları, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ise, davacıların Hazine arazisini kötü niyetle işgal eden kişiler oldukları iddia edilerek dava açma ehliyetlerinin bulunmadığının savunulduğu anlaşılmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8.6.2000 günlü, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde belirtildiği üzere, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davası olarak tanımlanmış olup bu davalar idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli araçlardandır.

Ancak, yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır.

Bu durum karşısında, taşınmazın maliki olmayan davacıların beldenin arıtma tesisinin yer seçimi işlemine karşı dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle verilen idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, İzmir 1. İdare Mahkemesinin 15.4.2004 günlü, E: 2003/314, K:2004/475 sayılı kararının bozulmasına 20.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 1996/4797 K: 1997/767 T. 18.2.1997

ÖZET: İmar planı değişikliklerinin idari yargı tarafından iptali sonucu önceki plan geçerlik kazanmaz.

Türk milleti adına karar veren Danıştay 6. Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … Mah, 78 pafta, 755 ada, 12 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki inşaata ilişkin proje tasdiki ve ruhsat temdidi işlemlerinin iptali ile yeni ruhsat alınıncaya kadar mühürlenerek durdurulmasına ilişkin 10.12.1992 günlü, 975 sayılı büyükşehir belediye meclisi kararının, bu karara dayanılarak tesis edilen 15.12.1992 günlü, 6922 sayılı … Belediye Başkanlığı işleminin ve 17.12.1992 günlü, 0785 sayılı yapı tatil tutanağının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesinde dava konusu büyükşehir belediye başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davada mahkemenin 1.11.1995 günlü, E: 1994/836, K: 1995/1531 sayılı kararıyla, imar uygulamaları konusunda işlem tesis etme yetkisinin ilçe belediyelerine ait bulunması nedeniyle büyükşehir belediye başkanlığınca tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verildiği, bu durumda büyükşehir belediye başkanlığının dava konusu işlemin tesisi hususunda yasal yetkisi bulunmadığı gibi taşınmazla ilgili 27.10.1992 onay tarihli 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ve bu plan uyarınca hazırlanan 4.11.1992 onay tarihli 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin Danıştay 6. Dairesince iptal edilmesi karşısında plan koşullarına aykırı inşaattan söz edilemeyeceğinden, bu planlar uyarınca proje onayı ve ruhsat temdidi işlemlerinin iptali yolundaki büyükşehir belediye meclisi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı, bu karar doğrultusunda … Belediye Başkanlığı`nca tesis edilen işlemin ve yapı tatil tutanağının büyükşehir belediye meclisi kararının mahkemece iptal edilmesi nedeniyle dayanağının kalmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiş, karar davalı idareler tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerindeki inşaat için 23.10.1983 tarihli plan uyarınca 27.5.1987 günlü temel ruhsatı verildiği, taşınmazın turizm merkezi olarak ilan edilmesi üzerine 23.10.1987 günlü imar planı değişikliğinin yapıldığı ve bu plan uyarınca 13.11.1987 tarihinde temel için yapı izin belgesi, 24.1.1989 tarihinde tadilat ruhsatı, 20.5.1992 tarihinde ruhsat temdidi ve 9.11.1992 tarihinde de temel üstü ruhsatı işlemlerinin tesis edildiği, büyükşehir belediyesince yapılan incelemede inşaatın proje onayı ve ruhsat temdidi işlemlerinin 1987 onay tarihli imar planına, 27.10.1992 onay tarihli 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ve 4.11.1992 onay tarihli 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerine aykırı olduğunun, temdit edilen projenin eski projeden farklı olduğunun saptanması üzerine 3030 sayılı Yasanın uygulama Yönetmeliğinin değişik 10. maddesi gereğince bu işlemlerin iptali ve inşaatın mühürlenmesinin … Belediye Başkanlığı`ndan istenilmesine karşın işlem yapılmaması nedeniyle dava konusu işlemin tesis edildiği, bu işlem sonucu da … Belediye Başkanlığı onayıyla proje tasdik ve ruhsat temdidi işlemlerinin iptal edilerek inşaatın 17.12.1992 günlü yapı tatil tutanağı ile mühürlendiği anlaşılmaktadır.

İdare Mahkemesinin 1.11.1995 günlü, E: 1994/836, K: 1995/1531 sayılı kararıyla, … Büyükşehir Belediye Meclisinin 10.12.1992 günlü, 975 sayılı kararının iptaline karar verilmiş olduğundan, aynı davacı tarafından aynı kararın iptali istemiyle açılan bu davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği nedeniyle idare mahkemesince işlemin iptaline karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

Dava konusu … Belediye Başkanlığı işlemi ile yapı tatil tutanağına gelince:

Uyuşmazlığa konu taşınmazın da yer aldığı bölgeye ilişkin 27.10.1992 onay tarihli 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ve 4.11.1992 onay tarihli 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişiklikleri ile bu tarihe kadar uygulanmakta olan 23.10.1987 günlü imar planının yürürlükten kalkmış olması nedeniyle bu plana dayanılarak verilmiş olan projelerin ve inşaat ruhsatlarının da geçerliliğini yitireceği açıktır.

Her ne kadar yeni plan değişiklikleri Danıştay 6. Dairesinin 6.6.1995 günlü, E: 1994/3774; K: 1995/2218 ve aynı günlü E: 1993/124, K: 1994/2219 sayılı kararlarıyla iptal edilmişse de, bu planların iptali sonucunda yürürlükte bulunmayan önceki planın yeniden geçerlilik kazanıp yürürlüğe gireceğinin kabulüne olanak bulunmadığı gibi anılan iptal kararları doğrultusunda yapılacak olan yeni planlar uyarınca yeniden ruhsat verilmesi gerekeceğinden, 1987 tarihli plan uyarınca verilmiş bulunan ruhsatın ve proje onayı işlemlerinin iptali ve yeni ruhsat alınıncaya kadar inşaatın mühürlenerek durdurulmasına ilişkin işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

… Belediye Başkanlığı`nca her ne kadar dava konusu, 15.12.1992 günlü başkanlık onayı ile proje tasdik ve ruhsat temdidi işlemlerinin iptali ve bunun sonucu olarak da 17.12.1992 günlü yapı tatil tutanağı ile inşaatın mühürlenerek durdurulması işlemlerinin, büyükşehir belediye başkanlığı tarafından 10.12.1992 günlü büyükşehir belediye meclisi kararı uyarınca 3030 sayılı Yasa ve uygulama yönetmeliği hükümleri doğrultusunda karar gereğinin yerine getirilmesinin istenilmesi üzerine tesis edildiği öne sürülmekte ise de, 3030 ve 3194 sayılı Yasa hükümleri uyarınca büyükşehir belediye sınırları içerisinde imar uygulamaları konusunda işlem tesis etme yetkisi ilçe belediyelerine ait bulunduğundan, … Belediye Başkanlığı`nın yetkisinde olan ruhsat ve proje onaylarının iptali ve inşaatın durdurulmasına yönelik konularda usulüne uygun olarak tesis edildiği ve yeni plan şartlarına göre yeniden ruhsat alınması gerektiğini de içeren bir Yazı ile belediye başkanı adına teknik başkan yardımcısı imzasını taşıyan 92/6922 sayılı yazı ile davacı şirkete duyurulduğu anlaşılan işlemlerin hukuka uygunluk denetimi yapılmaksızın, büyükşehir belediye meclisi kararının iptal edilmesi nedeniyle anılan işlemlerin dayanağının kalmadığı gerekçesiyle iptalinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 3.7.1996 günlü, E: 1994/837; K: 1996/949 sayılı kararının BOZULMASINA dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 18.2.1997 günüde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2004/1477 K: 2004/2115 T. 12.4.2004

ÖZET: Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, uğranıldığı belirtilen zarar, idarenin üzerine düşen görev ve yükümlülüğü gereği gibi yerine getirmemesinden, dolayısıyla eylem ya da eylemsizliğinden kaynaklandığından, mahkemece 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesi uyarınca davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı ve Onbirinci Daireleri müşterek heyetince gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince dosyanın incelenmesinden, zararın davalı idarelerin yapının bulunduğu bölgenin 1. derece deprem bölgesi olmasına rağmen imar planları yaparak imara açmaları, imar planlarında yapılaşma şartları belirlenirken bölgenin özelliklerini dikkate almamaları, yapı ruhsatı verilen yapıların mevzuata ve projesine uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol etmemelerinden doğduğunun iddia edildiği, bu bağlamda tazmini istenen zararın idari eylemlerden değil, 3194 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik uyarınca imar planı yapmak, inşaat ruhsatı vermek, projeyi onaylamak, yapılaşmayı kontrol etmek, yapı kullanma izni vermek gibi idari işlemlerden kaynaklandığı, dava açma süresinin 2577 sayılı Yasanın 12. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dava dilekçesinde zarar doğurduğu iddia edilen işlemlerin tesis ve yürütme safhalarını tamamlamış işlemler olduğu, işlemlerden doğduğu iddia edilen zararın işlemlerin icra tarihinde değil, 17.8.1999 tarihinde meydana gelen depremle ortaya çıktığı anlaşıldığından 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem sonucu sahibi olduğu evi yıkılan davacının bu tarihi izleyen günden itibaren 60 gün içinde veya bu süre içinde olmak koşuluyla 2577 sayılı Yasanın 11. maddesinde öngörülen başvuru yolunu kullandıktan sonra tam yargı davası açması gerekirken, bu süreler geçtikten sonra açılan davada süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar esas yönünden davacı, gerekçe yönünden de davalı idarelerden Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından temyiz edilmiştir.

2577 sayılı Yasanın 13. maddesinde “”İdari eylemlerden haklan ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir”” hükmü yer almaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

Bir idari işlem veya bir idari sözleşmenin uygulanması durumunda olmayan, idarenin her türlü faaliyetlerinden veya hareketsiz kalmasından, araçlarının kullanımından, taşınır ve taşınmaz mallarının veya tesislerinin yönetiminden dolayı oluşan zararları idari eylem sonucu oluşan zarar ve buna yol açan eylemi de sonuç olarak idari eylem kavramı içerisinde düşünmek gerekmektedir.

Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır. Olaya bu açıdan bakınca yukarıda yapılan belirleme sonucu olayda idarelerin hareketsizliği söz konusu olmakla öğretide de kabul edildiği gibi idarenin bu hareketsizliğinin “”olumsuz eylem”” olarak kabulü gerekmektedir.

Bu durumda, uğranıldığı ileri sürülen zarar idarenin “”olumsuz eyleminden”” kaynaklandığından Mahkemece 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekirken davanın süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Bursa 2. İdare Mahkemesinin 20.12.2000 günlü, E: 2000/980, K: 2000/1626 sayılı kararının bozulmasına, 12.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Daire E: 2008/6920 K: 2010/4743

Özeti: 1/1000 ölçekli uygulama imar planının 1/5000 ölçekli nazım imar planına aykırı olamayacağı, üst ölçekli nazım imar planının alt ölçekli uygulama imar planı esas alınarak şekillendirilemeyeceği bu şekilde bir düzenlemenin nazım imar planının objektif niteliğiyle bağdaşmadığı hakkında.

Temyiz İsteminde Bulunan : …

Karşı Taraf: Mersin Büyükşehir belediye Başkanlığı

İstemin Özeti: Mersin 1. İdare Mahkemesi’nin 29.02.2008 günlü, E:2007/89, K:2008/170 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Kadir Kırmacı’nın Düşüncesi: Alt ölçekli planda konut alanında kalan bir saha üst ölçekli planda farlı bir kullanıma ayrılmışsa bu aykırılığın alt ölçekli planın üst ölçekli plana uydurularak giderilebileceği yoksa üst ölçekli 1/5000 ölçekli planın alt ölçekli 1/1000 ölçekli plan esas alınarak şekillendirilmesinin 1/5000 ölçekli nazım imar planının objektif niteliğine aykırı olacağı şüphesizdir. Davacı tarafından yapılan 1/5000 ölçekli plan tadilatı teklinin de bu bağlamda ele alındığında bireysel yarara hizmet ettiği, bu istemle yapılacak bir plan tadilatının objektiflik niteliği ağır basan üst ölçekli 1/5000 ölçekli planın kamu yararı niteliğine aykırı olduğu, davacı isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine ilişkin kararda sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir. mahkeme kararının bu gerekçeyle onanması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Aylin Bayram’ın Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, Mersin Merkez Yalınayak Köyü … ada … ve … parseller ile … ada … ve … parseller için davacı tarafından yapılan 1/5000 ölçekli plan tadilatı teklifinin reddine ilişkin Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15.09.2006 günve 674 sayılı kararının iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince davaya konu alanın 1/5000 ölçekli planda sağlık tesis alanı ve yeşil alanda kaldığı, bu kullanımların konut bölgeleri içinde yoğunluğu dengeleyici ve kentin uzun erimli gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak belirlendiği, imar planındaki bir sosyal altyapının kaldırılabilmesinin de bu alanın hizmet gördüğü bölge içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle yapılabileceği, yeşil alanın konut alanına dönüştürülmesi istemiyle yapılan teklifin bu hususlara uyulmadan yapıldığından reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesinin b fıkrasında imar planları, nazım imar planı ve uygulama imar planından meydana geldiği mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılacağı veya yaptırılacağı, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 3. maddesinde ise ” 1) (Değişik bent: 02/09/1999 – 23804 sayılı R.G. Yön/2. md.) Nazım İmar Planı: Onaylı halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olan, varsa bölge ve çevre düzeni planlarına uygun olarak hazırlanan ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere 1/2000 veya 1/5000 ölçekte düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile bir bütün olan plandır.

2) (Değişik bent: 02/09/1999 – 23804 sayılı R.G. Yön/2. md.) Uygulama İmar Planı: Onaylı halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olan ve nazım imar planına uygun olarak hazırlanan ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve esaslarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren ve 1/1000 ölçekte düzenlenen raporuyla bir bütün olan plandır.” hükmü yer almıştır.

Yukarıda anılan yasa ve yönetmelik maddelerinden alt ölçekli imar planlarının üst ölçekli imar planlarına uygun olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Olayda 1/5000 ölçekli nazım plan tadilatına konu parsellerin sağlık tesis alanı ve yeşil alanda kaldığı, 04.10.1996 günlü 83 sayılı Toroslar Belediye Meclisi kararıyla sağlık tesis alanının 1/1.000 ölçekli planda konut alanına dönüştürüldüğü ve davacının bu nedenle sözkonusu alanda inşaatlar yaptığını belirtilerek 1/5000 ölçekli planda da değişiklik yapılarak bölgenin konut alanına dönüştürülmesini talep ettiği, dava konusu işlemle bu talebin reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Alt ölçekli planda konut alanında kalan bir saha üst ölçekli planda farlı bir kullanıma ayrılmışsa bu aykırılığın alt ölçekli planın üst ölçekli plana uydurularak giderilebileceği yoksa üst ölçekli 1/5000 ölçekli planın alt ölçekli 1/1000 ölçekli plan esas alınarak şekillendirilmesinin 1/5000 ölçekli nazım imar planının objektif niteliğine aykırı olacağı şüphesizdir.

Davacı tarafından yapılan 1/5000 ölçekli plan tadilatı teklifinin de bu bağlamda ele alındığında bireysel yarara hizmet ettiği, bu istemle yapılacak bir plan tadilatının objektiflik niteliği ağır basan üst ölçekli 1/5000 ölçekli planın kamu yararı niteliğine aykırı olduğu, davacı isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Mersin 1. İdare Mahkemesi’nin 29.02.2008 günlü, E:2007/89, K:2008/170 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasina, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 14.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İmar Planlarıyla İlgili Danıştay Kararları-1

Yorum Yap