Kıyılarda Açılan Tapu İptali Davalarında Kadastro Kanunu’nda Yer Alan Hak Düşürücü Süre Uygulanır mı?

Bilindiği üzere kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdir ve bu özellikleri gereği özel mülkiyete konu olamazlar. Ancak günümüzde kıyıların kamunun ortak kullanımına ayrılan yerler olduğunun kabul edilmesine ve kıyılar üzerinde özel mülkiyet kurulmasına izin verilmemesine rağmen ülkemizde 1972 yılına kadar yürürlükte olan yasal mevzuat, kıyılarda özel mülkiyet oluşmasına izin vermiş, hatta teşvik etmiştir.

Fakat 1982 Anayasası’nın 43. maddesi ve 04.04.1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, dolayısıyla özel mülkiyete konu olamayacağını hüküm altına aldığı için 1990 yılından sonra, kıyıda kalan taşınmazlar hakkında tapu iptali davası açılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda kıyıda kalan taşınmazlar için mahalli maliye kuruluşları (defterdarlıklar ve malmüdürlükleri) tarafından tapu iptali davası açılmaktadır.

Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” hükmü yer almaktadır.

Kıyıda açılan tapu iptali davalarında Yargıtay tarafından, kıyıda oluşan tapular hakkında Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde yer alan bu hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı yönünde kararlar verilmiştir.

Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.11.1988 tarihli ve E: 1988/1-825, K: 1988/964 sayılı kararında kıyılarda açılacak tapu iptali davalarının 12. maddede yer alan hak düşürücü süreye tabi olmadığı ifade edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunun 24.03.1999 tarihli ve E: 1999/1-170, K: 1999/167 sayılı kararında da “3402 sayılı Kanun’un 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin, Hazinece açılan ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer iddiasına dayanan davalarda dava koşulu olarak ele alınıp değerlendirilemeyeceği, işin esasına girilip dava konusu taşınmazın gerçek niteliğini, daha açık bir anlatımla özel mülkiyete konu olup, olmayacağının tespit edilmesinden sonra bu yönde bir karar verilmesi gerektiği” vurgulanmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 22.03.2004 tarihli ve E: 2004/2741, K: 2004/3236 sayılı kararında da Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve bu nedenle tespit dışı bırakılması gereken kıyılar hakkında tespit tutanağı düzenlenmiş olsa bile, yok hükmünde sayılan bu işlemlerin 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadığı karara bağlanmıştır.

Ancak kıyıda oluşan tapuların 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olmaksızın iptal edilebilmesi, Türkiye’nin AİHM tarafından tazminata mahkum edilmesine neden olunca 5841 sayılı Kanun’la 12. maddeye eklenen cümle ile 10 yıllık hak düşürücü sürenin “iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın” tüm taşınmazlar hakkında uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

5841 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde; “Anayasa Mahkemesinin 3402 sayılı Yasanın 12/ 3 Maddesine ilişkin kararında 10 yıllık sürenin, hakka yönelik olmadığı dolayısıyla kısıtlananın özel mülkiyet ve kamu mülkiyet hakkı değil, dava açma hakkı olduğu,  tapuya güvenerek taşınmaz satın alan iyi niyetli kişilerin tapularının her hangi bir bedel ödenmeksizin iptalinde bu durumun tapuya güven ilkesini işlemez halde getirdiği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1. numaralı Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğinden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türk Devleti aleyhine ihlal kararı verilmesine sebep olduğu’’  belirtilmiştir.

Bu madde hakkında hem ilk derece mahkemeleri, hem de Yargıtay Hukuk Daireleri tarafından Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuşlar, Anayasa Mahkemesi konu hakkında karar verinceye kadar Yargıtay Hukuk Daireleri (Anayasa’nın 152/3. maddesinde Anayasaya aykırılık iddiası ile açılan davalarda 5 ay içerisinde Anayasa Mahkemesince karar verilmezse mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağı hükmü yer aldığı için) davaları karara bağlamaya başlamışlardır.

Söz konusu düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilinceye kadar olan içerisinde Yargıtay 1 Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlarda kıyılarda oluşan tapuların iptali istemiyle açılacak davalarda Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiği ifade edilmiştir. (Akbaba, 2010: 13).

5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlede yer alan “iddia ve taşınmazın niteliğine” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.5.2011 tarihli ve E: 2009/31, K: 2011/77 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.[1]

Bu durumda kıyılarda açılan tapu iptali davalarının, Kadastro Kanunu’nundaki 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmayacağı sonucuna varmak zor olmasa gerektir.

[1] Ancak karar henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır. Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve E: 2009/31, K: 2011/27 (Yürürlüğü Durdurma) sayılı kararı ile, bu madde ve ibarenin, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.