Kapitalist Mülkiyet Yaklaşımının Temel Özellikleri

Makalemizi paylaşır mısınız?

Kapitalizm ve Özel Mülkiyet

Kapitalizmin mülkiyet anlayışı özel mülkiyete dayanır. Buna göre özel mülkiyet tanınması hem bireyin, hem de toplumun gelişimine katkı sağlar. Çünkü insan, kendi mülkiyetinde olan mülkleri korumak ve ona değer katmak için elinden geleni yapar. Üstelik özel mülkiyetin tanındığı durumlarda herhangi bir nesnenin miktarı azalmaya başladığında insanlar hem mevcut kaynakları daha iyi korur, hem de değişik alternatifler üretmeye çalışır. Buna karşılık insanlar toplumun ortak mülkiyetinde bulunan malların korunmasında isteksizdir. Bu kural hayatın her alanı için geçerlidir. Örneğin Gwartney ve Stroup, bu görüşü desteklemek için vahşi hayvanların yaşadığı doğal ortamların özel mülkiyet konusu olmasının, hayvanların daha iyi korunmasına sağladığını vurgulamaktadırlar (Gwartney ve Stroup, 1996: 35-38). Yazarlara göre Kenya’da fillerin yaşadığı alanlar özel mülkiyet dışı tutulmasına rağmen bu durum kaçak avlanmayı önleyememiştir. Buna karşılık fillerin yaşadığı arazilerin yerli halkın özel mülkü haline gelmesine imkan tanıyan Zimbabwe’de fil sayısı artmıştır.

Kapitalizmde Tabii Haklar

Kapitalist mülkiyet yaklaşımının en önemli özelliği tabii hak doktrininin benimsenmesidir. Kapitalizm mülkiyetin tabii bir hak olduğunu ve mülkiyet hakkının insanın tabiatında mevcut bulunduğunu savunmuştur (Eren, 1977: 177). Kapitalizme göre bu hak, devlet ortaya çıkmadan önce de mevcuttur. Fransız Medeni Kanunu’nu hazırlayanlardan Portalis şöyle demektedir: “Mülkiyet tabii bir haktır, insanlar var olduğundan beri mülke sahip olanlar da olmuştur. Mülkiyet hakkı ne bir sözleşmenin, ne de pozitif hukukun sonucudur. Mülkiyet, insanın kendisinden, varlığından doğmaktadır” (Eren, 1974: 770).

Tekelci ve Sınırsız Mülkiyet

Kapitalist mülkiyet anlayışının bir diğer özelliği mülkiyet hakkının tekelci ve sınırsız olduğunun kabul edilmesidir. Bu yaklaşımda insan kendi maddi çevresini denetleyen ve başkalarına karşı onların özgürlüğüne saygı göstermenin dışında bir yükümlülük duymayan bir özne olarak algılanmıştır (Tekeli, 1988: 7). Bundan dolayı mülkiyet hakkına dışarıdan müdahale edilmesi söz konusu değildir. Malik, mülkünü dilediği gibi kullanma, ondan yararlanma, onun üzerinde tasarrufta bulunma, hatta mülkünü yok etme hakkına sahiptir. Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi’nin 2. ve 17. maddelerinde ifadesini bulan bu yaklaşıma göre bireyin mülkü üzerinde mutlak, tekelci ve sınırsız bir hakkı söz konusudur (Eren, 1977: 175). Beyanname’nin 17. maddesinde mülkiyet hakkının dokunulmaz ve kutsal bir hak olduğu ve istisnai haller dışında kimsenin bu haktan mahrum bırakılamayacağı vurgulanmıştır. Bu maddeler değerlendirildiğinde Beyanname’nin mülkiyet hakkına ne kadar önem verdiği görülmektedir (Bulut, 2006: 21). Mülkiyet hakkının sınırsız olarak kabul edilmesi nedeniyle malike eşya üzerinde mutlak bir kullanma özgürlüğü tanınmış, bir işletmenin denize, nehre döktüğü atıklar, çıkardığı zehirli gazlar dikkate alınmamıştır (Sirmen, 1988: 282).

Bu yaklaşımın doğal bir sonucu olarak, kapitalizmin en katı şekli, devletin mülkiyet hakkına ve diğer haklara kesinlikle müdahale etmemesini savunur  (Eren, 1974: 767). Buna göre devletin mülkiyet hakkına müdahale etmesi ve bu hakkı sınırlaması mümkün değildir. Mülkiyet hakkının sınırı, hukuk düzeni ve diğer kişilerin mülkiyet hakkıdır. Ancak bu sınırlar dahi hakkın muhtevasında olmayan ve hakka yabancı olan unsurlardır. Kamu hukuku kaynaklı bu sınırlamalar, mülkiyet hakkının mahiyetini değiştirmez. Başkalarının mülkiyet hakkını korumayı amaçlayan bu sınırlamalar, mülkiyet hakkı açısından sadece istisna niteliğindedir. Hukuk düzeninin modern ve karmaşık ihtiyaçlar karşısında mülkiyete koyduğu bu sınırlamalar, nitelik yönünden değil, nicelik yönündendir; bundan dolayı pratik ve fiili değişikliklerden kavramsal sonuçlar çıkarmak anlamsızdır (Eren, 1974: 769). Devletin mülkiyet hakkı konusundaki temel görevi, kişilerin bu haklardan etkin şekilde yararlanmasını sağlamak ve mülkiyet hakkını güvence altına almaktır. Buna karşılık çağdaş liberal yaklaşımlar, hakkın kendisine dokunulmaması şartı ile, mülkiyet hakkının düzenlenmesine karşı değildirler.

Kapitalistlerin mülkiyet anlayışı sadece yetkilerden oluşmaktadır (Eren, 1974: 769). Hakkın malike, sosyal devlet anlayışında olduğunun aksine, herhangi bir ödev yüklemesi söz konusu değildir (Eren, 1977: 176). Klasik yaklaşıma göre mülkiyet kavramı ile ödev kavramı bağdaşmamaktadır (Zevkliler, 1977: 582). Bu yaklaşıma göre mülkiyet hakkının iki sınırı söz konusudur: Mevzuatta yer alan sınırlamalar ile diğer bireylerin mülkiyet hakları. Ancak bunlar dahi mülkiyet hakkının özünde yer alan ödevler değildir. Bunlar mülkiyet kavramına yabancı, dışarıdan ve sonradan getirilmiş unsurlar olup, istisna niteliğini taşırlar (Eren, 1977: 176). Üstelik mülkiyet hakkının kamu hukukundan kaynaklanan sınırlamaları da mülkiyet hakkının ödevler de içerdiği anlamına gelmez.

Kapitalizm ve Ekonomik Eşitlik

Kapitalistler insanlar arasında hukuki eşitlik olabileceğini kabul etmek ve istemekle beraber, ekonomik eşitliğe karşı çıkmaktadırlar. Onlar açısından gerekli olan sadece hukuki eşitliktir. Kapitalist hukuk devletinin öngördüğü bu eşitlik, insanların eşitlikten yararlanıp yararlanmadığına bakılmaksızın eşit haklara sahip olmalarını ifade etmiştir. Örneğin Thiers, hukuki eşitliği açıklarken, bu tür eşitliğin, insanların aynı kanunlara uyarak yaşamalarını, aynı otoriteye bağlanmalarını, aynı cezaları görmelerini gerektirdiğini ifade etmiştir (Güriz, 1969: 248). Ancak insanların her birinin farklı yetenekte olması nedeniyle bunlardan bazılarının çok, bazılarının ise az kazanması; biri zengin olurken diğerinin yoksul kalması kaçınılmazdır. Bundan dolayı insanlar arasında hiç bir zaman ekonomik eşitlik söz konusu olmayacaktır. Kapitalistlere göre ekonomik eşitsizlik insanlığın değişmeyecek, değiştirilemeyecek kaderidir (Güriz, 1969: 248). Bundan dolayı kapitalistler sosyal refah devletini, plânlama ve sosyal güvenlik programları, sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumları gibi uygulamalarını şiddetle eleştirmişlerdir. Onlara göre sosyal devletin bu uygulamaları, diğer mülk sahipleri aleyhine bir durum yaratmaktadır. Çünkü bu tür sosyal devlet uygulamaları belirli bir kaynağı gerektirmekte, bu kaynak ihtiyacı da vergi yükünün ağırlaşmasına neden olmaktadır. Artan vergi yükü ise girişimciliği ve yatırımları önlemektedir (Güriz, 1969: 251).

Kapitalistler ve kamu iktisadi teşebbüsleri

Kapitalistler kamu iktisadi teşebbüslerinin de israf, ehliyetsizlik ve kötüye kullanmaya neden olduğunu ileri sürerek özel sektör tarafından görülebilecek hizmetlerin kamu teşebbüsleri tarafından yapılmasına karşı çıkmaktadırlar. Özel teşebbüslerin tutumluluk, ehliyet ve verimlilik üzerine kurulduğunu ifade eden kapitalistler, kamu teşebbüsü yönetiminin çoğu zaman rasyonel temellere dayanmadığını ileri sürmüşlerdir (Güriz, 1969: 252). Bunun temel nedenleri olarak kamu teşebbüslerinde çalışan memurların gelirlerinin, teşebbüsün kazanmasına veya zarar etmesine bağlı olmadığı için, gerekli olmayan zamanlarda ve durumlarda bile masraf yoluna gitmeleri, kamu teşebbüslerinde atamaların liyakat esasına göre yapılmaması gösterilmiştir.

Kapitalizmin temel felsefesi, insanın kazanmasıdır, bu nedenle kapitalistler insanın mülk edinmesinin önünde engel olarak gördükler dini ya da felsefi görüşlere karşıdırlar.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2451 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.