1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri

İnşaat Ruhsatı ve İskan İzni ile İlgili Danıştay Kararları


Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/5594, K: 2007/6553 (Hisseli parselde ruhsat için diğer hissedarların izni)

Hisseli taşınmaz üzerinde yapılacak inşaat için diğer hissedarlardan muvafakat alınmadığı hususu gözetilmeksizin, verilen muhtarlık izninin esas alınması suretiyle, davacının 3194 sayılı Yasa’nın 27. maddesi koşullarını sağladığının kabul edilemeyeceği hakkında.

Dava, … İli, … İlçesi, … Köyü, … Mahallesi, … Mevkii, 395 ve 397 sayılı parseller üzerinde yapılan inşaatın ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca yıktırılmasına ilişkin 15.01.2004 günlü, 2004/06 sayılı il idare kurulu kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının köy nüfusuna kayıtlı olduğu, köyde oturduğu ve uyuşmazlık konusu yapının da hayvancılık amaçlı olduğu anlaşıldığından, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca ruhsat alınmasına gerek bulunmadığı ayrıca taşınmazın hisseli olmasının ve diğer hissedarların izninin alınmamış olmasının da 32. maddenin uygulanmasını gerektirmediği, bu durumda dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir.

Sitemize Google News'de Abone OlunSitemize Google New'de Abone Olun

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27. maddesinde, belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskan ruhsatının aranmayacağı, ancak yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerektiği düzenlenmiştir.

Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 30. bendinde; “Muhtarlık İzni”: Köy ve mezraların yerleşik alanı ve civarında, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlarca, konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapı yapılabilmesi için ilgili köy ihtiyar heyetince verilen yazılı izin olarak tanımlanmıştır.

Köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yapılacak yapılar için aranan muhtarlık izninin salt köy ihtiyar heyetince verilen yazılı standart bir izin olarak değerlendirilmesi düşünülemez. Bu iznin verilmesi aşamasında bazı kriterlerin göz önünde bulundurulması gerektiği de açıktır.

Muhtarlık izninin belirtilen niteliği dava konusu olay ile birlikte değerlendirildiğinde, köy idaresince, tapu kayıtlarının esas alınması suretiyle izne konu taşınmazın hisseli olup olmadığı incelenerek, hisseli mülkiyet halinde ancak diğer hissedarların muvafakatten alındıktan sonra verilecek inşaat izninin hukuken geçerli bir muhtarlık izni olduğundan söz edilebilecektir.

Bu itibarla, hisseli taşınmaz üzerinde yapılacak inşaat için diğer hissedarlardan muvafakat alınmadığı hususu gözetilmeksizin verilen muhtarlık izninin esas alınması suretiyle davacının Yasa’nın 27. maddesi koşulları sağladığının kabulü mümkün olmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/2410, K: 2007/4902 (Hisseli parselde ruhsat için bütün hissedarların başvuruda bulunması)

Hisseli taşınmaz üzerindeki yapının ruhsata bağlanabilmesi için bütün hissedarların ruhsat başvurusunda bulunması veya muvafakat vermesinin şart olduğu hakkında.

Dava, Balıkesir, Erdek, Yalı Mahallesi, … pafta, … ada, … parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşa edilen yapı için inşaat ve iskan ruhsatı verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 30.10.2003 günlü, 8/1993 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, davacının söz konusu yapı için süresi içinde 2981 sayılı Yasa kapsamında, imar affı başvurusunda bulunduğu ve yasal işlemleri başlattığı anlaşıldığından, bunun üzerine davalı idarenin, gerekli tespit ve değerlendirme işlemlerini yapmak suretiyle başvuruyu sonuçlandırması gerekirken bu yükümlülüğü yerine getirmeksizin davacının inşaat ve iskan ruhsatı verilmesi isteminin reddine ilişkin tesis ettiği dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, 2981 sayılı Yasa kapsamında imar affı başvurusu olan davacının, 23.10.2003 günlü dilekçeyle inşaat ve iskan ruhsatı verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun, ruhsata bağlanması istenilen yapının hisseli taşınmaz üzerinde yer aldığı ve davacı dışındaki hissedarların muvafakati bulunmadığından bahisle reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemin iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Hisseli taşınmaz üzerindeki yapının ruhsata bağlanabilmesi için bütün hissedarların ruhsat başvurusunda bulunması veya muvafakat vermesinin şart olduğu hususu mülkiyet hakkının tabii bir sonucudur. Öte yandan, hisseli bir taşınmazda inşa edilen yapı için usulüne uygun olarak yapılmış bir imar affı başvurusundan söz edebilmek için tüm hissedarların imar affı başvurusunda bulunması gerekir.

Bu durum karşısında; davalı idarece, davacıya ait imar affı başvurusunun değerlendirilmek suretiyle sonuçlandırılırken tüm hissedarların muvafakatini içeren veya her hissedarın ayrı ayrı af başvurularının bulunup bulunmadığı hususu incelenmeden tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu mahkeme kararında sonuç itibariyle isabetsizlik bulunmamaktadır.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2013/3657, K: 2017/4335 (İnşaat ruhsatının geç verilmesinden kaynaklanan hangi zararın tazmini)

Özeti: Ruhsat verilmemesinin gerekçesi olan imar planı değişikliği mahkeme kararıyla iptal edildiğinden idarenin 2577 sayılı Yasa‟nın 28. maddesi uyarınca gecikmeksizin işlem tesis etmeye mecbur olduğu, bu sürenin kararın idareye tebliğinden itibaren hiç bir şekilde 30 günü geçemeyeceği hususu dikkate alındığında anılan iptal kararının idareye tebliğinden itibaren en geç 30 gün sonrasına karşılık gelen tarih ile dava tarihi arasında oluşan inşaat maliyet farkının bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tespit edilerek tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi gerektiği hakkında.

Dava, Balıkesir İli, Hacıilbey Mahallesi … ada, … numaralı parsel sayılı taşınmazın maliki bulunan davacılar tarafından, Balıkesir İdare Mahkemesi’nin 28/05/2009 tarihli, E:2007/1416, K:2009/693 sayılı kararına ve aynı zamanda Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 13/03/1995 tarihli, 4172 sayılı kararına rağmen taşınmazları için yapı ruhsatı vermemesi nedeniyle  davacılardan … için mahrum kaldığı kira gelirinden hissesine isabet eden 79.916,67-TL ve inşaat maliyet farkından hissesine isabet eden 36.748,02-TL, … için ise, mahrum kaldığı kira gelirinden hissesine isabet eden 399.583,33-TL ve inşaat maliyet farkından hissesine isabet eden 183.740,09-TL olmak üzere toplam 699.988,11-TL zararın dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden; davacıların 1987 yılından itibaren durumu tartışmalı taşınmaz üzerinde yıllara sari başvurular ile yapı yapma girişimlerinde bulunduğu, bu zaman zarfında açılan dava süreçlerinin beklenildiği, idarece hukuki hata yapılmışsa da idarenin tazminat ödeme yükümlülüğünün doğrudan oluşmadığı, idarenin tazmin sorumluluğunun doğabilmesi için hukuki hatanın belli nitelikte ve ağırlıkta olması gerektiği, olayda ise hizmet kusuru oluşturacak nitelikte ve ağırlıkta hukuki hatanın yapıldığının kabulüne olanak bulunmadığı, bir zararın tazminine hükmedilebilmesi ve idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca sorumlu tutulabilmesi için reel bir zararın olması gerektiği, olası zararlar veya beklenilen olası kazançtan mahrum kalındığının iddia olunduğu durumlarda ilgililer lehine tazminata hükmedilmesinin söz konusu olamayacağı, ortada maddi tazminat ödenmesini gerektirecek nitelikte davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacılar vekili tarafından işin esası yönünden, davalı Balıkesir Belediye Başkanlığı vekili tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

Temyiz edilen kararın kira geliri nedeniyle maddi tazminat istemine yönelik davanın reddine ilişkin kısmında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık, maliyet farkı nedeniyle maddi tazminat talebi yönünden incelendiğinde: Anayasa’nın 138. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinde ise, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçmeyeceği hükümlerine yer verilmiştir.

Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu, 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdare hukukunda, idarenin hukuki sorumluğunun kabul edilebilmesi için -kusursuz sorumluluk halleri dışında- idarenin yürütmekle yükümlü olduğu hizmetin kusurlu şekilde işletilmiş olması gerekmektedir. Hizmet kusuru ise, iradi bir işlem veya eylemden doğabileceği gibi, idarenin eksik işlemesinden, dikkatsizliğinden, tedbirsizliğinden, ihmalinden, yasal görevlerin beklendiği ya da gerektiği gibi yerine getirilmemiş olmasından kaynaklanabilir.

Maddi zararlar malvarlığında meydana gelen ve para ile değerlendirilebilen bir azalmayı ifade ettiklerinden, bu azalma miktarının idare tarafından telafi edilmediği süre içinde ayrıca enflasyon nedeniyle de kayba uğrayacağı aşikardır. Özellikle enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değeri, yani alım gücü enflasyon oranına bağlı olarak değişim göstermektedir. Maddi zararın giderilmesine yönelik açılan tam yargı davalarında, tazminatın kişinin malvarlığındaki zararının oluştuğu an itibariyle karşılanması gerektiğinden, para değerinde enflasyondan dolayı meydana gelebilecek azalmayı karşılamaya yönelik olarak hükmedilmelidir.

Nitekim enflasyondan kaynaklanan fark nedeniyle oluşan zararın giderilmesi gerektiğine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ülkemizde gerçekleşen ve yıllık yasal faiz oranını aşan enflasyon nedeniyle meydana gelen gerçek zararın hesaplanması esasının benimsenmesi yönünde değerlendirilmeler yapılmıştır. ( Sariye Akkuş kararı, 21/07/2009 tarihli, 39515/03 Başvuru Numaralı Okçu – Türkiye kararı)

Dosyanın incelenmesinden dava konusu parsel üzerindeki mevcut yapının maliklerince yıkılarak yenisi yapılmak üzere ilk kez 1987 yılında imar durumunun alındığı, sonraki dönemlerde davalı idarece uyuşmazlık konusu alanda davacılara ait taşınmaza ilişkin olarak imar plan değişiklikleri yapıldığı, belediyenin davacıların yaptığı projeyi uygun görerek 24.02.1995 tarihinde tasdik ettiği, bitişik komşu parseldeki yapının eski eser olması nedeniyle Bursa Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulundan 13.03.1995 tarihli 4172 sayılı kararla proje onayı alındığı, kurul onayından sonra yapılan ruhsat başvurularının reddedildiği ve plan değişikliklerinin yapıldığı, plan değişikliğine Balıkesir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun onay vermediği, tüm bu süreç içinde davacı tarafından açılan davaların davacı lehine, davalı idare tarafından açılan davanın ise davalı idare aleyhine sonuçlandığı, davalı idarenin yargı kararlarının uygulanmasını sürüncemede bırakacak şekilde irade sergilediği ve bu nedenle hizmet kusuru işlendiği açık olup, bu nedenle davacının uğradığı maliyet farkından kaynaklı zararının davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu durumda davalı idarenin ruhsat verilmemesine gerekçe gösterdiği 05.04.2006 tarihli 94 sayılı ilk imar plan değişikliğinin Balıkesir İdare Mahkemesinin 28.05.2009 tarihli, E:2007/1416, K:2009/693 sayılı kararı ile iptal edilmesi karşısında, idarenin 2577 sayılı Yasanın 28. maddesi uyarınca gecikmeksizin işlem tesis etmeye mecbur olduğu, bu sürenin kararın idareye tebliğinden itibaren hiç bir şekilde 30 günü geçemeyeceği hususu dikkate alındığında anılan iptal kararının idareye tebliğinden itibaren en geç 30 gün sonrasına karşılık gelen tarih ile dava tarihi arasında oluşan inşaat maliyet farkının bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tespit edilerek tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

Davalı idare vekilinin vekalet ücreti yönünden temyiz talebine gelince; bozma kararı üzerine verilecek kararın sonucuna göre vekalet ücreti hakkında yeniden karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Balıkesir İdare Mahkemesince verilen 28/12/2012 tarihli, E:2012/962, K:2012/2518 sayılı kararın kira geliri nedeniyle maddi tazminat istemine yönelik davanın reddine ilişkin kısmının oybirliğiyle onanmasına, maliyet farkı nedeniyle maddi tazminat talebi yönünden oyçokluğuyla bozulmasına, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 31/05/2017 tarihinde karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 2005/5594, K: 2007/6553 (Hisseli parselde ruhsat için diğer hissedarların izni)

Hisseli taşınmaz üzerinde yapılacak inşaat için diğer hissedarlardan muvafakat alınmadığı hususu gözetilmeksizin, verilen muhtarlık izninin esas alınması suretiyle, davacının 3194 sayılı Yasa’nın 27. maddesi koşullarını sağladığının kabul edilemeyeceği hakkında.

Dava, … İli, … İlçesi, … Köyü, … Mahallesi, … Mevkii, 395 ve 397 sayılı parseller üzerinde yapılan inşaatın ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca yıktırılmasına ilişkin 15.01.2004 günlü, 2004/06 sayılı il idare kurulu kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının köy nüfusuna kayıtlı olduğu, köyde oturduğu ve uyuşmazlık konusu yapının da hayvancılık amaçlı olduğu anlaşıldığından, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca ruhsat alınmasına gerek bulunmadığı ayrıca taşınmazın hisseli olmasının ve diğer hissedarların izninin alınmamış olmasının da 32. maddenin uygulanmasını gerektirmediği, bu durumda dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27. maddesinde, belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskan ruhsatının aranmayacağı, ancak yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerektiği düzenlenmiştir.

Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 30. bendinde; “Muhtarlık İzni”: Köy ve mezraların yerleşik alanı ve civarında, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlarca, konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapı yapılabilmesi için ilgili köy ihtiyar heyetince verilen yazılı izin olarak tanımlanmıştır.

Köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yapılacak yapılar için aranan muhtarlık izninin salt köy ihtiyar heyetince verilen yazılı standart bir izin olarak değerlendirilmesi düşünülemez. Bu iznin verilmesi aşamasında bazı kriterlerin gözönünde bulundurulması gerektiği de açıktır.

Muhtarlık izninin belirtilen niteliği dava konusu olay ile birlikte değerlendirildiğinde, köy idaresince, tapu kayıtlarının esas alınması suretiyle izne konu taşınmazın hisseli olup olmadığı incelenerek, hisseli mülkiyet halinde ancak diğer hissedarların muvafakatten alındıktan sonra verilecek inşaat izninin hukuken geçerli bir muhtarlık izni olduğundan söz edilebilecektir.

Bu itibarla, hisseli taşınmaz üzerinde yapılacak inşaat için diğer hissedarlardan muvafakat alınmadığı hususu gözetilmeksizin verilen muhtarlık izninin esas alınması suretiyle davacının Yasa’nın 27. maddesi koşulları sağladığının kabulü mümkün olmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Yorum Yap