İslam Hukukunda Mülkiyet Hakkının Bizzat Malik Tarafından Korunması: İhkak-ı Hak

Makalemizi paylaşır mısınız?

İslam ve Osmanlı hukukunda, mülkün devlet tarafından korunmadığı ya da korunamadığı durumlarda malike mülkünü koruma hakkı verilmiştir ki bu duruma ihkak-ı hak denilir (Kaya, 1994: 119).

Aslına bakılırsa İslam hukuku, fertlerin diğer fertlerle yaşadıkları uyuşmazlıkları kendi başlarına çözmeye çalışmalarına sıcak bakmamıştır. Fertlerin, kendi aralarında ortaya çıkan uyuşmazlıkları kuvvet kullanarak çözmeleri hoş karşılanmamıştır. Kişiler bir haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlarsa öncelikle yasal yollara başvurmaları gerekmektedir.

Zira temel hak ve özgürlüklerin korunmasında temel görev devlete aittir. Çünkü herkesin kendi hakkının kendisinin savunması ve onu geri almaya çalışması toplumda kargaşaya neden olur. Kişilerin uğradığı haksızlıklar devlet tarafından önlenir.

Ancak bazı şartların gerçekleşmesi durumunda kişilerin mülkiyet haklarını kendi başlarına koruma hakları da söz konusu olabilmektedir. Bu anlamda gerek Kur’an-ı Kerim’de yer alan bazı ayetler ve gerekse bazı hadisler kişilere kendi haklarını koruma hakkı vermektedir (Kaya, 1994: 121).

Örneğin Hz. Muhammed bir hadisinde “malını muhafaza uğrunda öldürülen kişi şehittir” diyerek herkesin malını koruması gerektiğini veciz şekilde ifade etmiştir (Demir, 2002: 147).

Bu kapsamda kendisine korunmak üzere bırakılan malı geri vermeyenin başka bir malını hapsetmek mümkün olduğu gibi, başkasının arazisine herhangi bir malın düşmesi ve arazi sahibinin bunu inkar edeceğinin ya da malı yok edeceğinin düşünülmesi durumunda araziye girerek malın alınması da mümkündür (Kaya, 1994: 121).

Mecelle’nin 1192. maddesi de malike, başkalarının mülküne müdahalede bulunması durumunda bu kişilerin müdahalelerini önleme hakkı vermektedir. Ancak mülkiyet hakkının bizzat malik tarafından korunabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmiş olması zorunludur:

  • Her şeyden önce mülkiyetin sabit olması, bir başka ifadeyle ihtilaflı olmaması gerekir (Kaya, 1994: 125). Eğer malın mülkiyeti ihtilaflı ise ihkak-ı hak yoluna başvurulması mümkün değildir.
  • Aynı şekilde ihkak-ı hak yoluyla alınacak mülkün belirli olması, bir başka ifadeyle yorum ya da içtihada gereksinim göstermemesi gerekir. Örneğin zengin kocadan alınacak nafaka miktarı örfen belirlidir, bu nedenle bu nafakanın koca tarafından ödenmemesi durumunda eş tarafından alınması caiz görülmüştür; buna karşılık fakir kocadan alınacak nafaka miktarı örfen sabit olmadığı için eş tarafından kuvvet kullanılarak alınması caiz görülmemiştir (Kaya, 1994: 125).
  • Ayrıca mülkiyet hakkının yasal yollarla korunma imkanının mevcut olmaması gerekir. Daha önce de vurgulandığı üzere hakkın korunmasında asıl yetki devlettedir. Bu nedenle ancak hakkın devlet tarafından korunamadığı durumlarda malik kendi hakkını koruyabilir.
  • Hakkın malik tarafından korunmaması durumunda sonradan ileri sürülmesinin önemli ölçüde güçleşecek ya da hakkın tamamen ortadan kalkacak olması gerekir. Malı sonradan almak mümkün ise ihkak-ı hak yoluna başvurulamaz. Örneğin bir başkasına ödünç olarak verilen malın, ödünç alan tarafından inkar edilmesi ve yok edilmesi tehlikesinin bulunduğu durumda gerçek malik, kuvvet kullanarak malını geri alabilir. Aynı şekilde bir malı bir başkasının arazisine ya da arsasına düşen malik, diğer malikin malı yok etme ihtimali söz konusu ise diğer malikin arasına girerek malını alma hakkına sahiptir.
  • Hakkı korurken, amaca uygun davranılması gerekir. Bir başka ifadeyle kendi malını ararken, diğer malikin hakları da gözetilmelidir. Örneğin başkasının arazi ya da arsasına düşen malını almak isteyen malik, sadece bu malı almak için gerekli olan şeyleri yapmalıdır. Bunu aşar şekilde davranması, örneğin diğer malike ya da onun mallarına zarar vermesi uygun değildir. Kendi malını bulmanın sağlayacağı fayda diğer malike verilecek zarardan az ise malik malını zorla alma hakkına sahip değildir. Korunmayı aşacak şekilde, kendi hakkını ararken ya da korurken başkasına zarar vermek mazur görülemez. Bu şekilde bir zarar verilmesi durumunda hakkını almaya giden malik, karşı tarafın zararını tazmin etmek zorundadır. Çünkü İslam hukukunun temel ilkelerinden birisi şudur: “Zarar, zararla giderilemez.”
  • Malik hakkını ararken suç işler konumuna düşmemelidir. Örneğin başkasının arazi ya da arsasına düşen malını almak isteyen malik, kendisinin hırsızlıkla suçlanmasına neden olacak şekilde davranmamalıdır. Eğer bu şekilde suçlanması muhtemel ise hakkını bizzat değil, devlet güçleri vasıtasıyla alma yolunu tercih etmelidir.
  • Malı almak için bizzat malikin harekete geçmesi gerekir. Malik dışındaki kişilerin ihkak-ı hak yoluna başvurması mümkün değildir.
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2462 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.