Müşteri Kitlesi, Mülkiyet Hakkı Kapsamında Değerlendirilebilir mi?

Van Marle ve Diğerleri/Hollanda davası (1986), AİHM’nin mülk ve mülkiyet kavramını ne kadar geniş yorumladığına dair güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu davada AİHM, başvurucular tarafından kendi çabaları ile oluşturulan müşteri kitlesinin mülkiyet hakkına benzetilebileceğini belirtmiştir.

Bu olayda başvurucular 1947 ile 1950 yıllarından bu yana muhasebeci olarak çalışmışlar ve kendi çabaları ile bir müşteri kitlesi oluşturmuşlardır. 1972 yılında yürürlüğe konulan bir yasa ile çalışmalarına devam edebilmeleri için il idare kurulundan izin almaları gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Başvurucular, muhasebecilik mesleğini düzenleyen 13 Aralık 1972 tarihli Yasanın 65. maddesiyle ilgili yer alan geçici hüküm gereğince sertifikalı muhasebeci olarak kaydedilmek üzere başvurmuşlardır. Kabul Kurulu her bir başvurucudan, kendilerinin düzenledikleri beş tane yıllık hesap sunmalarını istemiş ve başvurucularla 1977 yılı içinde mülakat yapmıştır.

Sonuç olarak Kurul, başvurucuların muhasebecilik mesleğinin yapamayacağına karar vermiştir. Başvurucular Üst Kurula itiraz etmişlerse de Üst Kurul, başvurucuların bazı temel noktalardaki beyanlarının tatmin edici olmağı ve sorulara karşı verdikleri cevapların mesleki açıdan yeterli bulunmadığı gerekçesiyle itirazları reddetmiştir.  Bunun üzerine başvurucular diğer gerekçelerin yanı sıra Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesi ile AİHM’ne başvurmuşlardır.

Hollanda Hükümeti, mülkiyet hakkının ihlali iddiası ile ilgili olarak, muhasebecilik unvanının kullanılmasını düzenleyen yasanın yürürlüğe girmesinden önce, başvurucuların muhasebeci unvanı kullanma şeklinde bir “kazanılmış hakkı” bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet, bu tarihe kadar hukuken tanınmış ve korunmuş bir hak bulunmadığını, fakat sadece bu unvanı kullanma serbestliği bulunduğunu savunmuştur. Dahası Hükümete göre, kazanılmış bir hak bulunsa bile, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mal veya mülk” olarak nitelendirilemez. Hükümet ayrıca Hollanda hukukunda, mülkiyet hakkının korunması bakımından mülkiyet olarak görülebilecek nitelikte “itibar hakkı” gibi bir kavram bulunmadığına işaret etmiştir.

AİHM il idare kurulundan izin alınması gerekmesi ve bu iznin de başvurucular tarafından alınamaması üzerine başvurucuların çalışma imkanlarının oldukça kısıtlandığını, bunun sonucu olarak gelirlerinin oldukça azaldığını dikkate alarak profesyonel müşteri kitlesinin de Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak değerlendirilebileceğine karar vermiştir. Mahkemenin kanaatine göre, başvurucular kendi çalışmalarıyla bir müşteri çevresi oluşturmuşlardır; bu durum birçok bakımdan özel bir hak niteliği taşımakta ve bir malvarlığı ve böylece Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesindeki bir mal ve mülk oluşturmaktadır.

Mesleki faaliyet sonucu oluşturulan müşteri kitlesinin AİHM tarafından mülk olarak değerlendirildiği bir başka dava Iatridis/Yunanistan davasıdır. Bu davada K.N. isimli vatandaş, miras yolu ile kendisine intikal eden bir taşınmaz üzerinde açık hava sineması inşa etmeye karar vermiştir. Fakat sinemanın inşasından sonra arazinin mülkiyeti üzerinde ihtilaf çıkmış, bunun üzerine Devlet bu taşınmaza el koymuştur. Daha sonra sinema K.N. tarafından başvuruculara kiralanmıştır. Başvurucular sinemada tadilat yaparak sinemayı yenilemişlerdir. Başvurucular 1989 yılında yetkili makamlarca alınan bir karar üzerine taşınmazdan zorla çıkarılmışlardır. AİHM bu davada taşınmaz mülkiyetinin kime ait olduğunu kendisinin çözümleyemeyeceğini, ancak başvurucuların geçerli bir kira sözleşmesi gereği sinemayı kullandıklarını, bunu sonucu olarak bir müşteri kitlesine sahip olduklarını, bu müşteri kitlesinin de bir anlamda mülk olarak nitelendirilebileceğini, taşınmazın başvurucuların elinden alınmasının bu müşteri kitlesinin kaybına neden olacağını, dolayısıyla mülkiyet hakkına bir müdahalenin bulunduğunu vurgulamıştır.

AİHM Buzescu/Romanya ve Döring/Almanya davalarında bir avukatın temsil ettiği müvekkillerini de mülk kapsamında değerlendirmiştir (Dinç, 2007: 281). Mahkeme H. ve Belçika davasında avukatın müşteri çevresinin mülkiyet hakkı kapsamında olduğu tespitini yapmıştır (Dağlı, 2007: 35).

Ancak müşteri çevresinin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi açısından iki noktaya dikkat etmek gerekir. Öncelikle henüz bir mesleğe girmemiş kişiler açısından, bir mesleğe girmeye ve müşteri kitlesi edinmeye yönelik beklenti malvarlığı hakları yönünden hak beklentisi düzeyinde kalmaktadır (Dinç, 2007: 285).

İkinci olarak işletmecilerin belirli bir kazanç elde etme konusundaki meşru beklentileri mülkiyet hakkı kapsamında korunmamaktadır. Hükümetlerin yaptıkları hukuksal düzenlemeler veya kısıtlamalardan kaynaklanan kazanç azalmaları Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmemektedir (Dağlı, 2007: 35). Mahkeme X/Almanya davasında noter ücretleriyle ilgili yönetmeliklerin değişmeyeceği beklentisinin tek başına mülkiyet hakkı oluşturmayacağına karar vermiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.