Kıyılarda Açılan Tapu İptali Davalarında İyi Niyet ve Tapu Siciline Güven İlkesi Geçerli Olur mu?

Bilindiği üzere kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdir ve bu özellikleri gereği özel mülkiyete konu olamazlar. Ancak günümüzde kıyıların kamunun ortak kullanımına ayrılan yerler olduğunun kabul edilmesine ve kıyılar üzerinde özel mülkiyet kurulmasına izin verilmemesine rağmen ülkemizde 1972 yılına kadar yürürlükte olan yasal mevzuat, kıyılarda özel mülkiyet oluşmasına izin vermiş, hatta teşvik etmiştir.

Fakat 1982 Anayasası’nın 43. maddesi ve 04.04.1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, dolayısıyla özel mülkiyete konu olamayacağını hüküm altına aldığı için 1990 yılından sonra, kıyıda kalan taşınmazlar hakkında tapu iptali davası açılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda kıyıda kalan taşınmazlar için mahalli maliye kuruluşları (defterdarlıklar ve malmüdürlükleri) tarafından tapu iptali davası açılmaktadır.

Yargıtay, kıyıların Medeni Kanun’un 715. (743 sayılı Kanun’un 641. maddesi) anlamında sahipsiz ve yararı kamuya ait mal niteliğinde olduğunu, dolayısıyla kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını vurgulamaktadır. Dolayısıyla kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve bu nedenle doğal nitelikleri gereği özel mülkiyete konu olamayacak kamu malı niteliğinde alanlardır.

Bundan dolayı Yargıtay yakın zamana kadar verdiği kararlarında kamu malı niteliğinde olduğu için tescile tabi olmayan kıyılarda oluşan tapuların kıyının özel mülkiyete konu olmasını sağlamayacağına, Devlet adına hareket eden tapu memurlarının dahi kıyının bu niteliğini değiştirmeye yetkili olmadıklarına, dolayısıyla kıyıda oluşan tapulara hukuki bir değer atfedilemeyeceğine karar vermekteydi (Çelik, 2005: 36).

Örneğin Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen 27.02.1980 tarihli ve E: 1980/1-967, K: 1980/1365 sayılı kararda kıyıların denizlerin devamı niteliğinde olduğu, dolayısıyla Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu, 743 sayılı Medeni Kanun’un 641. maddesi gereğince sahipsiz veya yararlanması kamuya ait mallar üzerinde özel mülkiyetin söz konusu olamayacağı, bu çeşit malların alınıp satılamayacağı, zamanaşımı ile kazanılamayacağı ve tapu siciline kayıt edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Bu kararların doğal bir sonucu olarak kıyıda herhangi bir şekilde oluşan tapulara hukuki olarak değer verilemeyeceği ve kıyıda oluşan taşınmazları, herhangi bir şekilde edinen kişinin Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi anlamında iyi niyet iddiasında bulunamayacağına karar verilmekteydi. Fakat Yargıtay AİHM’nin Türkiye aleyhine verdiği tazminat kararları sonrasında görüşünü değiştirerek Devlet tarafından verilen tapulara hukuki değer atfedilmesi gerektiği yönünde karar vermektedir. (Bu konu, AİHM kararlarının iç hukukumuza etkisi kısmında açıklanmıştır)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.