Mülkiyet Hukuku Yönünden “Orman” Kavramı

Makalemizi paylaşır mısınız?

Anayasanın 169. Maddesinde Orman

Anayasanın 169. maddesi, orman kavramının tanımını yapmamıştır. Kavram Orman Kanunu ile tanımlanmıştır. Kanun’un 1. maddesine göre tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Orman Kanunu’nun yaptığı bu tanıma göre ormanın iki önemli unsuru vardır. Bunlardan birincisi ağaç ve ağaççık topluluğu, diğeri ise bunların üzerinde yetiştiği orman toprağıdır.

Dolayısıyla mülkiyet hukuku yönünden bakıldığında ormanın birleşik eşya niteliğinde olduğu görülmektedir (Akipek, 1977: 3). Bu birleşik eşyanın asli unsuru, orman toprağıdır. Ağaçlar ve ağaççıklar ise bütünleyici parçadır. Orman toprağı asli unsur olduğu için toprağın üzerinde bulunan ağaçların yangın, kesme gibi herhangi bir sebeple yok olması, o toprağın orman toprağı niteliğini kaybetmesine neden olmaz.

Anayasa Mahkemesi de bir kararında aynı hususu vurgulamıştır: “Yerler orman tarifi içine girmekle ormanın ağaçlardan ayrı bir unsuru olmuş oluyor. Böyle olunca da ağaçlar herhangi bir nedenle yok olursa yerleri ormanın bir unsuru olmak niteliğini yitirmez. Ormanın toprağı ve yeri olmakta devam eder” (Anayasa Mahkemesinin 10.03.1966 tarihli ve E: 1966/46, K: 1966/14 sayılı kararı)[1]

Devletin Orman Üzerindeki Hakkının Niteliği

Değerlendirilmesi gereken ikinci husus, devletin ve özel hukuk kişilerinin ormanlar üzerindeki haklarının tam bir mülkiyet hakkı olup olmadığıdır.

Öncelikle devletin ormanlar üzerindeki hakkının niteliğine değinelim. Daha öncede vurguladığımız üzere devletin kamu malları üzerindeki hakları ne özel hukuktaki mülkiyet hakkına benzeyecek kadar geniştir, ne de koruma ve gözetim yetkisine indirgenecek kadar dardır. Bu haklar mülkiyet hakkı ile koruma ve gözetim yetkisi arasında özel bir hak kategorisi oluşturmaktadır.

Ormanlar da kamu malı olduğu için ormanlar üzerinde devletin hakkını da bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Devletin ormanlar üzerindeki hakkının özel hukuk anlamında mülkiyet hakkı olmadığı açıktır (Akipek, 1977: 13).

Devlet ormanları, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu mallarındandır. Bu ormanların tapu sicilinde Hazine adına tescilinin öngörülmesi, bunların özel mülkiyete konu olabileceği ya da Hazine’nin özel mülkiyetinde bulunduğu anlamına gelmez.

Üstelik devletin, devlet ormanları üzerindeki hakları diğer kamu malları üzerindeki haklarına nazaran oldukça kısıtlıdır. Devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde Anayasal olarak izin verilen durumlar hariç olmak üzere orman vasıflı bir alanın bir başka alana dönüştürülmesi ya da orman vasfının kaldırılması mümkün değildir.

Devlet ormanlarının devlet tarafından işletilmesi zorunludur; tabii servet ve kaynakların aksine, devlet ormanlarının işletilmesinin özel hukuk kişilerine devri mümkün değildir. Üstelik devlet ormanları üzerinde ancak kamu yararının zorunlu kıldığı durumlarda irtifak hakkı tesis edilebilmektedir. Bundan dolayı devletin, devlet ormanları üzerindeki hakkını çok kısıtlı bir mülkiyet hakkı olarak nitelendirmek uygun olacaktır.

Özel Orman Sahiplerinin Ormanları Üzerindeki Haklarının Niteliği

Özel mülkiyette bulunan ormanlar açısından malikin hakkı ise daha da tartışmalıdır. Yargıtay’ın 19.12.1945 tarihli ve E: 1945/14, K: 1945/16 sayılı içtihadı birleştirme kararında “özel ormanlarda tam ve kamil olarak hususi mülkiyet hükümleri geçerli değildir. Halkın ve memleketin menfaati, sıhhat ve selameti bakımından özel orman sahiplerinin tasarruf hakları, Orman Kanunu’nun istisnai hükümleriyle tahdit ve takyit edilmiş ve hususi orman sahiplerine sadece bir intifa hakkı verilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.

Ancak kanaatimizce malikin özel orman üzerindeki haklarının sadece intifa hakkına indirgenmesi hukuken doğru değildir. Çünkü Orman Kanunu maliklere özel ormanlar üzerinde çeşitli şekillerde kullanma, yararlanma ve tasarruf hakkı vermektedir. Örneğin Kanun’un 52. maddesine göre ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen özel ormanlar hariç, özel ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirasçılar arasında ifrazen taksim edilemez. Bu ifadeyi tersinden okursak özel ormanların 500 hektarın altına düşülmemek kaydıyla başkalarına satışı mümkündür.

Üstelik özel orman maliklerinin ormanlarından yararlanmaları da mümkündür. Orman Kanunu’nun 55. maddesine göre özel ormanların idare ve muhafazaları, Devletin kontrolü altında olmak üzere bu Kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir. Devletin özel ormanlar üzerindeki gözetim ve denetim yetkisi, bu ormanların idaresini ve işletilmesini gözetlemek ve denetlemekle sınırlıdır. Söz konusu gözetim ve denetim, orman idaresince yerine getirilir (Korkmaz, 2010: 114). Ancak bu durum özel orman maliklerinin ormanlardan yararlanma haklarına halel getirmez.

Dolayısıyla özel orman mülkiyetini, kanunen sınırlanmış özel hukuk mülkiyeti olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır (aynı yönde Akipek, 1977: 8; Nuray, 1961: 76).

[1] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 1.6.1966/12314

Orman-Kavrami
Mülkiyet Hukuku Yönünden “Orman” Kavramı
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2376 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.