İslam ve Osmanlı Hukukunda Vakıf Türleri

İslam ve Osmanlı hukukunda vakıfları çeşitli yönlerden sınıflandırmak mümkündür.

Hayır işlerinde bizzat kullanılıp kullanılmadığına göre…

Öncelikle vakfedilen mal, hayır işlerinde bizzat kullanılıyorsa (cami, medrese, kütüphane, köprü, çeşme gibi) buna ayn’ıyla intifa edilen vakıf denilir. Bu vakıflar doğrudan doğruya hayır işleme amacıyla kurulan ve mevkufunaleyhi (vakıflardan yararlanan) bütün insanlar veya fakirler olan vakıflardır. Bu vakıflar toplumun tamamının kullanımına açıktır. Bundan dolayı bu vakıflara müessesatı hayriye denilmiştir (Tuş, 1999: 186).

Buna karşılık vakfın amacında doğrudan kullanılmayan, fakat sağladığı gelirle vakıf hizmetlerinin devamını sağlayan vakıflara ayn’ıyla intifa olunmayan vakıflar denir. Bu tür mallar, vakfa gelir getirmesi için tahsis edilirler.

Vakıflar vakfedilen malın mülkiyetine göre…

Vakıflar vakfedilen malın mülkiyetine göre sahih vakıflar ve gayri sahih vakıflar olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Sahih vakıflar, kişilerin özel mülkiyetinde bulunan malların (mülk arazinin) vakfedilmesidir. Bu anlamda sahih vakıf, bir kişinin özel mülkiyetindeki bir taşınmazı süresiz olarak vakfetmesidir.

Buna karşılık miri arazinin geliri veya tasarruf hakkı veya her ikisi birden tahsis ediliyorsa buna gayri sahih vakıf denilmektedir. Burada vakfedilen mirî arazinin kendisi değil; kulanım hakkı, geliri veya her ikisidir. Bu vakıflar aynı zamanda tahsis ya da irşad kabilinden vakıflar olarak da adlandırılmıştır. Mirî arazi üzerindeki vakıfların tahsis ve irşad türünden gayri sahih vakıflar olduğu, bu tür vakıfların tasarruf hukuku ile ilgisi ve dolayısıyla bunlar üzerinde vakıfların aynî bir hakkının söz konusu olmadığı, aşarın ilgası ile aşar ve rüsumu vakfedilmiş gayri sahih vakıflardan taviz bedeli alınamayacağı hususunda öğretide görüş birliği mevcuttur. Gayri sahih vakıflar, devletin yapmakla yükümlü olduğu bir amaç için tahsis edilmişse bu tür tahsislere, tahsis-i sahih; devletin yapmakla yükümlü olduğu bir amaç için tahsis edilmemişse bu tür tahsislere, tahsis-i gayri sahih denilmiştir (Tuş, 1999: 186).

Gayri sahih vakıflar iki şekilde ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi padişahın ya da saltanat ailesinden olan kişilerin bir kamu hizmetini sürdürmek amacı ile mirî araziden bir kısmını vakfetmesidir ki bu tür vakıflara “tahsisat kabilinden vakıf” denir. İkinci şekil ise mirî arazinin mutasarrıfı tarafından çeşitli amaçlarla, taşınmazın kulanım hakkının, gelirinin veya her ikisinin birden vakfedilmesidir. Burada taşınmazın bizzat kendisi değil, kullanım hakkı, aşar ve rüsumu veya her ikisi birden vakfedilmektedir.

Yararlanan kişilere göre

Vakıflar, yararlanan kişilere göre hayri vakıflar, zürri vakıflar ve avarız vakıfları olmak üzere üçe ayrılır.

Hayri vakıflar, hayır işlemek amacıyla kurulan ve tüm insanların yararlandığı vakıflardır. Bu vakıflardan yararlanma açısından zengin-fakir, ihtiyacı olan-olmayan şeklinde bir ayrım söz konusu değildir. Herkes bu vakıflardan yararlanma hakkına sahiptir.

Zürri vakıflar ise mallarının müsadere edilmesinden endişelenen kişilerin, bu mallardan çocuklarının faydalanması amacıyla malların gelirlerini çocukları için vakfetmesidir. Bu vakıfları meşrutun-lehleri vakfedenin çocukları olduğu için bu vakıflara zürri ya da ailevi vakıflar denilmiştir (Tuş, 1999: 186).

Eğer vakfedilen mallardan ya da gelirlerinden sadece zor durumda olanlar yararlanabiliyorsa bu tür vakıflara avarız (arızalar) vakıfları denilmiştir. “Zor durumda olma” kriteri her vakfın kendisi tarafından belirlenmektedir, ancak genellikle sel, deprem gibi felaketlere maruz kalan, evi yanan, hastalanan kişilerin yararlanması amacıyla tahsis yapılmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.