1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri

Milli Emlak Ecrimisille İlgili Danıştay Kararları-3


Danıştay 10. Dairesi, 27.11.2013, E: 2009/14556, K: 2013/8473 (Tahsil edilen ecrimisilin iadesinde faiz ödenmesi)

TÜRK MİLLETİ ADINA, Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü: Dava, davacı şirket adına, ihtirazi kayıtla davalı idareye ödenen ancak mahkemenin iptal kararı üzerine iade edilen paradan yoksun kalınan döneme karşılık olmak üzere 8.784,60 TL yasal faizin tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

İstanbul 8. İdare Mahkemesince; uyuşmazlığa konu ecrimisil borcunun davalı idarece cebren ve haczen tahsil edilmeyip davacı şirketçe re’sen ödendiği için idarenin, iptal kararı üzerine iade ettiği bu tutar için ayrıca yasal faiz ödemesini gerektirecek bir sorumluluğu bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından, hukuka aykırı olduğundan bahisle Mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesinde; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yoluna başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yollamada bulunduğu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 275. maddesinde yer alan “Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir…” kuralı bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, Hazineye ait taşınmazı füzulen işgal ettiği gerekçesiyle davacı şirket adına 57.093,75 TL ecrimisil hesaplanarak tebliğ edildiği, bu işlemin iptali için dava açan şirketin, hesaplanan ecrimisili de gecikme zamlı olarak ihtirazi kayıtla ödediği ve yapılan yargılama sonucunda İstanbul 1.İdare Mahkemesinin 29.6.2007 gülü E:2006/608 K:2007/1651 sayılı kararıyla işlemin iptaline karar verildiği ve kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 23.9.2011 tarih ve E:2007/7850, K:2011/3897 sayılı kararıyla onandığı, bu arada davacının 20.10.2006 tarihinde ihtirazi kayıtla 67.989 TL. olarak ödediği tutarın 27.3.2008 tarihinde davacıya aynen iade edildiği, davacının da 20.10.2006-27.3.2008 tarihleri arasında geçen süre için yasal faiz olarak 8.784,60 TL’nin tazmini için bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Dava, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesi uyarınca açılan bir tam yargı davası niteliğinde olup; daha önce açılan iptal davasının karara bağlanması üzerine, idarece daha önce davacıdan yapılan ecrimisil tahsili sebebiyle doğan zarardan dolayı, ecrimisilin iade edildiği 27.3.2008 tarihinden itibaren süresi içinde açılmıştır.

Davacının ödeme yaptığı tarih ile idarenin, yargı kararı uyarınca davacıya iade yaptığı tarih arasında, davacının söz konusu malvarlığından yoksun kaldığı, bu nedenle zarara uğradığı ve bu zarara da idarenin kendi işlemiyle neden olduğu görülmektedir. Davacı da, uğradığı zararı yasal faiz olarak tanımlayıp, 8.784,60 TL tazminatın idareden tahsili istemiyle bu davayı açmıştır.

Yargı kararıyla ortadan kaldırılan ve böylece geçerli olmayan bir nedene dayalı olarak zenginleşen idarenin, tahsil ettiği parayı iade yükümlülüğü doğmuş olup; somut olayda uğranılan, davacı tarafından yasal faiz olarak hesap edilen zararın da hukuka aykırı idari işlemi tesis ederek hizmeti kusurlu işleten idarece tazmini gerekir.

Bu durumda, davacının, anılan tarihler arasında yoksun kaldığı zararın yasal faiz olarak hesap edilmek üzere bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle düzenlenecek rapor dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, bu yol izlenmeksizin verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin 16/4/2009 günlü, E:2008/1237; K:2009/661 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 27.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dosyanın incelenmesinden, Hazineye ait taşınmazı füzulen işgal ettiği gerekçesiyle davacı şirket adına 57.093,75 TL ecrimisil hesaplanarak tebliğ edildiği, bu işlemin iptali için dava açan şirketin, hesaplanan ecrimisili de gecikme zamlı olarak ihtirazi kayıtla ödediği ve yapılan yargılama sonucunda İstanbul 1.İdare Mahkemesinin 29.6.2007 gülü E:2006/608 K:2007/1651 sayılı kararıyla işlemin iptaline karar verildiği ve kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 23.9.2011 tarih ve E:2007/7850, K:2011/3897 sayılı kararıyla onandığı, bu arada davacının 20.10.2006 tarihinde ihtirazi kayıtla 67.989 TL.olarak ödediği tutarın 27.3.2008 tarihinde davacıya aynen iade edildiği, davacının da 20.10.2006-27.3.2008 tarihleri arasında geçen süre için yasal faiz olarak 8.784,60 TL’ nin tazmini için bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Dava, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesi uyarınca açılan bir tam yargı davası niteliğinde olup; daha önce açılan iptal davasının karara bağlanması üzerine, idarece daha önce davacıdan yapılan ecrimisil tahsili sebebiyle doğan zarardan dolayı, ecrimisilin iade edildiği 27.3.2008 tarihinden itibaren süresi içinde açılmıştır.

Davacının ödeme yaptığı tarih ile idarenin, yargı kararı uyarınca davacıya iade yaptığı tarih arasında, davacının sözkonusu malvarlığından yoksun kaldığı, bu nedenle zarara uğradığı ve bu zarara da idarenin kendi işlemiyle neden olduğu görülmektedir. Davacı da, uğradığı zararı yasal faiz olarak tanımlayıp, 8.784,60 TL tazminatın idareden tahsili istemiyle bu davayı açmıştır.

Yargı kararıyla ortadan kaldırılan ve böylece geçerli olmayan bir nedene dayalı olarak zenginleşen idarenin, tahsil ettiği parayı iade yükümlülüğü doğmuş olup; somut olayda uğranılan, davacı tarafından yasal faiz olarak hesap edilen zararın da hukuka aykırı idari işlemi tesis ederek hizmeti kusurlu işleten idarece tazmini gerekir.

Bu durumda, davacının, anılan tarihler arasında yoksun kaldığı zararın yasal faiz olarak hesap edilmek üzere bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle düzenlenecek rapor dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, bu yol izlenmeksizin verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin 16/4/2009 günlü, E:2008/1237; K:2009/661 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 27.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1995/3104, K: 1996/610 (Ecrimisilin Vergi Dairesine Bildirilmesine İlişkin Tahakkuk Fişinin İdari Davaya Konu Olup Olmayacağı)

ÖZETİ: Tahakkuk fişi idarenin iç işleyişiyle ilgili olarak ecrimisilin takip ve tahsil edilebilmesi için vergi dairesini bilgilendirmek amacıyla düzenlenen bir belge olduğundan idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğinde görülerek idare mahkemesince esasının incelenerek davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığı.

TÜRK MİLLETİ ADINA, Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … sayılı hazineye ait taşınmazın işgal edilmesi nedeniyle 2886 sayılı Yasanın 75.maddesi uyarınca 1.9.1988-31.12.1988 dönemine ilişkin 8.333.336. ecrimisil alacağı için düzenlenen 25.5.1990 günlü, .14/0095 sayılı tahakkuk fişinin iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, ecrimisil ihbarnamesine karşı dava açılmadığından ödenebilir hale gelen amme alacağının vadesinin belirlenmesi yönünden tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının, Maden Kanununun 24.maddesi uyarınca verilmiş işletme ruhsatına dayanan faaliyetinin, 2886 sayılı Yasanın 75. maddesinde düzenlenen biçimde işgal olarak kabulü mümkün olmadığından ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem tesis edilmesi gerekirken ecrimisil istenilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Ancak, devlete ait Taşınmazmal Satış, Trampa, Kiraya Verme, Mülkiyetin Gayri Aynı Hak Tesis, Ecrimisil ve Tahliye Yönetmeliği’nin 81.maddesinin 3fıkrasında “Vade tarihine kadar rızaen ödenmeyen ecrimisilin milli emlak servislerince 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilmek üzere vergi dairelerine veya gelir servislerine intikal ettirileceği hükmüne yer verildiğinden, bu yönetmelik maddesi kapsamında düşünüldüğünde, tahakkuk fişinin, ecrimisilin takip ve tahsil edilebilmesi için vergi dairesini bilgilendirmek amacıyla düzenlenen bir belge olduğu idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğinde bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda idarenin iç işleyişiyle ilgili olan tahakkuk fişine karşı açılan davanın, esasının incelenme olanağının bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğinden, mahkemenin davanın reddine ilişkin kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle. İstanbul 1.İdare Mahkemesinin 10.11.1993 günlü, E:1990/629, K:1993/1404 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 6.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1998/732, K: 2000/266 (Kaynak suyunun debisine göre değil, kullanılan alana göre ecrimisil alınması gerektiği)

NOT: BU KARARA KATILMIYORUM. ECRİMİSİLİN KULLANILAN ALAN VE SUYUN DEBİSİ DİKKATE ALINARAK BELİRLENMESİ GEREKİR.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1998/732, K: 2000/266, 20/01/2000: Taşınmaz malların işgali nedeniyle ecrimisil alınabilmesi mümkün olduğundan tesislerin işgal ettiği alan miktarı göz önünde bulundurularak ecrimisil istenilmesi gerekirken suyun debisine göre ecrimisil tahakkuk ettirilmesinde hukuki isabet bulunmadığı.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … İli, … İlçesi, … Köyü, … Mevkiinde izinsiz olarak alınan kaynak suyu nedeniyle 2886 sayılı Yasanın 75.maddesi uyarınca … dönemi için …lira ecrimisil alınmasına ilişkin … günlü, … sayılı işlemin iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporla dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, su debisinin 6,912 lt/sn olduğu, 1 m3 suyun bedelinin … lira olduğu dikkate alındığında davacıdan istenilen ecrimisil miktarının … liraya ilişkin kısmında mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın bu kısmının reddine, fazlaya ilişkin kısmı açısından ise işlemin iptaline karar verilmiş; bu karar taraflarca temyiz edilmiştir.

2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 75.maddesinin 1.fıkrasında, devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malların gerçek veya tüzel kişilerce işgali üzerine fuzuli şagilden bu Kanunun 9.maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle 13. maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisilin isteneceği hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanun hükmü uyarınca taşınmaz malların işgali nedeniyle ecrimisil alınabilmesi mümkün olduğundan, davacının su kaynağını kullanmak için yaptığı tesislerin işgal ettiği alan tespit edilerek bulunacak m2 miktarının esas alınması suretiyle ecrimisil istenilmesi gerekirken, suyun debisine göre ecrimisil tahakkuk ettirilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu … İdare Mahkemesinin … günlü; … sayılı kararının BOZULMASINA 20.1.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. Dairesi, E: 2006/2232, K: 2007/6691 (Ecrimisil nedeniyle düzenlenen ödeme emrinde dava açma süresinin belirtilmemiş olması)

Özeti : İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarda, genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından, işlemlerin tâbi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığı, özel dava açma sürelerine tâbi olmasına rağmen, bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliğ tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekeceği.

TÜRK MİLLETİ ADINA, Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince dosyanın tekemmül ettiği anlaşılmakla, davacının ikinci kez istediği yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeyerek, işin esasına geçilip, gereği görüşüldü: Dava, … İli,… İlçesi, … Mahallesi sınırları dahilinde bulunan Hazineye ait 139 pafta 287 parsel sayılı taşınmazın davacının temsilcisi olduğu kooperatif tarafından 01.01.1992 – 01.11.1995 tarihleri arasında fuzulen işgal edildiğinden bahisle 20.430,00 YTL. ecrimisil istenilmesine ilişkin ecrimisil düzeltme ihbarnamesi ile bu ihbarnameye konu ecrimisil alacağının tahsili amacıyla düzenlenen 26.10.2004 tarihli ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

İstanbul 4. İdare Mahkemesince; ecrimisil ihbarnamesinin davacı adına değil, temsilcisi olduğu, … Kooperatifi adına düzenlendiği, dolayısıyla davacının kendi adına tesis edilmeyen bir işleme karşı dava açtığı anlaşıldığından, dava konusu ecrimisil düzeltme ihbarnamesi ile davacının menfaatinin ihlal edilmediği, dava konusu ödeme emrine gelince; ecrimisil alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin 8.11.2004 tarihinde tebliğ edilmesine karşın 29.11.2004 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesiyle, davanın ecrimisil düzeltme ihbarnamesine ilişkin kısmının ehliyet yönünden, ödeme emrine ilişkin kısmının ise süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir. Davacı, hukuka uyarlık bulunmadığı iddiasıyla anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Mahkeme kararının, davanın ecrimisil düzeltme ihbarnamesine ilişkin kısmının ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmı hukuka uygun olup, bozma nedeni bulunmadığından davacının bu kısma ilişkin temyiz istemi yerinde görülmemiştir. Davanın, ödeme emrinin iptaline ilişkin kısmına gelince;

Anayasanın 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ifade edilmiş, 40. maddesinde; “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmü yer almıştır.

İdari işlemlere karşı başvuru yollarının son derece ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir. Anılan Anayasa hükmü ile de, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.

İdarenin, Anayasa’dan kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesi esas olmakla birlikte, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemesi, idari işlemlere karşı açılan davalarda dava açma sürelerinin işletilmeyip, ihmal edilmesi sonucunu da doğurmamaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının belirtilmesi karşısında, usulüne uygun tebliğ olunan veya bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenilen idari işlemler üzerine,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda açıkça belirtilen ve ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açma sürelerinin işletilmesi zorunludur.

Ancak, idari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarda, genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak olmayıp; aksine bir yorum, Anayasanın 40. maddesinin gözardı edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Bu itibarla, Anayasa’nın 40. madde hükmü dikkate alınarak, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliğ tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 55. maddesinde, bir ödeme emrinde bulunması gereken hususlar ve ibareler sayılmakla birlikte ödeme emrinin tebliği üzerine hangi yargı yerine veya makama başvurulması gerektiği ve başvurunun süresinin ne olduğu yolunda bir belirleme bulunmadığı görülmektedir. Bununla birlikte Yasanın 58. maddesinde, ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği belirtilerek, dava açma süresi, idari yargıda kabul edilen 30 ve 60 günlük sürelerden farklı şekilde7 gün olarak belirlenmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının kanuni temsilcisi olduğu … Kooperatifinin, … İli, … İlçesi, … Mahallesi sınırları dahilinde bulunan Hazineye ait 139 pafta 287 parsel sayılı taşınmazı 01.01.1992 – 01.11.1995 tarihleri arasında fuzulen işgal ettiğinden bahisle, kooperatif adına tahakkuk ettirilen 20.430,00 YTL tutarındaki ecrimisilin ödenmemesi ve kooperatifin de adresinde bulunamaması sebebiyle, söz konusu alacağın tahsili amacıyla, kooperatifin kanuni temsilcisi olduğundan bahisle davacı adına ödeme emri düzenlendiği, davacı adına düzenlenen ödeme emrinin, 8.11.2004 tarihinde tebliği üzerine, kooperatif adına düzenlenen ecrimisil ihbarnamesi ile davacı adına düzenlenen ödeme emrine karşı 29.11.2004 tarihinde bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İdare mahkemesince, davacı adına düzenlenen ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük süre geçirildikten sonra açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dava konusu ödeme emrinde borcun nasıl ödenmesi gerektiği ve ödenmemesi halinde yapılacak işlemler belirtilmekle birlikte, ödeme emrine karşı dava açılması halinde yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğunun belirtilmediği, vergi mahkemesine başvurabileceği şeklinde2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa aykırı bir ifadeye yer verildiği ve dava açma süresine ilişkin bir bilgiye yer verilmediği tespit edilmiştir.

Bu durumda özel yasasında yer alan düzenleme gereği, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde iptali istemiyle dava açılması gereken dava konusu ödeme emrinin içeriğinde, Anayasa’nın 40. maddesine aykırı biçimde kanun yolunun gösterilmemiş olması karşısında, ödeme emrinin tebliğinden itibaren genel dava açma süresi olan 60 gün içinde açıldığı anlaşılan davanın süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla ödeme emrinin iptali istemine yönelik davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle 2577 sayılı Yasa’nın 49. maddesi uyarınca, davacının temyiz isteminin kısmen kabulüyle, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 17.11.2005 tarih ve E:2005/1554, K:2005/1980 sayılı kararının , davanın ödeme emrinin süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmının bozulmasına, davacının temyiz isteminin kısmen reddi ile kararın, davanın ecrimisil düzeltme ihbarnamesine ilişkin kısmının ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının onanmasına, 21,40 YTL yürütmenin durdurulması harcının istem halinde davacıya iadesine, dava dosyasının bozulan kısmı hakkında yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine 31.12.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 6. Dairesi, E: 1999/2290, K: 2000/3462 (Meralardan ecrimisil alınır mı)

Danıştay 6. Dairesi, E: 1999/2290, K: 2000/ 3462, 06/06/2000: Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu açık olan ve mera amacı dışında kullanılması mümkün olmayan taşınmazın işgal edilmesi nedeniyle ecrimisil alınmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, … Köyü’nde bulunan … parsel sayılı taşınmazın işgal edildiğinden bahisle 7.7.1992-7.7.1997 dönemi için ecrimisil istenilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, ecrimisile konu taşınmazın mer’a ve buzağılık olduğu 1955 tarihinden itibaren sürülerek ve ekip biçilerek tarla haline getirildiği, kadastro ve tapulama sırasında malik hanesinin açık bırakıldığı, kadastro tutanağında … Köyü orta malı olarak tahsis ve tespitinin yapıldığı, malik tespitinin mahkemeye bırakıldığı davacı tarafından tapulama tespitine itiraz edilerek dava açıldığı, davada … Köyü Tüzel Kişiliği ile Maliye Hazinesinin davalılar olarak gösterildiği … Kadastro Mahkemesinin … günlü, … kararıyla mer’a olarak sınırlandırılmasına karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin … günlü, … sayılı kararı ile onaylanarak kesinleştiği, bu nedenle nitelik itibariyle mer’a olarak tespit edilen yerlerin mer’a vasfı değiştirilip hazinenin özel mülkiyetine geçirilmediği sürece hazinece başka bir amaçta kullanılması ya da tasarrufta bulunulmasının mümkün olamayacağı, bu durumda, davacı tarafından işgal edildiği ileri sürülen taşınmaz, hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında olmayıp mer’a vasfı ile ecrimisil takdir edilmesi ve istenilmesi mümkün bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş; bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75. maddesinde, devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malların, gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9. maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle 13.maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisilin isteneceği, ecrimisilin talep edilebilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olmasının gerekmediği ve fuzuli şagilin kusurunun aranmayacağı kuralı yer almıştır.

4342 sayılı Mer’a Kanununun 4.maddesinde meraların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlık konusu taşınmazın kadastro tarafından mera olarak sınırlandırıldığı, tespite yapılan itirazın Kadastro Mahkemesinin … günlü, … sayılı kararıyla reddedildiği ve bu kararın Yargıtay tarafından onaylandığı, mera-yaylak kütüğüne 24.4.1997 gününde kaydedildiği, mahallinde yapılan tespitte davacı tarafından tarımsal amaçlı olarak kullanıldığından bahisle ecrimisil tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır.

Buna göre, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu açık olan ve mera amacı dışında kullanılması mümkün olmayan taşınmazın işgal edilmesi nedeniyle ecrimisil alınmasında mevzuata aykırılık bulunmadığından aksi yöndeki idare mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır. 

Yorum Yap