Mülkiyetin Edinim ve Kullanma Şekillerinin İslami Kurallara Uygun Olması

İslam hukuku özel mülkiyeti benimsemekle beraber sınırsız bir mül-kiyet anlayışı kabul etmemiştir. İslam hukukçuları temel hak ve özgürlükle-rin sınırsız olmadığı ve maslahatın gerektirdiği durumlarda sınırlanabileceği konusunda hemfikirdirler (Talegani, 1989: 124).

Mülkiyetin gerek kazanılmasında, gerek elden çıkarılmasında ve ge-rekse mülk üzerinde tasarrufta bulunmasında önemli sınırlamalar söz ko-nusudur. Hatta Ali El Hafif mülkiyetin “sosyal bir ödev” olma niteliğinin daha ağır bastığını vurgulamıştır (Kayıklık, 2007: 125). M. Faruk Nebhâni ise mülkiyetin sadece ödevden oluştuğunu söylemenin mümkün olmadığı-nı, ancak bu hakkın sahibine ödevler de yüklediğini vurgulamıştır.

Bu konuda önemli bir sınırlama da mülkiyetin edinim yolları ve harcanmasıyla ilgilidir. İslam hukuku ahlakilik denetimi yapılabilmesi için mülkün meşru yollardan kazanılmasını ve meşru amaçlar için harcanmasını emretmiştir (Hatemi, 1977: 205).

Bu kapsamda kişinin mülkiyet hakkının getirdiği korumadan yararlanabilmesi için mülkünü meşru yollardan edinmiş olması gerekir.

Mülkiyetin gayrı meşru yollarla kazanılması kabul edilmemiştir. Örneğin hırsızlık, rüşvet gibi yollarla mülk edinilmesi mümkün olmadığı gibi, bu şekilde elde edilen mallarını hukuken korunması da mümkün değildir.

Hatta Nebhani’ye göre mülk edinme ancak şeriatın izin verdiği şekillerde söz konusudur. Yazar’a göre özel mülkiyet beka içgüdüsünün göstergesindendir. Bundan dolayı mülk edinme tümden serbest bırakılırsa, bu durum insanı kargaşaya, ıstıraba ve anormal bir doyuma götürür. Üstelik malın belirli ellerde toplanması, hem çoğunluğun bu mallardan yararlanamamasına, hem de bir azınlık hakimiyeti oluşmasına neden olur (Nebhani, 1999: 104).

Bundan dolayı kanun koyucu mülk edinmeyi kısıtlamıştır. Bir başka ifadeyle mülk edinmenin, kanun koyucunun belirli nedenlerle koyduğu bazı sınırları vardır ve kanun koyucunun bir malın mülk edinilmesinde kullanılacak araçlar hakkında belirlediği sınırları aşmak caiz değildir.

Bundan dolayı mülk edinme, ancak kanun koyucunun belirlediği şartlarda ve araçlarla olmalıdır. Bu şartlar gerçekleşmediği sürece kişi, malı bilfiil birileri elinde bulundursa dahi mülkiyet gerçekleşmez. Yazar’a göre İslam hukuku yalnızca beş sebeple mülk edinmeye izin vermiştir  (Nebhani, 1999: 104): Çalışmak, miras, devletin hazinesinden vatandaşına vermesi, karşılığında herhangi bir çaba harcamadan elde edilen mal ve yaşamak için mala ihtiyacın olmasıdır.

Aynı şekilde mülkün meşru olmayan yollarda harcanması da yasaklanmıştır. Mülk üzerinde dinen makbul sayılmayan şekilde tasarrufta bulunulması da hoş görülmemiştir. Malik malı üzerinde tam bir tasarruf hakkına sahip olmasına rağmen, dinen hoş görünmeyen şekilde tasarruf edemez. Bakara Suresi’nin 188. ayetinde “mallarınızı aranızda batıl sebeplerle yemeyin” ifadesi yer almaktadır. Çünkü kişi mülkünden yararlanırken İslamiyetin koyduğu kurallar ile bağlıdır. Nitekim kişi maldan yararlanırken şer’î olmayan savurganlık ve dağınıklıkla tasarrufta bulunsa, devletin ona engel olması onu bu tasarruftan men etmesi ve ona verilmiş olan yetkiyi ondan alması gerekir (Nebhani, 1999: 105).             Bunun tam aksine malın, Allah yolunda harcanması hoş karşılanmıştır. Örneğin Nisa Suresi’nin 95 ve 96. ayetlerinde “Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” hükmü yer almaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.