Orman Sınırı Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi: Anayasal Bir Bakış

Makalemizi paylaşır mısınız?

Orman sınırı dışına çıkarma ile ilgili ilk düzenleme 1961 Anayasası’nda yapılmıştır (Başpınar, 1999: 195). Aslında orman sınırı dışına çıkarılan yerlerle ilgili olarak 1963 yılında 663 sayılı Ek Orman Kanunu kabul edilmiş, ancak Kanun aynı yıl Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir (Velioğlu, 2008: 70). 131. maddenin ilk halinde orman sınırı dışına çıkarma ile ilgili herhangi bir hüküm yer almamaktaydı.

Maddede 1970 yılında 1255 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle orman sınırı dışına çıkarma işlemi Anayasal dayanağa kavuşmuştur. 131. maddenin 5. fıkrasına göre “Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar bulunan topraklarla şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir daraltma yapılamaz. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir ve bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.”

Bu değişikliğe paralel olarak 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesi 1744 sayılı Kanun’la değiştirilerek orman sınırı dışına çıkarma işlemi kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur.

1982 Anayasası da ormanların sürekliliği açısından önemli bir sakınca olan orman sınırı dışına çıkarma işlemlerine ilişkin hükümlere yer vermiştir. Anayasası’nın 169. maddesinin son fıkrası orman sınırı dışına çıkarılma işlemlerine dairdir.

169. maddede, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, ormanların korunması ve alanlarının genişletilmesi için Devletçe gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağı ve önlemlerin alınacağı, ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen arazilerin, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırlarında daraltma yapılamayacağı öngörülmüş, 170. maddesinde de, ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve orman bütünlüğünün korunması bakımından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerin alınacağı, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi, bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tesbiti ve orman sınırları dışına çıkartılması, orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek ancak bu halkın yararlanmasına tahsis edileceği hükme bağlanmıştır.

Buna göre, ormanların tahribinin önlenerek ulusal ekonomiye katkısının sağlanması ve orman köylüsünün üretici haline getirilip kalkındırılması için orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin yalnızca orman köyleri halkının nakli ve yerleştirilmesi amacıyla değerlendirilmesi öngörülmüştür.

169. madde orman sınırı dışına çıkarılma açısından bir süre öngörmemiştir. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler her zaman orman sınırı dışına çıkarılabilecektir.

Orman sınırı dışına çıkarılan yerler Orman Kanunu gereği Hazine adına tescil edilmektedir. Ancak bu alanların devletin özel mülkiyetinde olup olmadığı, bir başka ifadeyle devletin bu alanlar üzerindeki mülkiyet hakkının niteliği hususu tartışmalıdır.

Her ne kadar Başpınar tarafından bu alanların devletin özel mülkiyetinde olduğu ileri sürülmüş  (Başpınar, 1999: 201) ise de Anayasa’nın 170. maddesi ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkındırılması Hakkında Kanun dikkate alındığında bu alanların devletin özel mülkiyetinde olduğu ileri sürmek oldukça zordur.

Çünkü devlet bu alanları sadece orman köylülerinin kalkındırılması amacıyla değerlendirebilmektedir. Anayasa Mahkemesine göre, orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin yalnızca orman köyleri halkının nakli ve yerleştirilmesi amacıyla değerlendirilmesi olanaklıdır.

Anayasa Mahkemesine göre Anayasa’nın 169. maddesindeki orman sınırlarının daraltılmasına olanak tanınan iki halde de, orman sınırları dışına çıkarma sonucu elde edilen alanların değerlendirilmesi açısından herhangi bir ayrım yapılamaz (23.1.2002, E: 2001/382, K: 2002/21)[1], bu yerlerden yararlanmaya ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 170. maddesinde öngörülen amaca uygun olarak yapılması gerekir (27.9.1995, E: 1995/13, K: 1995/51)[2].

Devletin orman sınırı dışına çıkarılan alanlarla ilgili olarak 170. maddede yer alan kısıtlamaları iki açıdan değerlendirmek mümkündür. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu alanlar yalnızca orman köylüsünün kalkındırılması amacıyla kullanılabilir. Bu alanlarının orman köylüsü dışındaki kişilere satış, tahsis, vb yollarla verilmesi mümkün değildir. Bu maddenin Danışma Meclisindeki görüşmelerinde de Anayasa Komisyonu sözcüsü maddenin sadece orman köylülerini kapsayacak şekilde hazırlandığını, tarım ve hayvancılıkla uğraşan diğer kişilerin bu kapsama girmediğini vurgulamıştır. Komisyon sözcüsü, orman sınırı dışına çıkarılacak alanların yalnızca orman köylüsüne tahsis edilmesi gerektiğini, bu alanlara başkalarının yerleştirilmesinin mümkün olmadığını açıkça ifade etmiştir.[3]

İkinci olarak bu alanlar orman köylüsünü kalkındırmak amacıyla değerlendirilirken sadece tahsis yönteminin uygulanması gerekir. 170. madde orman sınırı dışına çıkarılan alanların tahsis dışında, başka bir şekilde değerlendirilmesine izin vermemektedir. Anayasa’nın bu emredici kuralı nedeniyle yasa koyucunun, bu alanların kullanıcılarına veya başkalarına, hatta orman içi köyler halkına satılmasını veya bu amaçla devredilmesini sağlayacak bir düzenleme yapması olanaklı değildir (Anayasa Mahkemesi, 27.9.1995, E: 1995/13, K: 1995/51)[4]. Maddenin Danışma Meclisindeki görüşmelerinde Anayasa Komisyonu sözcüsü bir açıklamasında bu alanların satışı gibi bir durumu söz konusu olmadığını; maddenin, bu alanların yalnızca orman köylüsüne tahsisini düzenlediğini ifade etmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 10, Sayfa: 408-409):

“Sayın Başkanım; zaten maddemizde mülkiyetin devredilmesi diye bir şey yoktur. Orman köylülerinin yararlanmasına tahsis bahis konusudur. Bütün orman köylüleri bu tahsislerden yararlanacak şekilde imkâna kavuştuktan sonra, artan zaten Devletin hüküm ve tasarrufu altında ve mülkiyetinde olan bir arazidir. Bunu tarım reformu uygulaması suretiyle de diğer topraksız ve toprağı yetişmeyenlere, uygulama içerisinde toprak sahibi olması gereken kişilere elbette ki dağıtabilecektir.”

Dolayısıyla orman sınırı dışına çıkarılan yerler üzerinde kanun koyucunun ya da idarenin serbestçe tasarruf edebilmesi mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında orman sınırı dışına çıkarılan yerlerin devletin özel mülkiyetinde bulunduğunu söylemek oldukça zordur. Fakat bu alanların kamu malı olmadığı da açıktır. Çünkü bu alanlar zilyetlikle iktisap edilebilmektedir. Bundan dolayı orman sınırı dışına çıkarılan yerlerin mülkiyet hukuku yönünden kendine özgü bir rejime tabi olduğunu söylemek mümkündür.

[1] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 04.10.2002/24896

[2] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 28.11.2002/24950

[3] Komisyon Sözcüsü Recep Meriç bu konuda şu ifadeleri kullanmıştır (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 10, Sayfa: 407-408): “Sayın Aksoy ve Akkılıç’ın önergesinde, bu ormandan ihya edilmek veya orman sınırları dışarısına çıkarılmak suretiyle tahsisi düşünülen araziye, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlarla, orman köylüsüne tahsisi bahis konusu edilmekte ve bu üçlü bir dağıtım şekli gözetilmektedir. Aslında, maddenin, bir yukarıdaki maddeyle ilişkili olan kısmı orman köylüsünü, ormanın bütünlüğünü ve muhafazasını sağlamak bakımından, ormanın dışında kalmış, orman olarak geliştirilmesi mümkün olmayan; fakat tarımda kullanılması bilim ve fen bakımından daha yararlı, daha ekonomik olabilecek araziye sosyoekonomik yapısı çok bozuk, Devletin imkânlarından yararlanma güçlüğünde bulunan orman köylüsünü kalkındırmak maksadıyla yerleştirmeyi amaçlamaktadır.

Bu araziye eğer bunlar yerleştirilemeyecek ise, ovada bulunan tanımla uğraşan ve hayvancılıkla uğraşan bu kişilere bu arazinin verilmesini de bu maddeye sokmak; o köylünün arzulanan şekilde, maddelerin tedvin edildiği şekilde gelişmesini engelleyici bir tutum olacağı için, onu intikal ettiremedik.

Kaldı ki, Anayasaya böyle bir hüküm geçirmiş olmak, kanunlarda mutlaka onlara da hisse tanımak anlamına gelen bir hükümdür. Anayasa temel hüküm olduğuna göre, kanunlarda mutlaka onlara da bir hüküm verilecektir ve her kişi, her şahıs, her vatandaş buradan hak iddiasında bulunacak. Devlet, ola ki, ileride politik ihtimallere karşı rey baskısı altında, orman köylüsünden önce diğerine yerleştirebilir, orman köylüsünü daha kenara atabilir. Bu imkânları orman içindeki köylüyü, ormanı da korumak bakımından, bu sahalara yerleştirmek maksadıyla düzenledik.”

Milli Emlak Kitabı

[4] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 28.11.2002/ 24950

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.