İslam Hukukunda Mülkiyetin Yatay ve Dikey Kapsamı

Makalemizi paylaşır mısınız?

Mülkiyetin kapsamını yatay ve dikey kapsam olmak üzere iki kısımda incelemek mümkündür.

Öncelikle dikey kapsamı değerlendirelim. İslam hukukuna göre taşınmaz mülkiyeti açısından toprağın altı ve üstü de mülkiyet kapsamındadır. Osmanlı hukuku da aynı tutum içerisindedir. Mecelle’nin 1194. maddesine[1] göre bir yere malik olan kişi o yerin altına ve üstüne da malik olur. Malik taşınmazının yer altında ve yer üstünde kalan kısımlarını kullanma hakkına sahip olduğu gibi başkaları tarafından yapılan müdahaleleri (ava ok atmak gibi kendisine zarar vermeyen filer hariç) de önleme hakkına sahiptir. Bu kapsamada malik mülkü üzerinde dilediği binayı yapmak ve dilediği kadar kat çıkmak hakkına sahiptir. Aynı şekilde toprağı kazarak mahzenler yapmak ya da dilediği derinlikte kuyu açmak yetkisine sahiptir.

Malikin taşınmazın altında ve üstünde sahip olduğu bu yetkiler sınırsız değildir. İslam hukukuna göre bu yetkiler malik için faydalı olduğu ölçüde kullanılabilir.[2] Bir başka ifadeyle malikin arazinin altında ve üstündeki mülkiyet hakkı “faydalı olma” kriteriyle sınırlandırılmıştır. Malik açısından faydalı olmayan alanlarda (yerin çok altında veya çok üstünde) bu yetkilerin geçerli olmadığı kabul edilmektedir (Çalış, 2003: 203). Çünkü İslam hukukuna göre bir şeyin mülk olarak kabul edilebilmesi için iktisadi açıdan fayda sağlaması gerekir. Yerin, malikin ulaşamayacağı kadar altının ya da üstünün malik açıdan bir faydası olamayacağına göre bu alanlarda mülkiyet ilişkisinden söz etmek mümkün değildir. Bundan dolayı malik, taşınmazın altında ve üstünde kendisi için bir fayda doğurmayacak faaliyette bulunamaz (Çalış, 2004: 49).[3]

Burada yerin altındaki madenlerin ve yer altı sularının, içinde bulunduğu arazinin mülkiyetine tabi olmadığı yönündeki görüşleri de hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Mülkiyetin dikey kapsamının toprağın altını ve üstünü de kapsaması kuralının en önemli istisnalarından biri de bir binanın farklı katlarının farklı kişilerin mülkiyetinde olmasıdır. Mecelle’nin 1192. maddesinde[4] alt katı birinin, üst katı başka birinin mülkiyetinde olan binalardan bahsedilmiştir. Bugünkü anlamda bağımsız bölümlerden oluşan kat mülkiyeti niteliğinde olmasa da bu maddede bahsedilen düzenleme bir binanın katlarının farklı kişilerin mülkiyetinde olmasına izin vermiştir. Bu kişiler kendi mülkiyetlerinde bulunan katların mülkiyeti üzerinde diledikleri gibi tasarruf etme hakkına sahiptirler.

Mülkiyetin yatay kapsamı ise tamamlayıcı parça (mütemmim cüz) ve teferruatı (eklenti) kapsar. İslam hukukunda mülkiyet hakkı, Türk Medeni Kanunu’na paralel şekilde, zevaid olarak adlandırılan tabii semereler ile bütünleyici parçaları (mütemmim cüz) da kapsar (Çalış, 2004/a: 47). Osmanlı hukuku da aynı yaklaşımı benimsemiştir. Mecelle’nin 49. maddesi de bir şeye malik olan kişinin o şeyden faydalanması için zorunlu olan şeylere de malik olacağını hüküm altına almıştır. Buna göre aksi açıkça belirtilmedikçe mülkiyet hakkı mütemmim cüzü ve teferruatı da kapsar.

[1] Madde 1194 – Kim ki, bir yere mâlik olursa, mâfevkine ve mâtahtına dahi mâlik olur.

Yani, mülkü olan arsada istediği ebniyeyi yapmak ve dilediği kadar çıkmak ve zemini hafr ile mahzen yapmak ve dilediği kadar derin kuyu kazmak, gibi tasarrufâta muktedir olur.

[2] İslam hukukunda genel kabul görmüş olan bu kuralın Türk Medeni Kanunu’nca da benimsendiği görülmektedir. Gerçektende hem 743 sayılı Kanun’un 664. maddesine, hem de 4721 sayılı Kanun’un 718. maddesine göre arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.

[3] Bu konuda Zerkeşi şunları söylemektedir (Çalış, 2003:203): “Herhangi bir araziye sahip olan şahıs, onun hava boşluğuna da malik olur ve ava ok atma gibi zarar içermeyen fiiller hariç, o hava boşluğunda başkasının tasarruf ve tecavüzlerine engel olabilir. Ancak arazi üzerindeki hava boşluğunda malikin yetkisinin, malik açısından ihtiyaç olmayan şeyleri de kapsayacak boyutta olmaması gerekir; zira kişiye iktisadî fayda sağlamayan hususlar için mülkiyet ilişkisinden söz etmenin bir anlamı yoktur. Aynı durum arazi yüzeyinin altında tasarruf için de geçerlidir. Arazide mülkiyet hakkının yedi kat yeri kapsadığını söylemek anlamsızdır; zira bunda malik için bir fayda söz konusu değildir.”

[4] Madde şu şekildedir: Fevkanisi birin, tahtanisi diğerinin mülkü olan ebniyede fevkani sahibinin tahtanide hakkı kararı ve tahtani sahibinin fevkanide hakk-ı sakfı yani güneşten ve yağmurdan tesettür tahaffuz hakkı vardır.”

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2451 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.