İslam Hukukunda Zımmilerin ve Yabancıların Mülkiyet Hakkı

İslam Hukukunda Gayrimüslimler

İslam hukuku sadece müslümanlara değil, aynı zamanda gayrimüslimlere de mülkiyet hakkı tanımıştır. Özel mülkiyetin benimsenmesi açısından müslüman/gayrimüslim şeklinde bir ayrım İslam hukukunda görülmez. Bu bağlamda sadece müslümanların değil aynı zamanda gayrimüslimlerin de mülkiyet hakkından yararlanmaları söz konusudur. Osmanlı hukuku da gerek mülk arazilerin ve gerekse miri arazinin mülkiyeti ve tasarruf hakkı konusunda Müslümanlarla gayrimüslimler arasında bir ayrım yapmamıştır (Kenanoğlu, 2006: 118).

İslam Hukukunda Zımmiler ve Bunların Mülkiyet Hakkı

Özellikle ehl-i kitap olarak kabul edilen hıristiyan ve musevilerin din ve vicdan özgürlükleri korunduğu gibi, mal ve mülkleri de müslümanların mal ve mülkleri gibi korunmuştur. Ehli kitap olarak kabul edilen toplumlarla İslam devleti arasında yapılan zimmet sözleşmeleri, gayrimüslimlerin mallarını koruma ve güvence altına almıştır. Zimmî olarak adlandırılan bu kişiler zimmet anlaşması yapılmadan önceki mallarını ve topraklarını aynen korumuşlardır. Bunlarla zimmet anlaşmaları yapılmış ve bu topluluklar İslam devletinin koruması altında can ve mal güvenliklerinden emin olarak yaşamışlardır. Bunların dışındaki toplumların İslam topraklarında yeri olmamıştır (Yurdaydın, 1985: 97).

Zımmilerin Hakları

Zimmîler, devletle zimmet sözleşmesi yaparak İslam ülkesinde mülkiyet hakkı elde ederlerdi. Bu kişiler vatandaşlık hukuku bakımından İslam ülkesi vatandaşıdırlar (Kaya, 1998: 340). Bu kişilerin kendi devletleriyle olan vatandaşlık bağı kopmuş sayılır; hatta zimmî statüsüne giren erkek İslam devleti dışında bulunan karısından boşanmış sayılır (Bozkurt, 1987: 123). Vatandaşlık yönünden bu kişilerle müslümanlar arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Zaten İslam ülkesi vatandaşlığını ifade etmek üzere kullanılan “darülislam ehli” kavramı hem müslümanları, hem de zimmîleri kapsamak üzere kullanılmıştır (Güneş, 2008: 258). Bundan dolayı vatandaşlıktan çıkarma sebeplerinden birisi söz konusu olmadığı sürece zimmiler vatandaşlıktan çıkarılamaz (Kaya, 1998: 340). Bir başka ifadeyle zimmet sözleşmesi müslümanlar tarafından bozulamaz, devlet ba­şkanının bile gayrimüslimlerin vatandaşlık sözleşmelerini feshetme yetkisi yoktur (Güneş, 2008: 259).

Zımmilerin Mülkleri ve Mülkiyet Hakkı

Zimmîler, can ve mal güvenliği açısından müslümanlar gibi korunurlardı. Hz. Muhammed bir hadisinde “kim zimmîlerin mallarına el koyarsa kıyamet günü ondan davacı olacağım” buyurmuşlardır (Bozkurt, 1987: 119). Zimmiler, ticaret malları üzerinden vergi verirken harbilere oranla daha az vergi verirlerdi (Yurdaydın, 1985: 101). Zimmilerin toprakları kendi mülkiyetlerinde kalır. Bu topraklar savaşa katılan müslümanlara ganimet olarak dağıtılamayacağı gibi, fey olarak devlet mülkiyetine de geçirilemezdi. Bu kapsamda zimmîlerin malları da tıpkı müslümanların malları gibi koruma ve güvence altındadır. O kadar ki İslam devleti harbilerin (İslam devleti ile savaş halinde olan devletlerin) ganimet olarak ele geçirdikleri zimmîlere ait malları geri almakla yükümlüdür (Bozkurt, 1987: 123). Halife Ömer de Arap yarımadasında bulunan ehli kitapları Suriye ve Mezopotamya’ya sürdüğü zaman, bunların sahip oldukları toprakların değerini kendilerine ödemiştir (Barkan, 1980: 139).

Bir zimmi, zimmiler lehine vakıf kurabilir; bir müslüman zimmi lehine, bir zimmi de bir müslüman lehine vakıf kurabilir (Yurdaydın, 1985: 101). Ancak din farklılığı İslam miras hukukunda miras engeli olarak kabul edildiği için zimmilerin müslümana ve müslümanların da zimmilere mirasçı olması söz konusu olmazdı.

Müslümanlar ve zimmîleri dışındaki gerçek kişilere ise 1869 yılına kadar mülkiyet hakkı tanınmamıştır (Kenanoğlu, 2006: 118). Ülkemizde 1869 tarihli Tebaayı Ecnebiyenin Emlake Mutasarrıf Olmaları Hakkında Kanuna kadar yabancıların taşınmaz edinmesi konusunda genel bir mevzuat bulunmamaktaydı. Bu dönemde genel kural, yabancıların taşınmaz edinmesinin yasak olması idi (Mardin, 1947: 26). Ancak münferit olarak bazı yabancıların padişah fermanlarına istinaden taşınmaz sahibi oldukları da görülmüştür (Esmer, 1990: 598-599).

Yabancıların mülk edinmelerine ilk defa Sefer Kanunu olarak bilinen 7 Sefer 1284 (1867) tarihli Tebaayı Ecnebiyenin Emlake Mutasarrıf Olmaları Hakkında Kanun ile izin verilmiştir. Bu Kanun bazı şartlar altında yabancılara taşınmaz edinme hakkı tanımıştır. Kanunun 1. maddesine göre yabancı devlet uyrukluğunda bulunan kişiler, Hicaz arazisi hariç olmak üzere Osmanlı Devletinin her tarafında Osmanlı tebası ile aynı şartlarda ve başka bir şart aranmaksızın onların tabi oldukları mevzuata uyulması kaydıyla şehir ve kasabalarda taşınmaz edinme hakkına sahiptiler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.