Miri Arazinin Cumhuriyet Döneminde Özel Mülkiyete Dönüşü

Tımar Sistemin Bozulması: Mültezim ve Muhassıllar

Özellikle 17. yüzyıldan itibaren tımar sisteminin bozulması üzerine tımar ve zeamet sahiplerinin mirî arazi üzerindeki yetkileri kaldırılmış ve bu yetki mültezimlere verilmiştir. İltizam usulü olarak adlandırılan bu sistemde devlet, belirli bir bölgede topraktan alması gereken vergileri götürü usulle ve peşin bir bedelle mültezimlere vermiştir. Mültezimler ise eskinden tımar sahiplerinin taptığı şekilde, bu araziyi kişilere tahsis ederek vergileri toplamıştır.

Mirî arazi üzerindeki yetkiler 1847 yılına kadar tımar ve zeamet sahipleri ile mültezim ve muhassıllar tarafından kullanılmış, bu tarihten sonra ise sadece mültezim ve muhassıllar tarafından kullanılmıştır. 1847 yılında yayımlanan Tapu Hakkında İcra Olunacak Nizamname ile mirî araziden boş olanların tamamının mülkiyeti ile ferağ ve intikal harçlarının Maliye Hazinesine ait olması kabul edildi. Bu tarihten sonra tapu senetlerinin mühürlenerek Defterhane-i Amire kaleminden verilmesi kararlaştırıldı. Böylece mirî araziden mahlûl (boş) olanların mülkiyetinin Hazineye ait olacağı kabul edilerek Hazine özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile özel mülkiyette bulunan taşınmazların sınırları belirlenmeye başlanmıştır. Ayrıca tapu senetlerinin alelade kâğıtlar yerine tuğralı ve matbu olması ve mirî araziye tasarruf edenlerin tasarruf hakkını Defterhane-i Amire Emini huzurunda devretmeleri esasları benimsenmiştir.

Özetlemek gerekirse mirî araziden yararlanma hakkının Devleti temsilen bir kimseye tefviz edilmesi işlemi, 1255 (1839) tarihine kadar sadece tımar ve zeamet sahiplerine (dirlik sahiplerine), 1255 (1839)- 1263 (1847) yılları arasında kısmen tımar ve zeamet, kısmen de mültezimlere, 1263 (1847) tarihinden Arazi Kanununun yürürlüğe girdiği 1274 (1858) tarihine kadar kısmen mültezimlere[1] ve kısmen de muhassıllara[2], 1274 (1858) tarihinden tapu teşkilâtının kurulduğu 1290 (1878) tarihine kadar malmüdürlerine, 1874 tarihinden sonrada tapu memurlarına verilmiştir (Mardin, 1947: 25).

Miri Arazinin Miri Mukataalı Hale Getirilmesi

18. yüzyıldan itibaren sistemin giderek bozulması üzerine tımar alanları mirî mukataa haline getirilerek tımardan elde edilen gelirin doğrudan merkezî hazineye girmesi sağlanmıştır. Tımarların mirî mukataa haline getirilerek bizzat devlet tarafından kiraya verilmesi ve gelirinin de devlet tarafından toplanmasına tımarların mukataalaşması denilmektedir.

Cumhuriyet Döneminde Medeni Kanun ve Arazi Kanunnamesi

Cumhuriyet kurulduktan sonra 1926 yılında kabul edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, Arazi Kanunnamesi’ni açıkça yürürlükten kaldırmamışsa da taşınmaz mülkiyeti konusunda önemli yenilikler getirmiştir. Bundan dolayı Medeni Kanun’un kabulünden sonra Arazi Kanunnamesi’nin yürürlükten kalkıp kalkmadığı önemli bir tartışma konusu olmuştur. Üstelik bu dönemde miri arazinin otomatik bir şekilde mülk arazi haline dönüştüğü de savunulmuştur.

Cumhuriyet Döneminde Miri Arazinin Akıbeti

Kanaatimizce miri arazi kendiliğinden mülk arazi haline gelmemiştir. Ancak Cumhuriyet döneminde çıkarılan kanunlarla miri arazinin, bunları kullanan kişiler adına tescil edilmesine imkan tanınmıştır. Örneğin Medeni Kanun yürürlüğe girmesinden önce çıkarılan 810 sayılı Hakkı Karar ve Senetsiz Tasarrufat ve Tashihi Kayıt Muamelatının Sureti İcrasına Dair Kanun ile tapuda kayıtlı olmayan veya tapuda kayıtlı olmakla beraber kayıt malikinden başkası tarafından kullanılan gayrimenkullerin idari yoldan zilyetleri adına tesciline olanak sağlanmıştır. Bu Kanun’un 1. ve 4. maddeleri hakkı karardan ve senetsiz tasarrufattan bulunmasına mebnî tapu senedine raptı talep olunan emvali gayrimenkulenin tapuda zilyedi adına tesciline imkan tanınmıştır.

743 sayılı Medeni Kanun’un 639. maddesiyle tapuda kayıtlı olan ya da olmayan taşınmazların zilyetleri adına tesciline imkan tanınmıştır.

1929 yılında çıkarılan 1515 sayılı Tapu Kayıtlarından Hukuki Kıymetlerini Kaybetmiş Olanların Tasfiyesine Dair Kanun ile tapuda kayıtlı olup tapı dışı yollarla başkasının mülkiyetine geçen arazinin idari yoldan zilyedi adına tesciline imkan tanınmıştır.

1934 yılında çıkarılan Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile miri arazinin zilyetleri adına tesciline imkan tanınmıştır. Kanun’un 22. maddesine göre tefevvüz veya tedavül yoluyla alınıp satılarak tasarruf edildiği, belgelerle yahut bilirkişinin sözleriyle anlaşılan taşınmazlar tapu senedine bağlı olup olmadığına ve tasarruf müddetinin zamanaşımı süresine varıp varmadığına bakılmaksızın sahibi namına kaydolunur. Devletin özel mülkiyetinde bulunmayıp Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis olunmayan ham topraklar, iskan haddini geçmemek kaydıyla, zilyetleri adına tescil edilir.

Ayrıca 766 sayılı Tapulama Kanunu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu mutasarrıfların zilyetliğinde bulunan taşınmazların bu kişiler adına tespit ve tescil edilmesini öngörmüştür. Örneğin 766 sayılı Kanun’un 33. maddesine göre zilyetliğin tasdikli irade suretleri ve fermanlar, muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senedi, kayıtları bulunmayan tapu ve mülga Hazine-i hassa senedi veya muvakkat tasarruf ilmühaberi, gayri musaddak tapu yoklama kayıtları, mülkname, muhasebatı atıka kalemi kayıtları, mübayaa istihkam ve ihbar ücretleri gibi belgelere dayandırılması halinde miktar sınırlaması gözetilmeksizin zilyetler adına tescili öngörmektedir. Benzer bir hüküm de 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinde yer almıştır.

[1] Bir köy veya kasabanın veya belli bir bölgenin aşar ve rüsum adı altındaki gelirlerini üstüne alan, buna karşılık Devlete belirli miktarda peşin para ödeyen kimse.

[2] Bir kaza veya sancağın veyahut vilayetin güvenliğini sağlayan ve Devlet gelirini elde etmeye yetkili kılınmış görevli.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.