İslam Hukukunda Mülkiyet Hakkının Başkasına Zarar Vermeyecek Şekilde Kullanılması Zorunluluğu

Makalemizi paylaşır mısınız?

Gerek İslam ve gerekse Osmanlı hukuku sınırsız bir mülkiyet anlayışı benimsememiş ve mülkiyet hakkının çeşitli yönlerden sınırlandırılmasına cevaz vermiştir. Bu konudaki ilk sınırlama mülkünü kullanırken başkasına zarar vermemedir. Buna göre malik mülkünü “la zarar” (başkalarına zarar vermeyecek şekilde) kullanmak zorundadır (Hatemi, 1977: 205). İslam hukuk yazınında da mülkiyetle ilgili olarak yapılan tanımlarda “başkasına zarar vermeme” ibaresi kullanılmıştır  (Çalış, 2004/a: 30).

Başkasına zarar vermeme kuralının dayanakları Kur’an-ı Kerim ve sünnette yer alan naslar ile bu konuda yürürlüğe konulan hukuk kaideleridir. Hz. Muhammed’in “Zarar yoktur. Zarara karşılık da yoktur” mealindeki hadisi de mülkiyet hakkının başkasına zarar verilmeksizin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.

Medeni Kanun’da yer alan “hakkın kötüye kullanılması yasağına” benzeyen bu kural, Mecelle’de de yer almıştır. Bu konuda Mecelle’nin hem genel kaideleri, hem de özel hükümleri uygulama alanı bulabilmektedir. Genel kaideler açısından bakıldığında Mecelle’nin “Zarar kadîm olmaz” hükmünü ihtiva eden 7. maddesine göre bir davranış başkalarına zarar veriyor ise, bu davranış ya da hak, kadim olsa bile sona erdirilir. Örneğin bir kişinin pis suları kadimden beri bir nehre akıyor olsa bile bu kişinin nehre pis su akıtmak konusunda kadim bir hakkı olamaz.

Ancak burada Mecelle şarihi Ali Haydar Efendi’nin dikkat çektiği bir nokta söz konusudur. Yazara göre 7. maddede bahsedilen zarar genel zarardır. Oysa ki özel zararın bu kapsama girmesi mümkün değildir. Örneğin nehre akıtılan pis su engellenebilirken bir başkasının arazisi üzerinde bulunan geçit hakkı, su alma hakkı gibi haklar engellenemez.

Mecelle’nin 19. maddesi ise başkalarına zarar vermeyi ve kendisine zarar verilen kimsenin bu zarara zararla mukabele etmesini yasaklamaktadır. “Zarar ve mukabele-bizzarar yoktur” hükmünü ihtiva eden bu maddeye göre malik mülkünü kullanırken başkasına zarar vermemekle yükümlüdür. Mecelle’nin 20. maddesinde yer alan “Zarar izale olunur” hükmü de başkasına verilen zararın tazmin edilmesini ve sonlandırılmasını emretmektedir (Kahveci, 2008: 4). Üstelik Mecelle’nin 25. maddesi de bir zararın kendi misliyle izale olunamayacağını (ortadan kaldırılamayacağını) hüküm altına almıştır. Bundan dolayı malik kendisine zarar veren bir diğer malike aynen zarar vermek gibi bir yol seçemez.

Genel kaidelerin yanı sıra özel hükümler de mülkiyet hakkı kullanılırken başkasına zarar vermeyi yasaklamaktadır. Örneği Mecelle’nin 1197. maddesine[1] göre hiç kimse başkasına fahiş zarar vermedikçe mülkünde tasarruf etmekten alıkonulamaz. Bu maddeyi tersinden okursak, hiç kimsenin mülkünü kullanırken başkasına zarar verme gibi bir hakkını olmayacağı sonucuna varırız.

Aynı Kanun’un 1198. maddesi de herkesin, kendi mülkü olan duvar üzerinde başkalarına fahiş zarar vermemek kaydıyla, dilediği kadar çıkabileceğini ve dilediği şeyi yapabileceğini hüküm altına almıştır.[2] Bu iki maddede geçen fahiş zarar kavramı ise 1199. maddede[3] açıklanmıştır. Buna göre binaya zarar veren, yani binayı güçsüz bırakan ve yıkılmasına neden olan, ayrıca malikin binasını kullanmasına engel olan şeyler fahiş zarar olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda hiç kimse binasını inşa ederken başkasının özel mülkiyetini ihlal etme hakkına sahip değildir (Kahveci, 2008: 4). Ayrıca ilk yapıldığı anda yıkılabilecek şekilde hatalı olarak yapılan binaların yıkılması nedeniyle başkasına zarar vermesi durumunda bina malikinin bu zararı tazmin etmesi gerekir.

[1] Madde 1197 –  Hiç kimse mülkünde tasarruftan men’ olunamaz. Meğer ki, âhara zarar-ı fâhişi ola. Ol halde men’ olunabilir. Nitekim fasl-ı sânîde tafsil olunur.”

[2] Madde 1198 – Herkes, kendi mülkü olan hâit üzerine, dilediği kadar çıkar ve istediği şeyi yapar. Zarar-ı fâhiş olmadıkça komşusu mân’i olamaz.

[3] Madde 1199 – Binaya zarar veren, yani binaya vehn getiren ve inhidâmına sebep olan, yahut havâyic-i asliyyeyi, yani süknâ gibi binadan maksud olan menfaat-ı asliyyeyi men’ eden şeyler zarar-ı fâhiştir.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.