İslam ve Osmanlı Mülkiyet Hukukunda Örfi Hukuk Etkisi

İslam ve Osmanlı hukukunun mülkiyete yaklaşımının önemli bir unsuru da bu yaklaşımın Kur’an ve hadislere dayanmakla birlikte büyük ölçüde örf ve âdete dayanmasıdır. Gerek İslam ve gerekse Osmanlı hukukunda şeri kaynakların yanı sıra örfi hukuku kuralları da etkili olmuştur.

Osmanlı’da Uygulanan Şer’i ve Örfi Vergiler

Bu ikili ayrımın temel nedeni Kur’an ve sünnetin tüm konuları ayrıntıları ile düzenlemeyip genel esasları belirleyerek ayrıntıları düzenlemeyi kamu otoritelerine bırakmasıdır (Koşum, 2004: 147). Nisa Suresi’nin 59. ayeti Allah’a, O’nun Peygamberine ve ulü’l emrin (devlet başkanının) emir ve yasaklarına uymayı emretmektedir. Bu ayet devlet başkanına İslamın temel esaslarına aykırı olmamak şartıyla düzenleme yapma yetkisi vermektedir. Kamu otoritesi, kendisine bu maddeyle verilen yetki dahilinde ve şer’i hukukun kesinlikle yasaklamadığı konularda ayrıntılı düzenleme yapma yetkisini haizdir (Cin, 1978: 14).

Örneğin şer’i vergilerin yanı sıra gerek İslam devletlerinde ve gerekse Osmanlı İmparatorluğunda örfi vergiler de uygulanmıştır. Cin, şer’i hukukun yanı sıra örfi hukukun ortaya çıkmasında İslam hukukunun zamanın ihtiyaçlarını karşılayamamasının ve sosyal hayatın gelişmelerine ayak uyduramamasının da önemli bir etkisi olduğunu vurgulamıştır (Cin, 1978: 14). Bu anlamda toplumun değişen ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli düzenlemeler yapılmıştır (Koşum, 2004: 147).

Osmanlıda Şeri ve Örfi Hukuk

Buna bir de kadıların uygulamayı, bulundukları coğrafyadaki örfi kuralları da dikkate alarak yapmaları eklenince birbirinden farklı pek çok uygulama ortaya çıkabilmiştir. Özellikle miras konusunda şer’i hukuk ile örfi hukuk arasında uyumsuzluk söz konusu olmuş, Kur’an-ı Kerim’in hükümleri örfi hukuk çevresinde yorumlanarak uygulanmıştır.

Üstelik bazen genel uygulamanın ve hükümlerin tam aksine uygulamalar da söz konusu olmuştur. İslam hukukunun temel ilkeleri, bütünü ile ve sürekli olarak uygulanmadığı için bazen tam bir uygulama içinde yadırgatıcı olmayacak ve üstelik doğru bulunacak bir davranıştan, genel bir hoşnutsuzluk doğurduğu için vazgeçilmiştir (Hatemi, 1977: 207). Gerçekten de Kur’an ve sünnet, temel kaynaklar olmasına rağmen uygulamanın bu kaynaklara uygunluğunu denetleyecek bir yüksek yargı mercii olmadığı (Hatemi, 1977: 205) için uygulamada bazen İslâm’dan önceki hukukun ve mahallî örflerin etkisi, bu temel ilkelerden daha ağır basmış, bundan dolayı da şer’i hukuk/örfi hukuk ikiliği ortaya çıkmıştır.

Uygulamada bazı durumlarda örfi hukuk, şer’i hukukun önüne geçebilmiştir. Bunda devlet başkanlarının uygulamayı yönlendirmesi ve bu uygulamanın da temel ilkelerle çatışması da etkili olmuştur. Örneğin Hz. Muhammed zamanındaki uygulamaya göre savaşmadan elde edilen yerlerin fey olarak değerlendirilip devlet başkanının tasarrufuna bırakılması, buna karşılık savaş yapılarak elde edilen yerlerin savaşa katılanlara ganimet olarak dağıtılması söz konusu iken Hz. Ömer devrinden itibaren savaşla elde edilen yerler dahi dağıtılmamış ve devlet başkanının tasarrufuna bırakılmıştır.

Bunun doğal bir sonucu olarak İslam hukukunun etkili olduğu tüm devletlerde yeknesak bir mülkiyet rejiminin uygulandığını söylemek mümkün değildir. Bundan dolayı özellikle toprak mülkiyeti söz konusu olduğunda tek tip bir mülkiyet anlayışından söz edilememektedir (Barkan, 1980: 142).

Bu husus Osmanlı hukukunda da kendisini açıkça hissettirmektedir. Her ne kadar mülk araziler konusundaki uygulama Hanefi hukukçuların görüşleri paralelinde ve şer’i hukuk dahilinde gelişmiş ise de miri arazi konusundaki uygulama tamamıyla örfi hukuk kapsamında cereyan etmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.