İslam Miras Hukuku ile Türk Miras Hukuku Arasındaki Önemli Farklar

Makalemizi paylaşır mısınız?

İslam miras hukukunda yer alan pek çok müessese ve uygulama günümüz Türk miras hukukundaki uygulamalara benzese de arada önemli farklılıklar da söz konusudur. Örneğin günümüz Türk hukukunda sadece belli mirasçıların saklı pay haklarının olmasına rağmen İslam hukukuna göre tüm mirasçıların saklı payları vardır (Berki, 1953: 4).

İslam miras hukukunun günümüz miras hukukundan önemli bir farkı da miras bırakanın anne ve babasının, alt soyu ile birlikte mirasçı olabilmesinde kendisini gösterir. Zira Türk medeni hukukuna göre miras bırakanın alt soyu (oğlu ya da kızı, hatta evlatlığı) varsa miras bırakanın anne ve babası mirastan hiçbir şekilde pay alamamaktadır. Çünkü derece sisteminde erkek ya da kız evlat ya da evlatlık, miras bırakanın anne ve babasına göre daha üst derecededir ve bu derecede mirasçı varken anne ve baba mirasçı olamaz. Buna karşılık İslam miras hukukunda erkek ya da kız evlat ya da evlatlık bulunsa bile miras bırakanın anne ve babası bunlarla birlikte mirasçı olabilmektedir (Berki, 1953: 6). Bir başka ifadeyle Türk hukukunda benimsenen zümre (parental) sistem, İslam miras hukukunda söz konusu değildir (Kıylık, 2006: 119)

İslam hukuku ile günümüz medeni hukuku arasındaki önemli bir fark da kız ve erkek çocukların mirasta eşitliğinde görülür. Günümüz medeni hukukuna göre kız ve erkek çocuk mirastan eşit şekilde pay almaktadır, oysa ki İslam miras hukukuna göre kız çocuk, erkek çocuğun yarısı oranında mirastan pay alır.

Mirasçıların, terekenin borçlarından dolayı sorumlulukları da İslam miras hukuku ile günümüz miras hukuku arasındaki önemli bir farktır. İslam miras hukukuna göre mirasçılar, terekenin borçlarından yalnızca terekeden kendilerine düşen malvarlığı miktarınca sorumludurlar. Buna karşılık Türk Medeni Kanunu’na göre mirasçılar, bölünmesine veya nakline alacaklı tarafından açık veya örtülü olarak rıza gösterilmemiş olan tereke borçlarından dolayı, paylaşmadan sonra da bütün malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.

Bu farktan dolayı Türk medeni Kanununda mirasın reddi düzenlenmişken, İslam hukukunda mirasın reddi kurumuna ihtiyaç yoktur (Berki, 1953: 10). Çünkü mirasçı, terekenin borçlarından, ancak terekeden aldığı değerlerle sınırlı olarak sorumludur. Bu nedenle mirasçının terekeden dolayı şahsi mal varlığında bir azalma söz konusu olmamaktadır. Oysaki Türk Medeni Kanunu’nda bütün malvarlıklarıyla sorumluluk kabul edildiği için mirasçının terekeden dolayı şahsi mal varlığında bir azalma tehlikesi söz konusu olmakta, bu tehlikeyi bertaraf edebilmek amacıyla da terekenin mal varlığının borçlarını karşılayamadığı durumlarda mirasçıya mirası reddetme hakkı tanınmaktadır.

Bir diğer fark ise mirastan ret sistemidir. Günümüz medeni hukukunda mirastan çıkarma olmasına karşın İslam hukukunda mirastan çıkarma söz konusu değildir (Kıylık, 2006: 124). Çünkü İslam hukukuna göre kanuni mirasçılık ve kanuni mirasçıların payları, ilahi iradeyle ve ona aykırı olmayan hadis, icma ve içtihatla tespit ve tayin edildiğinden, miras bırakanın kendi iradesiyle kanuni mirasçıların mirasçılık sıfatının ortadan kaldırılması uygun görülmemiştir (Berki, 1953: 10).

Vasiyet konusunda da önemli bir fark görülür. Şöyle ki İslam hukukunda mirasçı atama (mansup mirasçılık) yoktur (Schacht, 1986: 175), sadece belli bir kanuni mirasçıya belli bir malın miras bırakılması söz konusudur (Berki, 1953: 10).

Önemli bir fark ise mirastan feragat edilip edilemeyeceği konusundadır. İslam hukukçuları; miras hakkının ancak murisin ölümü ile ortaya çıkacağını, miras bırakan ölmeden önce miras hakkı diye bir hakkın kesinlikle söz konusu olmayacağını, henüz ortada olmayan bir haktan da feragat edilemeyeceğini düşünerek mirastan feragat kurumunu kabul etmemişlerdir (Berki, 1953: 11). Buna karşılık Türk ve İsviçre medeni hukuk sistemlerinde mirastan feragat sistemi kabul edilmiştir. Örneğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 528. maddesine göre miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak, mirasçının bu sıfatının sona ermesi sonucunu doğuran mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Üstelik mirastan feragat, bir karşılık sağlanarak yapılmış ise, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.

Fakat mirastan feragat edenin, miras bırakandan önce ölmesi halinde feragat sözleşmesi anlamsız hale geleceği için Medeni Kanunu’muz feragat edenin miras bırakandan önce ölmesi halinde feragat sözleşmesinin kendiliğinden hükümsüz hale gelmesini benimsemiştir. 4721 sayılı Kanun’un 529. maddesine göre mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat hükümden düşer. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat yine hükümden düşer.

Bir diğer fark saklı paylarda görülür. İslam hukukuna göre saklı pay kanuni mirasçıya göre değişmemekte ve kanuni mirasçı kim olursa olsun üçte bir oranında uygulanmaktadır (Berki, 1953: 13). Buna karşılık Türk ve İsviçre medeni hukuk sistemleri saklı payların, mirasçıya göre değişebileceğini kabul etmektedir.

Önemli bir fark da nesebi sahih olmayan çocukların mirasçılığı hususunda kendisini gösterir. İslam hukukuna göre bu çocukların babaya mirasçı olmaları söz konusu değildir (Kıylık, 2006: 120). Türk hukukunda ise durum tam tersidir.

İslam Miras Hukuku ile Türk Miras Hukuku Arasındaki Önemli Farklar
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2451 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.