Mülkiyet Hakkının Sınırlanma Nedeni Olarak Mülkiyetin Toplum Yararına Kullanılmasını Sağlama

Linkedin

Toplum yararı geniş halk topluluklarının benimsediği, özümsediği, onların mutluluğunu arttıran, ihtiyaçlarını karşılayan, yaşamasını kolaylaştıran girişimlerin oluşturduğu yarar olarak tanımlanmaktadır (Özen, 1975: 59).

35. maddenin son fıkrası, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı şekilde kullanılamayacağını öngörmektedir. Ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesi de mülkiyetin toplum yararına kullanılmasını zorunlu kılmaktadır (Eren, 1974: 790-791). Sosyal devlet anlayışında, sınırsız bir mülkiyet anlayışı benimseyen liberal/klasik mülkiyet anlayışının aksine, mülkiyetin, toplum çıkar ve yararlarına uygun olarak kullanılması zorunluluğu söz konusudur.

Tanım Sorunu

Fakat burada da karşımıza kamu yararı kavramındaki belirsizlik ve tanımsızlık ortaya çıkmaktadır. Toplum yararı kavramının belirgin bir tanımı olmadığı açıktır. Üstelik kavramın içi de her kişi tarafından farklı şekilde doldurulacaktır.

Bu düzenlemenin mülkiyet hakkını, kanun koyucudan da önce kendiliğinden sınırlayan bir düzenleme mi olduğu yoksa kanun koyucuya “kamu yararı” amacı yanında sınırlama için ikinci bir sebep mi verdiği konusu tartışmalıdır.

Bazı yazarlar mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılamayacağını öngören bu düzenlemenin, mülkiyetin kamu yararı amacıyla sınırlanmasından farklı olarak, doğrudan malike ödevler yükleyen, hakkı daha en başında sınırlayan bir düzenleme olduğunu ifade etmektedirler (Bulut, 2006: 24). Bu yazarlara göre mülkiyetin toplum yararına kullanılması gerekliliğinden kaynaklanan ödevler, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasından farklıdır (Zevkliler, 1977: 601). Buna göre mülkiyetten doğan ödev ya da mülkiyet hakkının sınırlandırılması kavramları arasındaki tartışmaların teorik düzeyde kaldığı ve uygulamada sonuçta ikisinin de aynı kapıya çıktığı yolundaki görüş de doğru değildir (Zevkliler, 1977: 601).

Bazı yazarlar ise bu kuralın malike ödevler de yüklemekle beraber, mülkiyet hakkının sınırlandırılması açısından ikinci bir sınırlama nedeni teşkil ettiğini ifade etmektedirler. Örneğin Eren’e göre bu ilke, devlete, mülkiyet düzenine, sosyal bir şekil verme ödev ve yetkisini getirmektedir. Bu ilke uyarınca, kanun koyucu mülkiyet hakkının kapsam ve sınırlarını düzenlerken toplum yararını göz önünde tutacaktır (Eren, 1977: 193). Çünkü mülkiyetin toplum yararına aykırı olarak kullanılamayacağına dair bu ilke kanun koyucuya mülkiyetin toplum yararına aykırı olarak kullanılamaması için gerekli düzenlemeleri yapma hakkı vermektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin ise her iki yönde verdiği kararları da bulunmaktadır. Mahkeme bazı kararlarında “toplum yararına aykırı şekilde kullanmama” ilkesini malike, mülkiyet hakkını toplum yararına aykırı şekilde kullanmama ödevi yüklediğini ifade etmiştir. Örneğin Mahkeme 21.09.1966 tarihli ve E: 1966/14, K: 1966/36 sayılı kararında[1] Anayasa’da mülkiyet hakkının, toplum yararı bir tarafa bırakılmak suretiyle istenildiği gibi kullanılabilen bir hak olarak tanınmadığını, bundan dolayı bir taşıtın kaçak orman mallarının taşınmasında kullanılmasının toplum yararına aykırı olduğunu vurgulamıştır.

Buna karşılık Mahkeme bazı kararlarında mülkiyetin toplum yararına kullanılmasını sağlama amacını da mülkiyet hakkının sınırlanması nedenleri arasında görmüştür. Örneğin Anayasa Mahkemesi 20.9.1966 tarihli ve E: 1963/156, K: 1966/34 sayılı kararında kanun koyucunun Anayasa’nın 36. maddesiyle “ancak kamu yararı amacı ile” mülkiyet hakkı üzerinde sınırlama yapmaya yetkili kılındığı, malikin de bu hakkını toplum yararına aykırı bir şekilde kullanamayacağı belirtildikten sonra “mülkiyet hakkının, söz konusu iki istikametteki kısıtlamalardan başka herhangi bir kayıtla sınırlandırılmasının mümkün olmadığını” ifade ederek toplum yararına aykırı kullanmama ilkesini de bir sınırlama sebebi olarak görmüştür. Mahkeme 02.06.1989 tarihli ve E: 1988/36, K: 1989/24 sayılı kararında ise aynen “mülkiyet hakkını doğrudan ya da dolaylı olarak, olumsuz biçimde etkileme, ortadan kaldırma, sınırlama durumu olmadığı gibi, bu hakkın kullanımını düzenleme amacı da yoktur” ifadesini kullanarak mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılmasını düzenlemeyi de sınırlandırma amaçları arasında görmüştür.

 Mahkeme 10.06.1993 tarihli ve E: 1993/9, K: 1993/21 sayılı kararında ise 35. maddenin son fıkrasında yer alan “mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” biçimindeki düzenlemeyi hatırlatarak mülkiyet hakkının toplum yararına sınırlanabileceğini vurgulamıştır. Mahkeme bu kararında “Bu maddenin son fıkrası, ‘mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz’ biçiminde düzenlendiğine göre sahibinin mülkiyet hakkı içinde bulunan engel olma, kullanma ve yararlanma yetkileri toplum yararına sınırlanabilecektir” ifadesine yer vermiştir.

Kanaatimizce mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak kullanılamayacağını öngören bu düzenlemenin hem malike, hem de devlete hitap eden yönleri bulunmaktadır. Bu düzenleme sadece bireylere hitap etmemektedir. Mülkiyetin toplum yararına uygun olarak kullanılması ilkesi, Anayasa’nın 8/2 maddesi uyarınca yasama, yürütme, yargı organlarıyla idare ve bireyleri bağlar (Eren, 1974: 790 – 791).

Bu ilke her şeyden önce maliki bağlar. Malik, mülkünü kullanırken toplum yararını göz önünde tutmak zorundadır. Örneğin kişinin sahip olduğu şeyleri, başkalarının temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırmak ya da ortadan kaldırmak için kullanılamayacağı açıktır. Bu nedenle “toplum yararına aykırı olarak kullanamama” ilkesinin bu yönü hakkın kendisini daha en başından sınırlamaktadır.

Bu ilkenin ikinci yönü ise, devlete mülkiyetin toplum yararına aykırı olarak kullanılmasını önlemek amacıyla mülkiyet hakkını sınırlama hakkı vermektedir. Devlet de mülkiyet hakkını düzenlerken sosyal devlet ilkesi gereği toplum yararı ilkesini gözetmek zorundadır. Bu ilke uyarınca, kanun koyucu mülkiyet hakkının kapsam ve sınırlarını düzenlerken toplum yararını göz önünde tutmakla yükümlüdür. Bu nedenle toplum yararı ilkesiyle bağdaşmayan bir kanun, anayasaya aykırı olacaktır. Yargı organı da önüne gelen sorunu çözümlerken, mülkiyet hakkının topluma zarar verici kullanılmasını, halkın kötüye kullanılması olarak nitelemek zorundadır (Eren, 1974: 790 – 791).

Toplum yararına aykırı olarak kullanamama ödevi, mülkiyetin türüne göre değişir mi?

Burada karşımıza “toplum yararına aykırı olarak kullanamama” ödevinin, mülkiyetin türüne göre değişip değişmeyeceği sorunu çıkacaktır.

Eren, bu soruya olumlu cevap vermektedir. Ona göre malikin yetki ve ödevlerinin kapsam ve genişliği, malın önem ve türüne göre değişmeli, azalıp çoğalmalıdır. Bir başka ifadeyle malikin hakkını toplum yararına uygun bir şekilde kullanma ödevi, malın türüne göre farklı olmalıdır, çünkü toplum hayatı yönünden başta tarım toprakları olmak üzere taşınmazlar, taşınırlara oranla daha büyük bir değer taşır (Eren, 1974: 790 – 791). Bunun nedeni de bir malın azlığının ya da çokluğunun, ya da bir başka bakış açısından, yeniden üretilip üretilememesinin toplum üzerindeki etkisinin farklı olmasıdır. Bundan dolayı adil bir toplum düzeni, taşınmazları, taşınırlara oranla ayrı bir şekilde düzenlemek ve değerlendirmek zorundadır (Eren, 1974: 790 – 791). Tarım toprakları, arsa mülkiyeti ve bazı sınaî üretim araçları yönünden malikin sosyal ödevleri, sosyal ve ekonomik politika gereği, artırılıp genişletilebilir. Bu nedenle özellikle tarım toprakları sahiplerine, haklarını toplum yararına uygun olarak kullanmak hususunda müspet bir ödev, müspet bir yapma mükellefiyeti yüklenmelidir. Böylece toprak sahibi toprağını işlememek bir yana, tam aksine toplum yararına uygun şekilde işlemekle yükümlü kılınmalıdır.

Hangi toplum?

Bir diğer mesele de mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılamayacağını öngören hükmün uygulanabilmesi için toplumun büyük bir kısmının etkilenmesinin gerekip gerekmediğidir. Özellikle komşuluk hukukundan kaynaklanan ödevlerde davranış çok sayıda kişiyi değil, yalnızca birkaç komşuyu ilgilendirmektedir.

1961 Anayasası’nın hazırlık çalışmalarında da böyle bir soru gündeme gelmiştir. Temsilciler Meclisi üyelerinden Esat Çağa Medeni Kanun’da kişi lehine getirilen sınırlamaların da toplum yararı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini sormuştur. Fakat gerek Temsilciler Meclisi üyeleri ve gerekse Anayasa Komisyonu Medeni Kanun’da kişi yararına getirilen sınırlamaların da mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak kullanılamamasına ilişkin kural kapsamına girdiğini vurgulayarak, mülkiyet hakkının kişi yararı aleyhine kullanılamayacağına ilişkin olarak mülkiyet hakkıyla ilgili anayasa maddesine ayrıca bir hüküm konulmasına gerek olmadığını vurgulamışlardır.

Anayasa Komisyonu Başkanvekili Emin Paksüt bu konuda şunları vurgulamıştır (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3, sayfa: 280): “Esat Çağa arkadaşımız, Medeni Kanunumuzdaki kurallar burada nazarı itibara alınsın, dediler. Hepinizce malûmdur ki, anayasalar bütün kanunlara kaynak vazifesi görecek şekilde tanzim edilirler. Ve bütün kanunlar anayasanın kurmuş olduğu temeller üzerine bina edilirler, Şimdi Türkiye’de ters bir vaziyet var. Mevzuat mevcut, aslında bu mevzuat da Anayasa üzerine oturtulmuştur. Kamu yararına kelimesini dar manada alacak olursak, Esat Çağa arkadaşımızın ileri sürmüş olduğu husus doğrudur. Fakat kanunlar amme menfaatleri için tanzim edilen yasama eserleridir. Medeni Kanun da böyledir. Arkadaşlarımızın belirttiği gibi mevzuubahsolan hâdise basittir. Filân kişiye irtifak hakkı tanınacaksa, mülkiyet hakkına takyitler konacaksa bu, kanun bakımından, muhtelif fertlerin bu gibi ahvalde himaye edilmesi ve tasarruf haklarının takyid edilmesi demek olur. Böyle bir hukuki tasarruf tesisi için Medeni Kanunun hükmüne gidilmesinde âmmenin menfaati vardır, demektir. Medeni Kanunun da Anayasaya mugayereti olmaması icabeder.”

Bundan dolayı Medeni Kanun’da kişi yararına getirilen sınırlamalar da mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak kullanılamamasına ilişkin kural kapsamına girmektedir.

[1] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 13.2.1967/12526

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*