Kamulaştırmasız El Atma Davaları ve AİHM

Linkedin

Kamulaştırmasız el atılan taşınmazın mülkiyetinin tazminatsız olarak kamu idaresine geçmesine ya da mülkiyetin bedelsiz olarak devlete intikal etmesine yönelik uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir.

Üstelik Mahkeme’nin bu görüşü yalnızca Türkiye aleyhine açılan davalara münhasır değildir.

Mahkeme İtalya aleyhine açılan davalarda da inşai kamulaştırma içtihadının Sözleşme’ye aykırı olduğuna karar vermiştir. Mahkeme’nin gerekçelerinden ilki, inşai kamulaştırma içtihadının hukuk tarafından öngörülme şartına uymamasıdır.

Bilindiği üzere Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine göre, mülkiyet hakkına yapılacak bir müdahalenin hukuk tarafından öngörülmüş olması gerekmektedir. Mahkeme’ye göre 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk ve en önemli şartı, bir kamu makamı tarafından mülkiyete yapılan bir müdahalenin hukukiliğidir. Hukukilik, iç hukuk kurallarının yeterince “ulaşılabilir”, “açık” ve “önceden görülebilir” olmasını gerektirir. AİHM’ne göre inşai kamulaştırma içtihadının uygulanması, hukukilik şartına uymamaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, inşai kamulaştırmalar konusundaki kararların oldukça tutarsız olmasıdır. AİHM’ne göre inşai kamulaştırma içtihadı tutarsız bir şekilde uygulanmış, bu da önceden görülemeyen ve keyfi sonuçlara yol açmış ve taşınmaz maliklerini mülkiyet haklarının etkili korumasından yoksun bırakmıştır.

İkincisi, inşai kamulaştırma içtihadının uygulanması idari makamları hukuka aykırı bir durumdan yararlanma imkanı veren ve mal sahibini oldu bitti ile karşı karşıya bırakan bir mekanizmadır. Çünkü bu içtihadın uygulanabilmesi için kamu idarelerinin taşınmazlara kamulaştırma işlemi olmadan el atmaları gerekmektedir. Böyle bir durum ise taşınmaz malikleri açısından yeterince “ulaşılabilir” ve “önceden öngörülebilir” bir durum değildir. Bir diğer gerekçe, el atılan taşınmazın mülkiyetinin kamu idaresine arazi üzerindeki çalışmaların tamamlanmasının ardından otomatik olarak geçmesidir. Bu durum kamu idarelerinin, taşınmaz mülkiyetini hukuki yollardan ele geçirmek konusunda isteksiz davranmalarına neden olmaktadır.

Dahası, mülkiyetin idareye geçmesi karşılığında, taşınmaz malikine, idari makamlar tarafından otomatik olarak tazminat ödenmemekte, taşınmaz maliki mülkiyetin idareye geçmesinden itibaren beş yıl içinde tazminat davası açarak hakkını aramak zorunda bırakılmaktadır. Beş yıl içerisinde bu tazminat elde edilemezse taşınmaz malikinin tazminat elde etme hakkı da düşmektedir.

Bütün bu gerekçelerle AİHM; inşai kamulaştırma içtihadının uygulanması sonucu taşınmaz mülkiyetinin tazminatsız olarak kamu idaresinin mülkiyetine geçirilmesinin, kişiler bakımından yeterince açık ve önceden görülebilir bir durum olmadığına, bu nedenle yapılan müdahalenin hukukilik şartına uymadığına, mülkiyet hakkına bu şekilde yapılacak bir müdahalenin ancak keyfi bir müdahale olarak görülebileceğine, bu nedenle de mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir[1].

Mahkeme, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinin uygulanması sonucu, kamulaştırmasız el atılan taşınmazın mülkiyetinin kamu idarelerine geçmesini de mülkiyet hakkına aykırı bulmuştur. Mahkeme mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi kapsamında yapıldığı, dolayısıyla hukuk tarafından öngörülme şartının yerine getirilmiş olduğu kanaatine varmakla birlikte bedel ödemeksizin kamulaştırmayı orantısallık ilkesine aykırı bulmuştur.

Orantısallık ilkesi kamusal yarar ile bireysel yarar arasında var olması gereken dengeyi ifade etmektedir. AİHM’ne göre mülkiyet hakkına yapılan müdahale, kamu yararının gerekleri ile kişinin temel haklarının korunması şartı arasında adil bir denge kurmalıdır. AİHM’ne göre kamu yararı amacıyla özel mülkiyette bulunan taşınmazların kamu mülkiyetine geçirildiği durumlarda, malikin kamulaştırma nedeniyle katlanmak zorunda olduğu külfetin, malike tazminat ödenmesi suretiyle dengelenmesi gerekmektedir.

Bundan dolayı, elinden alınan mülkiyet karşılığında malike yeterli bir tazminat ödenmez ise bu adil denge bozulmuş ve dolayısıyla mülkiyet hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Bu içtihatları çerçevesinde Mahkeme 38. madde kapsamında herhangi bir tazminat ödenmeksizin özel mülkiyette bulunan taşınmazlara el konulmasının adil dengeyi bozduğuna ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Sözleşmeci Devletlerin yasal sistemleri içinde, mülkiyetin, tazminat ödemeksizin kamu mülkiyetine geçirilmesinin, ancak istisnai koşullarda meşru görüldüğünü vurgulayan Mahkeme, 38. maddenin bu istisnai durumlardan sayılamayacağını, dolayısıyla malike tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir (AİHM’nin Börekçioğulları ve Diğerleri/Türkiye kararı). Mahkeme’ye göre, kişilerin ellerinden alınan taşınmazlarının karşılığında yeterli bir tazminat ödenmemesi, söz konusu müdahale kanunla öngörülmüş olsa bile, toplumun genel çıkarının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerektirdikleri arasındaki adil dengeyi bozmaktadır (AİHM’nin Börekçioğulları ve Diğerleri/ Türkiye kararı). Toplumun genel menfaati ile kişinin temel haklarının korunması şartı arasında adil denge sağlayabilecek bir tazminat usulü bulunmadığı sürece, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi kapsamında tazminat ödenmeksizin mülkiyetin kamu idarelerine geçirilmesi, AİHM tarafından “keyfi” olarak tanımlanmıştır  (AİHM’nin Akyüz/Türkiye kararı).

[1] AİHM, Zwierzynski/Polonya davasında (2001) da, 1952 yılında tazminatsız olarak kamulaştırmasız el atılan taşınmazın zilyedi bulunan idarenin zaman aşımı sonucu taşınmazın mülkiyetini kazanmasını mülkiyet hakkının ihlali olarak yorumlamıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


twenty + five =