Ormanlarda Süreklilik İlkesi: Devlet Ormanlarının Mülkiyetinin Devrinin Yasaklanması

Süreklilik ilkesi orman alanlarının orman olarak kalmasının sağlanması anlamına gelmektedir.

1924 Anayasası’nda bu yönde bir hüküm bulunmamasına rağmen 3116 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesi devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilebilmesine imkan tanımıştır. Söz konusu maddeye göre devlet ormanlarının devir ve temliki, bir kanun ile izin alınmış olması şartına bağlıdır.

Her ne kadar 3116 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesi devlet ormanlarının satılabileceğine dair bir hüküm ihtiva etse de 6831 sayılı Kanun döneminde bu uygulamadan vazgeçilmiştir.

1961 Anayasasından önce çıkarılan 6831 sayılı Orman Kanunu ormanların mülkiyetinin devredilebileceğine dair bir hüküm ihtiva etmediği gibi, 1961 ve 1982 Anayasaları da devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır.

Gerek 1961 Anayasası ve gerekse 1982 Anayasası getirdikleri çeşitli hükümler ile ormanlarda sürekliliği sağlamaya çalışmışlardır. Örneğin 1961 Anayasası’nın 131. maddesinde yer alan “devlet, ormanların korunması ve ormanlık sahalarının genişletilmesi için gerekli tedbirleri alır, bütün ormanların gözetimi devlete aittir”, “yanan ormanların yerine yenisi yetiştirilir”, “Devlet ormanlarının mülkiyeti, yönetimi ve işletilmesi özel kişilere devrolunamaz” hükümleri, 37. maddesinde yer alan “toprak dağıtımı ormanların küçülmesi sonucunu doğuramayacağı” hükmü, hep orman alanlarının orman olarak muhafazasına yönelik hükümlerdir (Akipek, 1977: 6).

1982 Anayasası da benzer hükümler ihtiva etmiştir. Bu Anayasa’nın 44. maddesinde topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanmasının, ormanların küçülmesi sonucunu doğuramayacağı hüküm altına alınmıştır. 169. maddede ise yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirileceği, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamayacağı belirtilmiştir. Bir diğer önemli hüküm ise devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağını düzenlemektedir.

1982 Anayasası’nın 169. maddesine göre Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez. Bundan dolayı devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilmesi ve bu alanların zamanaşımı ile mülk edinilmesi mümkün değildir.

Bu hukuk kuralının iki önemli sonucu söz konusudur. Her şeyden önce devlet ormanlarının mülkiyetini devreden her türlü işlem Anayasa’ya aykırı olacaktır. Anayasa Mahkemesi 13.6.1989 tarihli ve E: 1989/7, K: 1989/25 sayılı kararında 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 45. maddesinde yer alan “Orman sınırları içerisinde kalan veya orman dışına çıkarılan alanlarda tapulu yerlerle iskân suretiyle veya toprak tevzii yoluyla verilen yerler (işlemleri tamamlanmamış olsa dahi) başka bir şart aranmadan hak sahipleri adına tespit ve tescil edilir” hükmünü, Anayasa’nın 169. maddesine göre devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamayacağı gerekçesiyle Anayasaya aykırı bulmuştur. Yargıtay ve Danıştay kararlarında da kamu malı niteliğinde olan alanlarının özel hukuk kişilerine satışının yok hükmünde olduğu vurgulanmaktadır. Bundan dolayı bu gibi yerlerin satışı herhangi bir sonuç doğurmaz. Ancak sehven satışı yapılan ormanları, satın alan kişiden tekrar satın alan kişilerin hukuksal durumları da önemli sıkıntılar doğurmaktadır. Bu kişiler bu alanları bedel ödeyerek satın almakta, çoğu durumda üzerine ev ya da diğer çeşit yatırımlar yapmaktadırlar. Bu alanların satışından yıllar sonra, orman olduğu gerekçesiyle satışı yok saymak da önemli sıkıntılar doğurmaktadır.

İkinci olarak devlet ormanların olağan ya da olağanüstü zamanaşımı ile edinilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı devlete ait ormanlık bir yerin herhangi bir hukuksal nedene dayanılarak tapu siciline tescili o yer üzerinde özel mülkiyet hakkı yaratamaz. Zira tescilin hukuksal nedeni Anayasa’ya aykırı olur. Zaten Kadastro Kanunu’nun 18. maddesi de ormanların zamanaşımı ile iktisap edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Bundan dolayı orman niteliğinde olan bir alanın, tapu sicilinde özel hukuk kişileri adına tescili hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Bu kişilerin 4721 sayılı Kanun’un 712. madde kapsamında on yıl süreyle malik sıfatıyla, davasız ve aralıksız ve iyi niyetle (yani geçerli bir hukuksal tescil nedeni olmadığını bilmeden) zilyet olması, ona herhangi bir hak kazandırmaz. Zira, ormanlık yerlerin zamanaşımı ile mülkiyetinin kazanılmasını Anayasa’nın 169. maddesinin ikinci fıkrası yasaklamaktadır (Anayasa Mahkemesinin 28.11.1989 tarihli ve E: 1988/63, K: 1989/47 sayılı kararı).

Buna paralel olarak devlet ormanlarının olağanüstü kazandırıcı zamanaşımıyla iktisabı da mümkün değildir. Bundan dolayı tapu siciline henüz kaydedilmemiş ormanlık alanların malik sıfatıyla, davasız ve aralıksız olarak malik sıfatıyla yirmi yıl süreyle zilyetlikte bulundurulması herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Bu alanların gerek kadastro esnasında ve gerekse kadastro dışında olağanüstü kazandırıcı zamanaşımıyla kazanılması mümkün değildir. Ayrıca bu alanlarda yapılan imar ve ihya çalışmaları da herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz.

Ancak ormanlarda süreklilik ilkesine en büyük darbeyi yine anayasalarımız vurmuştur. 1961 Anayasası’nın 131. ve 1982 Anayasası’nın 169. ve 170. maddeleri orman sınırları dışına çıkarma ile ilgili hükümler ihtiva etmiştir. Bu hükümlerin ormanların sürekliliği açısından önemli bir sakınca olduğu açıktır (Velioğlu, 2008: 76).

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.